A benim güzel kızım !

Türkiye’de en sonunda bu da oldu !

Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu’na 2017-2018 döneminde tarihinde ilk defa bir türbanlı öğrenci kabul edildi.

Askerlik mesleği ve güvenliği gereği olarak bugüne dek TSK’da harp okulu öğrencileri türban ve benzeri dini simgeleri takamıyordu.

Ordudaki türban yasağı geçen şubatta yapılan kıyafet yönetmeliği düzenlemesiyle kaldırılmış, subay ve astsubaylar ile askeri öğrencilere türban serbestisi getirilmişti.

Bundan önce de Hava Harp Okulu’nun bir türbanlı öğrenci kabul edilmişti.

Kara Harp Okulunda okumuş olan emekli bir subay türbanlı öğrenciye yönelik olarak iyi niyetli, somut gerekçeli ve tatlı dilli açıklamalaranı ve tavsiyelerini içeren bir açık mektup yazdı.

İşte Kara Harp Okulu’nda okuyan ve 30 yıl orduda subaylık yapan emekli asker Hasan Akbaş’ın mektubu:

Emekli Kara subayı Hasan Akbaş

A benim güzel kızım !

Geleceğe yönelik hayallerini gerçekleştirmek niyetiyle mi yoksa belli bir projenin parçası olarak bir vitrin ürünü olmak pahasına mı bu üniformayı giymek istedin bilmiyorum ama şu anda okumaya başladığın okulda okumuş ve bu mesleği kısa bir süre (30 yıl kadar)yapmış biri olarak sana bazı şeyler söylemek istiyorum…

Herşeyden önce sadece bir meslek değil temelinde fedakarlık ve mesai mefhumu gözetmeksizin çalışmak olan ve maddi getirisi sıfıra yakın bir yaşam tarzı seçtin ve bu mesleği yaparken çok zorlanacağını ve inançlarının gereği olduğunu kabul ettiğin giyim tarzından taviz vermeden bu işi yapamayacağını üzülerek belirtmek isterim.

Bu giyim tarzına hiçbir itirazım yok istediğin gibi giyinebilir istediğin gibi yaşayabilirsin ama bu mesleği yapamazsın ya da hakkını vererek yapamazsın demek daha doğru olabilir.

Çünkü;

Üniforma, silahlı kuvvetlerin hiyerarşik düzeninin insicamını ve emir komuta zincirinin sağlıkla işlemesini sağlamak maksadıyla rütbe ve belli başlı bazı arma ve başarı brövelerin dışında hiçbir ayırım olmadan her ordu personelinin giymesi zorunlu olan bir kıyafettir.

Ve üzerinde cins, ırk aşiret, renk, inanç gibi ayrıcı, bölücü, farklılaştırıcı, ötekileştirici hiç bir belirtici işaret olamaz ,olursa düzen bozulur ordunun savaşma imkan ve kabiliyeti yok olur sen bu kıyafetinle bu insicamı bozdun.

(Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşını neden kuvayı milliye çeteleri ile değil de düzenli orduyla kazandığını düzensiz çetelerden neler çektiğini sana o okulda ayrıntısı ile anlatacaklar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın.)

O okulda sadece okul sıralarında okumayacaksın yüzlerce erkekle beraber psikolojik dayanıklılık testleri alacak aşağılanacak ağır sporlar yapacak, eğitimlere çıkacak engelli parkur geçecek, çamurun tozun içinde sürünecek ,menteş kampında dayanıklılık eğitimleri alacaksın.

Tüm bunları yaparken başındaki türban düşecek, yırtılacak; bacağın, kıçın görünecek.

Menteş de mayo (yad a haşema) giyip yüzme ve dalış eğitimleri yapacaksın. İnancın gereği bunlar sana ağır gelecek ve çok zorlanacaksın. Komutanlarının gözünün içine bakarak ve pozitif ayrımcılık talep eden bakışlar atacaksın.

Eğer sana iltimas geçilirse mesleğinin gereği olan eğitimlerin eksik alacak ve eksik bir subay olarak mezun olacak ve haketmediğin maaşı almak zorunda kalacaksın.

İltimas geçilmez ise mesleğinin gerekleri ile inancın çarpışacak ve bir tercih yapmak zorunda kalacaksın.

Bu tercih de okulu bırakmak yönünde olacak hem psikolojık olarak hemde maddi olarak yıkılacak, ailene de bu sıkıntıyı yaşatmak zorunda kalacaksın.

Sana şirin görünüp yüksek sicil almak için eşlerini kapatan, sen tayin olunca açan, kışlanınmescidine gösteriş için giden astlar göreceksin.

Ordudaki liyakat sistemini farkında olmadan (veya olarak ) bozacak ve orduyu savaşamaz duruma getireceksin (tek başıma ben mi ? deme, sistem olarak düşün ! )

Ülkenin müslüman bir ülkeyle savaşa girdiğini düşün (olmaz deme bal gibi olur !) ümmet olmayı millet olmaya tercih eden bir inancın yetiştirdiği göğsü iman dolu bir subay olarak müslüman düşman askerine kurşun sıkmakta imtinaedebilir eğer pilotsan bombaları boş araziye atabilir, müslüman müslümana kurşun atmaz diyerek silahını bırakabilir, laik bir sistemin (meclisin) verdiği müslüman ülkeye savaş kararını eleştirebilir ve vatan haini olarak yargılanabilirsin.

El netice güzel kızım;

çok iyi bir bilgisayar mühendisi, muhasebeci, öğretim görevlisi, profesör vs olabilir vatanına bu şeklide de hizmet edebilirsin ama subay olamazsın !

Belki olursun ama hep bir yanın eksik kalır.

O yüzden güzel kızım kendini mevcut siyasi ideolojinin vitrin malzemesi yapmasına müsaade etmemeni, kararını gözden geçirmeni tavsiye eder, gözlerinden öperim ….”

Emekli Kara Subay Hasan Akbaş.

Ne diyelim ?

Emekli subayımız iyi niyetli, somut gerekçeli ve tatlı dilli açıklama ve tavsiyelerinde ne kadar haklı değil mi ?

Bu belli bir inanç kesimini öne çıkaran, buram buram siyasal islam kokan ve laik cumhuriyete meydan okuyan, siyasi amaçlı ve maksatlı bir vitrin şovu değil mi ?

Askerlik mesleğinin gerekleriyle inancın gereklerinin her zaman ve her ortamda örtüşmediği ve türbanın işitme ve görme gibi duyuları kısmen engellemesi ve hareket serbestisini kısıtlaması nedeniyle hem kendisinin hem de emri altındaki askerlerin güvenliğini riske sokacağı apaçık ortada değil mi ?

TANER YILDIZ

Reklamlar

Tek kelimeyle büyüledi !

Kocamangil’li “Trio Hermias” gerçekten kocamandı !

Dün akşamüstü Stockholm’da insanın içini karartan bulanıklıkta, yağışlı, rüzgarlı, soğuk ve tipik bir İsveç güz havası vardı.

O sırada Stockholm’ün seçkin semti Karlaplan’daki Tarih Müzesi’nin (Historiskamuseet) içindeki 1600’lü yıllardan kalma barok salonun (barockhallen) bir şaheser olan boyalı ahşap yüksek tavanı ve barok süslemeli tarihi duvarları; keman, piyano ve özellikle büyülü çello tınılarıyla çınlıyordu.

Bu olağanüstü lezzetteki müzik ziyafetiyle insanın içini ısıtan, ruhunu okşayan ve hislerini kıpır kıpır kıpırtadan, hüzün, coşku ve sevinci birada harmanlayıp duyumsatan “Trio Hermias” sanki yanlarında sımsıcak bir Türkiye havasını da getirmişlerdi.

Klasik müzik üçlüsü “Trio Hermias” oda müziği grubu; keman da Mehmet Yasemin, piyano da Eren Aydoğan ve çello da Nil Kocamangil adlı üç değerli klasik müzik sanatçımızdan oluşuyordu.

1989’da İstanbul’da doğan, çello çalmaya 9 yaşında başlayan, ilk konserine 15 yaşındayken çıkan, Avrupa’nın dört bir yanında konserler veren, ünlü klasik konser mekanlarında ve festivallerinde performans sergileyen, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birçok ödül alan ve en önde gelen Türk çelistlerinden birisi olan, hem solist hem de oda müziği çalan Nil Kocamangil’in kusursuz bir çello virtüözü olduğuna biz de tanık olduk.

Genç yaşında ustalaşan viyolonsel sanatçımız Nil Kocamangil, güçlü ve yoğun virtüözüyle her notasını adete vücudunun her zerresinde hissederek viyolonselinden çıkardığı o yumuşak ve sihirli tınıları, her defasında olağanüstü etkileyicilikteki yüz ifadeleriyle kendinden geçercesine doğaçlama yansıtarak hepimizi birden büyüledi.

Yanıbaşımda oturan yaşlı İsveçli çift sanatçımıza hayran kaldıklarını ve sanki bir Ingmar Bergman klasiği filminden büyüleyici bir sahne izledikleri hissine kapıldıklarını belirterek “-bu harika virtüöz kız Türk mü ?” diye sordu bana !

Sergey Rahmaninov, Robert Schumann, MauriceRavel, Mesruh Savaş ve Anton Arensky’nin klasiklerini çıt çıkarmadan dinledik.

1 saatten fazla süren konser bitiminde hep birlikte “Trio Hermias’ı uzun uzun ayakta alkışladık.

Ne diyelim ?

Konser bitiminde Nil Kocamangil ile tanışıp, ona hayranlığımızı ifade ederek, içtenlikle tebrik ettik.

Ayaküstü sohbetimize katılan bu güzel etkinliğin ev sahibi büyükelçimiz Kaya Türkmen’i de yanımıza alarak bir de “konser hatırası” fotoğrafı çektirdik.

Bu etkinlikte emeği geçen başta Deniz ve Hatice hanımlar olmak üzere herkeseteşekkür ediyorum..

TANER YILDIZ

Türkiye kökenli Alman milletvekili rekoru

Erdoğan’ı dinlemediler, Milletvekili seçildiler !

14 milletvekilinden 10’u kadın !

6’sı Sosyal Demokrat

5’i Yeşiller

3’ü Sol Parti

Daha önce sayıları 11 olan 14 Türkiye kökenli milletvekilinin tamamı da solcu partilerden seçildi.

Sağcı ve liberal Alman partilerinden tek bir Türkiye kökenli milletvekili bile seçilemedi.

İşte Türkiye kökenli Alman milletvekili listesi:

SOSYAL DEMOKRAT PARTİ (SPD) (6 mv)

Aydan Özoğuz (50 yaşında)

Cansel Kızıltepe (42)

Gülistan Yüksel (55)

Elvan Korkmaz (32)

Metin Hakverdi (48)

Mahmut Özdemir (30)

YEŞİLLER

Cem Özdemir (52)

Ekin Deligöz (46)

Canan Bayram (51)

Filiz Polat (39)

Danyal Bayaz (34)

SOL PARTİ

Sevim Dağdelen (42)

Evrim Sommer (46)

Gökay Akbulut (35)

Türkiye kökenli milletvekilleri, Kuzey Ren Vestfalya, Berlin, Baden Württemberg, Bavyera, Aşağı Saksonya ve Hamburg’dan olmak üzere altı ayrı eyaletten seçildiler.

Bir önceki mecliste bulunan Yeşiller’den Özcan Mutlu seçilemediği için meclis dışında kaldı.

Almanya’nın ilk Türk asıllı bakanı olarak önceki hükümette Uyum Bakanlığı yapan Sosyal Demokrat Aydan Özoğuz Neo Nazi ve ırkçı Alman partisi AfD tarafından tehdit edilip, hakarete uğramıştı.Erdoğan’ın işaret ettiği ve 1 yıl önce kurulan AKP yandaşı Almanya Demokratlar Birliği ADD sadece 41 bin oy aldığı için Alman Meclisi’ne herhangi bir siyasal İslamcı ve türbanlı milletvekili giremedi.Ne diyelim ?

İçlerinde Türk, Kürt ve Çerkez asıllılar olan 10’u modern kadın, 14 milletvekilimizin her birini teker teker tebrik ediyor, hem Almanya’ya hem de Almanya’daki gurbetçilerimize yönelik çalışmalarında başarılar diliyorum…

TANER YILDIZ

Almanya seçiminde ırkçılar kazandı, Türkler kaybetti !

Almanlar “titreyip” kendine döndü

Almanya’da ırkçılık seçimle meşrulaştı.

Al sana gerçek Nazi Erdoğan !

Erdoğan’ın Almanya seçimine açıktan müdahalesi ve Almanya’ya ağır suçlamaları dün yapılan seçimde Irkçı partiyi rekor oyla Meclise taşıdı.

Erdoğan’ın Suriyelileri “otobüse bindirip gönderme” tehdidini ciddiye alan Almanlar ırkçı partiyi Meclise üçüncü parti olarak sokarak, sığınmacı sorununa kökten çözüm getirdi.

İyi kötü Türklerin çifte vatandaşlık ve Türkçe dersler gibi hakkını savunan Sosyal demokrat parti SPD % 5,1 oy kaybetti ve hükümetten düştü.

Seçimde birinci parti çıkmasına rağmen en büyük oy kaybını % 9 la Hristiyan Demokrat Birlikçiler CDU -CSU yaşadı.

Nazi kökenli aşırı sağcı-ırkçı Parti AfD (Almanya için Alternatif) % 13,3 le üçüncü parti olarak Alman meclisine girdi.

İşte seçim sonuçları:

Hristiyan demokratlar CDU: % 32,9

Sosyal demokratlar SPD: % 20,2

Aşırı sağcı – Irkçı Afd: % 13,3

Liberal demokratlar FDP: % 10,5

Yeşiller: % 9,3

Sol parti Die Linke: % 9

Erdoğan yandaşı Türk partisi binde 1 oy aldı !

Erdoğan’ın işaret ettiği ve “Onlara oy verelim, büyütelim” dediği ve afişlerinde ve otomobillerin deki Erdoğan resimleriyle oy isteyen Türk partisi AD-Demokraten seçime sadece 900 bin Türkiye kökenlinin yaşadığı NRW eyaletinde katıldı ve toplam 41 bin oy alarak seçim çevrelerine göre oy oranı % 0,1 (binde 1) ile 0,5 (binde 5) arasında değişti.

Bazı Türk seçmenlerin de oy pusulalarına ” Erdoğan” ve “Galatasaray” yazdıkları görüldü.

Gurbetçilerin çoğunun Erdoğan’ın sözünü dinlemediği ve her zamanki gibi oylarını kendi partilerine verdiği belirtildi.

Başbakanın yine ve 4. kez Merkel’in olacağı koalisyon hükümetinin ortaklarının Liberal demokratlar ve Yeşiller olacağı ve Yeşiller sözcüsü Cem Özdemir’in belki dışişleri bakanlığına getirileceği sanılıyor.

Ne diyelim ?

Almanlar “titreyip” kendine dönüyor !

İşte şimdi Almanya’daki gurbetçilerin geleceğini gerçekten ve cidden büyük tehlikeler ve zorluklar bekliyor.

Almanya’daki 3 milyon gurbetçiyle Türkiye’deki 3 Milyon Suriyeli sığınmacının değiş tokuş yapılması düşünülmesin sakın !!!

TANER YILDIZ

Fatsalı Yeşim Babasıyla Cennette Buluştu….

Hayrullah Cetir vefat etti..

Dünyanın en vefakar, en fedakar, en cefakar, en sabırlı ve en dayanıklı babası işçi emeklisi Hayrullah Çetir 6 yıl boyunca günden güne gözlerinin önünde eriyen ve hileli ameliyatlara kurban seçilen talihsiz kızı Yeşim’in başından 6 dakika bile ayrılmamıştı.

Yeşim önce İsveç’te sonra da Amerika’da son nefesine kadar bu evliya sabrı ve metanetine sahip babasının yardımıyla ve insanüstü çabasıyla uzunca bir süre hayata çırpınarak tutunmuş ama sonunda ölüme yenik düşmüştü.

Bir insanın dayanmasının imkansız olduğu acıları ve sıkıntıları kızıyla birlikte gün be gün çeken ve bir süredir hastalık tedavisi gören Hayrullah Çetir, kadersiz kızının hasretine daha fazla dayanamadı ve cennetteki Yeşim’ine kavuşmak için dün dünyaya gözlerini kapadı.

Ne diyelim ?

Ailesinin acısını paylaşıyor, başsağlığı diliyorum.

İsveç’teki çok meşakkatli, çok hileli ve çok uzun süreli tedavi sırasında birlikte çektikleri azaba az çok şahit olmama dayanarak, Yeşim kızımızın ve fedakar babasının, aynı melekler gibi Cenneti hakettiklerine inanıyorum

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun diyorum…

TANER YILDIZ

Yeşim’in öyküsü ve hileli tedavisi hakkında daha önce yazdığım iki ayrı geniş blog yazımı okumak isterseniz lütfen aşağıdaki linklere tıklayınız:

https://taneryildizblogg.wordpress.com/2016/02/13/uckagitci-italyan-cerrah-yesimi-kobay-yapmis/

https://taneryildizblogg.wordpress.com/2016/09/12/yesim-adalet-istiyor/

Güz yüzü gören yaz çiçeklerimiz !

DİRİLTİLMİŞ SOLMAZ ÇİÇEKLER 🌺 !

Bu saksı çiçeklerimizi bundan tam 3 ay önce “midsommar”da Haziran ortasında dikmiştik. Dikildiklerinde hepsi de ağır yaralı ve hasarlıydı.

<Hepsi de aynı saksıyı, aynı toprağı, aynı suyu ve aynı havayı “eşitçe” paylaşıp, yine eşit sevgiyle, şefkatle ve özenle bakılıp beslenince birbirleriyle “kardeşçe” dayanışarak hayata tutundular ve birkaç hafta sonra da üretime geçip, çiçek çiçek çiçeklendiler.

< Ölmek üzereyken bizim sayemizde diriltildikleri için yaşama bizim evde bir başka bağlanıp sevdiler !

Sanki bir daha ölmemek için direndiler ve hala direniyorlar.

<Her gün ve sürekli taze taze çiçek açtılar ve hala açıyorlar. Hiç bir gün üretimsiz, çiçeksiz ve arı ziyaretsiz kalmadılar !

<Güz çiçekleri bile solmaya başlamasına rağmen bizim “Yaz Çiçekleri” hala canlı canlılar ve çiçek çiçek çiçekliler !

Ne diyelim ?< em>Daha önce sizlere iki kez “yaşama tutunuş” hikayelerini anlatıp bol bol fotoğraflarını paylaştığım “Yaz çiçeklerimizin” bu taptaze fotoğraflarını bugün piyangodançıkan yaz havasında çektim.< img src=”https://taneryildizblogg.files.wordpress.com/2017/09/img_2943.jpg&#8221; height=”2767″ class=”wp-image-6860″ width=”2448″><Bizim bu çiçeklerimiz bizlere yaşamın; aynı dünyada ve aynı toprakta birbirinin farklılıklarını hoşgörmek ve birbirini sevmekle, eşitçe ve kardeşçe dayanışma içinde üretmekle ve zorluklara, haksızlıklara direnmekle bir anlam kazandığını ve bunun mümkün olduğunu ispatladılar.< img src=”https://taneryildizblogg.files.wordpress.com/2017/09/img_2926.jpg&#8221; height=”3264″ class=”wp-image-6861″ width=”2448″><Yaşamanın ne kadar değerli ve vazgeçilmez olduğunu dirençli yaşamlarıyla bize gösteren bu “direnişçi” çiçeklerimize bakıp, şu dersi çıkartsak olmaz mı ? :-Tüm insanlar farklı renkleri, görünümleri ve kokularıyla “kardeşçe” bir araya geldiklerinde, bakmasını bilen gözlere, “bakmaya doyamayacakları” kocaman ve rengarenk bir çiçek bahçesi oluştururlar !

<İşte solmayan çiçek ve solmayan GERÇEK budur !

Hepinizin güz yüzü gören bizim bu kahraman yaz çiçekleri gibi yaşama sımsıkı bağlanmanız ve zorluklara, haksızlıklara yılmadan direnmeniz dileğiyle….

ANER YILDIZ

Güz yüzü gören yaz çiçeklerimiz :

İsveç 2018 bütçesinden kimler kazançlı çıkacak ?

Yeni bütçede kimin payına ne düşüyor ?

İsveç hükümeti halkına gelecek yıl dağıtacağı pastayı şimdiden hazırlayıp, Meclis vitrinine koydu !

İsveç’in sosyal demokrat azınlık hükümeti 2018 yılı bütçesini 20 Eylül’de Meclise sundu.

Sol parti’nin desteğiyle sosyal adalet gözetilerek hazırlanan bütçeden en kazançlı çıkanlar emekliler ve dargelirliler oldu.

2018 yılı bütçesi bir dizi vergi indirimlerini ve bazı kesimlere yardım artışlarını içeriyor.

Bütçeden en kral payı İsveç kralı aldı !

İşte yeni bütçenin önümüzdeki yıl getirdikleri ve cüzdanınıza etkileri:

Sosyal demokrat maliye bakanı Magdalena Andersson

YAŞ EMEKLİLERİNE

Vergi indirimi yapıldı.

Emekli aylıklarından gelecek yıl daha az vergi kesilecek.

Böylece yaş emeklisi (ålderspension, garantipension) olan örneğin 17.000 kron emekli aylığı alan birisinin eline ayda 400 krondan biraz fazla ya da yılda yaklaşık 5.000 kron para geçecek.

1,5 milyon emekliye 4,5 milyar kronluk pasta dağıtılacak !

Konut ek yardımı yükselecek:

Yardım tavanı 600 kr artırıldı.

Böylece son 10 yıldır hiç artırılmayıp aynı tutarda tutulan ve sadece emeklilere verilen konut ek yardımı (bostadstillägg) tavanı 600 kron yükseltilerek, ayda 5.600 krona çıkacak.

Bu durumda aylık 17.000 kron emekli aylığı alan birisinin cüzdanına; tavanı yükseltilen Konut Ek Yardımı ile birlikte ayda 1.000 krona yakın fazladan para girecek !

Yurtdışındaki emekliler fazla vergi ödeyecek:

Vergi oranı yükseltildi.

Yurtdışında yaşayan ama emekli aylığını İsveç’ten alanlar ise zararlı çıkacak.

Yurtdışında yaşayan İsveç emeklilerinden yüzde 5 oranında daha fazla vergi kesilecek. Şimdi % 20 olan vergi oranı % 25’e yükseltilecek.

Bu vergi artışından İsveç’ten yurtdışına taşınmış 151.970 emekli olumsuz etkilenecek.

HASTALIK EMEKLİLERİNE

Vergi indirimi getirildi.

Hastalık emeklisi aylığı (sjukersättning, aktivitetsersättning) alanlardan birazcık daha düşük vergi kesilecek.

Böylece azami hastalık emeklisi aylığı alan birinin eline yılda 2.483kron daha fazla para geçecek.

ÇALIŞANLARA

Vergi düşürümü avantajı

Sağcı İttifak hükümeti döneminde kaldırılan “sendika aidatını vergiden düşme” uygulaması tekrar yürürlüğe konulacak.

Aidatı vergiden düşme avantajından yaklaşık 3 milyon ücretli çalışanı, 2,2 milyar kronluk bu vergi kıyağından yararlanacak.

İŞSİZLERE

1 gün ektra işsizlik parası

İşsiz kalan birinin ödencesini alabilmek için önce para almadan geçirmek zorunda olduğu 7 günlük karantina süresi bir gün eksiltilerek 6 güne düşürüldü.

Böylece işsizler artık 1 gün erken sürede işsizlik parası alacak.

ÇOCUKLU AİLELERE

Çocuk parasına zam yapıldı:

Çocuk parasına gelecek yıl 1 Mart’tan itibaren 200 kron artış yapılacak.

Böylece 11 yıldır hiç artış yapılmayan ve şimdi ayda 1.050 kron olan çocuk başına yardım parası ayda 1.250 krona çıkarılacak.

Çocuk nafakasına zam yapıldı:

Şimdi yaşına bakılmaksızın ayda en yüksek 1.573 kron olan çocuk nafakası (underhållsstöd); 11-14 yaşında olanlar için ayda 150 kron ve 15-18 yaşında olanlar için de 350 kron artacak.

Çocuklara ulaşım bedava olacak:

Okul yaşındaki çocuk ve gençler yaz tatilinde ulaşım araçlarıyla bedavaya yolculuk yapacak ! Devlet çocuklara bedava ulaşım için belediyelere 350 milyon kron verecek.

ÖĞRENCİLERE

Öğrenim bursu zammı

Gelecek yıl 1 Temmuz’dan itibaren öğrencilere yapılan eğitim yardımı (studiestöd) ayda 300 kron artırılacak.

Böylece son 11 yıldır hiç artış yapılmayan geri ödemesiz eğitim yardımı, geri ödemeli olarak alınabilen kredisiyle (studielån) birlikte tüm gün öğrenimde aylık toplamı 11.314 kron olacak.

Bu burs artışından toplam 475 bin öğrenci yararlanacak.

Ehliyet için öğrenim kredisi verilecek:

Gelecek yıl 1 Eylül’den itibaren uzun süredir işsiz ve ehliyetsiz olanlar ehliyet alabilmek için isterlerse devletten öğrenci kredisi çekebilecek.

iSVEÇ KRALINA

Geçim yardımına 2 milyonluk zam yapıldı.

Bütçeden en kral payı kral aldı.

Kral’ın evini geçindirmesi için devlet bütçesinden yapılan yıllık “sosyal yardım” a (apanage) 2,2 milyon kron zam yapılacak.

Böylece İsveç’in en zenginlerinden olan Kral kendini ve kalabalık ailesini geçindirebilmek için devletten gelecek yıl 139 milyon, 2019’da 141 milyon ve 2020’de 147 milyon kron geçim yardımı alacak.

TRAFİK VE YOLCULARA

Elektrikli bisiklet ve mopet desteği:

Otomobile binenleri otomobili bırakıp çevre dostu araçlara özendirmek için elektrikle çalışan bisiklet ve mopetlerin satın alma değerlerinin 10.000 krona kadar olan bölümüne %25 oranında devlet desteği verilecek.

Çevre dostu otomobil desteği:

Petrolle çalıştığı için çevreyi kirleten araçlardan çevre dostu araçlara geçişi özendirmek için sıfır gaz salınımlı olan ve elektrikle çalışan yeni otomobil alanlara (elbilar) 60.000 kronluk bonus yardımı verilecek.

Böylece şimdiki 40.000 kronluk “süper çevreci otomobil” primine son verilecek.

Hizmete özel otomobil kullanmak pahalanacak:

Giderleri işverence karşılanan ve işte kullanılan hizmete özel otomobilin (tjänstebil) kullanım değeri (förmånsvärde) yükselecek.

Normal bir dizel araçta vergiye tabi bu kullanım değeri yılda 3.900 kron artacak.

Yeni çevre vergisi gelecek:

Yüksek koldioksit gaz salınımı olan yeni otomobillere ilk 3 yıl daha yüksek vergi ödenecek.

Örneğin yeni bir Volvo V90 satın alan birisi her yıl 5.000 kron fazladan devlete çevre vergisi ödeyecek !

Uçakla yolculuk pahalanacak:

Uçuş vergisi konulacak

Yurtiçi uçuşa 60 kr yurtdışı uçuşa 240 kr ve uzun mesafe uçuşa 400 kron yeni vergi gelecek.

İŞÇİ ÇALIŞTIRANA

İşe alma desteği geldi.

İşyerinde ilk defa bir işçi işe alıp çalıştıran işverenlere 1,8 milyar kron tutarında istihdam desteği yapılacak.

İstihdam destek çeşitleri (anställningsstöd) hem azaltılacak hem de basitleştirilecek.

Sosyal demokrat milletvekilimiz Sultan Kayhan.

Ne diyelim ?

İsveç sosyal demokratları, bütçe aracılığıyla ülkenin zenginliklerini, hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan ve torpil yapmadan topladığı vergileri ve yüklerini mümkün olduğunca eşitce ve ince ince halkı arasında paylaştırarakülkede sosyal adaleti ve sosyal barışı sağlıyor.

Pastadan herkes payını alıyor ve hiç kimse aç ve açıkta kalmıyor.

2018 yılı bütçesi herkese ve özellikle dargelirli göçmenailelerine hayırlı ve uğurlu olsun !

TANER YILDIZ

BARIŞ, BARIŞ İLLA Kİ BARIŞ !

Bugün Dünya Barış Günü !

” Sevgi varken nefret niye?

Barış varken savaş niye?

Kardeşlik varken didişmek niye?

Dostluk varken düşmanlık niye?

Hoşgörü varken bağnazlık niye?

Özgürlük varken tutsaklık niye?

Adalet varken haksızlık niye…? “

Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli

Ne diyelim ?

Erenler ereni Hünkar ne güzel söylemiş !

Ulu Hünkar’ımızın öğüdü ışığında tüm insanlar için savaşsız, kavgasız, şiddetsiz, nefretsiz, sömürüsüz bir dünya ve barış, anlayış, hoşgörü, sevgi, eşitlik ve dayanışma içinde bir yaşam diliyorum..

Kutlu olsun !

TANER YILDIZ

Sosyal demokratlar çocukları çok seviyor !

İsveç sosyal demokratları aylık çocuk parasına 200 kr zam yaptılar

10 çocuklu bir aile ayda 21.740 kron çocuk parası alacak. Hem de vergisiz !

Sosyal demokratlar bir kez daha sözünü tuttu ve çocuk parasına aylık 200 kron zam yaptı.

Hem de 2014 seçiminde söz verdiği 100 kronluk artışı iki misline çıkartarak !

İsveç’in Sosyal demokrat hükümeti daha önce de iki ve daha çok çocuğu olanlara verilen “fazla çocuk parası”na zam yapmıştı.

8 yıllık Sağcı ittifak hükümeti döneminde tek kuruş artırılmayan ve son 11 yıldır aynı tutarda (1.050 kr) olan çocuk parası zammı 6 ay sonra 2018 mart ayından itibaren ödenecek.

Böylece maaştan önceki haftada hesaba yatırılan ve vergiden muaf olan bu zamlı çocuk paraları dar gelirli çocuklu ailere ve özellikle çok çocuklu göçmen ailelere çok hora geçecek.

Sosyal demokrat milletvekilimiz Sultan Kayhan.

Kaç çocuklu aile ayda kaç kron çocuk parası alacak ?

1 çocuk – 1.250 kr

2 çocuk – 2.650 kr

3 çocuk – 4.480 kr

4 çocuk – 6.740 kr

5 çocuk – 9.240 kr

6 çocuk – 11.740 kr

7 çocuk – 13.240 kr

8 çocuk – 16.740 kr

9 çocuk – 19.240 kr

10 çocuk – 21.740 kr !

Ne diyelim ?

9 ya da 10 çocuklu bir göçmen ailesi yaşadı !

Kendisi de Göteborg’un göçmen yoğunluklu yoksul ve sosyal sorunlu semti Bergsjö’de evlerini tek başına geçindiren annesi ve tek kardeşiyle zorluklar içinde büyüyen ve çocuklu dargelirli ailelerin çektiği sıkıntıları çok iyi bilen Sosyal işler bakanı Annika Strandhäll’e teşekkür ediyoruz !

Çocuklarını, emeklilerini, göçmenlerini ve dargelirlilerini düşünen e seven Sosyal demokratlara, sağolasınız diyoruz.

Allah sizin sosyal demokrat hükümetinizi başımızdan hiç eksik etmesin başbakanımız Stefan, Maliye bakanımız Maggan ve sevgili Milletvekilimiz Sultan !!!

TANER YILDIZ

İstifa eden Şafak Pavey’in unutulmayan konuşması !

CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey milletvekilliğinden dün “sağlık sorunları nedeniyle çalışmalara katılamadığını, bunu da etik bulmadığını” belirterek istifa etti.

Şafak Pavey’in birkaç yıl önce olağanüstü bir performansla ve içtenlikli bir ses tonuyla tane tane ve üstüne basa basa yaptığı, AKP’lileri dürüst olmaya, etik davranmaya ve çifte standartlılıktan uzak durmaya çağırdığı Meclis konuşması halktan büyük ilgi görmüş, bu konuşmasıyla meclisi resmen sallamış, salondaki AKP’lileri çıldırtıp saçını başını yoldurtmuştu !

Türk halkının vicdanını vicdanında duyan ve CHP’nin genç bir parlak milletvekili olan Pavey, türban ve özgürlükler konusunda Cumhuriyetin çağdaş kazanımlarını vurgulayan ve değerlerine göndermede bulunan ve protez bacağıyla dimdik ayakta Meclis kürsüsünden yaptığı bu tarihi konuşmayla Genel Kurul salonu alkışlarla yıkılmış ve AKP milletvekillerinin feleğini şaşırtıp, sıraları yumruklattırmıştı!

İşte Şafak Pavey’in gericileri, yobazları ve Atatürk’ün işaret ettiği çağdaşlığa düşman olanları çıldırtan ve halkın hafızasına kazınan kelimesi kelimesine o tarihi konuşması:

Şafak Pavey CHP adına Meclis kürsüsünde konuşmasını yapıyor.

“Sayın Başkan,

Değerli Milletvekilleri,
Size bu konuşmayı; her şeyin yasak olduğu genel kurulda yapıyorum….

Ortalama yaşın 50 olduğu bir mecliste su içmenin dahi yasak olduğu bir genel kurulda çalışıyoruz

Yaşlı haklarının, hasta haklarının bile düşünülmediği bir genel kuruldan söz ediyorum..

Turist olarak bile gitmediğinizcoğrafyalarda, Afganistan’da, Yemen’de, İran’da, yıllarca türban kullanmaya mecbur edilmiş biri olarak yapıyorum.

Mecliste pantolon giymesi, bir erkek vekil tarafından engellenmiş, bir kadın vekil olarak yapıyorum. Olmayan bacağı, erkekler tarafından siyaset sohbetine dönüştürülen biri olarak yapıyorum.

Ve artık AKP nin başı açık vitrin vekillerinin; emanet oyları, gerçek sahibelerine geri verme zamanının gelip çattığını düşünüyorum. AKP’ yi iktidara taşımış asıl kadınlarının meclis koltuklarını almalarının hakları olduğuna inanıyorum.

Elbette ülkemde sekülerizmin geleceği ile ilgili muazzam endişelerim var. Ama kaygım türbanla, kırmızı ruj arasına sıkıştırılmış semboller değildir.

Demokrasi paketinde aynı ideolojiyi paylaşan erkek polis doğal karşılanırken; türbanlı kadın polise yasak gelmesine çok şaşırmıştım.

Daha vahim bir cinsiyet ayrımcılığı olabilir mi?

Ben polisin başındaki türbandan değil, bana vaat ettiği şiddet geleceğinden korkarım.

Mecliste, Cem evi açmak için Diyanetten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum.

Yani bir inancın ibadet hakkını diğer inancın iznine bağlayan anlayıştan korkuyorum.

Hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum.

Kadın özgürlüklerinden asla korkmam.

Söylemek isterim ki; Özgür bir hayat çok yavaş kurulur ama çok hızlı yıkılır.

Tam da bu nedenle, çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla, Çamlıca parkının kuytularında, sevgilisiyle öpüşen genç kıza, özgürlüğünü Mustafa Kemal’e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Türbanla özgürlük ilişkisi bıçak sırtı gibidir. Bir yandan inanç özgürlüğünü temsil eder, öte yandan inanç baskısını..

Birçok kadın inanarak örtünürken, birçok kız kendilerini kontrol eden aile güçleri tarafından zorla kapatılırlar.

Clinton, 2007 de “Kadın değişirse, gelecekte değişir, ”demişti. Hatta Emine Erdoğan o kadar beğenmiş olmalı ki; geçenlerde konuşmasında kullandı.

Sosyal özgürlük alanlarımız, geleceğimizden çalınarak, birer birer imha ediliyor.

Beş yaşında örtülen, on beş yaşındaevlendirilen kızlarımıza bakalım.

Geleceğimiz gerçekten kadınlarımızın hali üstünden, berbat bir şekilde değişiyor.

Biz kültür olarak hiç önemsemeyiz ama her özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluktur…

Türbanlı kadın vekillerden beklentim büyük; Mesela, ülkemin neden, kadın hakları konusunda dünyanın yüz yirmincisi olduğunu anlatmalarını bekliyorum.

Neden, 57 İslam ülkesindeki toplam kadın hakları ortalamasının, tek başına Birleşmiş Milletlerde bile yeralamayan Tayvan seviyesine erişemediğini açıklamalarını bekliyorum.

Bundan böyle; mini etek giydiği için işten atılan, sol kulağı küpeli olduğu için dövülen, dekoltesi bakanın hoşuna gitmediği için linç edilen, oruç tutmadığı için öldürülen, Hıristiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerin güvenlikleri, herkesten çok bu kadın vekillere emanettir.

Artık, türbanı bir insan hakları ihlalinden, bir insan hakları kazanımına dönüştürmek, onların sorumluluğudur..

İnanç özgürlüğünün en büyük güvencesi, geleceğimizi dini rehberlikle kontrol etmek değil, kusursuz bir sekülerizmdir.

Ne demek istediğimi,

Seküler Norveç’te doğup, ülkemde vekil olanlar anlayacaktır.

Umarım ortak geleceğimize inanıyorlarsa hukuk ve sekülerizmin neden elzem olduğunu taraftarlarına anlatırlar.

Lütfen hatırlayın, Ortadoğu da bizim seküler toplumumuz tek taş pırlanta gibi ışıldıyordu..

Oldukça merak etiğim bir ayrıntı var.

İnanç gösteri için kullanılabilir mi?

Büyük bir ruh temizliğinden doğan muhteşem bir tevazu ile yaşanması emredilmiyor mu?

Buraya gelmeden önce, türbanlı vekillerimizin konuşmalarını taradım. Başkalarının özgürlüklerine dair tek bir kelime kullandıklarına rastlayamadım.

Kendi inanç özgürlüklerine gösterdikleri hassasiyeti, Ruhban Okulu, azınlık okulları, cem evleri, bir inanç biçimin mundar olarak ilan edilmesi gibi sorunlu inanç alanlarında göremedim.

Mesela bilimin özgürlüğünü kelepçeleyen YÖK hakkındaki fikirlerini de bilmiyorum.

Ama şu hakareti bütün haberlerde duydum: “Başımı açarak, bir daha kirlenmeyeceğim.”

Bu durumda başı açık olanlar kirlenmişler midir?

İnanç üstünden öbürünü kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir?

Görülüyor ki bir arada yaşama efsanemiz çökmüş..

Kibirden küfelik olmuşsanız, size benzemeyenin çığlığını nasıl duyacaksınız?

Bir taraf, bir arada yaşamanın yolunu ararken; öbürü sindirmek, dönüştürmek, özgürlüklerini birer birer yok etmek istiyorsa; Bizi yok ettiğinizde; gelecek olimpiyat tanıtımına kimi koyacaksınız?

Biz Sivas’ta yakılan, Gezi de vurulan, evlerine işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız.

Ama her nasılsa kronik mağdur sizsiniz..

Azınlığın çoğunluğu ezmesi sürdürülemez. Ama çoğunluğun azınlığı ezmesi sürdürülebilirdir.

Gerçekten bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklemekten kaçınmaya niyetliyseniz; adaletle öç almak arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmelisiniz.

Türkiye Cumhuriyetinin gelmiş geçmiş en otoriter hükümeti nasıl oldu da, birkaç dakikasını almayacak olan iç tüzük değişikliğini yapmadı.

Acaba planladığı gösterinin kavgaya dönüşmesini hayal ederek kazanacağı politik kar mı cazip geldi?

Bunu bilemiyorum ama bir kanun yapıcı olarak ben iç tüzük değişmeden asla pantolon giymeyeceğim.

Bizden çatışma bekleyenler için altını çiziyorum: Biz çatışmıyoruz, var olmak için direniyoruz.

Tarihe dönüp bakarsanız hepimizi neyin beklediğini göreceksiniz.

Kendi yarattığınız radikal canavarın sizi de teslimalmasını; sadece bizim var olma mücadelemiz önleyebilir.

Bundan sonrasını arif olanlara bırakıyorum.. ”

Ne diyelim ?

O, Cumhuriyet Halk partisine çok ama çok yakışıyordu.

Şafak Pavey kolsuz ve bacaksız bedenine rağmen bilgisiyle, görgüsüyle, kültürüyle, nezaketiyle, yüreğiyle, soyluluğuyla, namusluluğuyla, korkusuzluğuyla, sıcaklığıyla, soğukkanlılığıyla, arı ve dupduru güzelliğiyle; modern Türkiye Cumhuriyeti’nin bir aynası, halkının hassas vicdanı ve çağdaş Türk kadının parlak bir temsilcisidir.

Umarım sağlığına kavuşsun ve özellikle CHP’de yolu açık olsun….

TANER YILDIZ

Bu ayıp bizim, bu utanç bizim !

Bölücü teröristler mezarlıkta yaşlı bir ölüye saldırdılar.

Bu ırkçı bölücü teröristler hemen ilk aklınıza geliverdiği gibi KÜRT ve Alevi değiller !

Bu ırkçı bölücü teröristler Türkiye düşmanı, insanlık düşmanı sözde TÜRK ve Sünniler !

Hatun Tuğluk’un gömülüp tekrar çıkarıldığı Ankara’daki mezarı.

Yer: Ankara İncek Mezarlığı…

Hapiste olan HDP eski milletvekili Aysel Tuğluk’un yaşlı ve hasta annesi Hatun Tuğluk dünyaya gözlerini bir Kürt alevisi olarak açmış.

Her karış toprağının herkese ait olduğuna inandığı ve çok acılar görüp yaşadığı bu topraklarda 78 yıl yaşamış.

Çarşamba günü Hakka yürümüş.

Batıkent’teki evlerinde hasta yatarken  “- Beni buraya, evimin yakınına gömün” diye vasiyet etmiş.

Belli ki Ankara‘nın toprağını da Dersim toprağı gibi altında “huzur içinde yatacağı” kendisine ait bir vatan toprağı bellemiş.

Belki de görüp yaşadığı acılara rağmen içinden öyle olmasını geçirmiş, öyle olsun istemiş.

Belki de Hatun ana bu birleştirici ve anlam yüklü vasiyetiyle Ankara’daki mezarının; Türkiye’nin bölünmesini kabul etmediğinin, bu vatan toprağının üstünde “kardeşçe” yaşamamızı ve öldüğümüzde altında “koyun koyuna huzur içinde” yatmamızı arzuladığının bir nişanesi, bir sembolü olsun istemiş.

Ailesi Hatun ananın vasiyetini yerine getirmek için o mezarlığa gitmiş.

Irkçılıktan ve nefretten gözü dönmüş bir grup sözde Türk, defin sırasında mezarlığı basıp “-Onu buraya gömdürmeyiz, gömerseniz de çıkarıp parçalarız” diye acılı insanları tehdit etmiş.

Cenazedekileri taşlayıp mezarı tahrip etmiş. Tüm bunlar olurken de söylenenlere göre polis sadece seyretmiş.

Hatun Tuğluk’un hapishanedeki eski milletvekili kızı Aysel Tuğluk’un.

Ailesi de “ölülerinin” mezarından çıkarılıp ırkçılarca parçalanarak “tekrar öldürülmesini” engellemek için çareyi; gömdükleri ölülerini mezarından çıkarıp, Hatun anayı doğduğu acılı ana toprağı Tunceli (Dersim) nin bağrına gömmekte bulmuş.

Ne diyelim ?

İşte Türkiye şimdi gerçekten ve yürekten bölündü !

Türkiye’ye ve halkına bundan daha büyük bir ihanet ve hakaret yapılamazdı.

Türkiye’de şimdiye kadar böylesine alçak bir terör saldırısı yaşanmamıştı.

Ölüye ve cenazeye saygı bu toprakların en kadim geleneği ve töresi değil mi ?

Utançtan yüzümüzü kızartan bu ırkçı saldırıyı lanetliyorum.

Ailesinin acısını paylaşıyor, başsağlığı diliyorum.

Hatun ananın devri daim olsun diyorum.

TANER YILDIZ

İsveç hükümeti emeklilerini seviyor !

Sosyaldemokratlar emeklilere verdikleri sözlerini fazlasıyla tuttular.

Sosyal demokratlar sözünün eri çıktı !

“- Bugünkü ortak refahımızı borçlu olduğumuz emeklilerimiz daha fazlasını hak ediyorlar ! Bizim yaptığımız şey nesiller arası adaletin sağlanmasıdır.”

Başbakan Stefan Lövfen.

Bunu diyen ve sözünün eri çıkan adam İsveç başbakanı Stefan Lövfen !

“-Bu haksız vergi dilimini kaldıracağız sözümüzü tuttuk. Hem iki misline çıkardık hem de öne aldık. Çünkü devlet maliyesini çabuk düzelttik ve ekonomimizi çok güçlendirdik ! “

Maliye bakanı Magdalena Andersson

Bunu diyen ve “sözünün dişisi” çıkan kadın da, benim de favorim olan Maliye bakanı Magdalena Andersson.

İsveç hükümeti emeklilerine getirdiği büyük vergi indirimiyle emekli maaşlarına yıllık ortalama 5 bin kron zam yaptı.

Hükümet bu reformuyla emeklilerine gelecek yıl fazladan yaklaşık 4,5 milyar kron (4,42) dağıtmış olacak.

Bu zamlardan İsveç’in; 65 yaşının üstünde olan 1,5 milyon emeklisi, bir başka deyişle her 4 emekliden 3’ü ve hepsi de düşük emekli aylığı alan göçmenlerin tümü yararlanacak.

İsveç hükümeti aslında bir yıl sonraya yapmaya söz verdiği vergi indirimini, birkaç ay sonra 1 Ocak 2018‘den itibaren yürürlüğe koyacak.

Başbakan ve maliye bakanı emeklilere müjdeyi birlikte verdi !

Sosyal demokrat hükümet böylece daha önce vadettiği vergi indirimi oranını iki misline çıkardığını, 14 bin kron olarak vaad ettiği emekli aylığı tavanını 17.000 krona yükselttiğini bu tavana kadar olan emekli aylıklarının vergisini ücretli aylıklarının seviyesine çektiğini böylelikle emeklilerle ücretliler arasındaki vergi farkının emekliler aleyhine olan kısmını sıfırladığını açıkladı.

Ayrıca yeni vergi indirimi 35.000 krona kadar (daha önce 30 bin kron tavan vaad edilmişti) olan emekli aylıklarına da 2020 yılına kadar kademeli olarak yansıtılıp, aradaki fark o yıl tamamen sıfırlanacak.

Böylece daha önce sağcı hükümet tarafından tüm emekli aylıklarına konan haksız ektra vergileri sosyal refah devletinin kurucucu Sosyal demokratlar kaldırmış ve bu haksızlığı gidermiş oldular.

Sosyaldemokrat Başbakan Stefan !

Çok değil daha 3 yıl önce iktidara gelen Sosyal demokrat azınlık hükümeti döneminde 200 bin yeni iş yaratıldı, işsizlik azaldı, devlet maliyesine çeki düzen verilerek gelir ve giderleri arasındaki derin uçurum kapandı ve İsveç ekonomisi göçmenlerin de katkısıyla her yıl artan rekor büyümesiyle şaha kalktı !

Ne diyelim ?

Teşekkürler başbakan Stefan Lövfen !

Sağolasınız İsveç sosyal refah devletinin kurucusu, emeklilerin ve gariban göçmenlerin koruyucusu ve Türkiye kökenli1 bakan, 5 milletvekilinin koltukçusu Sosyal demokratlar !

Tack Stefan !

TANER YILDIZ

Hans Alfredson cennete gitti !

İsveç mizah hazinesini kaybetti….

İsveç halkının gönlünde taht kurmuştu.

Kolay kolay gülmeyen İsveç halkını uzun yıllardır incelikli ve zekice esprileri ve oyunlarıyla güldürüp eğlendirerek soğuk ve donuk yüzlerine sıcacık gülücükler kondurmuştu.

İsveç mizahının temel taşı, piri ve üstadıydı.

İsveç halkının ruhu ve vicdanıydı. İsveç’in belki de en sevimli ve sevecen insanıydı.

İsveçlilerin aksine aynı göçmenler gibi her zaman bıyıklıydı.

Ünlü komedyen, film yönetmeni, oyuncu ve göçmen dostu Hans (Hasse) Alfredson 86 yıl önce Malmö’de dünyaya açtığı o gülen ve güldüren sevimli gözlerini dün Stockholm’da sesizce kapadı.

Hans Alfredson 1992–1994 yılları arasında müdürlüğünü yaptığı İsveç’in ünlü ulusal açık hava müzesi Skansen‘de 1992 yılı mayıs ayında “Lahana dolmalarından Kraliyetlere” (från kåldolmar till kungligheter) adlı bir sergi düzenlemişti.

Bu sergisiyle toplumda yükselen yabancı düşmanlığı ve ırkçılığa karşı çıkarak göçmenleri sahiplenmişti.

Özümsendikleri için şimdi tipik İsveç kültürü ürünü sayılan ancak kökü dışarıda olan; Lusiya (lucia) Noel şekeri (julgodis) ve Türkiye’den gelen Lahana Dolması (kåldolmar) gibi kültürel ürünleriyle göçmenlerin de İsveç kültürüne katkı koyduklarını ve artık isveçlileşmiş bu ürünler gibi göçmenlerin de İsveç kültürünün ayrılmaz bir parçası olduklarını vurgulamak ve bu olguyu öne çıkarmak istemişti.

Sergi açılış kurdelasını ünlü Yunanlı sanatçı Thedor Kallifadites ile birlikte kesmişti.

Bu “göçmen yanlısı ve ırkçılık karşıtı” sergi İsveçli ırkçıların şiddetli tepkisini çekmişti.

Hasse Alfredson bu duyarlı sergisinden dolayı o zaman meclis dışında olan yabancı düşmanı parti İsveç Demokratları SD tarafından 1992 yılı Mayıs ayında “Ayın Vatan Haini” olarak ilan edilmişti.

Ne diyelim ?

Bizim için Münir Özkul ne ise İsveçlilerin Hasse’si de onlar için o idi.

Benim de çok sevdiğim ve TV de keyifle izlediğim, “Bıyıklı İsveçli Hans Alfredson şimdi de cenneti şenlendirecek !

Toprağın bol olsun !

Vila i frid Hasse !

TANER YILDIZ

Türkler Almanya’ya gitmesinler !

Türk Dışişleri şaka yapmadı, ciddi ciddi ve de cidden Türk vatandaşlarını uyardı !

Türkiye Dışişleri Bakanlığı , “Türkler Almanya’ya seyahat etmesin, Almanya’dakiler de tedbirli olsun” diye vatandaşlarını uyaran bir yazılı açıklama yayınladı.

Bakanlık sitesinde dün yayınlanan “Almanya Federal Cumhuriyeti’ne İlişkin Seyahat Uyarısı” başlıklı açıklamada:

Almanya’da siyasi liderlerin seçim kampanyalarını Türkiye karşıtlığı üzerine kurduğu” belirtilerek “Bir kısım vatandaşımıza sözlü saldırılar yöneltilmektedir” denildi.

Almanya başbakanı Merkel’in bu uyarıya cevabı ise şöyle oldu:

“- Şunu açık bir biçimde ifade etmek istiyorum. Her Türk vatandaşı ülkemize seyahat edebilir.

Bizim ülkemizde fikir özgürlüğü ve hukuk devleti ilkeleri geçerlidir.

Bizim ülkemizde hiçbir gazeteci tutuklanmıyor, hiçbir gazeteci gözaltına alınmıyor.

Biz de bundan gurur duyuyoruz !”

Ne diyelim ?

Bir yaşıma daha girdim !

Benim bildiğim bir devlet bir başka devlette genellikle terör olayları olduğunda ya da iç savaş çıktığında vatandaşlarına seyahat uyarısı yapar.

Almanya Türkiye’ye bir tokat attığında Türkiye’de Almanya’ya üç tokat atsın, amenna !

Devletler arasında “mütekabiliyet” (karşılıklılık) esası vardır. Yani biri diğerine bir şey yaptığında aynısıyla karşılık görür.

Almanya’ya karşı şov değil de onun sana yaptığı gibi etkili bir şey yapmak istiyor musun ?

Almanya’nın Türklere koyduğu vizenin aynısını sen de Alman vatandaşlarına koy da görelim o zaman senin cesaretini ve samimiyetini !

İyi, hoş da, peki bu gerçekte olmayan şey pratikte nasıl uygulanacak?

Merkel “ülkeme Türkler gelebilir”, Türk Dışişleri de “oraya gitmeyin” derken ikisi de birden “saf Türkleri” kandırıyor ve onlarla alay ediyor !

Almanya “Türkler için aşılmaz” vize duvarını yıktı da, demir perdeyi kaldırdı da, derin hendekleri kapattı da biz mi görmedik ?

Sokaktaki Türk vatandaşlarının Almanya’ya seyahat yapma imkanıyla uzaya seyahat yapma imkanı arasında güncel durumda zaten fazlaca bir fark yok !

Yani Almanya hali hazırda Türk vatandaşlarına aynı uzay kadar uzakken, peki bu seyahat nasıl olacak ya da bu seyahat uyarısı pratikte ne işe yarayacak diye sormazlar mı adama ?

Ben şimdi soruyorum:

Türkiye bu uyarısını nasıl hayata geçirecek ?

Almanya’ya aynı bakanlığın “kendi güvendiği adamlarına” verdiği kırmızı pasaportlu yüksek devlet memurları gidebiliyor, onlarda Almanya’yı bir güzel geziyor sonra da “bura bizim memleketten iyiymiş” diyor ve Türkiye’nin onurunu incitip Almanya’ya iltica ediyor !

Gerçek olan şey; hem Türk hem de Alman politikacıların kendi seçmeninden oy devşirmek için “saf Türklerin” üzerinde oynadığı kirli bir oyun ve karşılıklı bir danışıklı dövüştür, bana göre dostlar !

TANER YILDIZ

Türkiye’den kaçmışlar, Almanya’ya sığınmışlar !

İlticacı subaylarımız ve diplomatlarımız da varmış

Türkiye’den Almanya’ya darbeden bu yana yaklaşık 9 bin kişi iltica etmiş.

Türkiye’nin “devlet sırlarını” bilen ve “alınları secdeye değiyor” gerekçesiyle Erdoğan ve AKP hükümetince özellikle görev verilen ve liyakatına bakılmadan hızla terfi ettirilen çoğu kırmızıpasaportlu çok sayıda yüksek rütbeli subaylar, üst düzey diplomatlar, yargıçlar ve istihbaratçılar ile yüksek devletmemurları (414 kişi olduğu söyleniyor) Türkiye’den kaçıp Almanya’nın kucağına sığınmışlar.

Alman içişleri bakanlığı Mayıs ayında içlerinde kırmızı pasaportluların da bulunduğu bazı iltica başvurularının kabul edildiğini açıklamış ama bunların sayısını vermemişti.

Türk hükümeti de kırmızı pasaportlu üst düzey yetkililerinin Alman hükümetince iade edilmeyip, iltica verilmesini kınamıştı.

Almanya İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre bu yılın Temmuz ayında 620 Türk Almanya’dan iltica talep etmiş. Haziran ayında ise iltica sayısı 433 olmuş.

2017 yılının ilk 8 ayında ise 3 binden fazla Türk Almanya’ya iltica başvurusunda bulunmuş.

Geçen yıl da, Almanya’dan sığınma isteyen Türklerin sayısı, bir önceki yıla göre 3 kat artarak toplam 5 bin742 kişi olmuş.

15 Temmuz kanlı darbe girişiminden bu yana Almanya’ya sığınma başvusunda bulunanlar arasında en az 221 diplomat ve 280 devlet memuru bulunuyormuş.

Alman basınına konuşan ve İnsan kaçakçılarına 8500 euro ödeyerek Ege Denizi ve Yunanistan üzerinden Almanya’ya ulaşıp iltica ettiğini söyleyen bir yüksek dereceli hakim de “Gülenci” olmadığını ve darbeyi desteklemediğini belirtmiş.

Ne diyelim ?

Bir yıldan fazladır kesintisiz OHAL sıkıyönetimiyle sıkılaştırılan Türkiye’den yurtdışına kaçışlar beyin göçüne dönüşmüş durumda.

İnsan üzülüyor ve şunu anlamakta zorlanıyor:

Yüzyıllara dayanan devlet geleneği olan koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu ve namusunu kırmızı pasaportlarıyla ve yıldızlı üniformalarıyla temsileden, devlet sırlarını bilen yüksek rütbeli subayları, diplomatları, istihbaratçıları ve yargıçları; kırmızı pasaportları, üniformaları ve çantalarındaki devlet sırlarıyla birlikte yabancı bir devletin kucağına, korumasına, merhametine ve şefkatine sığınıyorlar !

Üstelik hepsi de alınlarını secdeye değdiriyorlar !

Belli ki Allah’ın bildiğini Alman’dan saklamıyorlar !

Hepimizi utandıran bu koskocaayıp kimin ?

TANER YILDIZ

Bugün çok ama çok utanmıştık!

Tarih: 6 – 7 Eylül 1955

Yer: İstanbul ve kıyı kentler

62 yıl önce bugün aklı başında ve vicdanlı Türklerin utançtan dolayı yüzleri kızarıp, başları öne eğilmişti.

Çünkü o gün Türkiye’nin ve Türk halkının alnına hiç silinmeyecek kara bir leke sürülmüştü.

Olaylar İstanbul Ekspres adlı bir gazetede manşetten verilen “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı !” kışkırtıcı başlıklı yalan haberle başlatılmıştı. Güya bunu Yunanlılar yapmıştı !

Halbuki her şeyin önceden Türkiye “istihbaratınca” ayrıntılarıyla planlandığı sonradan ortaya çıkmıştı.

Bu yalan haberle düğmeye basılarak halk kandırılıp galeyana getirilmiş, gözü dönmüş faşist ve gerici provokatörlerin yönlendirmesiyleülkede ve özellikle İstanbul’da Türkiye Cumhuriyetinin eşit vatandaşları arasında “Rum Avı” başlatılmıştı.

1453’ten beri tam 500 yıldır iç içe yaşadığımız, hiç bir suçu günahı ve hiçbir şeyden haberi olmayan işinde ve gücünde olan savunmasız insanlara evlerinde otururken ve işyerlerinde çalışırken topluca saldırılmıştı.

Başta İstanbul olmak ùzere kıyı kentlerindeki Rumlar’ın işyerleri, evleri ve ibadethaneleri talan edilmişti…

15 Rum linç edilerek öldürülmüş, 300 kişi yaralanmıştı.

30’dan fazla kadına tecavüz edilmişti.

4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile rumlara ait fabrika, otel, bar gibi toplam 5317 mekan yağmalanmıştı.

Kiliselerin içindeki haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar kırılıp, dökülerek tahrip edilmişti.

İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin hepsi de ateşe verilmiş, mezarlıklarına bile saldırılmıştı.

Tam iki gün süren yağma, talan ve linçten sonra olayları planlayıp uygulayan iktidardaki gerici Menderes hükümetince sıkıyönetim ilan edilmişti.

Planlı operasyon başarıyla uygulanıp amacına ulaşmış ve bunun sonucunda bir süre sonra Türkiye’deki hristiyan Rum nüfusun kökü kurutulmuş, ve mallarına müslüman yağmacılarca el konulmuştu.

Emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu bir röportajında, “- 6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” demişti.

Ne diyelim ?

Ben bu ülkenin Türk ve müslüman kökenli bir vatandaşı olarak kendi adıma ve kendi payıma 6-7 Eylül mağdurlarına içtenlikle üzüntülerimi iletiyor ve onlardan özür diliyorum.

Ülkemizde yaşanmış ve yüzümüzü kızartmış bu ve buna benzer olay ve katliamlarla canımızı çok acıtsa da dürüstçe “yüzleşilip“, kurbanları ve mağdurlarıyla adilce “helalleşilmesini” ve tekrar yaşanmaması için de bundan “dersalınmasını” istiyorum.

Bu utanç günümüzde; Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine yeni giyindiği ve kendisine çok yakışan “renkli çiçekli desenli ve modern kesimli sade elbisesi” hoyratça parçalanmış ve bugün Türkiye’ye giydirilmeye çabalanan irticacı gericiliğin ve faşizmin “rengini karanlıktan alan kapkara kara çarşafının” giydirilmesi yoluişte bu utancımızdan yüzümüzün kızardığı günde açılmıştır.

6 – 7 Eylül’le birlikte genç ve modern Türkiye Cumhuriyeti tökezletilmiş ve çağdaşlaşma çabasının önü kesilmiştir.

Ülkenin her alanda gelişip kalkınması için önemli bir kaynak olan yetişmiş insan ve beyin gücü, ekonomik ve kültürel sermayesi tahrip edilip, yurtdışına kaçırılmıştır.

Bu olaylar Türkiye’nin özellikle çağdaşlaşmak hedefinde en çok ihtiyaç duyduğu ve yeni yeni filizlenip yeşeren kültür, sanat, bilim ve sanayi alanlarında kuruyup çoraklaşmasına ve Avrupa’yla arasındaki uygarlık ve gelişmişlik uçurumunun derinleşmesine neden olmuştur.

Günümüzde de Türkiye’de yaşayan diğer farklı etnik ve inanç topluluklarına karşı yenilerinin yapılması riski her zaman için var olan yeni 6-7 Eylül’ler utancının gelecekte bir daha yaşanmaması, tekrardan yüzümüzün kızartılmaması ve başımızın öne eğdirilmemesi dileğiyle…

TANER YILDIZ

Dünyanın en iyi ve en özgür ülkesi İsveç !

2017 yılı dünyanın en iyi ülkesi araştırmasında İsveç birinci çıktı.

2017 yılında dünyanın en değerli vatandaşlığı ve en güçlü pasaportu araştırması listeleri açıklandı.

İsveç’in; vatandaşlığı en değerli, pasaportu en güçlü, toplumu en özgür ve toplamda dünyanın en iyi ülkesi olduğu araştırmayla kanıtlandı !

İsveç hem “en değerli vatandaşlık” hem de “en güçlü pasaport” ana kategorisinde en üstte geldi !

Amerikan Nomad Capitalist ajansının uluslararası yatırımcılar için hazırladığı listede 199 ülke 5 ayrı konuda değerlendirilerek, ayrı ayrı puanlandırıldı.

Sıralamada 199 ülke vatandaşlığının değeri; “pasaportuyla vizesiz gidilebilen ülke sayısı”, “ülkedeki özgürlük ortamı”, “ülkenin uluslararası itibarı ve imajı”, “ülkedeki vergi yükü” ile “çifte vatandaşlık fırsatı” ndan oluşan 5 ayrı konuda verilen puanlarla belirlendi.

İsveç “değerli vatandaşlık” sıralamasında toplam 109 puanla dünya birincisi oldu.

Güçlü pasaport” sıralamasında ise Almanya’dan (177) sonra sadece bir ülke eksik olarak 176 vizesiz gidilebilen ülke sayısıyla ikinci geldi.

Türkiye “Değerli Vatandaşlık” sıralamasında aldığı 64 puanla 88. oldu.

Türkiye “Güçlü pasaport ” sıralamasında ise 102 vizesiz gidilebilen ülke sayısıyla 84. oldu.

Türkiye en yüksek puanını “vizesiz ülke” ve “çifte vatandaşlık fırsatı” konusunda alırken, en düşük puanı “ülkedeki özgürlük ortamı” ve “ülkenin uluslararası imajı” konusunda aldı.

Yani Türkiye’nin puanını ve sıralamadaki yerini “vatandaşlarına sağladığı özgürlükler” ve şimdilerde çok çok kötüleşen “uluslararası itibarı ve imajı” aşağı çekti. Diğer üç konuda ise nispeten ortalarda yer aldı.

Dünyanın “en değersiz vatandaşlığı” ünvanını 20,5 puanla listenin sonuncusu (199.) çıkan Afganistan aldı.

Yine dünyanın “en zayıf pasaportu” ünvanı da vizesiz gidilebilen 25 ülkeyle sonuncu (199. sıra) olan Afganistan’a gitti !

Afganistan’ın hemen üstünde 29 ülkeyle Pakistan, 30 ülkeyle Irak, 31 ülkeyle Somali ve 32 ülkeyle Suriye sıralanıyor.

İşte dünyanın en değerli ilk 10 ülkesi :

1. İsveç (109 puan, vizesiz 176 ülke)

2. Belçika

3. İtalya

4. İspanya

5. İrlanda

6. Almanya

7. Danimarka

8. Finlandiya

9. İsviçre

10. Lüksemburg

İşte dünyanın en değersiz dip 10 ülkesi :

190. İran

191. Sudan

192. Eritre

193. Yemen

194. Suriye

195. Libya

196. Pakistan

197. Somali

198. Irak

199. Afganistan (20,5 puan, vizesiz 25 ülke)

En değerli vatandaşlık ve en güçlü pasaportta ilk 10 sıralamasına girenlerin hepsi de halkı hristiyan olan ve demokrasiyle yönetilen laik Avrupa ülkeleri.

En değersiz vatandaşlık ve en zayıf pasaportta dip 10 sıralamasına girenlerin hepsi de halkı müslüman olan, halen tek adam diktatörlüğü ve şeriatla yönetilen; biri Türkiye’nin sınır komşusu (İran) yedisi eski Osmanlı ülkesi (Irak, Suriye, Libya, Yemen, Sudan, Somali, Eritre,) ve ikisi de din ve kültür kardeşi (Afganistan ve Pakistan) dan oluşan Asya ve Afrika ülkeleri.

Türkiye’nin batısındaki komşularından halkı hristiyan olan eski Osmanlı ülkeleri, sıralamada Türkiye’nin çok üstünde yer alırken, Türkiye’nin doğusundaki komşularından halkı müslüman olan eski Osmanlı ülkeleri ise sıralamada en dipte yer bulabildiler.

Komşu Yunanistan 101,5puan ve 171 vizesiz ülkeyle 23. olurken, Kıbrıs 159 ülke 96,5 punla 38’inci, Bulgaristan 153 ülke 96,5 puanla 39’uncu, Romanya 153 ülke 95,5 puanla 42’inci oldular.

Batıdaki halkı müslüman olan eski Osmanlı ülkelerinden Arnavutluk 98 ülke 65 puanla 83’üncü ve Bosna 101 ülke 64,5 puanla 85’inci olarak sıralamada Türkiye’nin hemen yanında yer aldılar.

Türkiye’nin soydaş ve dindaş ülkeleri içinde en iyi sırayı alan Kazakistan 67 ülke, 45,5 puanla 121’inci olurken, Azerbaycan 62 ülke 42 puanla 133’üncü, Kırgızistan 58 ülke, 39 puanla 143’üncü, Özbekistan 52 ülke, 35 puanla 164’üncü ve Türkmenistan 49 ülke 31,5 puanla 175’inci olabildiler.

Ne diyelim ?

Adaletin var mı dünya ?

Antidemokratik tek adam yönetimi ve Meclisi devre dışı bırakan, tüm temel insan hak ve özgürlüklerinikısıtlayıp sınırlayan, muhaliflerin sesini kısan, farklı düşünen ve eleştirenleri sorgusuz sualsiz hapse tıkan ve ilk çıkartıldığındaen fazla 3 ay süreceğine söz verilen ama geçtiğimiz ay ikinci yılına giren OHAL sıkıyönetimi ve “KHK Ferman düzeni hem halkın hem de Türkiye’nin her alanda hemyurtiçinde hem de yurtdışında belini büktü…

İşte bu ankette bunun böyle olduğunu göstermekte !

TANER YILDIZ

İsveç vatandaşı nasıl olunur ?

İsveç vatandaşlığının 5 şartı neler?

Yabancılar nasıl İsveç vatandaşı olabilirler ?

İsveç vatandaşı olarak dünyanın en güçlü pasaportunu cebinize koyup, “canınız istediğinde” ve “cüzdanınız izin verdiğinde” herbiri bu “yalan dünyada” bir  “cennet köşesi” barındıran dünyanın dört bir yanından irili ufaklı 176 farklı ülkeyi vizesiz “çatkapı” gezmek istemez misiniz ?

Hem de ne yaparsa vatandaşının rahatını ve güvenliğini düşünerek yapan uluslararası itibarı yüksek İsveç devletinin himayesi ve güvencesiyle !

Öyleyse kim İsveç vatandaşı olmak istemez ki diyorsanız, işte size İsveç vatandaşı olmanın kimilerine düz kimilerine de virajlı yollarını gösteren tane tane şartları !

* İsveç vatandaşı olabilmenin 5 ayrı şartı nelerdir ?

İsveç vatandaşı olabilmen için hepsini birden eksiksiz yerine getirmiş olman gereken 5 ayrı vatandaşlık şartı şunlardır:

1. Kimliğini kanıtlamış olmak

2. 18 yaşını doldurmuş olmak

3. Daimi Oturum İzni (PUT) sahibi olmak

4. Belli bir süre İsveç’te ikamet etmiş olmak

5. İsveç’te iyi halli yaşamış ve sabıkasız olmak

İsveçli olabilmen için kısaca; en az 18 yaşında, geçerli kimlikli, PUT izinli ve suç işlemeden 5 yıl süresince İsveç’te efendice ve yasalara saygılı biçimde yaşamış, iyi bir müstakbel vatandaş olman şart !

Ayrıca topluma uyum sağlayan, çalışan, bir işi ya da kendini geçindirecek bir geliri olan, yasalara saygılı davranan, borcunu zamanında ödeyen ve topluma zarar vermeyen bir halde yaşamını sürdürmüş ve halen sürdürüyor olman da gerekiyor !

img_2998-1
İsveç vatandaşı olmuş yabancı kökenli iki “Yeni İsveçli” vatandaşlık belgelerini kucağında taşıyarak poz verirken memnuniyetleri yüzlerinden okunuyor !

1. Kimliğini kanıtlamış olacaksın !

İsveç vatandaşı olabilmek için kimliğini kanıtlamak zorundasın !

Kimlikten kasıt; adın soyadın, doğum tarihin ve hangi ülkenin vatandaşı olduğunun şüphe duyulmasına yer vermeyecek biçimde açıkça belli olmasıdır.

Kimliğini şu şekilde kanıtlayabilirsin:

  • Pasaportunu göstermekle,
  • Orjinal bir kimlik kartı göstermekle,
  • Ailenden birisinin yazılı tanıklığıyla.

* Pasaportunla

Pasaportun, kendi ülkenin yetkili bir kurumunca verilmiş ve yıpranmamış olmalıdır. Pasaportunda fotoğrafın bulunmalı ve hakikiliği konusunda bir şüphe uyandırmamalıdır. 

* Kimlik kartınla

Kimlik kartın orjinal ve yetkili bir kurumca verilmiş olmalıdır. Kimlikte fotoğrafın bulunmalı, adın-soyadın,  doğum tarihin ve doğum yerin yazılı olmalıdır. Hakikiliği konusunda bir şüphe uyandırmamalıdır.

* Aileden birisinin tanıklığıyla

Pasaport ya da kimlik kartın olmadığında senin kimliğini ancak eşin, yetişkin çocukların, kardeşlerin, anne ve baban gibi birinci dereceden bir akraban onaylayabilir. 

Bu akrabanın tanıklığının geçerli olabilmesi için onun da daha önceden İsveç vatandaşlığına geçmiş olması ve o zamanki başvurusunu kendi pasaportunu ya da kimlik kartını göstererek yapmış olması gerekir. 

* İstisnai durumlar:

  • Eğer İsveç’te aynı kimliği kullanarak 8 yıldır ikamet etmişsen (sahte ya da başkasının kimliği ise olmaz)
  •  Eğer verdiğin kimlik bilgilerin inandırıcı ise.
  • Eğer kimliğini açıkça kanıtlayan bir belgeyi sağlamak olanağın hiç yoksa.

2. 18 yaşını doldurmuş olacaksın !

İsveç vatandaşlığına ancak en az 18 yaşını doldurmuş olanlar başvurabilir. Bu yaşın altındaki çocuklar ise ancak velisinin talebi ve rızasıyla  başvurabilir. 12 yaşını doldurmuş olan çocukların başvuru formunu ayrıca imzalaması gereklidir.

3. Daimi Oturum İznin (PUT) olacak !

İsveç vatandaşlığına başvurabilmek için başvuru esnasında İsveç’te Daimi Oturum İzni (PUT-Permanent uppehållstillstånd) sahibi olmak şarttır. Süre sınırlamalı geçici oturum izini olanlar (tidsbgränsad uppehållstillstånd) vatandaşlık başvurusunda bulunamazlar. 

4. İsveç’te belli bir süre ikamet etmiş olacaksın !

İsveç vatandaşı olabilmek için oturum izinli olarak 5 yıl süreyle (İsveçliyle evli olanlar ise 3 yıl) İsveç’te kesintisiz olarak ikamet etmiş olmak şarttır. 

* 5 yıl ikamet şartı

İsveç vatandaşı olabilmen için İsveç’te oturma izninle en az kesintisiz 5 yıl süreyle daimi ikamet etmiş olman gerekir.

Sadece oturma izinli olarak İsveç’te kalınmış dönemler hesaba katılır. 

Ziyaret amacıyla ya da konuk öğrenci olarak alınmış geçici oturma izinleri vatandaşlık için geçerli olmaz.  

Bu beş yıllık dönem kapsamı içinde sadece yılda en fazla 6 haftalık geçici tatil süreleri hesaba katılmaz. Yılda 6 haftadan fazla süreli yurtdışında bulunmalar ise bu süre hesaplanırken düşülür !

Bu 5 yıllık dönem içerisinde başka bir ülkeye taşınmış olduğun takdirde ikametin kesintiye uğramış olur. Bu durumda İsveç’e tekrar taşındığın vakitten itibaren yeni ikametin başlamış sayılır.

* 3 yıl ikamet şartı

Doğumla İsveç vatandaşı olan birisiyle evli olanlar (gifta) ya da birlikte  kalanlar (sambo) için bu ikamet dönemi 3 yıldır. Bu durumda, doğumdan İsveçli eşinizle en az son 2 yıldır aynı evde birlikte yaşamış olmanız şarttır. Yani İsveçli birisiyle kağıt üstünde evli olmanız ya da birliktelik yaşamanız tek başına yeterli değildir !

Evli de olsan, birliktelik te yaşasan burada belirleyici olan koşulaynı evde birarada ve süreklilikle yaşamış olmandır.


Eğer eşin
eskiden yabancıyken İsveç vatandaşlığına yazılı başvuruyla geçmiş olan, bir sonradan olma İsveç vatandaşı ise, bu durumda eşinin de senin başvurun sırasında en az son 2 yıldır İsveç vatandaşlığı sahibi olması gereklidir.

Bunların dışında İsveç’te kalmış olduğun süre içerisinde topluma uyum sağlamış olman da gerekmektedir. Başvurun incelenirken senin evlilik yaşamına, bir işin olmasına, İsveççe dil bilgine ve kendini geçindirme gücüne de bakılır.

18 yaşından küçük çocuklar için ikamet şartı sadece 3 yıldır.

İkamet şartı Sığınmacılar ve vatansızlar için 4 yıldır.

İsveç’e yerleşen AB yurttaşları için 5 yıldır.

Bu kategorilerin dışında olanlar özel durumlarına göre yukarıda sayılan kimi şartlardan muaf tutulurlar ve bazı ayrıcalıklı kurallara tabidirler.

5. İsveç’te iyi halli ve sabıkasız bir yaşam sürmüş olacaksın !

İsveç vatandaşı olabilmek için İsveç’te yasalara ve kurallara saygı göstermiş olarak bir yaşam sürmüş olman ayrıca başvurun sırasında da suçsuz ve borçsuz durumda olman gerekir.

Göçmen dairesi başvurunu karara bağlarken hem şimdiye kadar İsveç’te nasıl yaşadığına hem de ileride de İsveç’te nasıl yaşayacağına bakmaktadır. 

Göçmen dairesi diğer resmi kurumlardan senin hakkında şimdiye kadar tutulmuş olan muhtemel suç sabıkası ve icradaki borç kayıtlarını ilgili kurumlardan isteyerek, İsveç’te önceden herhangi bir suç işleyip işlemediğini ve halen de borçlu olup olmadığını kontrol etmektedir.

Senin hakkındaki kayıtlı bilgiler şu resmi kurumlardan alınır:

İcra Dairesi  (Kronofogden’e icraya düşmüş borcun olup olmadığı sorulur)

Polis (Polise suç sabıkan ve zanlı olup olmadığın sorulur)

Gizli polis  (Säpo’ya hakkında güvenlik sorgulaması yaptırılır)

İcra’ya düşmüş borçların ya da diğer olası şerh kayıtların araştırılır.

– Vergi borcunu (skatteskulder), para cezanı (böter) ya da  devlete olan diğer resmi harç borçlarını ödememişsen, başvurun kabul edilmez.

– Nafaka (underhållsbidrag) borcunu ödememişsen, başvurun reddedilir.

Ayrıca özel şirketlere olan borçlarını zamanında ödemediğin için İcra’ya verilmiş isen, borcunu sonradan icra dairesine ödemiş olsan bile İsveç vatandaşlığına kabul edilmeyebilirsin. 

Bu durumda borcunu ödemiş olmanın üzerinden yaklaşık 2 yıl geçmiş olması gerekmektedir. Bu 2 yıllık deneme süresinin koyulmasının nedeni, senin ileride borçsuz olarak da yaşayabileceğini gösterip gösteremeyeceğinin anlaşılabilmesidir.

img_3002

Suç işlemiş olanlar için zorunlu bekleme süreleri:

İsveç’te bir suç işlemiş olsan bile yine de İsveç vatandaşı olabilirsin ama bunun için fazladan belli bir süre daha beklemek zorundasın ! 

Ne kadar süre bekleyeceğin işlediğin suçtan dolayı hangi cezaya çarptırıldığına bağlıdır.

Suç işlendikten sonra geçen zamana karantina süresi (karenstid) denilir. Karantina süresi genellikle suçun işlendiği tarihten itibaren başlanarak hesaplanır fakat uzun süreli bir hapis cezası söz konusu olduğunda, bu bekleme süresi ancak ceza hapiste yatılıp,  tamamen çekildikten sonra başlatılır. 

Bir hapis cezası (fängelsestraff) yatılıp çekilmiş olmadan ya da şartlı salıverilme (villkorligt dom) ve denetimli serbestlik (skyddstilsyn) süreleri geçmiş ve bitmiş olmadan ve para cezası (böter) ödenmiş olmadan, İsveç vatandaşı olunması mümkün değildir. 

Alınan para cezalarına göre karantinada bekleme süreleri :

  • Ceza : 30 gün ve fazlası para cezası (böter), Süresi: 1 yıl, suç işlendikten itibaren başlatılır.

Eğer para cezası 50 gün ise bekleme süresi 1,5 yıl olarak hesaplanır.

  •  Ceza : 60 gün ve fazlası para cezası, Süresi: 2 yıl, suç işlendikten itibaren başlatılır.
  • Ceza : 100 gün ve fazlası para cezası, Süresi: 3 yılsuç işlendikten itibaren başlatılır.

Aldığın hapis cezalarına göre zorunlu bekleme süreleri:

  • Ceza: 1 ay  hapis  Süresi: 4 yıl, suç işlendikten itibaren başlatılır.
  • Ceza: 4 ay hapis,  Süresi: 5 yıl, suç işlendikten itibaren başlatılır.
  • Ceza: 8 ay  hapis, Süresi: 6 yıl, suç işlendikten itibaren başlatılır.
  • Ceza: 1 yıl hapis,  Süresi: 7 yıl, suç işlendikten itibaren başlatılır.
  • Ceza: 2 yıl hapis,  Süresi: 8 yıl ceza yatılıp çekildikten itibaren başlatılır.
  •  Ceza: 4 yıl hapis,  Süresi: 9 yıl, ceza yatılıp çekildikten itibaren başlatılır.
  • Ceza: 6 yıl hapis,  Süresi: 10 yıl, ceza yatılıp çekildikten itibaren başlatılır.

Eğer birden fazla suç işlenmişse o zaman bekleme süresi burada verilen sürelerden çok daha uzun olur !

Ceza: Şartlı salıverilme (Villkorlig dom) Süresi: 3 yılMahkeme kararı yürürlüğe girip, geçerlilik kazandıktan itibaren başlatılır.

Eğer aynı zamanda hem hapis cezasına ve hem de para cezasına da hükmedilmişse bekleme süresi de ona bağlı olarak ayrıca uzatılır!

  •  Ceza: Denetimli serbestlik (Skyddstillsyn) Süresi: 4 yılDenetimli serbestliğe başlandıktan itibaren başlatılır.

Eğer bu durumda aynı zamanda 1 ay hapis cezasına ya da para cezasına hükmedilmişse bekleme süresi de ona bağlı olarak ayrıca uzatılır!

  •  Ceza : Özel bakım ve zorunlu tedavi  (Särskild vård)

Özel bakım ve zorunlu tedavi’ye mahkum edilenler için işledikleri suçlar için normal şartlarda verilebilecek olan hapis cezalarına bakılır.

* Kimler İsveç vatandaşlığına alınmaz?

Başvurusunda yukarıda belirtilen 5 şartın beşini birden eksiksizyerine getiremeyenler İsveç vatandaşlığına kabul edilmez. 

Bir başka deyişle uzun süredir İsveç’te yaşıyor olsa bile halen :

Ödenmemiş vergi, nafaka, para cezası ve icrada borçları bulunanlar, ülke ve kamu güvenliğine tehdit oluşturanlar, suç işleyenler ya da önceden işlediği suçun zorunlu bekleme süresini doldurmayanlar ve suç işlediğinden şüphe duyulanlar (zanlı -mistänkt) İsveç vatandaşlığına alınmazlar.

* İsveç vatandaşlığına nasıl başvurulur ?

İsveç vatandaşlığına ancak yazılı ve imzalı başvuru formuyla başvurulabilir. 

 İsveç vatandaşlığı başvuru formunu elinizle ya da bilgisayarda doldurduktan sonra (Webb ansökan) çıktısını yazdırıp altını imzalayın ve bu başvuru formuyla birlikte kimliğinizi kanıtlayan pasaportunuz ya da kimlik kartınızın orjinalini iadeli taahhütlü (rekommenderadpost) olarak Göçmen Dairesi’nin aşağıdaki adresine postayla gönderin. 

Başvuru ücretini internet üzerinden Göçmen Dairesi banka hesabına ödeyin. Ödemeyi ne zaman ve nasıl yaptığınızı başvuru formuna yazın ve ayrıca ödediğinize dair makbuzu başvuru formunuzla birlikte şu adrese gönderin :

Migrationsverket
Medborgarskapsenheten
601 70 Norrköping

* Çocuklarım nasıl İsveç vatandaşı olabilir ?

18 yaşından küçük, bekar olan ve İsveç’te yaşayan çocukların da seninle birlikte İsveç vatandaşlığına geçebilirler.

Bunun için :

* Ya çocuğun veya çocukların velayetinin tek başına sende olması,

* Ya da ortak velayet halinde diğer ebeveynin imzalı rızası olması, zorunludur.

Çocukların için ayrıca başvuru yapmana gerek yoktur. Sadece onların bilgilerini de kendi başvuru formuna yazman yeterlidir.

Çocuklar için ayrıca başvuru ücreti ödemezsin !

Ancak başvuruyla birlikte Göçmen Dairesi’ne çocuğun / çocukların pasaportunu ve tek başına velayet halinde eğer çocuk İsveç doğumlu değil ise buna ilişkin mahkeme kararını göndermen gerekir.

Eğer çocuk 12 yaşını doldurmuş ise çocuğun İsveç vatandaşı olma rızasını imzasıyla belirtmesi lazım.

Eğer başvuruya cevap bekleme sürecinde hamile kalırsan ve doğacak bebeğinin de İsveç vatandaşı olmasını istiyorsan,  bunu ayrıca babasının rızasını da alıp, altını ikinizin de imzaladığı bir mektupla Göçmen Dairesi’ne bildirmeniz gereklidir.

* İsveç vatandaşlığı başvurusu ücreti ne kadardır, nereye ve nasıl ödenir ?

Kişi başına 1500 krondur. Aynı başvuru kapsamındaki çocuklara ise ücretsizdir.

İnternet üzerinden başvuru yaparken aynı zamanda başvuru ücretini Visa ve Mastercard ödeme kartıyla ödeyebilirsiniz.

Ya da doğrudan internet üzerinden Nordea, Swedbank, Danske bank ve SEB bankalarındaki kendi hesabından Göçmen Dairesi’nin (Migrationsverket) hesabına aktarabilirsin.

 Bu bankalarda hesabın ya da banka kartın yoksa Göçmen Dairesi’nin bir bürosundan alabileceğin ‘ödeme pusulası’ (inbetalningskort) ile Göçmen Dairesi’nin bankgironummer 52236999 no’lu banka hesabına ödeyebilirsin.

Ödeme yaparken ‘ödenti alıcısına mesaj’ (meddelande till betalningsmottagaren) bölümüne, başvuru yapanın ya da eğer birden fazla kişi ise tüm yapanların adını soyadını ve kimlik numarasını (personnr) sırasıyla yazın. 

*İsveç vatandaşlığı başvurumun cevabını ne kadar süre beklerim ?

Göçmen Dairesi’nin internet sayfasında verdiği güncellenmiş tahmini bilgiye göre İsveç vatandaşlığ kararını bekleme süresi, hakkında araştırma yapılması gerekenler için güncel işlem sırasna göre şu an 1920 aydır.

Hakkında araştırmaya gerek görülmeyenlerin ise başvurularına en geç 4 ay içinde cevap verilmektedir. 

* Uzun cevap bekleme süresinde pasaportuma ihtiyaç duyarsam ne yapacağım ?

Göçmen Dairesi İsveç vatandaşlığı başvurunuzu işleme koyabilmek için mutlaka pasaportunun orjinaline bakmaya ihtiyaç duyar. İşlemin tamamlandıktan sonra kararınla  birlikte pasaportun iadeli taahhütlü postayla adresine geri gönderilir.

Eğer başvurun daha karara bağlanmadan önce herhangi bir nedenle pasaportuna ihtiyacın olursa, pasaportunu geri isteyebilirsin. Göçmen Dairesi pasaportunu sana postayla adresine geri gönderir.

Göçmen Dairesi tekrar senden pasaportunu onlara göndermeni istemeden, pasaportunu göndermeyeceksin!

Göçmen Dairesi sıra senin başvurunun karara bağlanmasına gelince, sana bir mektup yollayarak pasaportunu onlara göndermeni isteyecektir.

* Başvuruma cevap aldığımda ne yapacağım ?

Göçmen Dairesi İsveç vatandaşlığı işlemini tamamlayıp karara bağladığında bu kararını bir mektupla senin ikamet adresine gönderir.

Eğer İsveç vatandaşlığına kabul kararı verilirse bu durum ayrıca Göçmen Dairesince Vergi (Nüfus) Dairesine bildirilir.

Vatandaşlığa kabul edilmeniz halinde ayrıca senin ve çocuklarının PUT oturum izni kartı iptal edilir.

İptal edilmiş olan izin kartını bir daha kullanamazsın ve makasla ortasından keserek imha edeceksin !

* İsveç pasaportumu nasıl ve nereden alacağım ?

Eğer İsveç vatandaşlığına kabul edilmişsen İsveç pasaportunu çıkarttırmak için bir polis karakolundan randevu alıp başvuruda bulunacaksın. Polise kimliğin dışında herhangi bir belge ya da vesikalık fotoğraf götürmeyeceksin ! Polis merkezinde biyometrik fotoğrafının çekilip, parmak izin alınacak !

Eğer yurtdışında isen pasaport başvurunu en yakın İsveç büyükelçiliğine ya da konsolosluğuna yapacaksın.

* Başvurum reddedilirse itiraz hakkım var mı ?

Evet var !

Eğer başvurun reddedilirse bu red kararını aldığın tarihten itibaren en geç 3 ay içinde karara itiraz etmelisin! 

Ya da istersen sil baştan yeniden İsveç vatandaşlığı başvurusunda bulunabilirsin.  

Tabii ki 1.500 kronluk başvuru ücretini tekrar ödemek şartıyla!

Başvurumu reddettiniz “1.500 Kronumu geri  istiyorum ” diyemezsin ! 

Çünkü Göçmen dairesi başvurun reddedildi diye paranı geri ödemez !

* İsveç vatandaşlığına geçmem için Türk vatandaşlığından çıkmam gerekiyor mu?

Hayır gerekmiyor.

Çünkü İsveç devleti 2001 yılından beri Türk vatandaşlarına çifte vatandaşlık hakkını tanıyor. 

* İsveç vatandaşlığına geçince Türk vatandaşlığından otomatikman çıkmış oluyor muyum ?

Hayır olmuyorsun !

Sadece çifte vatandaş (hem Türk hem de İsveç vatandaşı) olmuş olursun. Çünkü Türk vatandaşlığından ancak Türkiye’ye ayrıca bir vatandaşlıktan çıkma başvurusu yaparak çıkabilirsin. 

* İsveç vatandaşlığına geçmeden önce Türkiye’den izin almam gerekiyor mu ?

Hayır gerekmiyor !

Çünkü Türkiye, İsveç vatandaşlığına geçene çifte vatandaşlık hakkını tanıyor.

Bu durumda sadece İsveç vatandaşlığına geçtiğini TC Stokholm Büyükelçiliği Konsolosluk şubesine gecikmeksizin bildirmen gerekiyor.

* Çifte vatandaş olduğum zaman, İsveç vatandaşlığım Türkiye’de geçerli olur mu ?

Hayır (kimi durumlarda bir koruyucu etkisi) olamayabilir !

Çünkü aynı zamanda Türk vatandaşı da olduğun için Türk yasaları ve mevzuatı ülkende senin içinde geçerlidir. 

Türkiye’de askerlik ve benzeri diğer yasal yükümlülüklerin sözkonusu olduğunda, suç işlediğinde ya da başına bir şey geldiğinde, İsveç devlet kurumları istese de sana Türkiye’de her durumda yardımcı olamaz.

* İsveç’te doğan çocuğum doğumla İsveç vatandaşlığı hakkını otomatikman kazanır mı?

Hayır kazanamaz !

İsveç’te doğsa bile bir çocuk ancak  anne ve babasının (ya da velayeti her kimde ise onun) rızası ve yazılı başvurusuyla İsveç vatandaşlığına alınır.

* Canım istediği zaman İsveç vatandaşlığından çıkabilir miyim?

Evet çıkabilirsin !

Aynı başvuruyla isveç vatandaşlığına girdiğin gibi ne zaman canın isterse o zaman ve hiçbir gerekçe göstermeden yine başvuruyla ama bu sefer bedavaya İsveç vatandaşlığından çıkabilirsin. 

Bunun için ayrıca bir çıkış ücreti de ödemezsin. Yani İsveç’te vatandaşlığa girmek paralı ama çıkmak parasız !

* İsveç’te çok ağır bir suç işlediğimde İsveç vatandaşlığından da çıkarılır mıyım ?

Hayır çıkarılamazsın !

Çünkü İsveç vatandaşlığı anayasa güvencesindedir ve anayasal bir haktır. Bir İsveç vatandaşı hangi ağır suçu işlerse işlesin, isterse ömürboyu hapis yesin, vatandaşlıktan çıkarılamaz ve sınırdışı edilemez.

Başvuru yoluyla İsveç vatandaşlığına geçen yabancının vatandaşlık hakkı ancak başvurusunun yanlış ve gerçek olmayan bir yanıltıcı bilgi ve belge ye dayandırıldığı sonradan tespit edilip kanıtlandığı takdirde ve sadece mahkeme kararıyla iptal edilebilir.

Her yıl belediyelerde İsveç’in Milli Günü 6 Haziran’da yapılan “Yeni İsveçli Töreni’nde dağıtılan bir vatandaşlık diploması !

Ne diyelim ? 

Umarım kolay anlaşılır bir dil ve üslupla vermeye özendiğim gerçek bilgiye dayalı bu ayrıntılı ve açıklamalı güncel vatandaşlık  kurallarından en iyi şekilde yararlanacaksınız.

Bu yazdıklarımdan güç alacaksınız !

Bu şekilde başvurunuzu;  ta baştan şartları ve kuralları iyice bilerek, eğer varsa eksikliklerinizi önceden gidererek, gerekirse aranan şartların hepsini birden tam olarak doldurmak için biraz daha bekleyip, uygun ortamı hazırlayarak yapacaksınız.

Bundan dolayı  zamanınızı boşa harcamayacak,  zaten halen çok uzun olan cevap alma sürenizi bir de eksikliklerin tamamlanması için ayrıca bir kez daha uzatmamış olacaksınız. Böylelikle vakitten nakit kazanacaksınız !

Bonus olarak da bu konuda ortada dolaştırılan, bilir bilmez uydurulan ve kafa karıştıran söylentilere artık inanmayacaksınız, özetle aklınıza takılan kimi sorulara da isabetli yanıtlar bulacaksınız…

Müstakbel İsveç vatandaşlarımıza başvurularında şimdiden kolaylıklar ve “tez cevaplar” diliyorum…

TANER YILDIZ 

Türkiye’den emekli olup İsveç’te çalışan yanabilir !

* Türkiye’den borçlanarak emekli olanlar niçin İsveç’te çalışamıyor ?

* Bu durumda olanlara SGK ne yapıyor ?

* Yurtdışı borçlanarak Türkiye’den emekli olanlar Türkiye’de çalışabilir mi ?

* Hangi Türkiye emeklileri yurtdışında çalışabilir?

* İsveç’te çalışan Türkiye’den emeklilerin ne yapması gerekiyor ?

* Bu sorunu kim çözmek istiyor, kim çözümü engelliyor ?

Yurtdışında geçirdiği sigortalılık günlerini borçlanarak Türkiye’den emekli olan bir gurbetçinin, Türkiye dışında yurtdışında her hangi bir ülkede çalışması mümkün değildir.

Çünkü bu yürürlükteki 3201 sayılı kanuna açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

1978 yılında Türkiye’nin “1 dolara muhtaç” olduğunun zamanın başbakanı tarafından açıklandığı günlerde, ülkeye yurtdışından döviz kazandırmak amacıyla çözüm aranmış ve bu kapsamda öncelikle yurtdışındaki gurbetçilerin birikmiş dövizlerine göz dikilmiş, gurbetçilere dövizleri karşılığında Türkiye’de emeklilik hakkı verilmişti.

Bu önü arkası fazlaca hesap edilmeden uygulamaya konulan “Yurtdışı Emeklilikhokkabazlığıyla gurbetçiler yurtdışında çalıştıkları günleri borçlanarak Türkiye’ye “dolar” olarak ödeyecekleri günlük prim karşılığında anavatanlarında ayrıca bir emeklilik hakkı elde etmişlerdi.

Hesapsızca yapıldığından dolayı açık veren, sürekli tökezleyen, sürdürülebilirliği sağlanamayan ve bugüne kadar büyüyen koca koca kara deliklerinin sağı solu üst üste yapılan mevzuat değişiklikleriyle günübirlik yamanarak özellikle 2008 yılından beri tam bir “yaz boz tahtasına” ve “kirli Arap saçına” dönüştürüldü.

1985 yılından önce geçerli olan 2147 sayılı eski yurtdışından borçlanma kanunundaki bir boşluk nedeniyle Türkiye’den emekliler hem emekli aylıklarını alabiliyorlar hem de aynı zamanda yurtdışında bulundukları ülkede eğer isterlerse çalışmaya devam edebiliyorlardı.

Bunun yerine geçen şimdiki 3201 sayılı yeni borçlanma kanunu bu kapıyı tamamen kapatıyor.

Yurtdışından emeklilik başvurusu hangi durumda reddedilir ?

Yurtdışı sigortalılık sürelerini borçlandıktan sonra aylık talebinde bulunanın, aylığın başlangıç tarihi itibariyle yurtdışında çalışmayı sürdürdüğü, eğer emekli aylığı bağlanmadan önce tespit edilirse, “bir işte çalışmama şartı“nı yerine getirmediği için emeklilik başvurusu reddedilir.

Yurtdışından emeklilik hangi durumda iptal edilir ?

Yurtdışı sigortalılık süresini borçlanarak Türkiye’den emekli aylığı bağlanmış olan bir gurbetçinin aylığı, aylığın başlangıç tarihi itibariyle yurtdışındaki çalışmasının sona ermediği gerçeği halen aylık almakta iken tespit edildiği takdirde, aylık bağlanması için şart olan yurtdışında çalıştığı işten ayrılma koşulunu yerine getirmediği gerekçesiyle başlangıç tarihinden itibaren iptal edilir.

Türkiye’den emekli aylığı hangi durumda kesilir ?

Yurtdışından emekliliği belli kurallara bağlayan 3201 sayılı Kanuna göre Türkiye’den emekli aylığı almakta iken yurtdışında çalışmaya başladığı, halen çalıştığı ya da önceden çalışmış olduğu tespit edilen kişilerin emekli aylıkları, çalışmanın başladığı tarihten itibaren kesilir.

Yurda Kesin Dönüş şartı nasıl yerine getirilir ?

Bu kanunun öngördüğü kurallardan biri de yurtdışından borçlanarak emekli olanın, Türkiye’den emekli aylığına bağlanabilmesi için “Yurda kesin dönüş” yapmış olma şartını yerine getirmiş olmasıdır.

Uzun yıllar çalışıp bulundukları ülkede emekli olmuş gurbetçiler, çocukları ve torunları Türkiye’ye dönmedikleri için çoğu zaman o ülkelerde istemeseler de yaşamak zorunda kalıyor. Bir çok emekli yılın büyük bölümünü yurtdışında bulundukları ülkelerde geçiriyor.

Ancak yurtdışında yaşayan vatandaşların Türkiye’den emeklilik borçlanmasında her ne kadar “kesin dönüş” koşulu aransa da fiilen Türkiye’ye dönüş yapmalarına gerek yoktur.

Halen yasada bu ibare yer almasına rağmen “kesin dönüş” şartı uygulamada, yurtdışında yaşanan ülkede “ikamete dayalı” herhangi bir sosyal sigorta ödencesi ya da sosyal yardım alınmaması olarak yorumlanmaktadır.

Yani kişinin Türkiye’de yaşadığına değil sadece yurtdışında herhangi bir ülkede yaşayarak elde ettiği bir gelirinin olup olmadığına bakılmaktadır.

İsveç’te ikamete dayalı olarak alınabilen sosyal sigorta ödenceleri ve sosyal yardımlar nelerdir ?

İsveç nüfusuna ikamet kayıtlı olarak (folkbokförd) ve kısa süreli yurtdışı tatili dışında sürekli İsveç’te yaşama şartına bağlı olarak ödenen belli başlı sosyal sigorta ödenceleri ve sosyal yardımlar şunlardır:

*İşsizlik sigortası ödencesi (arbetslöshetsersättning)

*İş arama etkinliği desteği (aktivitetsstöd)

*Hastalık parası (sjukpenning)

*Süreli Malüllük ödencesi (sjukersättning)

*Asgari emeklilik aylığı (garantipension)

*Konut kira yardımı (bostadsbidrag)

*Konut ek ödencesi (bostadstillägg)

*Kimi engelli ödenceleri (handikappersättning)

*Sosyal geçim yardımı (socialbidrag, försörjningsstöd)

Özetle İsveç’te yaşıyor olma şartı aranan ve devlet kurumları ya da belediyeler tarafından ödenen her türlü sosyal sigorta ve sosyal yardım paraları…

Türkiye’den halen emekli aylığı alan ya da Türkiye’ye yeni emeklilik başvurusu yapan bir vatandaşımız ilgili İsveç kurumuna: ” İsveç’te şu an ikamet etmeme gerek olmadan ve yurtdışına taşınmışken de bana bu parayı yine öder miydiniz ?” diye bir sorsun !

Eğer “olsun yine de öderdik !” derlerse parayı bir güzelce hemen alsın ama maalesef “hayır o zaman ödemezdik, bu parayı sana ödeyebilmemiz için senin İsveç’te oturman şart !” dedikleri paraları lütfen almasın !

Türkiye’den bağlanan emekli aylıkları başka hangi durumda durdurulur ya da kesilir?

Sonrasında ne gibi işlemler yapılır?

Yurtdışı sigortalılık sürelerini borçlanarak Türkiye’den emekli aylığına bağlananın aylığı, yurtdışında yabancı ülke mevzuatına tabi olarak çalışmaya başladığı ve o ülkede ikamete dayalı bir sosyal sigorta ödeneği ya da sosyal yardım almaya başladığı tarihten itibaren kesilir.

Türkiye’den emekli aylığı almakta iken yeniden yurtdışında çalışmaya başladığı, çalıştığı süre içerisinde tespit edilmesi halinde, emekli aylığı çalışmaya başladığı tarihten itibaren durdurulur.

Ancak yurtdışındaki çalışmanın sona erdiği tarih, tahsis talep tarihi olarak kabul edilerek bu tarihi izleyen aybaşından itibaren aylık yeniden hesaplanır.

Emekli aylığı söz konusu çalışmaya son verilmiş olması şartıyla yapılacak olan yeni tahsis talebine göre, (muhtemel yeni zamlarda yansıtılmış olarak) çalışmanın sona erdiği tarihten itibaren yeniden ödenmeye başlanır.

3201 sayılı Kanuna Göre Aylık Alanlara Mahsus Yoklama Belgesi ” ni süresi içinde Kuruma vermediği tespit edilenlerin aylıkları, bildirim yapılmaksızın söz konusu belgenin SGK‘ya ulaşmasına kadar durdurulur.

Aylıkları durdurulanların SGK’ya ibraz edecekleri belgelerden ya da Kurum tarafından yapılacak olan araştırma sonucunda:

Yurtdışında bir işte çalışmadığı ve ikamete dayalı bir sosyal sigorta ödencesi ya da sosyal yardım almadığı tespit edilenin aylığı, durdurulduğu tarihten itibaren tekrar ödenmeye başlanır.

Yani aylık bağlanma talebinde bulunulduğu sırada yurtdışında herhangi bir işte çalışmıyor olmak ve herhangi bir sosyal sigorta ödeneği ya da sosyal yardım almıyor olmak şarttır.

Bu durumda olanın yurtdışındaki çalışması sona ermesi şartıyla yapacağı yeni tahsis talebine göre aylık bağlanır.

Türkiye’den bağlanan emekli aylığını SGK hangi durumda geri alır ?

Türkiye’den emekli aylığı alırken, aynı zamanda yurtdışında bir işte çalıştığı ve ikamete dayalı bir sosyal sigorta ödencesi ya da sosyal yardım aldığı tespit edilenin aylığı kesilerek, yersiz yapıldığı tespit edilen ödemeler 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesi hükümlerine göre faiziyle birlikte geri alınır.

Türkiye’den emekli aylığı bağlanmış bir gurbetçinin yurtdışındaki çalışmışlığı, çalışmanın sona erdiği tarihten sonra tespit edilmesi halinde ise aylığı kesilmeyip ödenmeye devam eder ancak söz konusu çalıştığı sürelerde ödenen tutarlar hesaplanır ve “yersiz ödeme” olarak kaydedilerek, SGK tarafından geriye dönük olarak faiziyle birlikte geri istenir.

Hangi Türk emeklileri yurtdışında çalışabilir ve sosyal yardım alabilir ama hangileri yurtdışında çalışamaz ve yardım alamaz ?

Sadece Türkiye’ki sigortalık süresiyle emekli olanlar (Tek bir gün dahi yurtdışı borçlanması yapmamış, Türkiye’de sigortalı olarak çalışıp emekli olmuş olanlar ve Türkiye’de isteğe bağlı emekli olanlar) Türkiye’de ve yurtdışında herhangi bir ülkede çalışabilirler ve sosyal sigorta ödencesi ya da sosyal yardım alabilirler.

3201 sayılı kanun kapsamında yurtdışındaki sigorta sürelerini borçlanarak Türkiye’de emekli olan gurbetçiler yurtdışında herhangi bir ülkede çalışamazlar ve sosyal sigorta ödencesi ya da sosyal yardım alamazlar. Ancak sadece Türkiye’de çalışabilirler.

Bu sorunun çözümü nedir ?

Gurbetçinin bu sorununun şu anda tek çözümü CHP‘nin meclise sunduğu ancak AKP tarafından reddedilen “gurbetçilere bulundukları ülkede çalışabilme izni veren” yasa değişikliği önergesinin bir an önce kabul edilmesidir.

Bir başka kesin çözüm ise gurbetçinin oylarıyla CHP‘yi iktidara getirmesidir !

Ne diyelim ?
Bu konudaki yasa hükmü çok açık. Buna göre hem Türkiye’den emekli aylığı almak hem de bu aylık geçinmeye yetmediği için İsveç’te bir işte çalışmak kesinlikle yasak.

Hükümet seçim öncesi Almanya’da müslümanlığını ispat edercesine “Vallahi de billahi de bunu hemen yapacağız !” diye yemin ederek müslüman gurbetçilere verdiği bu konudaki sözünü tutmamış ve gözünün içine baka baka yalan söyleyip, gurbetçileri bir kez daha kandırmış ve aldatmıştır.

İsveç’te çok sayıda Türkiye kökenli muhbir vatandaşın olduğunu İsveç gazeteleri çarşaf çarşaf yazdılar.

Türkiye’den gelen kimi vatandaşlar, kimi çıkarlar uğruna, kimi zamanlar, haklı ya da haksız yere başkalarını ya da birbirlerini kurumlara şikayet etmekten ya da gammazlamaktan zevk alıyorlar!

SGK iki ülke arasında imzalanmış sosyal güvenlik anlaşması gereği olarak her Türk vatandaşına ait sosyal sigorta bilgilerini istediği anda İsveç sosyal sigorta kurumlarından (Pensionsmyndigheten, Försäkringskassan) alabilmektedir.

Her iki ülke kurumları “yersiz ve haksız ödemelerini” ayrıca sigorta sahtekarlıklarını tesbit etmek ve önlemek için karşılıklı bilgi alışverişi ve işbirliği yapıyorlar, birbirlerini bilgilendiriyorlar.

İleride zor duruma düşmemek için siz en iyisi mi, yurtdışında çalışmaya başladığınız zaman SGK’ya bildirimde bulunarak, İsveç’teçalıştığınız sürece Türkiye’den emekli aylığınızı durdurmalarını isteyiniz.

Ya da geçinebilmem için illa ki ayrıca bir işte çalışmam gerekiyor diyorsanız o zaman İsveç’i terkedip işsizlik cenneti Türkiye’ye gidin ve eğer bir iş bulabilirseniz, orada çalışın.

Çünkü İsveç’te bir işte çalışmanız yasak ama Türkiye’de serbest !

Yoksa başınız ağrıyabilir !

Benden size dostça söylemesi !

TANER YILDIZ

İsveç bu yıl kaç bin göçmene oturum izni verdi ?

* Bunlardan binde kaçı Türkiye’den geldi ?

* 2017’de en çok oturum izini hangi ülke vatandaşlarına verildi ?

* Türkiye’den gelen kaç kişiye sığınmacı oturumu izni verildi ?

* Kaç Türk vatandaşı iş üzeri oturum izniyle sevindirildi?

* Aile birleşimi, sığınmacı ve iş üzeri oturum izni dağılımı nasıl oldu ?

İsveç’e yerleşme izni almış sığınmacılar

İsveç Göçmen Dairesi (Migrationsverket) 2017 yılının ilk 7 aylık dönemini (Ocak – Temmuz) kapsayan raporunda, kabul edilen İsveç’e yerleşme başvurularının kategorilere, geldikleri ülkelere, yaş ve cinsiyetlerine göre istatistiklerini ayrıntılı biçimde açıkladı.

Bu taptaze istatistiki verilere göre İsveç devleti 2017 yılının ilk 7 ayında dünyanın dört yanından 100’ün üzerinde ülkeden ve “72 çeşit milletden” toplam 75.081 göçmene İsveç’e yerleşme ve çalışma izni verdi.

Sığınmacılar arasında çok sayıda çocuk var…

İsveç’e yerleşen göçmenlerin ezici çoğunluğu, halkı müslüman olan Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkeleri vatandaşları.

En yüksek sayıda oturum izni Suriyeli sığınmacılara verildi.

İsveç’te bu yılda da en çok sayıda oturum izni verilen Suriyelileri, Irak, Afganistan, Somali, Eritre, devletsiz (Filistin) ve İran vatandaşları izledi.

Sığınmacıların çoğu Ortadoğu ve Afrika’nın müslüman ülkelerinden geldi.

Dikkat çeken diğer iki ayrı büyük grup ise Tayland (4.277 )ve Çin’den (3.479) gelenler ile İsveç’te oturum izini verilen 1.690 tane süper güç pasaportlu ABD vatandaşı oldu !

Bu yılın Temmuz ayı sonuna kadar verilen izinlerin ana kategorilere göre dağılımı şöyle oldu :

Aile birleşimi: 24.850 kişi

Sığınmacı: 19.941 kişi

İş üzeri : 19.214 kişi

Misafir öğrenci: 8.742 kişi

Bir AB ülkesinde yerleşik göçmen :2.334 kişi

Alt kategorilere göre dağılım ise şöyle:
Aile birleşimi yoluyla izin verilen yaklaşık 25 bin kişiden yaklaşık 10 bini (9.913) sığınmacı ailesinden oluşuyor.

Evlilikler ve birliktelikler gerekçesiyle “mültecilik dışı” aile birleşimi kapsamında gelenlerin sayısı ise 9.619 kişi.

Bu kapsamda oturum izni verilen bir diğer grup ise anne-babası PUT oturum izinli yabancı olan İsveç’te yeni doğmuş 5.260 çocuk ve yurtdışından evlatlık alınarak İsveç’e getirilen 58 çocuktur.

İş üzeri izin verilen yaklaşık 19 bin kişiden 10.296‘sı işçi, 6.667’si işçi ailesi (eş ve çocukları) 101’i İsveç’te işyeri açan işveren, 749’u misafir araştırmacı, 1.401’i ise stajyer öğrenci ve sporcudur.

Sığınmacıların çoğunluğu çalışabilir genç nüfus.

Sığınmacı olarak oturum izni alan yaklaşık 20 bin kişinin 2.533’ü BM Kontenjanı mültecisi, 7.937’si Sözleşme mültecisi, 8.083’ü korunmaya muhtaç mülteci ve geri kalanı da diğer özel statülü sığınmacılardır.

Misafir öğrenci kapsamında oturum verilen yaklaşık 9 bin kişiden 6.564’ü üniversite öğrencisi, 1.177’si öğrenci ailesi, 687’si doktora öğrencisi, 314’ü ise işte çalışan öğrencidir.

Türkiye’den gelenler içinde sığınmacılar da var.

2017’nin ilk 7 ayı sonunda Türkiye’den kaç kişiye, hangi kapsamda oturum izni verildi ?

Türkiye kökenli toplam 1.390 kişiye oturum izni verildi.

Amerikanlara bile (ABD vatandaşı:1.690 kişi) Türklerden daha çok oturum izini verildi !


Türkiye’den İsveç’e bu 7 aylık dönemde gelip yerleşenlerin oturum izni aldıkları kategoriler ve sayıları şöyledir:

Aile birleşimi: 376 kişi

İş üzeri işçi: 328 kişi

İşçi ailesi: 283 kişi

İşyeri açan işveren: 4 kişi

İsveç’te yeni doğmuş çocuk: 40 çocuk

Misafir öğrenci : 192 kişi

Doktora öğrencisi: 25 kişi

Misafir öğrenci ailesi: 19 kişi

Çalışan öğrenci: 13 kişi

Stajyer öğrenci: 1 kişi

Misafir araştırmacı: 36 kişi

Başka bir AB ülkesinde yerleşik göçmen ailesi: 53 kişi

Başka bir AB ülkesinde yerleşik göçmen: 2 kişi

BM Kontenjan mültecisi: 9 kişi

Sözleşme mültecisi: 4 kişi


Korunmaya muhtaç mülteci: 1 kişi


Geçici süreli mülteci: 1 kişi

Sınırdışı engelli mülteci: 1 kişi

Mülteci ailesi : 2 kişi

Toplam Türkiye kökenli kişi : 1.390


Bir başka deyişle bu yıl şimdiye kadar İsveç’e yerleşen toplam 75 bin göçmenin binde birinden fazlası ya da binde ikisinden azı (% 0,018) Türkiye’den gelmiştir.

Ne diyelim ?

Hoş gelmişler, sefalar getirmişler !

Neredeyse tamamı çalışabilir işgücü yaşlarında ve çocuk olan bu “72 milletten göçmenler”; İsveç’in çok yaşlanan, emeklilik yaşı 65 olmasına rağmen halkının kabaca dörtte biri emekli olan, mevcut düşük doğum nedeniyle (-göçmen kökenliler hesaba katılmadığı zaman-) azalma eğilimi gösteren ve kendini sürdürülebilir düzeyde yenileyemeyen yaşlanmış nüfusuna şırınga edilmiş bir “gençlik ve dinçlik aşısı” olacaktır !

Baksanıza bu kısa 7 aylık sürede oturum izni verilenlerden 5 binden fazlası anne ve babası oturum izinli olan İsveç’te yeni doğmuş göçmen çocuğuymuş !

Uzun lafın kısası İsveç’te kurulu kapitalist ekonomi çarklarının tıkır tıkır dönmesi ve kapitalin sürekli kar etmesi için her yıl kontrollü olarak ülkeye alınacak olan, ortalama 100 bin kişilik yeni, taze ve tüketim açlığı çeken bir tüketici ordusu ile iş piyasasında arz fazlalığı oluşturup ucuz iş gücü rekabeti yaratarak işçi ücretlerinin yükselmesini frenleyip aşağıda tutulmasını sağlayacak olan bir çalışan ordusuna ihtiyaç duyulmaktadır !

Meselenin istisnai anlamda varolan insani, vicdani, merhametlilik ve hayırseverlik hassasiyetleri saklı kalmak dışındaki aslı, esası ve çıplak gerçeği bu “kar eksenli arz -talep” ilişkisidir !

TANER YILDIZ

Kaynak Migrationsverket (İsveç Göçmen Dairesi)

İsveçliler gırtlağa kadar borç içindeler !

İsveç halkının toplam borcu ne kadardır?

Konut kredisi borcu niçin rekor kırmıştır?

Konut balonu ne zaman patlayacak?

Konut faizleri ne zaman yükselecek?

Kimler borç batağında batacak?

1 milyon kron için ne kadar düşük bir faiz ödeniyor?

İsveçliler bir kaç yıldır 1 milyon kronluk bir konut kredisine aylık kabaca 1000 kron gibi düşük tutarda bir faiz ödüyorlar bunun da yüzde 30'unu yani 300 kronunu vergi iadesi olarak geri alıyorlar.

Bir başka deyişle 1 milyon kronluk bir konut kredisi için günlük 25 kron (bir fincan kahve parası) aylık 700 kron (bir park cezası) yıllık ise toplam 9000 kron (bir aylık belediye evi kirası) faiz ödüyorlar !

İsveç'in yeni 100 kronluk banknotunun ön yüzünü dünyalar güzeli ünlü sinema oyuncusu İsveçli Greta Garbo süslüyor !

Böylesine neredeyse bedavaya maliyeti olan, yeni çıkarılan ve çoğunun üzerinde bir ünlü İsveçli kadın resmi olan göz kamaştırıcı gıcır gıcır sarışın dilber kronlar, en muhafazakar İsveçlileri bile baştan çıkarıyor !

İsveç Merkez Bankası (Riksbanken) 2015 yılından beri repo faizini yüzde – 0,50 seviyesinde tutuyor.

Bundan dolayı da bankalar parasını bankaya yatıran mevduat sahiplerine herhangi bir faiz ödemiyorlar hatta bazı bankalar halktan bedavaya toplayıp, faizle sattıkları para için ayrıca işlem ücreti adı altında masraf bile kesiyorlar !

Yani parasını bankaya yatıran vatandaş tek kuruş faiz alamadığı gibi kimi durumlarda ayrıca bir de bankaya "kasa kirası" gibi üste para ödüyor !

Hane halkının özellikle konut kredisi olmak üzere toplam borcu gün geçtikçe katlanarak artarken buna bağlı olarak İsveç halkını haraca bağlayan dört büyük bankanın yıllık karları ise yine katlanarak artarak rekor üstüne rekor kırıyor.

Halen süren "çok düşük faiz" şenliğinde İsveçliler, bankalardan neredeyse bedavaya çektikleri borç parayla aşırı yüksek fiyata konut ve otomobil alıyorlar, bu yetmiyormuş gibi bir de yine borçlanarak tatile bile gidiyorlar !

Evinin piyasa değeri düşük faizden dolayı aşırı artan ve durduk yere milyoner olan bazı konut sahipleri ise konutlarını bankamatik gibi kullanıyorlar.

Paraya sıkıştıklarında ya da daha fazla tüketmek istediklerinde konutlarının üzerine fazladan kredi çekip bunu tüketimde harcıyorlar !

Her İsveçlinin ortalama 400 bin kron borcu var !

İsveç hane halkının 2017 yılı ilk çeyreğindeki toplam borcu tam tamına 3 trilyon 913 milyar 885 milyon krondur, SCB'nin taptaze istatistiki verilerine göre !

Bunun 215 milyar 616 milyon kronu öğrenim kredisi borcu.

Bu toplam borcun yüzde 80'i konut kredisi borçlarından oluşuyor.

İsveçlilerin toplam borçları İsveç'in yıllık milli gelirinin yüzde 88'ine tekabül ediyor.

10 milyon nüfuslu İsveç'te (İsveç'e yerleşen 1 milyondan fazla sığınmacılarda dahil) kişi başına düşen borç miktarı yaklaşık 400 bin krondur !

İSVEÇ'TE KONUT KREDİSİNDE ÜRKÜTÜCÜ BİR REKOR KIRILDI !

İsveç hane halkının toplam konut kredisi haziran ayında ilk defa 3 trilyon kronu aşarak 3 trilyon 5 milyar krona ulaştı.

İsveç İstatistik Merkez Bürosu SCB'nin verilerine göre İsveç konut kredisi; sadece son bir ayda 30 milyar kron ve son bir yılda 200 milyar kronluk bir artışla yıllık yüzde 7,5 büyüdü.

Haziran ayı hane halkı ortalama konut kredisi faiz oranı yıllık yüzde 1,57 ve ortalama değişken (rörlig) faiz oranı ise yıllık 1,55 seviyesinde gerçekleşti.

İsveç'te evin piyasa değerinin yüzde 85'i kadar konut kredisi alınabiliyor.

Aylık geliri yüksek ve ödeme gücü yerinde olan çoğu kimse geriye kalan yüzde 15'i de birazcık daha yüksek faizli tüketici kredisi olarak yine bankalardan borç olarak alabiliyor !

Yani aslında kimileri için ev alırken kendi cebinden hiç para vermesine bile gerek kalmıyor !

Geçen yaza kadar borcun ana parasını ödemeye bile gerek yoktu ve kira öder gibi sadece aylık faizi ödemek yetiyordu ve bu durumda çoğu seçkin semtteki lüks evlerde neredeyse "bir belediye sosyal konutu kirasından" da daha ucuza oturulabiliyordu !


İsveç'te sıfırın altında eksi faizden dolayı konut kredisi değişken faizlerinin (rörlig ränta) yıllık yüzde 1,24 – 1,55 aralığında rekor düşük seviyelerde gezinmesi ve özellikle İsveç'e son yıllarda artan mülteci göçüyle nüfustaki hızlı artış nedeniyle başgösteren konut sıkıntısı, başta Stockholm, Göteborg ve Malmö'de ev fiyatlarını kelimemin tam anlamıyla uçurdu !

Daha bir kaç yıl önce Stockholm'da 3 -4 milyon krona satılan evler şimdilerde 7 – 8 milyon kronlara satılmaya başlandı.

Ülkenin önde gelen iktisatçıları son yüzyılın en düşük konut kredisi faizi nedeniyle ulaşılan bu akıl almaz borç rakamlarını çok tehlikeli ve korkutucu buluyorlar ve bu ağır borç yükünün İsveç halkı tarafından bir alarm sinyali olarak değerlendirilmesi ve gelecek yıl 2018 ortalarından itibaren yükselmeye başlayacak olan konut kredisi faizlerine hazırlık yapmak için şimdiden düzenli olarak bir kenara ayrıca para biriktirilmesini ve mümkün olduğunca borç miktarının azaltılmasını (en az evin değerinin yüzde 70'i) tavsiye ediyorlar.

Uzmanlara göre evin değerinin yüzde 80 – 90'ı oranında banka kredisi çekerek şimdiki yüksek fiyattan ev alanların, bir çeşit kumar oynadıklarını ve faizler yükselip geleneksel ve alışılmış normal seviyeleri olan yüzde 5 – 6'lara gelince birden bire iki üç misli artacak olan şimdiki faizlerini ödeyemeyeceklerini söylüyorlar.

Yükselen faiz dolayısıyla evlerinin balon gibi şişirilmiş olan piyasa değeri düşeceği için de pahalıya aldıkları evi ancak çok zarar ederek elden çıkarabileceklerini (eğer satabilme imkanı bulabilirse !) vurguluyorlar.

Bu durumda olanların aslında ihtiyaçları olmayan büyük evlerini faizler yükselmeden önce satıp, daha küçük ve düşük fiyatlı konutlara taşınmasını salık veriyorlar.

Uzmanlar gelecek yıldan itibaren artacağı neredeyse kesinleşen faiz oranlarından dolayı "konut balonun er ya da geç patlayacağını" bu nedenle şimdilerde yüksek fiyattan konut alan ve borçlanmaktan hiç korkmayan özellikle tecrübesiz genç çiftlerin faizlerini ödemekte çok zorlanacakları büyük bir borç riski altına girdiklerini belirtiyorlar.

Ne diyelim ?

Bir kaç ata sözümüze değinelim !

Ayağımızı yorganımıza göre uzatalım !

Ne kadar ekmek o kadar köfte misali ekmeğimize göre köfte ısmarlayalım !

Borç yiyenin kesesinden ve geleceğinden yediğini unutmayalım !

Bu faiz sefasının böyle sürüp gideceğini sanmayalım ve her inişin bir de terleten yokuşu olduğunu hatırlayalım !

İçki içelim güzelleşelim ama ocak söndüren kumar oynamaktan uzak duralım ?

TANER YILDIZ

Bizim diriltilmiş çiçekler !

Bakarsan bağ olur sözünü ispatladık! Çünkü baktığımız arık çiçeklerimiz saksılarımızda rengarenk bağ oldular  !


Hercai menekşeler (Penseer), Sardunyalar (Pelargon) Papatyalar (Margerit), Kartaneciği Lobelyalar (Snöflinga) ve Petunyalar (Petunia)!

Bizim bu rengarenk yazlık saksı çiçeklerimizin bir “diriliş” hikayesi var !

30 yıldır tanıdığımız ve çok sevdiğimiz bir aile dostu ablamızı Fruängen çarşısındaki işyerinde ziyaret etmiştik. 

İşyerinin hemen önünde, meydandaki seyyar çiçekçi tezgahının üstü ve çepeçevre etrafındaki, çoğu sıcaktan ve belli ki uzun süre bakımsız kalmaktan kurumaya yüz tutmuş bir sürü saksı çiçeğinin indirimli kırmızı fiyatlarlaetiketlendiğini farkettik. 

O gün akşamında çiçek tezgahının kapanacağını ve sahibiyle birlikte tatile çıkacağını, bu nedenle çiçeklerin böylesine kelepire satıldığını öğrendik. 

Iraklı bir gence ait olan tezgahtan birkaç parça nispeten iyi durumda olan saksı çiçeği satın aldık. 

Aile dostumuzla dükkan komşusu olan Iraklı genç: “-ablamın dostları benim de dostlarımdır ! ” dedi ve hem zaten çok ucuz olan fiyattan ayrıca özel indirim yaptı hem de kurumaya yüz tutmuş 2 kasa dolusu sardunya ve papatyayı da bize hediye etti ! 

Israrla parasını ödemek istedik ama almadığı gibi bir de üstelik bir buket vazo çiçeği daha uzattı !

Cömert çiçekçi gence teşekkür edip, canı sadece kökünde kalmış ve öldü ölecek durumdaki çiçekleri su ve toprakla buluşturup, diriltmek için hemen evin yolunu tutttuk. 

Bizim fakirhanenin güneydoğuya bakan ve sabah güneşini alan arka bahçe terası ile güneybatıya bakan ve akşam güneşini alan ön bahçesinde, kucağını açmış, tanımadığı Tanrı misafirlerini bekleyen irili ufaklı saksılarımıza bir güzelce dikip, hemen “can suyu” verdik. 

Her sabah uyanır uyanmazkomada yatan çiçekleri kontrol edip heyecanla “yaşam belirtisi” aradık !

Sararan yapraklarını ve kuruyan incecik dallarını üşenmeden tek tek temizledik. Hala yeşil kalanlarını şefkatle okşadık. Ara sıra ve yudum yudum suladık. 

Bir haftadan sonra sarı soluk çiçeklerin tümü de yeşil yeşil yeşillenmeye, ince ince sürgün vermeye taze taze yaprak açmaya ve tomur tomur tomurcuklanmaya başladılar. 

Onlara her gün sevgiyle ve özenle dokunarak hepsinin birden hayatını kurtarmayı başarmıştık !

Şimdi teşekkür etme sırası onlardaydı:

İki üç hafta geçtikten sonra, hayata tutunmuş olmanın dayanılmaz hafifliği ve sevinciyle sanki şen şakrak kahkahalar atar gibicesine; etraflarında vızır vızır uçuşan arıların, istinasız her birisini önlerinde eğilerek teker teker ziyaret ettiği ve en mahrem yerlerinde dans edip beslendiği; capcanlı sarı, kırmızı, pembe, eflatun ve beyaz, beyaz, bembeyaz yüzlerce çiçek açarak, kurtarıcıları olarak gördükleri bize minnettarlıklarını gösteriyorlar ve yaşadıkları sürece de içtenlikle böylesine tomurcuk tomurcuk, çiçek çiçek teşekkür edeceklerini söylüyorlar şimdi !

Ne diyelim ?

Çiçekler de aynı insanlar gibi canlıdır !

Onların da sevgiye, şefkate, bakıma ve yardıma ihtiyacı vardır !

Aralarındaki fark; insanların kimisi çirkin ve zararlıdır ama fotoğraflarımda gördüğünüz gibi çiçeklerin hepsi güzel ve yararlıdır !

Hepinize hercai menekşeli bir yaz tatili diliyorum…

TANER YILDIZ



Stefan Lövfen’den ustaca bir hamle !

İsveç hükümetinde acil değişiklik yapıldı.
Bugün 27 Temmuz İsveç başbakanı Stefan Lövfen’in kader günüydü. 
Başbakan, Ulaştırma Kurumu’nda kayıtlı hassas bilgilerin yabancıların eline geçtiğinin öğrenilmesiyle patlak veren hükümet krizini hükümette ustaca yaptığı bir dizi bakan değişikliğiyle aşmaya çalıştı. 

Başbakan önemli basın toplantısına yanına bakanlarını alarak çıktı.

Çabukça yaptığı kıvrak ama dengeli hamlesiyle herkesi şaşırttı ve hükümetinin ipini çekmeye hazırlanan fırsatçı sağcı partileri köşeye sıkıştırdı.

Üç bakanının kellesini isteyen ırkçı parti destekli Sağcı İttifak’ın bunlardan ikisinin; – İçişleri bakanı Anders Ygeman ve Ulaştırma bakanı Anna Johansson’un -kellesini almasına izin vermeyip, kendisi görevden aldı. 

Görevden alınan Ulaştırma bakanı Anna Johansson.
İçişleri Bakanlığı görevinden alınıp Meclis grup başkanvekili yapılan Anders Ygeman.
Savunma bakanı Peter Hullqvist’i ise koltuğunda tutarak, bakanının kellesini sonuna kadar savunacağını belli etti !
Görevinde kalan Savunma Bakanı Peter Hullqvist
Boşalan İçişleri bakanlığını Adalet bakanlığına bağladı. Böylece hükümetin ağır topu Morgan Johanson hem içişleri hem de adalet bakanı olarak ağırlığını daha da artırdı. 
Aynı zamanda Göçmen bakanı da olan Morgan Johanson’dan bu bakanlığı aldı ve Helene Fritzon’u tek başına Göçmen bakanı yaptı. 

Yeni Göçmen Bakanı Helene Fritzon
Bakanlıktan aldığı devlet adamı kumaşlı Anders Ygeman’ı harcamadığını belli etmek için de onu partisinin Meclis grup başkanvekili yaptığını açıkladı. 
Yeni Ulaştırma Bakanı olan eski grup başkanvekili Tomas Enerot
Yeni Ulaştırma bakanı şimdiki Meclis grup başkanı deneyimli Tomas Enerot oldu. 

Gücü ve görevi artırılan yeni Sosyal İşler Bakanı Annika Strandhäll
Sosyal Güvenlik Bakanı Annika Strandhäll’in görev alanını Sağlık ve Spor bakanlığı görevleriyle de genişletip, ağırlığını artırarak onu tek başına, yeniden ihdas edilen anlı şanlı Sosyal İşler bakanı yaptı. 

Kendi isteğiyle Sağlık ve Spor bakanlığından ayrılan yakışıklı bakan Gabriel Wikström.
Üç yıl önce ilk bakan olduğunda resimlerini gören özellikle Türk kadınlarının hayran kaldıkları ve binlerce Facebook arkadaşlığı teklifi yaptıkları yakışıklı Sağlık ve Spor bakanı Cebrail (Gabriel Wikström) şaşırtıcı olarak “sağlık nedenleriyle” görevini kendi isteğiyle bıraktı. Yakışıklı bakan bir süredir “tükenmişlik” (utbrändhet) tanısıyla hastalık raporluydu. 

Ne diyelim ?

Kaderinin belirlenmesini ırkçı parti destekli fırsatçı sağcılara bırakmayan ve yaptığı bakan değişiklikleriyle kendisinden hiçte beklenmeyen bir çabuklukta ve kıvraklıkta bir manevrayla ustaca bir hamle yapıp, sırtını ırkçılara dayayan “sağcı” partileri köşeye sıkıştıran işçi kökenli “solcu” başbakanımızı kutluyorum. 

TANER YILDIZ

Toplu foto: soldan sağa Tomas Ekerot, Helene Fritzon, Peter Hullqvist, Stefan Lövfen, Annika Strandhäll, Morgan Johansson.

İsveç hükümeti niçin sarsıldı ?

İsveç’te birdenbire tam da tatil ortasında öngörülmeyen bir hükümet kaosu yaşandı !
Nedeni ise özelleştirme yoluyla İsveç Ulaştırma Kurumu’na köstebek girmiş olması !

İsveç başbakanı, eski metal işçisi Stefan Lövfen liderliğindeki kırmızı yeşil koalisyon hükümeti bir kez daha bir skandalla sarsıldı. 
Azınlık Hükümeti, ırkçı parti destekli sağ ittifakın gensoru tehdidiyle tam da yaz tatili ortasında apansız yakalandı. 

Sağ ittifak (högerallians) partileri liderleri toplu halde !
Sağ ittifak partileri ırkçı parti SD’yi de arkalarına alarak hep birlikte hükümeti gensoruyla düşürmekle tehdit ederek Başbakan’a ültimatom verdiler !
Bu durumda ya hükümetin üç bakanı; içişleri, savunma ve ulaştırma bakanı istifa edecek, ya hükümet düşecek ya da erken seçime gidilecekti. 
Bir kaç gündür süren hükümet krizini bu gün öğleden sonra maden işçisi başbakan usta bir manevrayla çözerek hükümetini acil hayati tehlikeden şimdilik kurtardı ve hodri meydan diyerek topu tekrar ırkçı parti destekli sağ ittifak partilerine attı !

Herşey İsveç’in en temel kurumlarından olan, orduya kayıtlı olanlarda dahil ülkedeki her türlü motorlu araca ve sahiplerine ait çoğu devlet sırrı sayılabilecek olan çok hassas bilgiler ile tehdit altındaki gizli kimlikli kişilerin gerçek adları ve adreslerinin kaydını digital ortamda tutup yöneten Ulaştırma Kurumu’nun (Transportstyrelsen) Bilişim Teknoloji BT (IT) işletimini 2015 Nisan ayında özelleştirerek, çok uluslu Amerikan bilgisayar devi IBM ye devretmesiyle başladı. 

Böylece ülkenin gizli ve aşırı hassas bilgilerinin tamamı yabancıların eline geçmişti. 

İşin bir başka ilginç yanı da, aslında bu özelleştirme çalışması Sağ ittifak hükümeti zamanında başlatılmış ve yeni hükümet bunu kucağında bulmuştu. 

Ulaştırma Kurumu (transportstyrelsen) genel müdürü Maria Ågren
Kurumun Genel Müdürü olan tecrübeli devlet memuru Maria Ågren bu özelleştirme ihalesini IBM’ye verirken bilgi güvenliğiyle ilgili kimi yasaların ve yerleşik uygulamaların dışına çıkmıştı. 
Bu taşeron özelleştirmesine öncelikle kurumun denetçisi itiraz etti. İsveç gizli polisi SÄPO’da ihaleyi inceleyip bu durumun ülke güvenliğine bir risk oluşturacağını belirtti. 

Ama tüm bu olanlar başta Kurum’dan sorumlu Ulaştırma ve Altyapı bakanı Anna Johanson’dan ve başbakan Stefan Lövfen’den habersiz yapılmıştı !

Bu durumdan sadece hükümetin iki ağır toplarından devlet adamı kumaşlı İçişleri bakanı Anders Ygeman’ın ve Savunma bakanı Peter Hullqvist’in haberleri vardı ama onlarda bu bilgiyi kendilerine saklayıp başbakanları Stefan Lövfen’i haberdar etmemişlerdi. 

Ulaştırma Kurumu Genel Müdürü hemen görevden alınıp hakkında “gizli ve sır sayılan bilgileri ifşa etmekten” soruşturma başlatılmış, 6 Haziran’da basının aracılığıyla da, suçunu kabullendiği ve 70 bin kron para cezasına çarptırılmaya razı olup, yüksek devlet memurluğu görevini bıraktığı kamuoyuna duyurulmuştu. 

Bu haber yaz tembelliğindeki İsveç’e bomba gibi düşmüş, ırkçı parti destekli sağ ittifak partileri fırsat bu fırsat diyerek hemen alelacele hükümet gensorusu hazırlığına girişmiş, içişleri ve savunma bakanları apar topar Meclis Komisyonuna çağrılarak ifade vermişlerdi. 

Durum o kadar acil ve kritikti kimi milletvekilleri ve yetkililer tatilini yarıda keserek, üstlerindeki yazlık tişort ve kısa donlarıyla parti genel merkezlerine ve meclise gelmişlerdi. 

Ne diyelim ?

İşte İsveç’in demokrasisi sürekli yenilenen ve sınava tabii tutulan gücünü ve saygınlığını, halka tamamen açık bu şeffaflığa, kurumsal bağımsızlığa, bu hesap sorabilirliğe ve bu hesap verebilirliğe borçludur !

Maden İşçisi Başbakan Stefan’a kolay gelsin. Sosyaldemokrat Partinin bir sıradan üyesi olarak bu konuda maden işçisi kökenli başbakanımıza desteğim ve inancım tamdır !

TANER YILDIZ

İsveç yazı bir başka güzeldir !

İsveç halkı aslında yazın yaşar !

Svea Ana yazın da aynı kışın ki gibi göz kamaştırıcı görkemli güzelliğini korur.

Kışın buz mavisi iri gözlerine soğuk ve donuk bir bakış kondurup, gelinlik dahil bembeyaz kıyafetlerini giyinen Svea Ana yazın ise ince ucu hafif kalkık narin biçimli burnunun üstündeki masmavi iri gözlerine, baştan çıkarıcı fettan bir bakış kondurarak, güneş gören değerli bir kristalmişcesine parıl parıl parıldar.

Kuzeyin güzeller güzeli Svea Ana yaz zamanları; bakımlı, altın orantılı ve hafif kıvrımlı görkemli bedenini sarıp sarmalayan ve ne giyerse giysin yine de çok yakışan, özellikle rengarenk yaz çiçekleriyle bezeli ve geniş dekolteli, her tonuyla yemyeşil fistanlarını giyinir. 

Yazın, büyüleyici güzelliğinin ve albenili çekiciliğinin farkında davranan, cilveli ve fettan bakışlı bir kuzey dilberine dönüşen Svea Ana; İsveç’in bir yaz şarkısı klasiği olan Per Gessle’nin meşhur Sommartider /Yaz zamanları şarkısını dinlemeyi çok sever ve bu şarkı eşliğinde cıvıl cıvıl, içinden geldiğince ve özgürce dans eder !



Ne diyelim ?

İsveç yazı her zaman ıslak ve serin olur ama özellikle kırları gerçekten bir başka güzelliğe ve İsveç’e özgü bir başka aydınlığa bürünür. 


Buyrun sözlerini türkçeleştirdiğim bu yaz şarkısına arkadaşlık yaparak, İsveç’in bir başka yazının zevkini çıkarın !

TANER YILDIZ 


YAZ ZAMANLARI 

Merhaba yaz zamanları merhaba !

Yaz zamanları
Birşeylerin olup gittiğini hissediyorum
Gel ve kal dışarda, gece uzun.

Yaz zamanları
Kor gibi yanan:


 – gel benim ol diye fısıldayan bir şehri dön dolaş.

Merhaba Yaz zamanları merhaba !

Açlığını ver bana, ver elini bana,
Vermek istediğin herşeyi, 
verebileceğin her şeyi ver bana.

Merhaba Yaz zamanları merhaba !

Dudak dudağa beni çıkarır karaya,
yaz zamanlarını verirler birbirlerine.

Merhaba Yaz zamanları merhaba !

Yaz zamanları
Yaz sıcak ve yaz ıslak

Yaz zamanları
Gel bir yaz oyunu oyna.

Yaz zamanları

Hayatını albenili, yanan zaman da yaşa: Kal bu gece ….

Merhaba Yaz zamanları merhaba !

Dudak dudağa yanan iki kalp, 
Yaz zamanlarını verirler birbirlerine.

Yaz zamanları

Beni alır, 

Beni benden alır götürürsün bir başka dünyaya

Türkçesi: Taner Yıldız

SOMMARTIDER 

Sommartider, hej hej, sommartider !

Sommartider
Jag känner det är nå’nting på gång
Kom och stanna ute natten lång. 

Sommartider
Snurra runt i en stad som
glöder, som viskar: Bli min i natt

Sommartider hej hej sommartider !

Ge mej din hunger, ge mej din hand
Ge mej allt du vill och allt du kan

Sommartider hej hej sommartider !

Läppar mot läppar som tar mej i land,
som ger sommartider till varann.

Sommartider
Sommar Sommar våt och het
Sommartider
Kom och lek en sommarlek
Sommartider
Lev ditt lev i den tid som brinner, som lockar: Stanna inatt…

Sommartider hej hej sommartider!

Ge mej din hunger, ge mej din hand
Ge mej allt du vill och allt du kan 

Sommartider hej hej sommartider!

Läppar mot läppar, två hjärtan i brand,
som ger sommartider till varann

Sommartider du tar mej
du tar mej till en annan värld.

Skriven av Per Gessle

Sommartider şarkısını şu linke tıklayarak dinleyebilirsiniz:







Türkiye’nin umudu tomurcuklandı !

Kılıçdaroğlu yürekten, gülerekten yürüdü.

Türkiye’de çok yürüyüş yapıldı, çok miting düzenlendi ama böyle düzgün organize edilmişi, böyle barışçısı, böyle kapsayıcısı, böyle merhametlisi, böyle sevimlisi, böyle umut yeşerticisi, böyle bütünleştiricisi ve böylesine tertemizi daha önce hiç görülmemişti. 

Türkiye adaletsizlikten cayır cayır yandığı sırada, 69 yaşındaki bir delikanlı adam soğuk bir pınar gibi ortaya çıktı.

Kendim ve partim için değil herkes için adalet istiyorum bunun içinde bu yaşımda ve bu Haziran sıcağında 450 kilometrelik yolu adım adım yürüyorum dedi. 

Adalete olan inancıyla, vicdanıyla, onuruyla, kararlığıyla, iradesiyle, azmiyle, bilinçliliğiyle, sakinliğinden aldığı kontrollü gücüyle ve sapasağlam kişiliğiyle ertesi gün adalet aramak için yollara düştü. 

İnanmadılar ! 

Yapamaz, Bolu dağını aşamaz, yarı yolda geri döner dediler. 

Onunla ve onurlu eylemiyle alay ettiler, küçümsediler ! 

Baktılar ki 69’luk delikanlı adımlarını hiç de kendileri gibi hep geriye, geriye değil, hep ileriye, ilerledikçe de yine ileriye atıyor, şaşırdılar ! 

Önce üstü kapalı sonra açık açık tehdit ettiler. Yetinmediler, hakaret üstüne hakaret, tahrik üstüne tahrik ettiler. 

Yürüdüğü yollara pisliklerini döktüler. 

Bakın bunlar vatan haini, hani elinde Bayrak yok dediler. 

Bayrağı görünce de yıllarca IŞİD’li, FETÖ’cü ve ayrılıkçı teröristlerle kucak kucağa, sarmaş dolaş dolaşanlar bunlar teröristlerle kolkola yürüyorlar dediler. 

Ama başaramadılar !

Çünkü onlar kötüydüler, eğriydiler, kirliydiler !

Biz başardık !

Çünkü biz iyiydik, doğruyduk, temizdik !

69’luk delikanlı adalet yolunda hiçbir engeli tanımadı. 

Önüne çıkan dağları, bayırları, ovaları teker teker aştı. 

Güleryüzüyle yürüdüğü yollara ve etrafına sevgi, barış ve kardeşlik saçtı. 

Her karşılaştığı insana insanca yaklaştı, onlarla anadoluca kucaklaştı. 

Yürüdü, yürekten, gülerekten yürüdü ! 

Yürürken sadece herkesin adaletini ve felakete sürüklenen ülkesinin geleceğini düşündü. 

Bu kadar uzun süreli ve bu kadar uzun menzilli bir eylemi sıfır hasarla, sıfır zararla tamamladı. 

Bol bol ter akıttı ama hiç kimsenin burnunu bile kanatmadı.

Hiçbir şeyi, hatta kendisine hakaret edip küçümseyenlerin bile kalbini kırmadı. Güldü geçti, dosdoğruca adalet menziline ulaştı. 

Çünkü o özünde 72 millete bir gözle bakan Horasan kökenli bir eren, Dersimli bir derviş ve Tuncelili bir yuttaştı !

Ne diyelim ?

Kılıçdaroğlu adaletsizlikten kavrulmuş halkıyla bütünleşerek, tarih yazdı. 

Kolu kesilerek elindeki hak terazisi yerlere düşürülen adalet tanrıçası Themis’in yarasını sardı.

9 Temmuz’da İstanbul’da, Kılıçdaroğlu liderliğini ve CHP iktidar alternatifi ana muhalefetliğini kanıtladı. 

9 Temmuz’da Türkiye sakin gücünü ve özgüvenini kazandı. 

Ve Temmuzun dokuzunda Türkiye’nin her köşesinde ebru renkli umut çiçekleri tomurcuklandı!

TANER YILDIZ
Çizim: Taner Özek

Yürümek; yürekten, gülerekten yürümek!”

N. Hikmet

Adalet Maltepe’de toplandı !

Meydanda Mahşeri Kalabalık vardı.

“- Her Firavun’un bir Musa’sı, her Nemrut’un bir İbrahim’i vardır. Hem Musa hem de İbrahim işte bugün burada, aramızdadır !”

İstanbul; Hak, Hukuk, Adalet haykırışlarıyla inledi…

Adalet elçisi Kılıçdaroğlu, 25 gün önce Güven Park’ta eline aldığı Adalet bayrağını hınca hınç dolu devasa Maltepe miting alanında dalgalandırıp, tek başına tarih yazdı.

450 kilometre yolu adım adım yürüyüp, 1 milyon adım atarak, dağda bayırda herkes için adalet aradı !

Maltepe’de adalete susamış 1 milyon 600 bin kişilik görkemli mahşeri kalabalık vicdanla kucaklaştı !

Sözü fazla uzatmayım !

İşte Kılıçdaroğlu’nun her satırı ADALET kokulu tarihi konuşması: 

” – Herkes şunu çok iyi bilsin !

9 Temmuz yeni bir adımdır. 

9 Temmuz yeni bir iklimdir. 

9 Temmuz yeni bir tarihtir. 

9 Temmuz yeniden doğuşun tarihidir.

Tarih yazıyoruz. Yeniden doğuyoruz. 

Ülke için, bayrak için, çocuklarımız için doğuyoruz. 

Dünyanın en barışçıl eylemini yaptık.

Neden yürüdük? 

OLMAYAN ADALET İÇİN YÜRÜDÜK !

Mazlumların hakkı için, hapisteki milletvekilleri, tutuklu gazeteciler için yürüdük.  

Üniversiteden atılan hocalar için yürüdük. 

Kamu görevlerinden atılanlar için, çocuk işçiler için, orman köylüleri için, hapisteki askerler, linç edilen askerler için yürüdük. 

Tek adam rejimine karşı olduğumuz için yürüdük, 

FETÖ’ye karşı olduğumuz için yürüdük. 

Terör örgütlerine karşı olduğumuz için, yargı siyasetin emrine verildiği için yürüdük.

Şiddet mağduru kadınlarımız için yürüdük, Mavi Marmara şehit ve gazileri için yürüdük. 

Açlık grevindeki kardeşlerimiz NURİYE ve SEMİH için yürüdük !

Can ve mal güvenliği olmadığı için korku iklimindeki iş dünyası için yürüdük.

FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıksın, gerçek darbeciler yargılansın diye yürüdük, 

249 şehidimiz için yürüdük. 

Şehitler ve gaziler arasında ayrım yapılmasın diye yürüdük.

Özetle bu ülkede adalet için yürüdük. Adaleti getirmek için yürüdük. 

9 Temmuz yeniden doğuşun tarihidir. 9 Temmuz bir yürüyüşün sonu değil bir barışın, bir birlikte yaşam iradesinin ortaya konmasının tarihidir.

Adalet mülkün temelidir. Yunus’un dediği gibi zulüm ile abad olunmaz. 

Zulüm ediyorlar. Herkese zulüm ediyorlar. Zulme karşı durmak bizim boynumuzun borcudur.

 Önce adalet. Hak, hukuk, adalet. 

Siyaset ahlak, adalet temelli yapılmak zorundadır. Siyaset topluma adanmışlıktır, malı götürme alanı değildir.

 15 Haziran sabahı Ankara Güvenpark’ta başladığımız yürüyüşü Maltepe’de noktaladık ama kimse bu yürüyüşün bir son olduğunu düşünmesin. Bu yürüyüş bizim ilk adımımızdır.

Bu ülkeye birinci sınıf demokrasini getireceğiz. Herkes düşüncesini ifade edebilecek. 

Siyaset ülkenin çıkarları için yapılır. Siyaset ülkeyi birleştirmektir, bölmek değil, kutuplaştırmak değil. 

Hiç kimsenin etnik kimliğine göre, inancına göre siyaset yapmayacağız. Yapanlar vatan hainidir.

Adalet teslim alınmışsa adalet arayışımızın tek yeri sokaktır. 

Adalet, adalet, adalet !

Sonuna kadar hak, hukuk, adalet diyeceğiz. 

Bize diyorlar ki adalete niye sokakta arıyorsunuz. Ama 15 Temmuz darbe girişimini savuşturan parlamentonun onurlu duruşu ve halkımızın sokağa inmesidir.

Darbeyi önlerken sokak iyi, adalet isterken sokak kötü. Darbeyi de önleyeceğiz, adaleti de getireceğiz. 

İki tane 15 Temmuz var. Bir halkın 15 Temmuz’u, iki sarayın 15 Temmuz’u. 

Halkın 15 Temmuz’unda halk sokağa indi, 249 şehit ve gazilerle darbeyi önledi. 

Bir de sarayın 15 Temmuz’u var. Sarayın OHAL 15 Temmuz’una sonuna kadar karşıyız. Buna sonuna kadar direneceğiz. 

20 Temmuz’da sivil darbe yapıldı. 

Siyasi otoritenin yetkileri elinden alındı. 

Saraydaki zat diyor ki “-yıl sonuna kadar ciddi manada mahkumiyet kararları gelecektir” diye düşünüyorum. Yani diyor ki kimin ne ceza alacağına ben karar veriyorum. 

Bir kişinin suçlu olup olmadığına ancak hakim karar verir. Beyefendi biliyorsunuz Ergenekon davalarının da savcısıydı. Şimdi hakim oldu. 

Buradan söylüyorum senin cezaların bizi yıldıramaz. Ne olursan ol, kim olursan ol adaleti bu ülkeye getireceğim.

20 Temmuz sivil darbesinden sonra dosyada delil varmış yokmuş hiç önemli değil. 

Hakim gözünü dikmiş saraya. Saraydan gelen talimata göre karar veriyor. 

Bunu her yerde herkese anlatmak Türkiye’nin görevidir.

Oysa hakimlik kutsal bir görevdir. Hakimin cübbesinde ilik yoktur. Düğme yoktur. Hakim kimsenin önünde eğilmez, ayağa kalkmaz. 

Ben buradan bütün hakimlere ve savcılara sesleniyorum. 

Adaletin hakkını korumak benim kadar sizin de görevinizdir. 

Dik durun, onurlu durun, vicdanınızın sesini dinleyin ve ona göre davranın. Saraydan talimat geliyorsa elinizin tersiyle itin. Çocuklarınıza, torunlarınıza güzel bir miras bırakın.

Konuşmanın bir yerinde FETÖ’nün darbe girişiminin siyasi ayağı ortaya çıksın diye yürüyoruz dedim. 

Yargı ele geçirildikten sonra yani 20 Temmuz sivil darbeden sonra FETÖ olayının ayrıntılarını ortaya çıkarmak için görev yapan onurlu savcılardan dosyalar alındı, sonra sürüldüler. 

Bir darbe girişiminin üstünü örtmeye çalışanlar sivil darbecilerdir. 

FETÖ iddianameleri önce Adalet Bakanlığı’na gidiyor, Bakanlık gözden geçirdikten sonra savcı mahkemeye veriyor.

Bu arada AYM’nin değerli başkan ve üyelerine de seslenmek istiyorum. 

Korkmayın, Korkunun ecele faydası yoktur. Neden korkuyorsunuz? Neden sarayı ürkütürüz diye çekiniyorsunuz? 

Sizin dik durmanız, adaleti korumanız, sizin sarayın değil ülkenin çıkarlarını korumanız size güç katar. Türkiye’ye güç katar. 

Birilerinin oyununa gelmeyin. Saray bize ne yapar diye düşünmeyin. Ne yaparsa yapsın. Yarın çocuklarınızın yüzüne bakacaksınız. 

Saraydan gelen talimat geldi diyecekseniz o koltukları boşaltın, oraya onurlu yargıçlar gelsin.

450 km’yi büyük bir keyifle yürüdüm. 450 km’yi yürürler mi diye soranlar oldu. Fazla yürümezler, 50-60 km’de bırakırlar diyenler oldu. 

Evet yürüdüm, ülkem için yürüdüm, 80 milyon için yürüdüm. Hiçbir ayrım yapmadım, herkesi kucakladım.

Bu yürüyüşle ne kazandık ?

Önce toplum olarak korku gömleğini çıkarıp çöp sepetine attık. 

Cesur olacağız. Bir milli kurtuluş savaşını vermiş bir milletiz. 

Yalnız olmadığımızı gördük, tüm dünyaya bunu duyurduk. Umudumuzu yeniden yeşerttik. Artık hepimiz umutluyuz. 

Biliyorsunuz umut bulaşıcıdır. Ben umutluysam yanımdaki arkadaşım umutludur. Maltepe umutluysa İstanbul, İstanbul umutluysa Hakkari umutludur.

Konu adalet olunca bütün farklılıklarımızı bir kenara bırakıp kenetlendik. 
Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli destanlarından birini yazdık. 

Bu destanı yazan sizlersiniz. 

Kimsenin inancına, kimsenin hayat tarzına karışmadan onurla yürüyeceğiz. 

Kulakları sağır olan birilerine ve dünyaya sesleniyorum. 

Her Firavun’un bir Musa’sı, her Nemrut’un bir İbrahim’i vardır. Musa ve İbrahim’i işte bugün burada aramızdadır !

Peki ne istiyoruz?

OHAL kalksın, Türkiye normalleşsin, adliyeye, kışlaya, camiye siyaset girmesin istiyoruz.

Hapiste gazetecileri olmayan bir Türkiye istiyoruz, özgür medya istiyoruz.

Üniversiteleri susturulmuş değil üniversiteleri konuşan bir Türkiye istiyoruz.

Düşünceleri susturulmayan bir Türkiye istiyoruz.

FETÖ ile mücadelenin göstermelik değil gerçekten yapılmasını ve bu darbe girişiminin siyasi ayağının kesinlikle ortaya çıkarılmasını istiyoruz.

Tek adam rejimi değil demokratik parlamenter sistem istiyoruz.

TBMM’nin gasp edilen yetkilerinin iadesini istiyoruz.

Kadın erkek eşitliği istiyoruz.

Gençler potansiyel olarak suçlu gösterilmesin istiyoruz.

Toplumsal barışımızı bozan tüm anti demokratik uygulamaların eşit yurttaşlık temelinde sona erdirilmesini istiyoruz.

Milletin seçtiği vekillerin tutuklanmasını değil, Meclis’te görev yapmasını istiyoruz.

Biz yani biz, 15 Haziran’dan bu yana yürüyen on binler, bugün Maltepe’de bir araya gelen yüzbinler olarak tüm dünyaya sesleniyoruz. 

Biz herkes için adalet istiyoruz !

Sadece ve sadece adalet istiyoruz!

25 gündür on binlerce ağızdan hep birlikte aktardığımız hak hukuk adalet talebimizin karşılanmasını istiyoruz. 

Adalet bir haktır. 

Adalet hakkımızdır. 

Biz hakkımızı istiyoruz !

Adalet tüm inançların ortak temelidir. 

Adalet düzeni olmayan bir toplum, devlet çöker. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. 

Başı örtülü kadınlarımız için ‘İktidar değişirse başörtünüzü açacaklar’ diyorlar, itibar etmeyiniz. 

Herkesin yaşam tarzına, kimliğine inancına sonuna kadar saygılıyız. 

O kişi, bu ülkede karnı doyarak huzur içinde yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Beni bu ilgilendirir. 
Darbeyi de önleyeceğiz, adaleti de getireceğiz. 

Korku duvarlarını yıkacağız. 

Adalet arayışının tek yeri sokaktır. Sokak, sonuna kadar sokak.

Saray’daki zata sesleniyorum. 

Senin adaletin bizi yıldıramaz !

Ne olursan ol, kim olursan ol, bu ülkeye adaleti getireceğiz.

Biz sadece adalet istiyoruz. Sadece bizi destekleyenler için değil herkesi için adalet istiyoruz. 

Siyasete ve toplumsal yaşama adalet yürüyüşümüzdeki barışçıllığın yansımasını istiyoruz.

Bu amaçla bir araya gelen milyonlar olarak Türkiye’nin son bir yılda içine sokulduğu duruma ilişkin tespitlerimiz ve çağrımız şudur:

1- 15 Temmuz darbe girişimini açık bir şekilde lanetliyoruz. 249 şehidimizin aziz hatırası ve 2301 gazimiz için FETÖ terör örgütünün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır.

2- İktidar tarafından 20 Temmuz’da getirilen OHAL ile biz buna sivil darbe diyoruz yasama yürütme ve yargı tek elde toplanmıştır. OHAL bir an önce kaldırılmalıdır.

3- Yargıyı siyasetin emrine vermek demokrasiye ihanettir. Kollektif suç gibi insan haklarına aykırı uygulamalardan vazgeçilmelidir.

4- OHAL mağdurlarının yargıya erişim ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan tüm uygulamalara son verilmelidir.

5- FETÖ ile hiçbir ilişkisi ile bulunmayan ama sırf hükümete muhalif olduğu için görevlerinden alınan akademisyenler görevlerine dönmeli ve tutuklu milletvekilleri serbest bırakılmalıdır.

6- Mesleklerini yaptıkları için tutuklu bulunan gazeteciler serbest bırakılmalıdır.

7- OHAL ortamında ve devlerin tüm imkanları seferber edilerek yapılan anayasa değişikliği gayrimeşrudur. Bu bir mühürsüz seçimdir. Türkiye gayrimeşru bir anayasa ile yönetilemez, yönetilmemelidir. 

8- Demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmelidir.

9- Sadece hukuk alanında değil toplumsal alanın tüm alanlarında adaletsizlik devam etmektedir. Yoksulluk, yaygın şiddet, terör gibi sorunlara karşı ortak irade geliştirilmelidir. Toplumsal adaletsizliğin en vahimlerinden olan kadın hakları konusunda ayrımcılığın önüne geçilmelidir.

10- Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemiz içindeki sorunları da kökleştirmiştir. Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara kardeşçe yaklaşan adilane bir dış politikaya dönüş yapmalıdır. 

Bu adalet çağrısı adaletin insan haysiyetinin temeli olduğu inancıyla hazırlanmıştır. 

Biz Türkiye’yiz !

Adalet isteyen, barış isteyen Türkiye’yiz. 

Biz kavga değil huzur isteyen Türkiye’yiz. 

Biz halkız. 

Bu mücadele adalet mücadelesidir. 

Bu çağrıdaki taleplerimiz karşılanana kadar durmayacağız. 

Korku duvarı artık yıkıldı. 

Bu bağlamda yasama yürütme ve yargı erklerini kullanan tüm kesimlere bu taleplerimizi iletirken herkesi çağrımızı sahiplenmeye çağırıyorum.

Size, hepinize, 80 milyona saygılarımı, selamlarımı, muhabbetlerimi bir kez daha gönderiyorum. 

Hepinize şükranlarımı sunuyorum.”

Ne diyelim ?

Bizim diyeceklerimizi adalet elçimiz Kılıçdaroğlu fazlasıyla söyleyip bize söz bırakmadı. 

Gerçekten 9 Haziran’ın bir yeniden doğuşun ve bağımsız adaletin başlangıç tarihi olmasını diliyorum…

Bu adalet manifestosunu ben de onaylıyor ve altını memnuniyetle imzalıyorum !

TANER YILDIZ

İsveç “Midsommar”ı: içmek, eğlenmek ve sevişmek !

Çiçek, Çiçek, Çiçek ve Çilek !

İçki, Dans, Çiçekli halka taç ve Çiçekli Yazlık Fistan !

Bugün İsveç Yaz Ortası Bayramı arifesidir (Midsomarafton), yarın ise bayram günüdür (Midsommardagen).

Aslında bu çok sevilen bayram/eğlence gününün, resmi tatil günü olmadığını biliyor muydunuz ?

İsveç Yaz Ortası kutlaması (Svensk Midsommarfirande) İsveçlilerin en çok sahiplendiği, en çok eğlendiği, en çok içki içtiği, en çok sevdiği ve en çok seviştiği,  İsveç’e özel bir şenliktir.

İsveç’te uzun yaz tatili bugün başlar.

İsveç’te en çok trafik kazası da yine bu günlerde olur. 

İsveç’te bugün sular seller gibi içki tüketilir.  Hemen hemen her isveçlinin  içki içtiği gün, bugündür !

Resmi istatistiklere göre İsveç’te en çok çocuk bu midsommar tatili haftasında “ana rahmine” düşüyor !

Güneşin neredeyse hiç batmadığı bu İsveç’e özel, özel gün şenliğinde kırlarda gezilir, hep birlikte yenilir, bol bol içilir, döne döne dans edilir, şarkılar söylenir ve aydınlık gecesinde de sevişilir !

* Ne zaman kutlanır ?

İki günlüktür; Midsommarafton ve Midsommardagen ! 

Yaz ortası direğinin dikilmesi ve etrafında dans edilmesi eğlencesi midsommarafton günü yapılır. 

İsveçlinin, doğuştan aşık ve barışık olduğu için gözü gibi baktığı ve herkesin her yerinden (özel mülk de içinde) eşitçe yararlandığı eşsiz güzellikteki doğasının çiçeklerle bezeli kırlarında, güneşin dünyaya en dik geldiği ve gökyüzünün en tepesine yerleştiği “yaz gündönümü”nde  (21-24 haziran arasında) kutlanır. 

Bu günde doğaüstü güçlerin  insanlara en yakın durduğuna, bu sihirli gücün hissedilebilir olduğuna  ya da dokunulabilir uzaklıkta bulunduğuna, bu günde insanla doğanın yaratıcısı Tanrı’nın arasındaki mesafenin incelip daraldığına ve Tanrı’ya çok yaklaşıldığına inanırlarmış İsveçlilerin eski ataları !

Günün en uzun, gecenin ise en kısa ve aydınlık olduğu bu günün sihir yüklü olağanüstü bir gün olduğuna inandıkları için, normal günlerde yapılanların tersinin yapılmasını, örneğin kırlarda çıplak dolaşılmasını, açık alanlarda sevişilmesini, diğer herşeyin ve her işin tersinden yapılması gerektiğini savunur ve öyle de yaparlarmış !

Sizin için bu doğa şenliğinin belli başlı olmazsa olmazlarını ve geleneklerini derledim.

* İsveç’in meşhur  midsommar şenliği havası !

İsveç’in en değişmez midsommar şenliği geleneklerinin başında bu günde genellikle ya yağmur yağması ya da  havanın bulanık olmasıdır !

Cıvıl cıvıl halleriyle ve aylarca güneş açlığı çektikleri için bu yaz şenliğine cıvıl cıvıl sevinçle hazırlanan gariban İsveçliler, çoğu kez umdukları pırıl pırıl güneşli olmasa da yağmursuz bir havada yemyeşil çayırlarda ve bahçelerde sere serpe kutlama yapmaya çoğu zaman hasret kalırlar… 

Bu günde yağmur peşlerini pek bırakmaz. Yağmur Tanrısı ara sıra direğin çevresinde dans etmelerine izin verir ama bahçede yemeğe oturduklarında “-bu kadar size yeter!” der gibi  tepelerine hemen dikilir !

* Yaz ortası çiçekli direği (Midsommarstången)


İsveç Yazortası eğlencesinin merkezinde bol yapraklı ağaç dalllarıyla sarmalanmış ve kır çiçekleriyle bezenmiş, tepesine İsveç bayrağı ile iki kısa uçlarına çelenk asılmış, haç şeklindeki Yazortası direği (Midsommarstång) vardır. 



Kutlamaya bu direği hep birlikte yaparak, yaprak ve çiçeklerle süsleyerek genişçe bir çayır alana yine hep birlikte şarkılar eşliğinde dikmekle başlanır. 

* Yaz ortası şenliği (midsommarfirande)

Direk dikildikten sonra herkes; öncelikle her yaştan çocuklar, başları halka çiçek taçlı ve çiçekli ve mutlaka hafif dekolteli yazlık fistanlı birbirinden güzel genç kızlar ve kadınlar, çocuklaşan koca koca adamlar ve yaşlılar el ele tutuşarak süslü yeşil direğin etrafında halka oluşturup şarkılar eşliğinde döne döne dans ederler. 


Eğlenceli çocuk oyun şarkıları ve manilerini teatral biçimde ve güldüren vücut figürüyle ve taklitlerle hep bir ağızdan çocuklar gibi sevinerek söyleyip eğlenirler.

Aslında bugünde olduğu gibi eski zamanlarda bu direk çevresindeki dansların amacı, köyün genç kızlarının ve genç delikanlıların birbiriyle tanışma, buluşma ve müstakbel eşini seçme fırsatı sağlamasıymış.


Yaz ortası direğinin bir başla modeli de üst kısmında halkalar olan yapraklı ve çiçekli düz direk şeklinde olanıdır. 

Yaz ortası direği geleneğinin Alman kökenli olduğu 1300’lü yıllarda İsveç’e geldiği sanılıyor.

* Çiçekli çelenk Taç (Midsommarkrans)



Öncelikle çocuk ve genç kızların başlarına taktıkları “Çiçekli Taç”lardır. 

En güzel isveçli genç kız ve kadınlar, çiçek halkalı taçını sarı saçlı başına takmış ve düzgün vücudunu hafiften sarmalayan rengarenk çiçekli yazlık fistanını giyinmiş olanlarıdır !
Bu herbiri bir kır tablosu görünümlü çiçekli taçlar; sağlıklı ve her uzvu birbiriyle mükemmel uyumlu boylu poslu vücutlu, ucu hafif kalkık ince küçük güzel burunlu, gök mavisi iri gözlü, sırma sarı saçlı ve al yanaklı İsveçli genç kızlara pek yakışır.

Eskiden bu günde çiçeklerin doğaüstü güçlerle dolduğuna inanılırmış. 


Bu “çiçek halkası taç” hazırlanırken uyulması gereken eski geleneklerden en önemlisi; bekar genç kızların, yedi ayrı çiçeği yedi ayrı bahçeden toplaması ve çiçekleri toplarken kesinlikle sessiz olmasıymış. Çünkü ses çıkardığı takdirde koparttığı çieçeğin sihiri bozulurmuş. Gece olunca bu çiçekleri yastığının altına koyarak uyuması ve böylece rüyasında evleneceği müstakbel eşini görebilmesi umulurmuş. 

Daha sonra kurutulan bu çiçekli taç kışın Noel banyosu suyunun içinde bir süre  bekletilirmiş ve bu içine sihirli çiçek atılmış suyla yıkanmanın hastalıklara iyi geleceği ve soğuk kuş günlerinde insana güç ve kuvvet vereceği sanılırmış.

* Kırlarda ya da parklarda piknik !

Stockholm’da yaşayanların bazıları bu günü, yakın dostlarıyla ya da çifler başbaşa özellikle Kraliyet ailesinin özel mülkü olan ama halkın kullanımına tamamen açık tutulan, Stockholm’un merkezi yakınlarındaki seçkin ve bakımlı doğal parkları olan  İsveç’in gurur duyduğu  doğa harikaları Djurgården ve Hagaparken’de sevimli piknik sepetlerinde getirdikleri şipşak yemekler ve içkilerle piknik yaparak kutlarlar.

Piknikten sonra da çoğunluğu çöplerini yanlarında alarak çevreyi geldiklerinde olduğu gibi tertemiz bırakırlar…

Bu Pikniklerde bol dumanlı mangal sefalarına pek rastlanmaz ve çoğunlukla çevreye ve çevredekilere saygı gösterilir pek patırtı ve gürültü çıkarılmaz ! 

İsveçlilerin imkanı olanlar yazortası kutlaması için köye (landet) giderler ve oralardaki çoğu göl yakınında bulunan küçük yazlık barakalarında dinlenirler.

Kimileri de göz kamaştırıcı bir başka bakir doğa harikası olan Stockholm Skärgård’da (takımadalarda) geçirirler…

* Çıplaklık !


Eskiden yaşatılan bir başka gelenekte bu günde sabah çiğinin düştüğü çayırların üstünde çırılçıplak yuvarlanıp ıslanılması ve bu çiğden alınan sihirli doğaüstü güçle güz ve kış aylarında sağlıklı ve dinç kalınacağının sanılmasıymış !

*Yaz ortası eğlencesi Menüsü:


Midsommarın şimdilerde iki vazgeçilmezi vardı; taze İsveç patatesi ve mayhoş İsveç Çileği !

Bugün hemen hemen her İsveçli’nin küçük baraka yazlığında ya da yağmur izin verirse eğer küçük bahçesinde ve evlerinde ailesi ve yakın dostları biraya gelir ve mutlaka şu menü yenilir:


Kaymak ekşisi ve soğan otu (frenk soğanı) garnitürlü Salamura Ringa Balığı ile haşlanmış taze patates (matjessill, gräddfil och gräslök, färskpotatis),  üstüne de bol bol taze çilek (jordgubbar) ve çilekli tatlılar (jordgubbstårta)  yenilir, çokca da sert İsveç rakısı (snaps, nubbe) içilir.

* İçki, içki, İçki !


Bugün İsveç’te sular seller gibi içki içilir. İsveç tekelinin satış rakamına göre sadece bu günde 8 milyon litresi bira olmak üzere 13 milyon litre alkollü içki tüketilir.

Tabii bol içki içilen bu günde içkiyi fazla kaçırıp dostlarının keyfini kaçıranlarda çokca olur. 

* İsveç’te en çok çocuk bugün yapılır !

İsveç’te en olağan doğum günü istatistiki verilere göre mart ayının son ve Nisan’ın ilk haftasına rastlayan günlerdir. Bu günlerden 9 ay geriye gidilince de bu çocukların ana rahmine yaz ortası tatili haftasında düştüğü anlaşılmaktadır !

Gün boyu yenilip, içilip, dans edip eğlenilmesi sonucu vücutta salgılanan aşırı mutluluk hormonu sonucunda günün güneş batmayan gecesi aşık çiftlerin romantik çiftleşmesiyle sona erdirilir. 

Ne diyelim ?

Trevlig Midsommar !

İsveç’te bugün, yıllardır susuzluktan ağzı kuruyan benim dışımda hemen hemen herkesin kana kana ve doya doya içki içtiği bu günde, hepinize güzel ve hoş bir yaz ortası eğlencesi dileyelim !

TANER YILDIZ 


Bizim semtteki şenlik videosu :

https://www.facebook.com/danieltaneryildiz/posts/1802150836468773



İsveç’in bu paraları ARANIYOR !

Gizli saklı parası ya da evinde kumbarası olanlar mutlaka okusun!

En son tarih 30 Haziran 2017  Cuma günü !

Bu paralar İsveç’in her yerinde duvar ilanlarıyla aranıyor !

Şimdi evdeki eski cüzdanları, kumbaraları, çantaları, kutuları, torbaları, dolapları, yastık döşek ve halı altlarını, elbise ceplerini, uzun boylu çizmeleri, tüm çekmeceleri ve zor akla gelen köşeleri didik didik arayıp, öncelikle eski 500’lük ve 100’lüklerizi sonra da bozuk para 1 kr, 2 kr ve 5 kr’larınızı bulma ve polis yerine İsveç Merkez Bankası (Riksbanken’e) ihbar ya da teslim etme zamanıdır ! 

Çünkü bunun için sadece 10 gününüz kaldı!

30 Haziran Cuma gününden itibaren eski 500’lük ve 100’lük kağıt paralar ile 1,2 ve kocaman 5 kr bozuk paralar geçerliliğini  yitirecek ve artık bankalarda bile geçmeyecektir !

Bildiğiniz gibi İsveç Merkez Bankası (Riksbanken) önceki ve geçen yıl iki etapta kağıt ve bozuk paralarının hepsini birden toptan yenileriyle değiştirmişti. 

Bu paralar zaten geçen yıl 30 Haziran’dan beri piyasada ve alışverişte geçmiyordu ama hala dolaşımda olduğu için bankalarca kabul ediliyordu. 

Bu yılın 30 Haziran’dan sonra ise artık tedavülden tamamen kalkacağı ve geçersiz sayılacağı için bankalarda bu paraları artık kabul etmeyecek…!

İsveç Merkez Bankası (Riksbanken) günlerdir yenisiyle değiştirmek için piyasada ya da sağda solda kaybolduğu sanılan milyonlarca kronluk banknotunu e bozuk parasını her tarafta verdiği “ARANIYOR !” ilanlarıyla yana döne bulmaya çabalıyor.

Aranan kaçak banknot birimleri şunlar: 

500’lük banknotlar

100’lük banknotlar

1, 2 ve 5 kr bozuk paralar.

Peki eski paramı ne yapacağım o zaman ?

Babamın, dedemin ya da eşimin sakladığı bir külte 500’lük parayı 30 Haziran 2017 den sonra bir yerlerde bulursam ne yapacağım o zaman diye hemen endişelenmeyin !

Çünkü piyasada ve bankalarda geçerliliğini yitiren bu banknotları,  sadece bu paranın asıl sahibi olan İsveç Merkez Bankası kabul ediyor ve yenisiyle değiştiriyor. 

Ama bir şartla; banka bunun için eski paranızın miktarı ne kadar olursa olsun “100 kron para değiştirme ücreti” alıyor ve eğer paranız yüklü bir tutarda ise bunun karapara olabileceği kuşkusuyla yenisiyle değiştirmeden önce “-söyle bakalım nerden buldun bu parayı ?” diye size soruyor !

Banka eski paraları elden almıyor !

İşin belki bazılarına zor gelecek bir başka yanı da bu eski paralarınızı İsveç Merkez Bankası (Riksbanken) elden teslim de almıyor. 

Eski paranızı merkez bankasına ya internet üzerinden bir bildirimde bulunarak (webformulär) ya da bir bildirim formu (blankett) doldurarak aşağıdaki adrese postayla göndermeniz gerekiyor.

Sveriges riksbank
Inlösen
103 37 Stockholm

Bilgi almak için ise şu numarayı arayın : 08-787 02 00

İsveç Kronu’nuzla canınızın istediğini yapabileceğinizi biliyor muydunuz ? 

İsveç’te gerçekten de “- para benim değil mi istediğimi yapabilirim ” diyebilirsiniz !

Paranızı isterseniz cayır cayır yakabilir, isterseniz cart diye yırtabilirsiniz !  

Para sizin kendinizin olduğu sürece bu İsveç’te bir suç değildir !

Ne diyelim ?

Şimdi sırtınıza yaslanın ve acaba nereye ne zaman bir para saklamıştım ya da nereye koyduğumu unutmuştum diye bir güzel düşünün sakin sakin !


Yastık ya da döşek altındaki, çocukların kumbarasındaki, zuladaki, bir köşedeki ya da epeydir giymediğiniz bir elbisenizin cebindeki paraları ya alışverişte harcayın ya da bankaya yatırın !


Bir yerlerde unuttuğunuz bu kendi paralarınızı bulduğunuzda da sanki size piyangodan para çıkmış gibi sevinçle haykırın ! 


TANER YILDIZ

İsveç yağmurlu yazına merhaba dedik !

Sommartider hej hej, sommartider!

Merhaba ıslak isveç yazı merhaba !

Bu sabah güneşli bir güne uyandığımda kendimi bir an Türkiye’de sanmıştım !

Masmavi gökyüzü altında, pırıl pırıl güneşli bir havada kahvaltımı yaptım. 

Yan komşum Elsa-Britt ve bir ev ötedeki komşum emekli öğretmen Lotta ile güleryüzlü günaydınlaştım. 

Bu güzel hava hürmetine onlarla ‘sıcak ortamda‘ havadan sudan ayaküstü konuşup, birkaç isveçce kelimenin belini kırdım !


Önce bizim fakirhanenin küçük arka bahçesinin yemyeşil bir halı görünümlü bakımlı çimlerini seve seve, özene özene biçtim. 

Turkuaz renk minderli, hafif ve portatif şezlongumu mis gibi ‘biçik çayır’ kokan çimlerin üstüne ve pırıl pırıl güneşin tam karşısına yerleştirip, gün geçtikçe soluklaşan buğday tenimi esmerleştirmek ve D vitamini açlığımı gidermek arzusuyla yıllardır eskitemediğim bu sevimli ‘güneş sediri’min üzerine usulca uzandım.

Ara sıra gözlerimi kapatarak hülyalara dalıp, sarısıcak güneş oklarını soluk beyaz tenimde hissede hissede ve hafiften terleye terleye, 1 saatten fazla bir güzelce güneşlendim.

Bu arada belki de benim bu piyangodan çıkan güneş keyfime canları çekindiğinden, basitçe yapılmış gösterişsiz tahta teraslarında sessizce oturan komşularım Elsa -Britt, kızkardeşi ve öteki komşum Lotta‘da yazlık sandalyelerini teraslarının önündeki çime taşıyarak, belli ki güzel havanın tetiklediği mutluluk hormonlarının etkisiyle pek de alışık olmadığımız koyu bir sohbete koyuldular !

Bir süre sonra güneşten mayışmış ve susamış, üstelik soluk tenim karbeyaz tenli utangaç bir İsveçli genç kızın yanağı gibi pembemsileşip kızarmıştı. 

Güneş kaçamağı sefamın bu sımsıcak aşamasında canım kaymak dondurma yemek, üstüne de bir  kağıt filtreden gıdım gıdım damlaya damlaya süzülmüş ‘İsveç Kahvesi‘ içmek istemişti 

Mutfağa girip torunum için her zaman evde bulundurduğumuz vanilyalı-çilekli dondurmayı büyük gevrek külahına bolca doldurup yeni biçilmiş çim üstündeki yumuşacık şezlongumda çocukcasına zevk alarak  ve çocukluğumdaki gibi yavaş yavaş yemiştim. 


Ve şimdi sıra İsveç’te yaygın olan büyükçe fincanlı keyif kahveme gelmişti. 

Geniş penceresinden parlak güneş ışınları süzülen aydınlık mutfağımıza tekrar girdim, o arada bir arkadaş telefondan aradı. Arkadaşıma zor bulduğum güneş hatırına “- şimdi hava çok güzel, sonra konuşalım” dedim ve konuşmayı kısa kestim. 

Kahvemi hazırlayıp yüzümde tatlı bir gülümsemeyle dışarı çıkmamla, birdenbire “ıslak can havliyle” kendimi tekrar içeri atmam bir oldu!

Çünkü İsveç’in kalleş yaz havası yine yapmıştı yapacağını. 

Yağmur sanki ezeli bir öç alırcasına ve ne bardağı resmen sürahiden boşanırcasına olanca gücüyle ve ürkütücü heybetiyle saldırıya geçmişti!

Apansız beliriveren kapkara bulutlarla sevinçle kucaklaşıveren masmavi gök kubbe su dolu koskocaman bir küp gibi delinivermişti.


Böylece aylarca süren ‘soğuk karanlıklarda‘ hasretle beklediğim sarısıcak haziran güneşimle sabah tanışıp sarmaş dolaş kucaklaşmış, öğlene ise birbirimize bir hoşçakal bile diyemeden vedalaşmıştık !

Ne diyelim ?

Sabahtan öğleye kadarlık güneşe ve bu 1-2 saatlik güneşlenmeye de şükredelim.


Siz siz olun İsveç’in yönetimine ve diğer herşeyine gözü kapalı güvenin ama sakın ha havasına
, hiç ama hiç güvenmeyin !

TANER YILDIZ

Kendi çektiğim 6 saniyelik Yağmurun Öcü adlı videomu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz !

https://www.facebook.com/danieltaneryildiz/posts/1791238514226672

İsveç Ulusal Günü niçin 6 Haziran’da kutlanır ?

6 Haziran İsveç ulusunun Ulusal Bayram Günü’dür (Nationaldagen).

İsveç’te milli bayram günü olarak kutlanan 6 Haziran’ın bir diğer adı “İsveç Bayrak Günü” dür. (Svenska Flaggans Dag

Bir başka adı da “Bağımsızlık Günü” ya da “Gustav Günü” dür. (Gustavsdagen)

İsveç tarihinde 6 Haziran günlerinde yaşanan ve ülkeyi şekillendiren iki çok önemli tarihsel olay bugüne ulusal bir renk ve anlam kazandırmıştır.  

Büyük İsveç Kralı Gustav Vasa

Bunlardan ilki bu günde, 6 Haziran 1523’te İsveç Kral’ı seçilerek tahta oturan ve İsveç’i Danimarka’nın boyunduruğundan kurtarıp bağımsız bir krallık yaparak devleti yeni baştan örgütleyip isveç uluslaşmasının temelini atan, kendi hanedanlığını kuran ve İsveç  tarihine adını altın harflerle yazdıran büyük İsveç Kral’ı Gustav Vasa’dır. 



İkincisi de bugünkü gelişmiş ve modern İsveç’in ve şimdiki özgürlükçü demokrasisi ve hukuk devletinin temelini atan yeni İsveç Anayasası’nın yine bu gün de, 6 Haziran 1809’da kabul edilmesidir. 

6 Haziran’a ulusal göndermede bulunan ilk kutlama töreni, İsveç’in dünyaca ünlü açık hava müzesi Skansen’in kurucusu Artur Hazelius’un 1893’te Skansen’de düzenlediği Bahar Festivali’nin finalini 6 Haziran günü görkemli bir “Bayrak Geçidi” ile kapatmayı tercih ederek günün milliliğine vurgu yapmış olmasıyla başladı. 


  Daha sonra 6 Haziran 1916’da kurulan ve halka İsveç bayrağını sevdirmeyi ve sahiplendirmeyi amaçlayan “İsveç Bayrak Derneği”nin ilkini aynı yıl düzenlediği küçük çaplı bir geleneksel bayrak töreniyle de bugüne dek kutlanageldi. 

Sorduğunuzda, kimi İsveçlinin bu günün niçin milli bayram günü olarak kutlandığını bilmediğini size söylediğinde sakın şaşırmayın! 

Çünkü bu gün çok değil daha 1983 yılında Milli Bayram Günü olarak resmiyet kazandı ve şunun şurasında 2005 yılında da Milli Tatil günü olarak ilan edildi. 

İsveç Sarayı önünde Ulusal Gün Kutlaması.
 

Nasıl kutlanır ?

İsveçlilerin tamamı yemyeşil, bakımlı ve korunaklı kırlarına ve doğalarına aşıktırlar. Bir İsveçli aile İsveç Milli Günü’nü, ülkenin her her yanına adil olarak serpiştirilmiş ve herkesin kısacık bir yürüyüşle ulaşabildiği korunmalı göller ve ırmaklardan birinde ailesiyle sandal gezintisiyle kutlamayı tercih etmiş.

Kimin paşa gönlü nasıl istiyorsa öyle kutlanır !

Belirli ya da resmi bir kutlama kuralı ya da töreni yoktur ama kimi gelenekleri vardır ve halk arasında pek de yaygın olmasa da 100 yıldır kutlanmaktadır.

Kutlamalarda genellikle mavi-sarı İsveç  Bayrağı’na vurgu yapılır. Dalgalanması için ülkedeki tüm resmi ya da özel bayrak direklerine İsveç bayrağı asılır. Kimileri de bayrağını evlerinin duvarlarında ya da balkonlarında dalgalandırır ! 

Ayrıca Stockholm’daki tüm belediye otobüsleri bugün ön tepelerinde çifte bayrak dalgalandırarak sefer  yapar.

Bu günde İsteyen yabancı isterse kendi bayrağını da evine ya da arabasına tek başına ya da İsveç bayrağıyla birlikte asabilir. Bunu yapmaya hakkı vardır ve bu kesinlikle yasak falan da değildir ! 

İsveç Kralı Karl Gustaf, kraliçe Silvia ve veliaht prenses Viktoria Skansen’deki geleneksel Milli Gün Kutlamasında halkla birlikteler.

Gustav Vasa soyundan gelmeyen İsveç’in şimdiki Kraliyet ailesi: Kral, kraliçe Veliaht prensesler, prens, damat paşalar ve veliaht torun prenses bu günde mavi- sarı İsveç Milli Giysi’si giyerler…
En geniş halk katılımlı, renkli ve geleneksel biçimiyle İsveç Milli Açık Hava Müzesi Skansen’de ve milli folklor kıyafeti giyinmiş Kraliyet ailesi’nin illa ki katılarak halkıyla bütünleştiği, gösterişsiz ve içinde mutlaka müzik olan sade törenlerle kutlanır.  

img_2998Kimi belediyeler yıl içinde İsveç vatandaşlılığına geçmiş olan göçmen kökenli yeni İsveçliler için 6 haziran’da özel bir tören düzenleyerek isveçliliğe geçişlerini tebrik ederler ve bu yeni yuttaşlarına anı olarak saklasınlar ve dostkarına göstersinler diye özel bir teşekkür belgesi verirler.  
Çoğu İsveçli tatil günü olmasını fırsat bilerek bu bayram gününü doğuştan aşık ve alışık oldukları yemyeşil ve bakımlı kırlarında, doğal parklarda  ya da İsveç’in her tarafına adilce serpiştirilmiş yüzlerce gölde ve nehirde tekne, sandal ve kano gezintisiyle geçirir. 

Kimisi ailesiyle ya da dostlarıyla biraya gelerek, birlikte yiyip içip eğlenmeyi, kimileri de evinde kendi başına “kafasını dinlemeyi” ve dinlenmeyi tercih eder. 

  Yukarıda açıkladığım bu iki önemli tarihsel neden aslında övünmeyi pek de sevmeyen uysal ve alçakgönüllü İsveçlilere her yıl 6 Haziran’da ulusal miraslarından gururlanmalarını ve tarihlerini hatırlamalarını, yurttaşlarının haklı olarak yılda bir kez Ulusal Gün kutlama kıvancı yaşamalarını amaçlar.

Ancak bu anılan iki önemli tarihsel neden dışında hem eski hem de bizim gibi yeni İsveçlilerin bu Ulusal Gün’de kutlayacağımız İsveç’in o kadar çok değeri ve değerli şeyleri vardır ki, örneğin;

Kırmızı boyalı, her mevsim çiçekli ve minnacık bahçeli minik minik yazlık kulübe evleri,
Tertemiz, bakımlı ve bakire eşsiz doğası,
Yemyeşil ve çicekli açık kırları,
Zengin ve gelişkin kültürü,
Eşitlikçi İsveç sosyal refahı,
Dürüst ve barışçı halkı,
Eğitimli ve nitelikli insanları, Halkının hakşinaslığı ve insancıl değer yargıları,
Dünyayı kendilerine hayran bırakan buluş ve icatları,
Alfred Nobel gibi değerli bilimadamları,
Olof Palme gibi politikacıları, Ingemar Bergman gibi sinemacıları,
Björn Borg gibi sporcuları,
ABBA gibi müzisyenleri,
Hoşgörüleri ve toleransları,
Uzlaşı arayışları ve kavgadan kaçınışları,
Özgürlükçü liberal demokrasisi,
Bağımsız ve hakgözetir adaleti,
Her vatandaşına eşit hizmet vermeye odaklanan ve son derece şeffaf ve hesap verir olan devleti,
Bir yanlış yaptığında kendisini kendiliğinden üst makama ihbar eden kurumları,
Gelişmiş ve üretken sanayisi,
Bilim ve teknolojisi,
Özenli ve gösterişsiz mimarisi,
Engellileri de gözeten düzenli ve yemyeşil şehirleri,
Korunaklı geniş doğal parkları,
Adım başında dingin gölleri ve
çağlayan dereleri,
Her çeşitten müzeleri ve kütüphaneleri,
Kadın- erkek eşitliği,
Herkesin istediği gibi yaşayabilme serbestliği,
İnsan ve çocuk hak ve özgürlükleri,
Köklü ve yüzyıllardır yaşatılan çoğu özgün gelenekleri,
Çok uzun süreli barış ve bağımsızlık dönemleri

gibi saymakla bitmeyen ve diğer ulusların gıptayla baktıkları ve parmaklarını ısırdıkları özellikleriyle göz dolduran çokca soğuk, biraz da karanlık ama gerçekten bir dünya harikası küçük ülkedir İsveç  ! 

Ne diyelim ?

Milli bayramınız kutlu olsun diyelim ve 6 Haziran İsveç Milli Günü’nü kendi milli günümüz de olduğu gibi içtenlikle tebrik edelim!

Her ülke kendine göre iyidir ve güzeldir ama bana göre İsveç bunların en iyisi ve en güzelidir, üstelik bizim de ülkemizdir !

Değerini bilelim ve Sezar’ın hakkını Sezar’a dürüstçe verelim !

TANER YILDIZ 

İşte Türk vatandaşlığından atılan 130 kişi !

Muhterem Hocaefendilerini vatandaşlıktan attılar !

İçişleri Bakanlığının, ‘130 ismin vatandaşlıktan çıkarılma kararına’ ilişkin ilanı bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. 

İçlerinde FETÖ lideri Fetullah Gülen, HDP Milletvekilleri Faysal Sarıyıldız ve Tuğba Hezer Öztürk ile eski HDP milletvekili Özdal Üçer de bulunan ve Türkiye dışında yaşayan 130 isim, 3 ay içinde Türkiye’ye dönmezlerse Türk vatandaşlığından atılacaklar. 

Vatandaşlıktan atılmaları dolayısıyla bulundukları ülkelerden Türkiye’ye iade edilmeleri istenemeyecek !

Listede FETÖ, PKK ve DEAŞ’tan aranan isimler yeralıyor. 

Vatandaşlıktan atılarak Türkiye’ye iadeleri imkansızlaştırılacak olan tanınmış FETÖ’cülerden bazıları şunlar; 

FETÖ elebaşısı Fetullah Gülen, kapatılan Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, ABD’de firari Emre Uslu, FETÖ’nün yargı yapılanmasındaki savcıları Muammer Akkaş, Celal Kara, Zekeriya Öz, eski İstanbul Başsavcı vekili Fikret Seçen, İpek Holding’in eski sahibi firari işadamı Akın İpek, gazeteci Önder Aytaç, FETÖ’nün emniyet imamı olarak bilinen firardaki ‘Kozanlı Ömer‘ kod adlı Osman Hilmi Özdil, Amerika’da örgütün önemli isimlerinden biri olan Kemal Öksüz, Mustafa Yeşil, Naci Tosun, Özel Burç Okulları Genel Müdürü Sultan Sözeri, paralel yapının ‘para abisiMemduh Oğuz, paralel yapının Konya imamlarından, FETÖ Davası’nın firari sanıkları İbrahim Karadayı, Eşref Çifci, Soner Cesur, İbrahim Özkara ve Ali Akın ve Konya İl eski Emniyet Müdürü Salih Tuzcu’nun oğlu Yabancılar Şube eski Müdürü Bahri Tuzcu da yer alıyor.

 Resmi gazete’de yayınlanan ve İçişleri Bakanlığı’ndan  liste ekli açıklanan karar ilanı aynen şöyle:

“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 302’nci, 309’uncu, 310’uncu, 311’inci, 312’nci, 313’üncü, 314’üncü ve 315’inci maddelerinde yazılı suçlar nedeniyle haklarında Cumhuriyet Savcılıkları/ Mahkemeler tarafından soruşturma ve kovuşturma yürütülen ve yabancı ülkede bulunmaları nedeniyle kendilerine ulaşılamayan aşağıdaki kimlik bilgileri yer alan kişilerin, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 29’uncu maddesinin 2’nci fıkrası gereğince bu ilanın Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihten itibaren 3 ay içinde Türkiye’ye dönerek ilgili mercilere müracaat etmedikleri taktirde anılan Kanun hükümlerine göre Türk vatandaşlıklarının kaybettirileceği ilanen tebliğ olunur.”


İşte tek tek adlarıyla vatandaşlıktan atılacak olan 130 kişi :

1- Haluk Mataracı
2- Fikri Kılınç
3- Mehmet Kaya
4- Haydar Kırkan 
5- Nevin Yapalı
6- Yalçın Türken
7- Ali Akın
8- Soner Cesur
9- Cemil Uysal
10- Eşref Çifci
11- İbrahim Karadayı
12- İbrahim Özkara
13- Bahattin Adam
14- Memduh Oğuz
15- Abdülkadir Yılmaz
16- Yakup Çalık
17- Selim Canavar
18- Mehmet Hanefi Celepli
19- Ertan Filikçi
20- Yunus Biçer
21- Ali Fuat Çelik
22- Muhammet Kara
23- Veysel Avşar
24- Metin Türker
25- Faysal Sarıyıldız
26- Abdullah Köroğlu
27- Bircan Savran
28- Doğan Aydın
29- Etem Erdoğmuş
30- Hüseyin Esen
31- İbrahim Taş
32- Kayahan Bolel
33- Mehmet Ceylan
34- Muhammet Bayındır
35- Murat Ahmet Yükselener
36- Suat Andırın
37- Süleyman Doğan
38- Şükrü Pelit
39- Zekariya Öztürk
40- Ayşe Köroğlu
41- Fadime Bayındır
42- Mustafa Ataşlı
43- İhsan Yavuz
44- İsmail Erkoç
45- Mehmet Ali Erbil
46- Salih Öz
47- Esra Erçetin
48- Mustafa Koca
49- Mesut Güler 
50- Soner Erçetin
51- Bilal Özen
52- Ayşe Yılmaz
53- Murat Yılmaz
54- Ali Yarkın
55- Levent Uysal
56- Özcan Koç
57- Rasim Günaydın
58- Hamza Demir
59- Ferat Yılmaz
60- Taner Yener
61- Bahri Tuzcu
62- Kemal Öksüz
63- Özkür Demiral
64- Erhan Şahin
65- Hüseyin Öğüt
66- Muhammed Eroğlu
67- Süleyman Küçüksucu
68- Sıtkı Baş
69- İlhan Miraboğlu
70- Mehmet Yıldız
71- Mehmet Çetin
72- Ahmet Türkmen
73- Ahmet Doğan
74- Mehmet Kocatürk
75- Mehmet Alauddin İslamoğlu
76- Osman Hilmi Özdil
77- Servet Demirel
78- Sinan Ekin
79- Yunus Serin
80- Belkız Gökçöl
81- İsmail Çoban
82- Mustafa Gökçöl
83- Mevlüt Demir
84- Mustafa Küçük
85- Recep Abdioğlu
86- Sultan Sözeri
87- Cemal Soncu
88- Cevdet Şeker
89- İsmail Yapıcı
90- Kemal Elibal
91- Fetullah Gülen
92- Hasan Çiçek
93- Talip Ekmekçi
94- Salih İyice
95- Kemal Aydın
96- Orhan Tornacı
97- Harun Çevlik
98- Mustafa Konak
99- Havva Kaplan
100- Muharrem Kaplan
101- Ahmet Zoroğlu
102- Hasan Çimen
103- Önder Öztep
104- Taylan Taşar
105- Ali Parlak
106- Makbule Aslan
107- Ümmü Erkan
108- İlyas Tosun
109- Kemal Kurumahmut
110- İsmail Tokar
111- Serkan Hastürk
112- Ekrem Okşar
113- Asım Nane
114- İlhami Yıldırım
115- Meryem Yaşar
116- Ahmet Ateş
117- İsmail Sakarya
118- Nihal Özmen
119- Necla Erol
120- Latif Güngör
121- Hikmet Günakın
122- Mustafa Mehmet İzci
123- Ali Erol
124- Mehmet Özmen
125- Eda Eryıldız
126- Fatma Zühre Yeşil
127- Ali Aslantaş
128- Arif Mollaosmanoğlu
129- Özdal Üçer
130- Tuğba Hezer Öztürk

Ne diyelim ?

Oyun içinde oyun mu kuruluyor ?

Bizlerin F tipi konusundaki duruşumuzda ve görüşümüzde 15 yıldır hiçbir değişiklik olmadı.

Bizler ” kandırılmadığımz ” için 15 yıl önce ne söylemişsek bugün de aynısını söylüyoruz.

Vatandaşlıktan atma cezası 12 eylül faşist cuntası tarafından çokça kullanılan ve hiçbir sonuç alınamayan, binlerce insanı mağdur eden ve geç de olsa vazgeçilen ilkel, faşizan ve insan haklarına aykırı bir cezadır. 

Hem aylardır bir zamanlar bas bas bağırılarak ve hüngür hüngür ağlanarak hasretine dayanamıyoruz “dönün artık” denilip  yollarına güller serilen “muhterem hocaefendi”yi Amerika’dan her Allah’ın günü isteyeceksin hem de öte yandan iadesini imkansız kılmak için şimdinin FETÖ elebaşısı ilan ettiğin  hocaefendini Türk vatandaşlığından atacaksın !

Adama sormazlar mı hiç ; “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu ?” diye !

TANER YILDIZ 
   

Teşekkürler ediyorum !

500 bin ziyaretçi, 650 bin okunma !

“Sevgi harmanlı bilgi” yarım milyon kişiye ulaştı. 

taneryildizblogg.wordpress.com adlı bu sayfamın ziyaretçi sayısı 500 bini aştı ve 650 bin okunmaya yaklaştı !


Küçücük ama renkli dağarcığımda bilgiyi sevgi ile harmanlıyorum. 

Sonra da bunu tanerce diliyle ve bencileyin özeniyle söze dökerek bir yılı aşkın süredir sizlerle blog olarak paylaşıyorum. 

İsveç ve Türkiye’deki toplumsal konu ve gelişmeler ağırlıklı Türkçe yorum, düşünce ve görüşlerimi içeren yazılarımı size bir tıklama uzaklıktaki bu alçakgönüllü kişisel blog sayfamda topluyorum. 

Çoğunluğu İsveç ve Türkiye’den olmak üzere akla gelen ve gelmeyen dünyanın dört bir yanından ülkeden ‘sanal kulübeme‘ sadakatle konuk oluyorsunuz. 

Hem bilgi alıyorsunuz hem de beni ziyadesiyle onurlandırıyorsunuz. 

Arada sırada havadan sudan konulara da dokunan ama mutlaka bir arı gibi cümlelerinden kimi zaman bal damlatan, kimi zaman da kimilerini yine bir arı misali ince ince iğneleyip canını sıkan, amatörce kaleme alınan ama muhakkak içine ‘sevgi ve bilgi’ katılan ve bana tek kuruş ekonomik getirisi olmayan blog yazılarımı, lütfen bundan sonra da takip edin.

Böylelikle gelişmelerden bilgilenmeyi bazen gülümsemeyi, bazen hüzünlenmeyi, bazen ‘keskin sirke dolu‘ küplere binip ‘baldan tatlı’ öfkelenmeyi ve bazen de kızgınlıktan kendinizi tutamadığınızda (içinizden olmak şartıyla !) en sunturlusundan bir küfür savurup rahatlamayı hiç ama hiç ihmal etmeyin 

Ne diyelim ?

Her birinize 500 biner kere teşekkürler !

İyi ki varsınız !

Sevgi harmanlı bilgiyle kalınız…

TANER YILDIZ

taneryildizblogg.wordpress.com

Yurtdışından Türkiye’ye özel araba nasıl götürülür ?

Gurbetçilerimiz için 10 soruda yurtdışından Türkiye’ye araba götürmek ve 10 soruda Türkiye’de arabayı bırakmak konusunda neler yapılacağının cevaplarını, kolay anlaşılır bir türkçeyle ve duru bir üslupla  yazıp, paylaştım !

İşte sizin merak ettiğinizi sandığım belli başlı sorular ve cevapları:

* Kimler yurtdışından Türkiye’ye arabasını geçici olarak götürebilir ?

* Hangi ülkelerden Türkiye’ye araba götürülebilir ?

* Arabam Türkiye’de ne kadar süre kalabilir?

* Götüreceğim arabam kaç yaşında olmalıdır ?

* Kiraladığım arabayı Türkiye’ye götürebilir miyim ?

* Başka birisinin arabasını Türkiye’ye götürebilir miyim ?

* Arabamla birlikte karavanımı da götürebilir miyim ?

* Gümrükte işlem parası ödeyecek miyim ?

* Türkiye gümrüğüne hangi belgeleri göstereceğim ?

* Arabam gümrükte pasaportuma işlenecek mi ?

1. Kimler yurtdışından Türkiye’ye geçici olarak otomobil götürebilir ?

Türkiye dışında son bir yıl içinde en az 6 ay (185 gün) yerleşik olarak kalmış birisi  kendi adına kayıtlı otomobilini geçici olarak Türkiye’ye getirek uzunca bir süre kullanabilir. (Bu 6 aylık süre Türkiye’ye geliş tarihinden 1 yıl geriye doğru gidilerek hesaplanır).

Yurtdışında emekli olmuş olan emekliler, 1 Eylül 2016’da yapılan yasal değişiklikle sözkonusu “6 ay (185 gün) yurtdışında kalmış olmak” şartından muaftırlar. Yani bu şart emekliler için geçerli değildir. 

2. Yurtdışından götürülen otomobille Türkiye’de ne kadar süre kalınabilir ?

Bir seferde en uzun 2 yıl (730 gün) süresince Türkiye’de kalınabilir. Bu süre emekliler için de aynıdır.

3. Hangi ülkelerden otomobil götürülebilir ?

Götürülen otomobilin ikamet edilen ülkeye kayıtlı olması şartıyla her ülkeden otomobil götürülebilir. Herhangi bir ülke kısıtlaması ya da sınırlaması yoktur.

4. Götürülecek otomobil kaç yaşında olmalıdır ?

Yeni ya da trafiğe çıkmasında sakınca olmayan her yaştan bir otomobil olabilir. Otomobilin yaşı ve modeli konusunda herhangi bir sınırlama yoktur. 

5. Kiralık bir otomobili Türkiye’ye götürebilir miyim ?

Evet götürebilirsiniz. Ancak sizin “adınıza özel” yazılmış bir araç kiralama sözleşmenizin olması şarttır. Bu durumda kiraladığınız aracınızla sadece kiralama süreniz kadar Türkiye’de kalabilirsiniz. 

6. Başka birisinin adına kayıtlı bir otomobili Türkiye’ye kendim için götürebilir miyim?

Evet, araba sahibinin vereceği vekaletnameyle götürebilirsiniz. Ancak bu araba sahibinin de son bir yıl içinde en az 6 ay (185 gün) yurtdışında yaşamış olması ve size aşağıdaki vekaletnamelerden birisini vermiş olması şarttır:

 • Elçilik, konsolosluk veya noter onaylı bir vekâletname.

 • Otomobili getiren ile sahibinin gümrük girişinde birlikte hazır bulunarak kendi aralarında düzenleyip, gümrük idaresine onaylattıkları bir vekaletname.

 • Otomobili getiren ile sahibinin kendi arasında düzenleyerek ilgili ülkenin gümrük, belediye, emniyet ve mahkeme gibi resmi makamlarına onaylattığı bir belge.

 • Uluslararası Tur İttifakı (AİT) ve Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) üyesi ülkelerin otomobil kuruluşlarınca düzenlenen bir belge.

 • Otomobil firmaları ve diğer kuruluşlara ait taşıtlar için firma sahibi veya yönetim kurulunun imzasını ve onayını taşıyan bir vekâletname.

 • Kiralanarak (rent a car) getirilen otomobil için kira sözleşmesi.

7. Türkiye’ye otomobilimin arkasında karavan da götürebilir miyim ?

Evet, otomobilinizle birlikte motorsuz bir karavan ya da römork da götürebilirsiniz ?

8. Türkiye’deki gümrük işlemi için ayrıca bir para ödemem gerekiyor mu ?

Hayır, herhangi bir para ödemeniz gerekmiyor !  
Bu tür bir gümrük işlemi için Türkiye’de herhangi bir ücret alınmıyor. Yani Türkiye’ye otomobilinizi geçici amaçla olduğu için bedavaya götürüyorsunuz. 

9. Türkiye gümrüğüne hangi belgeleri göstermem gerekiyor?

 • Pasaport

 • Otomobil mülkiyet belgeniz (registreringsbevis del 1 mavi kısım). Araç sizin değilse vekaletname ya da kiralama sözleşmesi. 

 • Türkiye’de de geçerliliği olan otomobile ait sigorta poliçesi (Green- Gröna kort)

 • Emekliler için Türkçe tercümesi elçilikte onaylanmış emeklilik belgesi.

10. Otomobilim Türkiye gümrüğünde pasaportuma kayıt ediliyor mu?

Evet, götürdüğünüz otomobil sizin pasaportunuza işlenir ve gümrük bilgisayarına kayıt edilir, ayrıca pasaportunuza da bir açıklama notu düşülür.

* Arabamı Türkiye’de bırakıp uçakla geri dönebilir miyim ?

* Türkiye’ye götürdüğüm arabayı benden başka kimler kullanabilir ?

* Arabamı Türkiye’de bir akrabama ya da başkasına satabilir ya da devredebilir miyim?

* 2 yıl dolmadan çıkış yaptıktan sonra Türkiye’ye tekrar gittiğimde kalan süremi kullanabilir miyim ?

* Aynı ya da başka bir arabamı 2 yıllık sürem dolduktan sonra tekrar Türkiye’ye ne zaman götürebilirim ?

* Türkiye’deki 2 yıllık süremi aşarsam bir ceza alır mıyım ?

* İki yıllık sürem bitince arabamla Türkiye sınırından günübirlik şip şak giriş çıkış yapsam olur mu?

* Türkiye’den çıkarken arabamı nereye ve nasıl bırakabilirim ?

* Götürdüğüm arabayı Türkiye’de gümrüğe terkedebilir miyim ?

* Türkiye’den arabamla çıkış yaparken nelere dikkat etmeliyim ?

1. Sarı Mercedes’imi Türkiye’de bırakıp kendim uçakla geri dönebilir miyim?

Evet dönebilirsiniz.

Arabanızı Türkiye’de bırakmak için en yakın gümrük idaresine başvurarak bir “taahhütname” vermeniz ve “yurtdışına taşıtsız olarak çıkış yapma izni” almanız gerekmektedir. Ya da gümrük idaresine arabanızı belge karşılığı teslim ederek yurtdışına taşıtsız çıkış yapabilirsiniz.

2. Türkiye’ye götürdüğüm arabayı benden başka kimler kullanabilir ?

Türkiye’ye götürdüğünüz otomobilinizi aynı sizin gibi yurtdışında ikamet etmesi şartıyla sadece çekirdek ailenizi oluşturan; eşiniz, çocuklarınız, anne ve babanız kullanabilir.

Görürdüğünüz otomobilinizi Türkiye’de yerleşik olarak yaşayan bir aile bireyiniz (kardeşiniz, babanız, anneniz) bir akrabanız (amcanız, dayınız, kuzeniniz) ya da bir başkası (arkadaşınız) vekaletle de olsa bile kesinlikle kullanamaz. (Ama arabanın içinde sizin de olmanız halinde bir başkası arabanızı sürebilir !)

Arabanızı, sizin ve sizinle birlikte yurtdışında yaşayan çekirdek aile bireylerinizin (eşiniz, çocuklarınız ile anne ve babanız) dışında başka kimselerin de kullandığı tespit edildiği takdirde, taşıtınız trafikten bağlanıp yurtdışı edilir ve ayrıca hakkınızda cezai işlem yapılır. 

Arabanızı kullanma hakkı olmayan başka birisi sürerken bir trafik kazasına karışması halinde özellikle sigorta ve tazminat konusunda sorunlar yaşarsınız.

3.  Arabamı Türkiye’de bir akrabama ya da başkasına satabilir ya da devredebilir miyim?

Hayır bunu asla yapamazsınız !

Türkiye’ye getirdiğiniz arabanızı hiç bir şekilde Türkiye’deki akrabalarınıza ya da başkalarına satamazbağışlayamaz ve devredemezsiniz !

4. İki yıl dolmadan çıkış yaptıktan sonra tekrar gittiğim de kalan süremi kullanabilir miyim ?

Evet bu 2 yıllık süre kapsamında Türkiye’ye tekrar gittiğiniz takdirde eksik kalan sürenizi kullanabilirsiniz.

5. Arabamı 2 yıl içinde Türkiye’den çıkartmayıp süremi aşarsam ceza alır mıyım?

Evet, yüklü bir para cezası alırsınız!

Bu durumda 4458 sayılı Gümrük Kanununun 238 ve 241 inci maddeleri uyarınca hakkınızda cezai işlem yapılır. 

Yasal sürenizi 3 aydan az aşarsanız 6 kat usülsüzlük cezası ve 3 aydan fazla aşarsanız otomobilin normal gümrük vergisinin dörtte biri (%25) kadar para cezası ödersiniz.

6. Aynı ya da başka bir arabamı 2 yıllık sürem dolduktan sonra tekrar Türkiye’ye ne zaman götürebilirim ?

Götürdüğünüz arabanızla Türkiye’den çıkış yaptıktan ve yurtdışında yerleşik olarak en az 6 ay süreyle (185 gün) kaldıktan sonra tekrar aynı arabanızı ya da başka bir arabayı Türkiye’ye götürebilirsiniz.

Burada belirleyici olan şey arabanın değil, arabayı götürecek olan kişinin son bir yıl içerisinde en az 6 ay (185 gün) yurtdışında kalmış olmasıdır. 

7. İki yıllık sürem bittiğinde arabamla Türkiye sınırından dışarı günübirlik şip şak giriş çıkış yapsam olur mu?

Hayır kesinlikle olmaz !

Türkiye’ye tekrar araba götürebilmeniz için yurtdışında tekrardan en az 6 ay (185 gün) yerleşik olarak yaşamış olmak zorundasınız !

8. Arabamı Türkiye’de nereye ve nasıl bırakabilirim ?

Arabanızı “geçici bırakma dilekçesinde” belirteceğiniz bir süre kapsamında bir Gümrük ambarına bırakabilirsiniz. Gümrük idaresine bırakılan arabanın Türkiye’de kalış süresi orada kaldığı sürece işlemez. (2 yıllık süre hesaplamasından ayrı tutulup, sayılmaz)

Arabanızı evinizin ya da başka birisinin garajında da bırakabilirsiniz. Bu durumda siz yurtdışında olmanıza rağmen arabanızın Türkiye’de kalma süresi işler.(2 yıllık süre hesaplamasından ayrı tutulmayıp, sayılır)

Gümrüğe bırakılan süre içerisinde geri alınmadığı için süresi geçmiş olan taşıtlar devlet adına satılarak elden çıkarılır !

9. Götürdüğüm arabayı Türkiye’de bir gümrüğe terkedebilir miyim ?

Evet, Türkiye’de en yakın gümrük idaresine başvurarak arabanızı istediğiniz zaman bir gümrüğe terk edebilirsiniz. 

Bunun için bir “terk dilekçesi” vermeniz yeterlidir ve ayrıca herhangi bir ücret ödemeniz gerekmez.  Ancak arabanızın üzerinde yasal olarak takip edilen bir vergi ya da trafik cezası borcunuz varsa bunu ödemeniz gerekmektedir !

10. Türkiye’den arabamla çıkış yaparken ya da gümrüğe bırakırken neler yapılmış olmalıdır?

Arabanızı yurtdışına çıkarırken ya da bir gümrük idaresine teslim ederken aracınıza ait bilgisayardaki “giriş kaydı“nın kapatılması ve pasaportunuzdaki “taşıt vardır” kaşesinin iptal edilmesi gerekmektedir.

Ne diyelim ?

Türkiye’de uzun yaz tatili hazırlıklarınıza yavaş yavaş başlamışsınızdır herhalde.

Yasal kurallara uyulduğu ve ilgili yasayı arkadan dolanmak için ‘şark kurnazlığı’ yapılmadığı ve bu hak kötüye kullanılmadığı sürece çoğu gurbetçimiz için önemli olan bu haktan yararlanmak hem çok kolay hem de tamamen ücretsizdir !

Bu konuda dikkat edilmesi gereken ve anahtar işlevi gören tek şart ‘yurtdışında 6 ay süreyle yerleşik olarak kalmış‘ olmaktır. Bu şartı yerine getiren herkes kolaylıkla ve gümrüğe tek kuruş para ödemeden 2 yıl süreyle Türkiye’de arabasını rahatlıkla kullanabilmektedir…

Sarı ya da başka renk, Mercedes ya da başka marka arabanızla ya da uçakla Türkiye’ye kazasız belasız yolculuk etmeniz dileğiyle…

TANER YILDIZ 

Doruk, İsveç’i hemen terk edeceksin !

İsveç Göçmen Dairesi yine yaptı yapacağını.

Bir kez daha derdinin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğunu ispat etti !

Birkaç hafta öncesinde İsveç’te 7 yıldır çalışarak yaşayan başarılı genç bilgisayar geliştirmecimiz Kerem Yüksel ‘e yaptığını, İsveç’te 8 yıldır çalışarak yaşayan bir başka başarılı bilgisayar programcımız Doruk Demircioğlu‘na da yaparak, İsveç’ten sınırdışı edilmesi kararı verdi ve bunu gönüllü olarak yapması için de 4 hafta mühlet tanıdı.

 Otomatiğe bağlanmış hissi uyandıran Göçmen Dairesi bu acımasız sınırdışı kararına aynı Kerem’de olduğu gibi işvereninin yaptığı çok önemsiz ve sonradan fark edilip düzeltilmiş bir sigorta primi ödemesi hatasını bahane etti. 

Doruk Demircioğlu 31 yaşında genç ve gelecek vaaden bir bilgisayar programcısı. 

8 yıldır İsveç’te çalışıyor ve yaşıyor. İsveç’in ünlü teknik üniversitesi Chalmers’de Nanoteknolojisi konusunda master yapmış ve şimdi de Stockholm’da bir şirkette tek ux dizayncısı olarak çalışıyor. 

Doruk, İsveç’e dört dörtlük uyum sağlamış. İçinde yaşadığı toplumdan aldığından daha çok daha fazlasını geri vermiş.

Doruk, düzenli olarak çalışmış, hiç bir suça ya da olaya karışmamış, tek kuruş sosyal yardım ya da destek almamış, topluma hiç yük olmamış, tam tersine katkı sağlamış, çatır çatır tüm vergilerini ve tıkır tıkır tüm ücretlerini ödemiş. 

Doruk’un işvereni Keyflow”un müdürü Greger Hagelin:

 “- Bu kesinlikle kabul edilemez bir haksızlıktır. Biz Göçmen Dairesi’nin bu konuda bize verdiği ama sonradan bize haber verilmeden değiştirildiğini söylediği talimata göre sigorta primini ödedik, bu konuda bizim de bir suçumuz yok” diyor. 

Göçmen Dairesi basın sözcüsü Alexandra Elias ise: 

“- Yasanın bu konudaki hükmünün çok sert ve kesin olduğunu, küçücük bir hata bile olsa yasanın sonradan bunun düzeltilmesine yasanın izin vermediğini, bu konuda ortada kesinleşmiş mahkeme kararlarının olduğunu ve buna uymak zorunda olduklarını ayrıca bu konuda hükümete bilgi verdiklerini” söylüyor.

İşvereninin İsveç bürokrasisinin karmaşık kural yumağından dolayı istemeden yaptığı ve sonradan düzelttiği bir küçük hatasının cezası, bu konuda hiç bir suçu günahı ve bundan haberi bile olmayan Doruk‘a kesiliyor.

Öte yandan savaş suçlusuna, casuslara, kiralık katillere, uyuşturucu mafyası liderlerine ve dünyanın dört yanından her çeşitten hırsız ve hayduta kolayca oturum izni, hatta İsveç vatandaşlığı veriliyor.

Böyle adaletsizlik ve merhametsizlik, böyle saçmalık ve haksızlık, böyle acımasızlık ve gaddarlık olur mu ?

İnsanlar yıllarca köle gibi yurtdışına çıkmaları yasaklanarak çalıştırılıp, vergileri takır takır alınıp sonra da sudan bir bahaneyle sınırdışı edilir mi ?

Yürürlükteki ve daha önceki sağ ittifak hükümetinin çıkarttığı yabancı işgücü yasasının pratik uygulamasını Kırmızı Yeşil hükümet, iktidara geldikten sonra aşırı derecede sertleştirmiştir. 

Hükümet, Göçmen Dsiresi’ne verdiği direktifle daha önceleri görmezden gelinen ve sonradan düzeltilmesine izin verilen bu türden ufak tefek hatalara artık göz yumulamayacağını ve hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmadan bu kuralın uygulanacağına karar verdi. 

Oldum olası yurtdışından işgücü getirilmesine hep soğuk bakan işçi sendikaları partisi Sosyal Demokratlar ve hükümeti bir an önce Kasım ayında Meclis Komisyonu kararıyla gündemine aldığı bu konudaki kuralları iyileştirme ve esnekleştirme hazırlıklarını bitirerek hemen ve geriye dönük olarak yürürlüğe koymakla yükümlüdür.

Doruk ile aynı kaderi paylaşan ve aynı haksızlığa maruz kalan Kerem Yüksel
Ne diyelim ?
Top iktidardaki Kırmızı Yeşil Sosyal demokrat hükümettedir.

Bu haksız uygulama İsveç’in ve benimde üyesi olduğum Sosyaldemokrat Parti’nin bir utancıdır. 

İsveç devleti ve Sosyal demokrat parti daha fazla insan mağdur olmadan bu ayıbından, bu utancından arındırılmalıdır.

Genç, başarılı ve gelecek vaadeden bilgisayarcılarımız Doruk Demircioğlu ve Kerem Yüksel hem İsveç’in hem de İsveç Türk Toplumu’nun değerli bir kazanımı ve zenginlik kaynağıdır.  Bu değerli cevherlerimiz yok yere heba edilmemelidir. 

Bu başarılı ve parlak gelecekli iki gencimizin geleceği İsveç Türk Toplumu’nun da geleceğidir !

Kerem Yüksel ve Doruk Demircioğlu’na sahip çıkmak, onlara her anlamda destek olmak, İsveç Türk Toplumu’nun kaçınamayacağı bir görevi hatta boynunun borcudur !

TANER YILDIZ

Doruk
hakkında İsveç gazetesi Expressen’de yayınlanan yazıyı bu linkten okuyabilirsiniz:

http://www.expressen.se/nyheter/programmeraren-doruk-utvisas-efter-arbetsgivarens-miss/

İsveç’te iş üzeri oturum izni nasıl alınır ?

Başvuru sırasında ve sonrasında nelere çok dikkat edilmelidir ?

Aslında İsveç’te iş üzeri oturum izni (uppehållstillstånd på arbete) uygulaması her zaman vardı.

Ancak bu hak sadece İş Bulma Kurumu (arbetsförmedlingen) tekelinde olduğu ve İsveç’te o işi yapacak tek kişinin bile bulunmaması şartı koşulduğu için çok az kimse bu yolla İsveç’te Çalışma ve Oturum İzni (arbets-ochuppehållstillstånd) alabiliyordu.

2009 yılında Sağcı İttifak hükümeti çıkardığı yeni bir yasayla İş Bulma Kurumu’nun elinden bu tekeli alarak bu hakkı işverenlere verdi.

İş Bulma Kurumu’nun bu süreçteki rolünü en aza indirip bu alanda başrolü Toplu Sözleşme (kollektivtavtal)  şartlarının eksiksiz uygulanmasına bağlı olarak öncelikle işverene ve işçiye devretti.

Yani “-benim işverenim dünyanın neresinden getireceği hangi işçiyi istiyorsa onu çalıştırsın, aynı şekilde işçi de hangi işyerini istiyorsa orada çalışsın, ben artık bu işçi ile işveren arasındaki ilişkiye karışmayacağım, sadece koyduğum bazı kurallara ve gariban işçilerin esir gibi sömürülmemesi için yürürlüktekitoplu sözleşmelere uyulup uyulmadığına bakacağım” dedi !

Bu konudaki süreçte ve yasal kurallara uyulmasında sorumluluğu da hem işverene hem de işçiye ortaklaşa verdi.

*İsveç’te bir işte çalışarak Oturum İzni almanın başlıca kuralları nelerdir?

1. Geçerli bir pasaportun olacak.

2. İsveç’te bir işveren seni işyerinde çalıştıracağına dair sana bir iş vaadinde (arbetslöfte, arbetserbjudande) bulunacak.

3. İşveren bu işi sana vaat etmeden önce İsveç İş Bulma Kurumu sayfasında bu işe yönelik İsveç’te ve AB ülkelerinde 10 gün süreyle iş ilanı vermiş olacak.

4. Çalışma koşulların ve maaşın o iş kolu ya da meslek için geçerli olan toplu sözleşme kurallarına uygun (kollektivtavtalsenlig) olacak.

İşveren sana yürürlükteki toplu sözleşmeye uygun olarak ve seni geçindirmeye yetecek kadar bir maaşı (kısmi mesaili işte en az ayda vergi kesintisi öncesi brüt 13.000 kr) ve sözleşme gereği yapılan güncel maaş zamlarını ve ayrıca tatile ayrıldığında senin kazanılmış tatil ödenceni (semesterersättning) ve tatil ek yardımını (semestertillägg) zamanında ve aksatmadan sana ödeyecek,

İşveren senin toplu sözleşme gereği hakkın olan tüm sosyal güvence sigortaları primini (hastalık, hayat, iş güvencesi, hizmet emekliliği), (sjuk-, liv-, trygghets-, och tjänstepensionsförsäkring) işe başladığın ilk günden itibaren  ilgili işçi sigortaları kuruluşu (FORA) veya işin memur (tjänsteman) statüsünde ise memur sigortaları kuruluşu (Collectum) aeksiksiz, tam ve düzenli olarak  ödeyecek.

5. İş vaadiyle işe yerleştirme sözleşmenin (anställningsavtal) yürürlükteki toplu sözleşmeye uygun olduğu, o iş kolunda yetkili olan sendika tarafından da onaylanmış olacak.

* Göçmen Dairesi’ne başvuruyu kim yapacak ?

İşe dayalı oturum izni başvurusunu sen değil, senin adına sana iş vaadinde bulunan işvereninyapacak.

İşlemlerin kolaylıkla takip edilmesi ve daha hızlı yürümesi açısından başvurunun öncelikle internet üzerinden yapılması tercih edilecek.

* İlk oturum izni kadar süreyle verilir ?

Öncelikli kural olarak başvurunun cevabını İsveç dışında beklemek zorundasın ve ancak çalışma ve oturum iznini aldıktan sonra İsveç’e giriş yapabilirsin.

İlk başvurunun cevabını İsveç’te bekleyemezsin !

Kural olarak 2 şer yıllık iki dönem (2+2) şeklinde geçici süreli oturum izni (tillfällig uppehålstillstånd) veriliyor.

Ancak kişinin özel şartlarına ve duruma göre bu değişebiliyor ve kimilerine bir üçüncü ve son kez daha geçici izin verilebiliyor.

* Oturma iznim çıktıktan sonra en geç ne zaman işe başlamak zorundayım ?

Bir işe dayalı oturma ve iznin (genelikle 2 yıllık) ilk defa çıktıktan sonra İsveç’teki o işe en geç 4 ay içerisinde başlamak zorundasın.

Göçmen dairesi sözkonusu işine 4 ay içinde başlamadığını tespit edildiği takdirde oturma iznini iptal eder (geri alır) ya da yapacağın uzatma başvurunu red eder.

Bu durumda en geç 3 ay içinde başka yeni bir iş bulmak ve Göçmen Dairesi’ne bu yeni işin üzerinden yeni bir oturum izni başvurusunda bulunmak zorundasın.

3 ay içinde iş bulamadığın takdirde İsveç’i terk etmen gerekmektedir.

* Bana vaad edilen bu iş dışında ayrıca aynı anda ikinci bir işte ya da hafta sonları geçici başka  bir işte çalışabilir miyim ?

Hayır, kesinlikle çalışamazsın !

Oturma ve çalışma iznin ilk 2 yıl sadece o iş ve o işveren için geçerlidir.

Bu izinle ayrıca fazladan başka bir ikinci işte çalışman yasaktır.

Ancak ikinci 2 yıllık dönemdeaynı meslekte ya da iş kolunda olmak şartıyla başka bir işverenin yanında çalışabilirsin.

Örneğin bir restoranda aşçılık yaparken oradan çıkıp başka bir restoranda yine aşçılık yapabilirsin.

İkinci dönemde (ilk 2 yıl geçtikten sonra) İşyerideğiştirdiğinde, ilk dönemin tersine Göçmen Dairesi’ne yeni bir başvuru yapmana gerek yoktur.

* 3 ay içinde yeni iş bulma şartı ne zaman geçerlidir ?

Çalıştığın işten çıkarıldığında ya da kendi isteğinle işi bıraktığın durumda en geç 3 ay içindeyeni bir iş bulmak ve bu yeni bulduğun iş üzerinden tekrar oturum izni başvurusu yapmak zorundasın.

Eğer elindeki oturum izninin süresi henüz bitmemişse bu yeni işinde önceki izninle yenisini alana kadar çalışmayı sürdürebilirsin.

Bu ilk 2 yıllık süre dolmadan işyerini ya da işini değiştirdiğin takdirde daimi oturum iznine başvurma hakkı sağlayan zorunlu 48 aylık (4 yıl) çalışma süren kesintiye uğrayabilir.

Bu yeni iş ve yeni işveren durumundan dolayı ortaya çıkabilecek koşular PUT almasüreni (sıfırdan başlatma kuralı gereği) muhtemelen uzatabilir.

* Eşim ve çocuklarıma da benden dolayı süreli oturum izni veriliyor mu ?

Evet, senin iznine bağlı olarak aynı anda eşin ve evli olmayan 21 yaşından küçük çocuklarına da seninkiyle aynı süreli geçici oturum izni verilir.

Senin oturum iznine bağlı olarak ailenin izni de aynı süreyle uzatılır.

* Ailem de benimle birlikte sınırdışı ediliyor mu ?

Evet başvurun reddedildiğinde ailende seninle birlikte sınırdışı edilir.

Ailenin oturum izni seninkinedoğrudanbağlı olduğu için senin oturum iznin uzatılmayıp hakkında sınırdışı kararı çıkartılırsa, seninle birlikte ailen de sınırdışı edilecektir.

* İş ilanı yapılması şartı ne demektir ?

İşverenin sana bu işi vaad etmeden önce söz konusu işi 10 gün süreyle İsveç İş Bulma Kurumu’da (Arbetsföförmedlingen) ilan etmiş olması ve işçiyi öncelikle İsveç’te ve AB ülkelerinde araması şarttır.

* Başvuru ücreti ne kadardır ? Nereye ve nasıl ödeyeceğim ?

İzin başvurusu ücretleri:

– İşe bağlı oturum izni başvurusu: 2000 kr

– Aynı iş/ meslek ve aynı işyeri üzerinden izin uzatma başvurusu: 1000 kr

– Ayrı iş/ meslek ve başka işyeri üzerinden izin uzatma başvurusu: 2 000 kr

– Aile üyeleri başvurusu 1 000 kr

– 18 yaşından küçük çocuk 500 kr

Başvurun reddedildiğinde ödediğin paranı geri alamazsın !

Başvuru ücretlerini Göçmen Dairesi hesabına internet üzerinden Visa ve MasterCard banka kartı ile ya da banka hesabına havale olarak ya da İsveç konsolosluk ve elçiliğinde ödeyebilirsin.

* İş üzerinden oturum izni kime bedavaya verilir ?

Sadece Japon vatandaşları izin için hiçbir ücret ödemezler. Kimbilir belki de çok çalışkan oldukları içindir !

* İsveç’te böyle bir işte çalışırken nelere çok dikkat etmeliyim ?

• Oturma iznini aldıktan sonra en geç 4 ay içinde mutlaka İsveç’e gelerek nüfus kaydını vergi dairesine (Skatteverket) OYLARINI vaad edilen işinde çalışmaya başlamaya!

• Maaşının mutlaka yürürlükteki toplu sözleşmeye uygun güncel tutarda (kollektivtavtalsenlig) ya da kısmi mesaili bir iş ise  vergi kesintisinden önce en az aylık 13.000 kron olmasına,

– Her ay mutlaka üzerinde açıkça kaç gün, kaç saat çalışarak, kaç kron kazandığının, kaç ödenceli tatil gününü hakettiğini ve maaşından kaç kron gelir vergisi kesildiğini gösteren maaş bordronu (lönespecifikation) işvereninden almaya ve bunu güzelce saklamaya !

• Yılda bir kez işverenin tarafından vergi dairesine (skatteverket) verilen ve bir örneği sana gönderilen, yıl içinde aldığın maaşların brüt toplamını ve maaşından kesilen toplam gelir vergisini gösteren yıllık “gelir kontrolbelgesini” (kontrolluppgift) almaya ve bunu güzelce saklamaya!

• Senin adına her ay düzenli olarak işçi sigortaları kuruluşu FORA‘ya ya da memur sigortaları kurluşu Collectum‘a işverenin tarafından ödenmesi gereken sigorta priminin (försäkrings premier) (maaşının yüzde 7’si gibi bir oranda) ödendiğinden emin olmaya,

• Kesintisiz 1 yıl içinde her ay çalıştığın için hakettiğin genellikle 4 ya da 5 haftalık tatil ödenceli (semesterersättning, semestertillägg) tatil hakkını işvereninden almaya ve mutlaka tatile çıkmaya ! (İsveç’te kural olarak yılın 11 ayı çalışılır ve 1 aylık tatilde de aynı çalışılmış gibi tatil aylığı alınır.)

• Kesinlikle ikinci ve başka bir işte ve hele hele de siyah bir işte çalışmamaya !

• İlk iki yıl dolmadan herhangi bir nedenle işyerinden ya da işinden ayrıldığın ya da işten çıkartıldığın takdirde bunu hemen Göçmen Dairesi’ne bildirmeye ve en geç 3 ay içinde yeni bir iş bulup çalışmaya ve yeni işin ile işverenin üzerinden yeni bir başvuru yapmaya!

• Oturum izni uzatma başvurusundan sonra (geçici izin bittikten sonra) karar çıkıncaya ve yeni oturum alıncaya kadar İsveç sınırı dışına çıkmamaya !  (Aksi takdirde elinde iznin olmadığı için tekear İsveç’e giremezsin)

• Yasalara ve kurallara azami saygılı olmaya, mümkünse hiçbir suça bulaşmadan ve herhangi bir olaya karışmadan toplumla uyum içinde yaşamaya,  çok ama çok dikkat edeceksin !

* Daimi Oturum İzni PUT’u ne zaman ve nasıl alabilirim ?

Yasa da yazan kurala göre iki ayrı 2 yıl dönemli (2+2) geçici izin bittikten yani en erken toplam 4 yılçalıştıktan sonra Daimi Oturum İzni (Permanent Uppehålls Tillstånd) PUT‘a başvurma hakkı kazanırsın.

Eğer İsveç’te bulunduğun son 7 yıl içindeki toplam 48 ay süresince tüm şartları eksiksiz ve tam olarak yerine getirdiğin tespit edilirse PUT başvurun kabul edilerek daimi oturum izni PUT alırsın.

Ya da senin özel durumunu gerekçe gösterek PUT iznini vermek yerine, üçüncü ve son kez olarak bir dönem daha geçici oturum iznini uzatabilirler.

Bundan sonra da oturum izinli olarak İsveç’te yaşadığın son 7 yıl içindeki 48 aylık çalışma dönemine inceleyerek ya başvurunu kabul edip PUT iznini verirler ya da eğer şartları tam olarak dolduramamış isen başvurunu reddederek aynı anda sınırdışı kararı verirler.

Dördüncü kez bir dönemlik daha geçici oturum izni verilemez.

* Başvuruma ne kadar süre içerisinde cevap alabilirim ?

Göçmen Dairesi’nin yeni güncellediği karar bekleme süresi, iş üzeri başvurusu yapanlar için halen 11 – 17 ay arasındadır.

İlk başvurular genellikle çabuk karara bağlanmakta ve en uzun bekleme süreleri ikinci uzatma da ve özellikle derinlemesine inceleme ve araştırmanın yapıldığı PUT başvurusunun karara bağlanması sırasında yaşanmaktadır.

Ben, başvurusunun üstünden 2 yıl, 2,5 yıl hatta 3 yıl gibi insanlık dışı uzun süreler geçnesine karşın hala belirsizlik içinde çaresizlikle kıvranarak derviş sabırıyla ve garibanları yaşama bağlayan o güzel umutlarıyla geleceğini ve ailesinin kaderini belirleyecek olan oturum izni kararını bekleyen insanları tanıyorum.

* Hakkımda sınırdışı kararı alınırsa ne yapabilirim ?

Sadece iki şey yapabilirsin :

Birincisi “-işinizde, oturum izniniz de, İsveç’iniz de sizin olsun” diyerek kararı kabullenip gönüllü olarak İsveç’i 4 haftaiçerisinde varsa ailenle birlikte terkedip memleketine çekip gidersin !

İkincisi de “hakkımı yediler” diyerek sınırdışı kararına özel “Göç Mahkemesi“nde (Migrationsdomstol) itiraz edersin.

Bu itiraz süresince de sınırdışı kararı kesinleşmediği için İsveç’te ailenle birlikte kalabilirsin.

Göç Mahkemesi senin itirazını görüşüp kabul ya da red şeklinde karara bağlar.

İtirazın mahkeme tarafından da reddedildiği takdirde geriye tek ve en zor yol kalıyor; Göç Yüksek Mahkemesi‘ne (Migrationsöverdomstol) temyize gitmek.

Bu yüksek mahkemede temyiz davanın esastan ele alınabilmesi için mahkemenin öncelikle bir “davaya bakılma izni” vermesi gerekiyor.

Bu izni almak da çok zor.

Çünkü üst mahkeme bu izni ancak çok çok özel davalarda ve yasal boşlukları içtihat kararıyla doldurmak için veriyor.

Üst mahkeme davaya bakmayı reddettiği takdirde sınırdışı kararı kesinleşir ve eğer gönüllü olarak İsveç’i terketmezsen, Göçmen Dairesi polisten senin zorla sınırdışı edilmeni ister.

* Göçmen Dairesi en çok hangi gerekçelerlerle red ve sınırdışı kararı veriyor ?

1. Toplu sözleşmeye göre eksik ödenmiş aylık (birkaç yüz kron eksik olması bile yetiyor) ya da brüt 13.00 kron altında maaş,

2. Sosyal sigorta priminin (Fora, Collectum) zamanında ödenmemesi ya da eksik ödenmesi (sonradan geriye dönük ödeme yapılarak düzeltilmesini kabul etmiyor)

3. Tatil izninin kullanılmamış ve tatile ayrılınmamış olması, işverenin işçisine tatil ödencesini hiç ödememesi, eksik ödemesi ya da zamanında tam olarak ödememesi,

4. Göçmen Dairesi’ne bildirmeden ilk 2 yıllık dönemde iş ya da işveren değiştirilmesi

5. İş sözleşmesinde yazılı maaşının altında maaş ödenmiş olması ya da sözleşmeye bağlı iş süresinin gerekçesiz azaltılmış olması

6. O işte ve işyerinde hiç çalışmamış olduğu halde kağıt üzerinde çalışmış gibi gösterilip, sahtecilik yapılması,

7. İzinsiz ikinci bir işte çalışması ya da siyah bir işte çalışırken işyeri kontrolünde yakalanması

8. Türkiye’de tatil dışında uzun süreli olarak (aylarca)  kalması,

9. İşverenin iş ilanını İş bulma sayfasında 10 günden az süreli tutması (işveren iş ilanını 9 gün yayınladı diye sınırdışı edilen işçi var)

* Türkiye’ye geri döndüğüm de tekrar işe dayalı oturum izni başvurusunda bulunabilir miyim ?

Yukarıda belirtiğim şartların tamamını yerine getirmek şartıyla sil baştan ve sıfırdan tekrar bir başvuruyu tabii ki her zaman yapabilirsin.  Bu yeni başvurunuz güncel ve yeni durumunuza göre değerlendirilir.

* İş üzeri oturum izni kuralları hangi İsveç yasasında yazılıdır ?

İş üzeri oturum izni kararı İsveç Yabancılar Yasası Madde 6. Çalışma izni ara başlıklı (Utlänningslagen Kap 6. Arbetstillstånd) da yer alan ve Göçmen Dairesine pek takdir hakkı tanımayan sert hükümlere göre veriliyor.

Ayrıca Göç Mahkemesi’nin önceki kararları ile Yüksek Göç Mahkemesinin içtihad kararları göz önünde tutuluyor.

Ne diyelim ?

Her bitki en güzel çiçeğini doğduğu ve beslendiği öz toprağında açar ve etrafına en doğal kokusunu öz yurdunda saçar !

En güzeli ve en insanisi insanın doğup büyüdüğü kendi toprağında ve yurdunda sömürülmeden çalışması ve üretmesi. 

Ama insan emeğinin ve doğal kaynakların azami sömürüsüne dayanan  çok uluslu şirketlerin ve savaş sanayisinin oluşturduğu bir avuç ailenin ve imtiyazlı seçkin grubun yönettiği küresel dünya kapitalist sistemi yıkılmadığı sürece bu güzel dilek sadece ütopik bir hayalden öteye ne yazıkki gidemiyecek !

Herkese kolay gelsin !

TANER YILDIZ

   


Kerem, İsveç’i hemen terk edeceksin !

Kerem’e böyle diyen İsveç Göçmen Dairesi iyice azıttı hatta affedersiniz ama resmen sapıttı.
Kerem 7 yıldır İsveç’te çalışıyor, tıkır tıkır vergisini ödüyor ama suçsuz yere Türkiye’ye sınırdışı ediliyor !

İşi var, eşi var, aşı var, arkadaşı var, evi var, çok güzel ve nitelikli bir mesleği var ama tüm bunlar yine de yetmiyor !

Kerem Yüksel İsveç’te işe dayalı oturma izni uygulamasının en masum ve en mağdur bir kurbanı. 

Genç ve başarılı “geliştirmeci” (utvecklareKerem Yüksel İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) mezunu ve 31 yaşında. 7 yıldır İsveç’in Sundsvall ve Stockholm şehirlerinde bilgisayar üzerine çalışıyor. 

Kerem’in hayat arkadaşı Ingrid ile mutlu bir birlikteliği var…

Evi var, kendini geçindirecek geliri var ve birkaç ay sonra yanına taşınmaya hazırlandığı bir hayat arkadaşı da var. 

Tek eksiği anasının ak sütü gibi helal hakkı olan daimi oturum izni PUT !

İsveç toplumuna uyum sağlamış. Bu zamana kadar tek kuruş bir sosyal yardım almamış. 

Devlete onbinlerce kron vergi ödemiş ama tüm bu olumlu gerekçeler acımasız Göçmen Dairesi’ni ikna etmemiş. 

Oturma izni vermemeye ve başvurusunu reddetmeye yeminli Göçmen Dairesi Kerem Yüksel’i ince ince elemiş ve sık sık dokumuş. Ama hiçbir şey bulamamış. 

Çünkü Kerem aynen yasanın emrettiği gibi çalışmış, kendini geçindirmeye yeten bir geliri düzenli olarak kazanmış, vergileri düzenli olarak yatırılmış ve Kerem bu uzun süre içerisinde toplumla uyum içinde ve hiçbir suça bulaşmadan ya da herhangi bir olaya karışmadan, İsveç’te efendice yaşamış.

Hiçbir haklı red gerekçesi bulamayan Göçmen Dairesi adeta çıldırmış !

Ben sana gösteririm şimdi dercesine en çok işveren hatasının ve savsaklamasının yapıldığı toplu sözleşmeye uygun (kollektivtavtalsenligt)”sosyal sigorta primi” konusuna özellikle odaklanmış. 

Kerem’in 7 yıllık süresini didik didik didiklemiş. Ve en sonunda Kerem’in önceki işvereni Datacraft Europa‘nın 2015 Ekim -2016 Eylül ayı dönemini kapsayan sigorta primini zamanında ödediğini ancak yanlışlıkla farklı bir prim kategorisinde ödediğini tespit etmiş. 

Halbuki işveren istemeden yaptığı bu formalite yanlışlığını daha önceden kendi iç denetimi sırasında farketmiş ve daha o zaman aradaki küçük tutardaki prim farkını hesaplayıp geriye dönük olarak topluca ödeyerek, hatasını düzeltmiş.

Başarılı ve üretken gencimiz Kerem Yüksel işinin başında.

Reddetmek için aylarca bir bahane arayan ve bu çok küçük ve çok önemsiz hataya “mal bulmuş mağribi gibi” dört elle sarılan Göçmen Dairesi‘de sözkonusu işverenin kasıtlı olmayan bu küçücük hatasını affetmemiş ve sonradan yapılan “geriye dönük ödemeyi” yasaya uygun saymayıp, Kerem’e iki satırlık bir karar mektubu göndermiş :

“Migrationsverket har beslutat att utvisa dig”

Türkçesi: 

“Göçmen Dairesi seni sınırdışı etmeye karar vermiştir”.

Mektubu ümitle açıp okuyan Kerem’in bir anda midesi bulanıp başı dönmüş ! 

İsveç Göçmen Dairesi
 Göçmen Dairesi Kerem’e gönüllü olarak İsveç’i terketmesi için sadece 4 haftalık kısa bir süre vermiş. Eğer kendi isteğiyle gitmezse Kerem yakalanıp polis zoruyla Türkiye’ye sınırdışı edilecek !

Halbuki Kerem’in üretkenliğinden ve çalışkanlığından çok memnun olan işvereni, Kerem’i önümüzdeki ay Cool Company şirketinde “Baş Geliştirici” olarak atama kararı almıştı. 

Kerem her anlamda içinde yaşadığı topluma katkıda bulunan ve uyum sağlayan alçakgönüllü ve başarılı bir gencimiz…
Kerem’in şimdiki işyeri One Agency‘nin pazarlama ve iletişim şefi Elise Lilliehöök ise bu saçmalığa isyan ediyor ve şöyle diyor :
“- Bu duruma çok kızgınız ve çok üzüldük. Bu konkunç bir şey. Kerem’in her anlamda yanındayız ve destekliyoruz. Bu konuda yasal bir değişikliğe gerçekten büyük bir ihtiyaç var.”

Bu küçük hatasını farkedip düzelten önceki işvereni Datacraft Europe genel müdürü Patrik Hansson ise kızgınlığını ve hayal kırıklığını saklamayıp şöyle diyor :

“-Ben buna çok öfkelendim. Çok saçma bir sınırdışı kararı bu. Sigortalanmış. Sigorta primi ödenmiş. Ama göçmen dairesine göre “hatalı kategoride” ödenmiş. Başka ülkelerden işgücüne böyle mi davranmak gerekiyor ?”

Göçmen Dairesi basın sözcüsü Alexandra Elias ise suçun kendilerinden değil yasadaki sert hükümden kaynaklandığını savunarak şöyle diyor: 

“- Yasa bu konuda sert ve köşeli hüküm içeriyor. Bu türden geriye dönük prim ödenmesine izin vermiyor. Yasa hata yapan işverene bir yaptırım içermiyor. Toplu sözleşme kurallarına uyma sorumluluğunu işverene bırakıyor. Ama işveren sorumluluğunu yerine tam olarak yerine getirmediği durumda da işçi mağdur oluyor ve tüm şartlar oluşmadığı için oturum izni verilemiyor.”

Ne diyelim ?

İsveç Türk toplumumuz ve ben şahsen Kerem Yüksel’in sonuna kadar yanındayız. Bu adaletsizliğin takipçisi olacağız.

Her anlamda desteğimizi ve yapabileceklerimizi Kerem’den esirgemeyeceğiz. 

Böyle haksızlık, böyle cambazlık böyle saçmalık olur mu ?

Böyle at gözlüklü bir yasa yorumlaması ve böyle acımasızca bir yasa uygulaması olur mu ?

Göçmen Dairesi resmen devlet içinde devlet gibi davranmaya ve ipe un sermeye, gözdağı vermeye, keyfine göre yasa yorumlamaya ve hokkabazlıklar yapmaya başladı. 

Haksız yere masum insanları 2 yıl hatta 3 yıl belirsizlikler içinde kıvrandırarak karar bekletmeye,  bu uzun süre içerisinde onların yurtdışına çıkmalarını engelleyerek resmen İsveç’te esir etmeye başladı. 

Göçmen Dairesi’nin çoğu yasayı hiçe sayan çalışma yöntemleri, kabul edilemez uzunluktaki korkunç ve aşırı karar bekleme süreleri konusunda müfettişler tarafından esaslı bir soruşturma  açılmalıdır. 

Bu yürürlükteki ilgili yasa mutlaka tez elden gözden geçirilip haberi olmadan işvereni tarafından zor duruma düşürülen işçiler lehine gerekli iyileştirme yapılarak, bu konuda hiçbir suçu günahı olmayan ve alınteriyle çalışan gariban işçilerin hakları korunmalıdır. 

İşverenin yaptığı bir hatanın faturası yine cezalı olarak işverene kesilmeli, hiçbir şeyden haberi olmayan işçiye ödettirilmemelidir. 

Bu durumda hiçbir hatası olmayan işçi değil, hatayı yapan işveren cezalandırılmalıdır !

TANER YILDIZ

  Not: Birkaç gün içinde bir başka yazımda İsveç’te çalışmaya dayalı oturum izni nasıl alınır, kuralları nelerdir, nelere çok dikkat edilmelidir, hangi hatalardan kaçınılmadır konusunu yazacağım!

Sakın kaçırmayın !

Stockholm’da halkoylamasında nasıl oy verilecek ?

İsveç’teki seçmenler Türkiye anayasa değişikliği halkoylaması için Stockholm’da 8 ve 9 Nisan’da iki gün üst üste oy vererek anavatanı için demokrasi sınavına girme heyecanı yaşıyor.

Sizin için işinize çok yarayacağını düşündüğüm Stockholm’da Anayasa Halkoylamasına ilişkin YSK genelgesinden derlediğim pratik seçim bilgilerini soru – cevap şeklinde hazırladım :


İşte oy verme ve seçim bilgileri:

* Hangi kimlikle oy kullanılabilirim ?

– En kolay olarak üzerinde fotoğrafın yapıştırılı ve TC Kimlik No’n yazılı Türk Nüfus Cüzdanın ile oy kullanabilirsin.

Ayrıca yeni Türk Kimlik Kartı, günü geçmemiş Türk pasaportu, Türk ehliyeti ve evlilik cüzdanın ile de oy kullanılabilirsin.

* Hangi kimliklerle oy kullanamam ?

– Fotoğrafsız ve TC Kimlik No’suz Türk Nüfus Cüzdanı, günü geçmiş Türk pasaportu, İsveç kimliği (ID kort ve pass) ile oy kullanamazsın.

*Oyumu nasıl kullanabilirim ?

– Oyunu tek başına gireceğin kapalı oy kabininde serbestçe ve gizlice kullanabilirsin.

Açıkta oy kullanamazsın ve yanında başka birisiyle oy kabinine giremezsin.

Önce sana verilen birleşik oy pusulasının ve zarfının sandık mühürüyle mühürlenmiş olmasını kontrol edeceksin.

Üzerinde sandık mühürü basılı olmayan oy pusulası ve zarfı geçersiz sayılır.

Pusulanın beyaz tarafındaki “evet” ya da kahverengi tarafındaki “hayır” yazısı üzerine tercih mührünü basacaksın.

Oy pusulasını zarfa koyarak ağzını yapıştırıp oy sandığına atacaksın.

Daha sonrada seçmen listesini imzalayıp hemen oradan ayrılacaksın !

* Yurtdışı seçmen kaydım çıkmazsa ne yapacağım ?

Bu durumda maalesef oy kullanamayacaksın.

Sandık başkanı ya da görevlisiyle boşuna tartışıp lütfen ısrarcı olmayın. Görevliler isteseler de bu konuda kesinlikle hiçbir şey yapamazlar.

* Kaç tane oy pusulası ve zarfı alabilirim ?

Sadece tek oy pusulası ve tek zarf alabilirsin. Yanlış oy kullansan bile kesinlikle ikinci kez oy pusulası ve zarfı alamazsın.

* Okuma yazma bilmeyen yaşlı nineme, yanında oy kabinine girerek yardım edebilir miyim ?

– Hayır okuma yazma bilmediği ya da yaşlı olduğu gerekçesiyle kesinlikle ninenle birlikte oy kabinine giremezsin.

* Kimlere oy kullanırken yardım edilebilir ?

– Sadece ağır engelli seçmenlere (ellerini kullanamayan felçli, gözü görmeyen, elleri olmayan) yanında oy kabininde girilerek yardım edilebilir. Bir kişi (öncelikle yakını) sadece bir engelliye yardımcı olabilir.

* Kimler oy kuyruğunda bekletilmez ?

Hamileler, ağır engelliler ve hastalar oy kuyruğunda beklemeden oy kullanabilir. Çok yaşlı olanlara da sandık başkanı öncelik tanıyabilir.

* Sandık alanında kimler bulunabilir ?

– Sandık başında sadece sandık görevlileri, parti müşahitleri ve oyunu kullanacak olan seçmen bulunabilir.

* Oy kabininde oyumun fotoğrafını çekebilir miyim ?

– Hayır çekemezsin. Çünkü bu oyun gizliliği kuralına aykırıdır. Oy kabinine girmeden önce cep telefonunu masaya bırakmak zorundasın.

*İmza atmasını bilmeyen ya da engelli olan ne yapacak ?

Parmak basacak !

İmza atmasını bilmiyorsa ya da engeli varsa sol elinin baş parmağı bastırılacak, Sol başparmağı yoksa hangi parmağını bastığı isminin karşısındaki imza yerine yazılır, hiç parmağı yoksa durumu adının karşısına yazılıp başkan tarafından imzalanır.

* Oy verme süresi ne kadardır ?

Oy verme süresi; 9.00 ila 21.00 arasıdır.

Oy vermenin bitiş saati geldiğinde sandık başında bekleyen seçmenler varsa, sandık başkanı bunları saydıktan ve kimliklerini aldıktan sonra sıra ile oylarını kullanmalarına izin verecek.

Bitiş saatinden sonra gelen seçmen oy kullanamaz.

* Oy vermede sıra ve öncelik hakkı olacak mı ?

Seçmenler, sandık önüne kurul başkanı tarafından sıra ile birer birer alınacak.

Gebeler, hastalar ve engelliler, sıraya girmeden ve bekletilmeden oylarını verecek. Yaşlıların ve yaşlılar ile engellilere yardım edenlerin de öncelikle oy kullanmalarına izin verilebilecek.

Ne diyelim ?


Hayır
‘lı olsun !

TANER YILDIZ

PALME – sırtından vurulan ak güvercin !

“Bir insanın deri renginin, ırkının, dilinin ve doğum yerinin insani nitelikleriyle hiçbir ilgisi yoktur. 

İnsanları böylesine kıstaslara göre sınıflandırıp derecelendirmek, insanların eşitliğiyle taban tabana zıtdır. 

Bu ancak çalıştığı yerde, sosyal yaşamında, kız ya da erkek arkadaşı edinme rekabetinde kendini güçsüz hissedenlerin yaptığı utanç verici bir davranıştır.” *

Olof Palme Türkiye’den İsveç’e kitlesel işgücü göçümüzün başladığı ve yabancı düşmanlığının filizlendiği 1965 yılında yaptığı bir radyo konuşmasında göçmen işçileri sahiplenerek aynen böyle demişti. 

Tam adı Sven OLOF Joachim PALME idi.

Sven adını sağcı subay dedesinden, Olof ‘u şehit amcasından ve Joachim’i de savaşta hastalanarak ölen dayısından almış ve 59. yaş gününü kutlayalı daha henüz 1 ay olmuştu.

Tarih: 28 Şubat 1986

31  yıl önce soğuk bir Cuma günüydü.

Başbakan Palme Rosenbad’da bir gazeteciye söyleşi vermiş ve ‘‘- 1986 imkanların yılıdır, ekonomimiz güçlendi.  Uluslararası plandaki güvensizlik durumu, bir bahar sabahının erken saatlerindeki sis gibi kaybolmaktadır’’ demişti.  Söyleşi bitiminde karısı Lisbet aramış ve kocasına ‘- Bu akşam birlikte sinemaya gitmeye ne dersin, çocuklarda gelecek ? ‘ diye sormuştu. Her zaman yapmadığı bir şeydi bu. ‘’-Hafta sonunda resmi bir programım yok zaten, neden olmasın Lisbetciğim ’’ dedi telefonda ki hayat arkadaşına.

Saat altıyı geçmişti işten çıktığında. Dışarıda kuru bir ayaz vardı ve Palme yalnızdı. Hemen yakınında; Gamla Stan’daki evine tek başına yürüyerek gitmişti. Normal de her zaman ona iki yakın koruması eşlik ederdi ama Cuma olduğu için korumalarına öğleden sonra izin verip evlerine göndermişti.  Palme çifti evde akşam yemeğini birlikte yemişler ve normal bir vatandaş gibi metroya binip, şehir merkezinde bulunan Svea caddesinde ki Grand Sineması’na gitmişlerdi. Orada oğlu Mårten ve kız arkadaşıyla buluşmuşlardı. Memurlar sendikası başkanı Björn Rosengren de oradaydı. 

Hep birlikte ‘Mozart Kardeşler’ filmini izlemişlerdi.

Rosengren, filmden sonra Palme çiftini arabasıyla evlerine bırakmayı önermişti ancak fazla samimiyetten pek hoşlanmayan karısı Lisbet bunu istememişti. Palme çifti sinemada bir süre daha kalarak oğulları Mårten ve kız arkadaşıyla ayaküstü konuşmuşlardı.

Gece saat onbiri çeyrek geçiyordu. 

Metroya doğru kolkola ve tek başlarına yürümüşlerdi. Caddenin sinemanın olduğu tarafında başka bir metro istasyonu olmasına rağmen cadde boyunca birkaç yüz metre ilerleyip, öldürüldükten sonra bahçesine gömüleceği Adolf Fredrik Kilisesi’nin önünden yürümüşler ve diğer metro istasyonundan trene binerek eve gitmek için caddenin karşı tarafına geçmişlerdi.

Metro istasyınu girişine sadece birkaç metre kala, Resim Malzemesi satan Dekoramina mağazasının önüne geldiklerin de arkalarında aniden bir adam belirmişti. 

Adam tam saat 23.21 de soğukkanlılıkla Palme çiftine arkadan iki el ateş etmişti.

Palme’nin soğuk kaldırıma akan al kanı ve bir vatandaşın bıraktığı bir demet çiçek

Kurşunlardan biri Palme’nin sırtına saplanmış, yemek ve soluk borularıyla büyük atardamarını parçalayarak, göğüs kemiğini delip dışarı çıkmıştı.

Diğer kurşun ise ani refleksle dönen karısı Lisbet’in sırtındaki mantosunu kılpayı sıyırıp gitmişti.

Katilin kaçtığı dik merdivenli Tünel sokak.
Soğukkanlı ve antremanlı ‘tetikçi‘ koşarak ve bitişikte ki Tünel sokağının uzun ve dik merdivenlerini hızla tırmanarak Malmskillnad sokağına çıkmış ve birdenbire gözden kaybolmuştu !
Yoldan tesadüfen geçen ve bir yaya tarafından durdurulan bir ambulansa konulan Palme yakındaki Sabbatsberg hastanesine götürülmüş ve ancak hastaneye vardıktan 3 dakika sonra vurulan kişinin ülkenin başbakanı Palme olduğu anlaşılmıştı. 

 İsveç’in dünyaca tanınmış en ünlü politikacısı, İsveç’in görevi başındaki Başbakanı, hayatı boyunca yaşadığı şehrin kalbinde ; çocukluğunun geçtiği evden üç-beş yüz metre ötede ve aynı caddede ki Sosyaldemokrat Parti genel merkezinin sadece birkaç yüz metre ilerisinde, 30 yıllık karısıyla kolkolayken ve 59 yaşındayken kalleşce öldürülmüştü..

Palme’nin her halk parkı (folkpark) mitingi bir başka güzellikte ve sıcaklıkta olurdu.
 Örnek İsveç Sosyal Demokrasisi modelinin ete kemiğe bürünmüş simgesi, entellektüel geliştiricisi ve en parlak temsilcisi, dünyanın tüm mazlum halklarının acısını ve sıkıntısını yüreğinde hisseden, ezilenlerin ve sömürülenlerin en ateşli ve en korkusuz savunucusu, hümanist, samimi enternasyonalist ve demokratik sosyalist bir savaş karşıtı ve  barış elçisi olan ak güvercin Palme sırtından vurulmuştu.

Aslında sırtından yediği kurşunla yere yığıldığı anda oracıkta ölen Palme’nin resmen ölümü saat 00.06 da  Sabbatsberg hastanesince açıklanmıştı.

Aradan tam 31 yıl geçti ama hala Palme cinayeti aydınlanamadı ya da bilerek aydınlatılmadı. 

İsveç Başbakanı’nı kim sırtından vurdu ?

İsveç Başbakanı’nını kimin sırtından vurduğu ve niçin öldürüldüğü açığa çıkarılmadı, karanlıkta bırakıldı. Cinayetin üstündeki kara perde bunca yıldır kaldırılmadı ya da kaldırılması ‘İsveç derin devleti’ ile bağlantılı karanlık odaklarca sistemli olarak engellendi.

Halbuki soruşturulan cinayet izleri o zamanlar havada uçuşmuştu.

33 yaşındaki yeminli Palme nefretçisi Viktor Gunnarsson
İlk önce “Başına buyruk bir çılgın” varsayımıyla 33 yaşındaki Viktor Gunnarson adlı bir yeminli Palme nefretçisi gözaltına alınıp sorgulandı ama bir şey çıkmayınca serbest bırakıldı.
Palme’yi PKK’nın öldürdüğünden emin olan polis şefi Hans Holmer, cinayet silahı tipi olan Smith & Wesson 357 Magnum’u gösteriyor.
Cinayetten sonra ilk aylarda ünlü polis şefi Hans Holmer, Palme’nin katili olarak  kararlı bir biçimde “Kürtler“i işaret etmişti. Gazeteler “Kurdspår“u (Kürt izi) aylarca manşetlere taşımıştı.

İsveç ,daha önce Uppsala ve Stockholm’da gerkesin gözü önünde işlenen iki ayrı cinayet sonrası bazı PKK‘lıları sınırdışı yapmıştı. Bunun üzerine de İsveç devletini tehdit eden PKK’yı, Palme’nin başbakanlığını yaptığı İsveç hükümeti, Türkiye dışında dünyada ikinci ülke olarak ilk kez 1985 yılında terör örgütü ilan etmişti. 

İsveç polisi, polis şefi Hans Holmer önderliğinde  PKK yandaşı avı başlatmış, yapılan baskınlarla 22 PKK’lı gözaltına alınmış ama bundan da bir sonuç çıkmamıştı. 

Sollentunalı ayyaş Christer Pettersson ortada 3 numaralı şüpheli

Bir sokak serserisi olan, uyuşturucu bağımlısı ayyaş katil Sollentunalı Christer Pettersson kirli cinayetten 3 ay sonra sorgulanmış ve 3 yıl sonra yakalanıp yargılanmış ve Lispet Palme‘nin tartışmalı görgü tanıklığıyla suçlu bulunarak mahkum edilmiş ancak üç ay sonra üst mahkemece suçsuz bulunup serbest bırakılmıştı.

Palme’nin apartheid karşıtı mücadelesinden dolayı “Güney Afrikalı ajan bir polis komiseri” varsayımı ortaya atılmış ama bundan da bir sonuç çıkmamıştı.

Cinayet öncesi ve sonrası İsveç polisin yaptığı ağır ve muhtemelen kasıtlı ihmallerle ve onlarca görgü tanığının o gün orada ellerinde telsizlerle dolaşan polisleri gördüğünü söylemesiyle ve ayrıca o gün o bölgede yüzlerce polisin görevde olmasına rağmen katilin kolayca izini kaybettirmesiyle güçlenen, ‘ İsveç derin devleti’ ile ilişkili bir grup aşırı sağcı seçkin polisi işaret eden “Polisspår” (Polis izi) belki de içlerinde en inandırıcı ve en önemli olan varsayımdı. 

Buna ilişkin çok sayıda ipuçu vardı ama nedense çok konuşulmasına karşın bu ‘iz‘ en az araştırılanı ve hatta derinlemesine hiç araştırılmayanı olmuştu !

İsveç Başbakanı’nın o gün yakın korumasız olarak metroyla sinemaya gittiğini sadece birkaç gizli polis dışında hiç kimse bilmiyordu !

Örneğin Palme’yi öldüren kurşunu olay yeri incelemesi yapan polis timi değil, birkaç gün sonra oradan geçen  ‘bir garip vatandaş’ caddede bulup polise teslim etmişti !

 

Ne diyelim ? 

Büyük bir ihtimalle Palme’yi İsveç derin devleti emrindeki aşırı sağcı bir gizli polis ya da asker öldürdü.  Bu nedenle katili hiçbir zaman bulunamayacak.  

İsveç halkı gibi ben de Palme’nin ‘tetikçisinin’ kim olduğunu değil, Palme’nin niçin ve hangi siyasi motifle öldürüldüğünü bilmek istiyorum !

Palme cinayeti İsveç toplumunun vicdanında 31 yıldır kanayan ve bir türlü iyileşmeyen bir yara olmuştur.

Cinayeti aydınlatmak için kurulan ve halen görevde tutulan ‘Palme grubu‘ ve 22 yıldır cinayeti soruşturan aynı savcının bu zamana kadar ortaya birşey çıkaramaması, çoğu kişide sanki tam tersinin yapıldığı ve böylelikle cinayetin karanlıkta kalmasının sağlandığı hissi uyandırmaktadır.

25 yıllık zamanaşımının dolmasına sadece 1 yıl kala özel bir yasayla Palme cinayeti zamanaşımından muaf tutulmuş ve böylece binlerce sayfadan oluşan soruşturma dosyası gazetecilerin ve bilimadamlarının incelemesine ilelebet kapatılmıştır. 

Zamanın polis şefi Hans Holmer DN gazetesine verdiği demeçte : “Palme cinayeti aydınlatılırsa İsveç toplumunun dayandığı temel taşlar yerinden oynar.” ! demişti.

Yine Palme’nin en yakın arkadaşlarından Anders Ferm’de “Palme’yi kimin öldürdüğünü biz biliyoruz ama İsveç toplumu henüz bunu öğrenmeye hazır olgunlukta değil” ! diyebilmişti.

Evet bana göre de İsveç derin devletinin gladyo’su, Palme’yi küçük bir grup seçkin polisine ya da askerine sırtından vurdurtmuştur !

Derin devletin ‘gizli servis’ suikastları her zaman ‘faali meçhul’ kalmıştır ya da  kalmaya mahkumdur.

Bugüne kadar 132 kişi,  katili bulana verileceği ilan edilen 50 milyon kronluk ödülü alabilmek için “cinayeti ben işledim” diyerek polise kendini ihbar etmiş ama ciddiye alınmamışlardı.

Bana göre İsveç devleti katilin kim olduğunu biliyor ama halkına açıklamıyor !

Biliyor musunuz ?

Dünyada bugüne kadar aydınlatılamamış tek Başbakan cinayeti İsveç Başbakan’ı Olof Palme cinayetidir.

‘’Bizim en önde gelen umudumuz; insanların barışa olan özlemleri, savaşa karşı nefretleri ve sağduyularından ibarettir ‘’ 

diyen Palme ışıklar içinde uyusun !

Toprağı bol olsun !

Saygıyla anıyorum…

TANER YILDIZ

* “En människas hudfärg, ras, språk och födelseort har ju ingenting med mänskliga kvaliteter att göra. 

Att gradera människor med sådan måttstock står i bjärt kontrast till principen om människors lika värde. 

Men den är skamligt enkel att ta till för den som känner sig underlägsen – på arbetsplatsen, i sällskapslivet, i konkurrensen om flickan eller pojken.”

Olof Palme 1965 Radiotal

*Türkçesi : Taner Yıldız

Yeni Türk Ehliyeti İsveç’te değiştirilebilir mi ?

Türkiye’de 1 Ocak 2016’dan itibaren “uluslararası standartta” çipli ve parmak izli yeni Türk ehliyetleri verilmeye başlandı. 2020 yılı bitimine kadar eski ehliyetlerin yenisiyle değiştirilmesi gerekiyor. 

Yeni Türk ehliyetlerinin Avrupa’da ve tabii ki İsveç’te geçerli olup olmayacağı ve İsveç ehliyetiyle değiştirilip değiştirelemeyeceği konusunda ortada bir sürü dedikodu ve söylenti dolaştırılıyor ?

* Peki yeni Türk ehliyeti İsveç ehliyetiyle değiştirilebiliyor mu ?

Hayır ! değiştirilemiyor.

Türk ehliyeti ister çipli ve biyometrik fotoğraflı olsun isterse de som altından yapılmış olsun, bugün için kesinlikle İsveç ehliyetiyle değiştirilemez !

* Türk ehliyeti çipli olunca İsveç değiştirmeyi kabul ediyor mu ?

Hayır kabul etmiyor !

Çünkü Türk ehliyeti’nin İsveç’te sürekli geçerli olabilmesi ya da İsveç ehliyetiyle değiştirilebilmesi için ya Türkiye’nin AB tam üyesi olması ya da İsveç Meclisi’nde buna ilişkin bir özel yasa çıkarılması gerekmektedir.

Türkiye’nin AB tam üyesi olması nasıl ham bir hayal ise İsveç Meclisi’nde özel yasa çıkarılması da tatlı bir rüyadır !

Yeni çipli Türk ehliyeti. Ön ve arka yüzü.

* Türk ehliyeti İsveç’te ne kadar süre geçerlidir ya da kullanılabilir ?

Türk ehliyeti aynı diğer yabancı ülke ehliyetleri gibi ister eski çipsizi ister yeni çiplisi olsun, önceden de olduğu gibi İsveç’e ilk nüfus ikamet kaydını (folkbokförd) yaptırdıktan itibaren sadece bir yıl süreyle (özel ve istisnai durumlarda uzatılabilir) geçerlidir. 

Yani Türk ehliyeti İsveç’te sadece 1 yıl süresince kullanılabilir. 1 yıldan sonra geçersiz olur. 

Bir başka deyişle birkaç yıldır İsveç’te kalan ya da  İsveç’te 1 yıl ya da daha fazla süredir ikamet kayıdını yaptırmış olarak yaşamış olan birisi, İsveç’te Türk ehliyetini bir gün bile kullanamaz !

* İsveç’te yaşayan birisi gidip Türkiye’den ehliyet alsa bunu İsveç’te kullanabilir mi ?

Hayır kullanamaz !

Bir yıldan fazla süredir İsveç’te yaşayan birisi  “- İsveç’te ehliyet almak hem pahalı hem de zor, Türkiye’de ise neredeyse hem bedava hem de çok kolay, en iyisi ben Türkiye’den bir ehliyet alıp en azından İsveç’te 1 yıl araba sürerim ” diye düşünürse hata eder ve sadece Türkiye’de tatil yapmış olur !

Çünkü bu kişinin Türkiye’den alacağı Türk ehliyeti İsveç’te hiç bir işe yaramaz !

Çünkü İsveç’te ikametli olarak 1 yıldan fazla kalanlar Türkiye’den alacakları yeni Türk ehliyetini İsveç’te hiç bir şekilde kullanamaz!
Bu durumda İsveç’te Türk ehliyeti kullanabilenler sadece Türkiye’den  ehliyetli olarak İsveç’e yeni gelenler ve kısa süreliğine İsveç’i ziyaret eden Türk turistlerdir.

*İsveç trafik yasaları ve kuralları Türk ehliyeti için de geçerli midir ?

Evet tam olarak geçerlidir. 

İsveç’te Türk ehliyetiyle araç kullananlar İsveç trafik yasaları ve kurallarına tam olarak uymakla yükümlüdürler. 

Herhangi bir trafik kuralını çiğnedikleri takdirde aynı diğerleri gibi para cezası alırlar. 

İşledikleri trafik suçunun ağırlığına bağlı olarak polis tarafından ehliyetine el konulabilir veya İsveç Ulaşım Kurumu (Transportstyrelsen) tarafından ehliyetleri belli bir süreliğine geri çekilebilir ya da tamamen iptal edilebilir !

Ayrıca İsveç’te Türk ehliyetinin kullanılabilmesi için bu ehliyetin Türkiye’de geçerliliği bulunması şarttır. 

İsveç Ehliyeti…

* İsveç’te hangi ülkelerin ehliyeti İsveç ehliyetiyle değiştirilebilir ?

İsveç’te sadece AB/EES (Avrupa Birliği / Avrupa Ekonomik İşbirliği Bölgesi) üyesi olan şu ülkelerin ehliyetleri kullanılabilir ve istendiğinde İsveç ehliyetiyle sınavsız değiştirilebilir:

Almanya, Belçika, Bulgaristan, Kıbrıs, Danimarka, Estonya, Finlandiya,
Fransa, Yunanistan, İrlanda, İzlanda, İtalya, Hırvatistan, Letonya, 
Liechtenstein, Litvanya, Luxemburg, Malta, Hollanda, 
Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, İspanya, İngiltere, Çek, Macaristan ve Avusturya.

Ayrıca özel anlaşmalı olan İsviçre ve Japonya ehliyetleri de İsveç’te değiştirilebilir.

Bu sayılan ülkeler dışında ABD dahil başka hiçbir yabancı ülkenin ehliyeti İsveç’te değiştirilemez !

* Yeni çipli Türk ehliyeti İsveç’te geçerli olacak haberleri yalan mı ?

Evet bu haberler yalan, hem de kuyruklu bir yalandır !

Eski Türk ehliyeti ile yeni çipli ehliyet arasındaki en önemli fark yeni ehliyetler uluslararası normlara göre yapıldığı için önceden eski ehliyetlerin yanında bulundurulması gereken “Uluslararası Sürücü Belgesi” çevirisi olmadan da tek başına kullanılabilmesidir !

Yani aradaki tek fark yenisinin üstünde çip ve hologram taşıdığı için daha güvenlikli olması dışında İngilizce ibareli olma kolaylılığına sahip olmasıdır !

Eski Türk ehliyetinizi 2020 yılına kadar değiştirilmek zorundasınız.

* Niçin Yeni Türk Ehliyeti yalan haberleri yapılıyor ?

İsveç toplumunu pek tanımayan, çoğu uygulamalarını dil sıkıntısından dolayı çok da iyi kavrayamayan ve söylentilere kolayca inanan saf vatandaşlarımızı kandırıyorlar. 

Bazı ne idüğü belirsiz ve niteliksiz sabal haber siteleri, İki de bir temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp ‘Yeni Türk ehliyeti İsveç’te ne zaman geçerli olacak‘ ya da ‘Yeni Türk pasaportuna vize yok‘ yalanını ortaya atarak, bu düzmece haberleriyle sitelerinin tıklanma sayısını artırıyorlar ve böylece bu söylentileri gerçek sanan insanların sırtından oturdukları yerden reklam parası kazanıyorlar.

Ne diyelim ?

Bir kez daha üstüne basarak söyleyelim !

Yeni çipli ve biyometrik fotoğraflı Türk ehliyetinin İsveç ehliyetiyle değiştirilmesi ya da 1 yıldan fazla kullanılması kesinlikle mümkün değildir ve bu söylenti kocaman bir yalandır !

Konuştuğum İsveç Ulaşım Kurumu (Transportstyrelsen) çalışanları da bu sözde sanal gazetenin Türk ehliyeti uyduruk haberlerinden bıkmışlar. 

“-Bizi telefonla arayanlara gazete haberinin yalan olduğunu, internet sayfamızda bu konuda ayrıntılı bilgilerin yer aldığını söylememize rağmen bazıları hala bize değil bu yalana inanıyorlar !” diye serzenişte bulunuyorlar. 

Birilerinin bir yerlerde : “flaş flaş flaş, Türk ehliyeti ne zaman değiştirilebilecek,  ne yapmanız gerekiyor? ” diye yalan haberlerini görür de okursanız hiç ciddiye almayın ve sakın aldanıp ta inanmayın dostlar !

Bu türden hokkabazlara hiç kulak asmayın !

Benim araştırıp yazdığım bu doğru ve gerçek bilgilere inanın !

Bana da inanmazsanız lütfen kendiniz araştırın !

Hepsinden önemlisi de İsveç’te sağlıcakla kalın !

TANER YILDIZ

“Bu fon bir paralel hazinedir ve bir aile şirketidir !”

Türkiye Selin Böke’ nin Varlık Fonu konuşmasını ayakta alkışlıyor. 

BU DÜZEN YIKILACAK, YERİNE HALKIN DÜZENİ KURULACAK !

Bu bir Varlık Fonu değildir, bu tamamen keyfi yönetilecek bir Saray İpotek Fonu’dur, bir Borçlanma Fonu’dur !

Halkın malı, ülkenin geliri bütçeden çıkartılıyor ve sarayın şirketine devrediliyor !

Türkiye’nin on yıllar boyunca var ettiği kamu kurumları altüst ediliyor! 

Zaten zor durumda olan Türkiye ekonomisi bir felakete sürükleniyor !

Başına getirilen yönetimden bunun bir Saray şirketi olduğu çok açık görülüyor !

Asker çocuklarımızın canına da açık bir ipotek konuluyor !

İşte CHP sözcüsü Selin Sayek Böke’nin açıklaması :


Dün Ziraat Bankası, Türkiye Petrolleri, PTT, BOTAŞ, Borsa İstanbul, Türksat, Türk Telekom’un Hazine hisseleri, ETİ Maden ve Çaykur, adı Varlık Fonu olan kendisi ise bir ‘Saray İpotek Fonu’ olan paralel hazineye aktarılmış oldu.

Bir fonun varlık fonu olabilmesi için bir varlığa dayanması gerekir. Türkiye’nin ise petrolünün, emtiasının, yüksek gelirinin ve bir tasarrufu bulunmuyor. 

Dolayısıyla Türkiye’de bir varlık fonu oluşturulabilecek bir varlık yok. 

Türkiye borçlu. 

Bu koşullarda kurulan bir fon ancak şunu yapabilir: 

Kamu kurumlarını kendine alır, ipotek eder, teminat gösterir ve bu ipotek ettiği kamu kurumları üzerinden borçlanır. Yani kurulan fon, bir kaynağı, yatırıma dönüştürme fonu değildir. 

Kurulan fon, kendi üzerine aldığı kamu kaynaklarını ipotek ederek, yani bizim geleceğimizi ipotek ederek, yeniden borçlanma mekanizmasıdır. Bu bir borçlanma fonudur, bir varlık fonu değildir. 

Daha da acısı ülkenin kurumlarını, devletini, 80 milyonun ortak kaynağını ipotek ettirir ve ne için kullanacağını dahi söylemez. Bir yeniden bir borçlanma mekanizması kurar. 

Bu neye benziyor biliyor musunuz?

Babadan kalma evi ipotek ettirip hayali yatırımlarla batıran bir evlat gibi Cumhuriyetin emek emek, yıllarca, herkesi dahil ederek inşa etmiş olduğu, halkın mallarını ipotek edip yandaşlara, batık projelere ve geleceği olmayan yerlere harcayıp kaynağı tüketmek demek. Kısacası adına Varlık Fonu denen bu şey, esasında kanunla kurulmuş bir aile şirketidir. 

Başına getirilmiş olan yönetimden bu aile şirketinin, bir saray şirketi olduğunu da çok açık bir biçimde görüyoruz. 

Halkın malı, ülkenin geliri bütçeden çıkartılıyor ve sarayın şirketine devrediliyor. 

Yiye yiye, sata sata beş kuruş bırakmayıp, en sonunda evi ipotek ettirip, hanımın bileziklerini bozduranın başına ne gelirse bugün Türkiye’nin altın bileziklerini bozduranlar, Türkiye’nin başına aynı derdi sarmaktalar. 

Başımıza ne geleceğini çok iyi biliyoruz.”

Fona devredilen kurumların 2016 yılında Türkiye bütçesine yaptığı katkı 5 milyar liradır. 

Bugün bütçeden eksilen bu 5 milyar liranın yerine yeni vergi mi koyacaksınız, cezaları, harçları mı artıracaksınız, otoyollara yine zam mı yapacaksınız? 

Sağlık katkı paylarını yine artıracak mısınız? 

Eğer vergiyi arttırmayacaksanız, yeni zamlarla yeni gelir kapıları açmayacaksanız, o zaman bütçeyi açığa ve ekonomiyi bir çöküşe mi sürükleyeceksiniz?

Bu fon sadece Sayıştay denetiminden muaf değil. 

Bu fon, kamu ihalesinden de muaf, sermaye piyasalarının kontrolünden de muaf, devlet memurları mevzuatına da tabi değil. 

Bu fon tamamen keyfi yönetilecek bir fon. 

Yönetimin başına da sarayın danışmanı getirilmiştir.

Bu fona Savunma Sanayi Destekleme Fonu’nun 3 milyar lirası da aktarıldı. 

Bugün sınır ötesinde canı pahasına bizlerin güvenliğini sağlamak, bu ülkeyi savunmak için can derdinde olan Mehmetçiklerimiz var. 

Savunma sanayisinin bir parçası olan Mehmetçiklerimiz var. 

Onları daha iyi korumak için 3 milyar lirayı kullanmak yerine, savunma sanayisinden bu 3 milyar lirayı alıp adı Varlık Fonu olan bu ipotek fonuna aktaranlar, sadece mali bir ipotek koymuyor, bugün çocuklarımızın canına da açık bir ipotek koymuş oluyor.

Bu fona ileride başka fonların da aktarılması ihtimali var.

Elinizi 6.5 milyonun işsizliğine son vermek için kullanılması gereken İşsizlik Fonu’na sakın ha uzatmaya kalkmayın !

Elinizi 6 milyon asgari ücretlinin zar zor mecburen biriktiriyor olduğu BES’e sakın ha uzatmaya kalkışmayın

Vatandaşın cebinden elinizi çekin !

Fona devredilen kurumları cumhuriyetin eserleridir, Türkiye’nin tarihidir. 

Dün alınan bu karar, ekonomide açık bir çaresizliğin tezahürü ve bir iflasın itirafıdır. 

Türkiye Varlık Fonu’nun kurulmasına ilişkin yasayı, iptali için CHP olarak Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. 

AKP ne yaparsa yapsın, bu yandaş düzeni derinleştirmesine izin vermeyeceğiz. 

Bu yandaş düzen, bu tip yamalarla kurtarılabilecek bir yerde değil artık. 

Türkiye hep beraber bu düzene ve bu düzeni derinleştirmek için bize dayatılmış olan rejim değişikliğine ‘Hayır‘ diyecek. 

Bu düzen yıkılacak, yerine halkın düzeni kurulacak” 

Selin Sayek Böke / CHP Sözcüsü

Ne diyelim ?

Doğruları dillendiren keskin diline ve halkı için çarpan cesur yüreğine sağlık sayın Selin Sayek Böke !

İyi ki varsınız Selin hanım !

İyi ki varsın CHP !

TANER YILDIZ 

Selin Böke’nin konuşmasını izlemek için lütfen tıklayın:

“- Kürtle Türkün kucaklaşacağı bir sürecin başlaması zorunludur !”

Ahmet Türk kelepçe konusunda ne dedi ?

Baykal ve Bahçeli’ye niçin teşekkür etti ?

Kürtler niçin Türkler için tehlike değildir ?

Türkiye birlikte nasıl normalleştirilebilir ?

Cezaevinden tahliye edilen eski Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk, tepki doğuran fotoğrafı ve diğer konularda önemli açıklamalar yaptı. 

Vicdani desteklerinden dolayı Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’ye teşekkür etti !

“- Herkesin yeniden düşünmeye ihtiyacı var. Biz de eksik ve yanlışlarımızı ortaya koymalıyız. Ama devlet de gerçekten kucaklayıcı bir anlayışı, ciddi bir şekilde ortaya koymalıdır” diyen 75 yaşındaki Kürtlerin bilge kişisi Ahmet Türk‘ün açıklaması şöyle:

* Tutuklanacağımı tahmin ediyordum !

 “- Arkadaşlarımızın, benim gözaltına alınmayacağıma ilişkin düşünceleri vardı.  Ama ben tam tersini düşünüyordum. 

Selahattin Demirtaş gibi çok sayıda kişiyi aldılar, bunu bizi sindirmek için yaptılar.  Bundan dolayı gözaltına alınacağımı tahmin ediyordum.

Baykal, Ahmet Türk’ün tutuklu olduğu dönemde Mardin’e giderek Ahmet Türk’ün evine geçmiş olsun ziyaretinde bulunmuştu.
* Baykal’a teşekkür ediyorum!
Ben mahkemedeyken Deniz Beyin (Baykal) geldiğini avukatlar söyledi bana. Ailemi ziyaret edip, savcılığa gelmişti. Fakat o ortamda görüşme imkanımız olmadı. 

Kendilerine çok teşekkür ediyorum. 

Tutuklandıktan sonra, sağdan sola kadar, her insan büyük bir duyarlılık gösterdi. İdeolojik bir tartışmaya girmeden. 

Türkiye’deki en sağcı, en solcu vicdan sahibi herkes tutuklanmama karşı tepkilerini ortaya koydular. 

Tahliye edilmem konusunda kamuoyunda yoğun bir baskı oluştu. Bu konuda emeği olan herkese teşekkürlerimi iletiyorum.

* Bahçeli’ye de teşekkür ederim!

Sayın Bahçeli, vicdani bir sorumluluğu yerine getirdi. Bir parti hesabı yapmadan, vicdani sorumluluğu yerine getirdi. 

Kendisine teşekkür etmek istiyorum. İmkanım olursa kendisini ziyaret edeceğiz. Akademisyenler de aynı tepkiyi gösterdi. 

Sonuç olarak, bir bütün olarak şunu gördük, biz biraz daha demokrasiyi insan haklarını, hukuku, ortak yaşamı biraz daha ciddi bir şekilde ele alırsak, inanıyorum ki her taraftan da destek gelir, sorunları da çözmüş oluruz.

* Türkiy’yi birlkte normalleştirebiliriz !

Tabii bir şahsın bırakılması meseleyi çözmüyor. 

Genel Başkanlarımız, belediye başkanlarımız, hemen hemen bütün yöneticilerimiz içerde. 

Türkiye’nin normalleşmesi, yeni bir dönemin başlaması için sorunların barışçıl yöntemlerle çözüm için umut ediyoruz. 

12 Eylül sürecini yaşadım, 1994 yılları yaşadım. Sonuç olarak diyalogdan başka bir seçenek yok. 

Umut ediyorum ki kısa bir süre içinde ortak bir akıl ortaya çıkar, silahlar tamamıyla Türkiye’nin gündeminden çıkar. 

Barış içerisinde bu toplumda gelişen öfkeyi ortadan kaldırmış oluruz. 

* Halklar arasında bir sorun yok ! 

Yürütülen yanlış siyasetler, halkların arasında bir öfkenin bir gerginliğin büyümesine neden olmuş. 

Ama biz gerçekten tüm halkımızı kucaklayacak, özgürlükleri esas alacak, demokrasiyi esas alacak bir yaklaşımı ortaya koyabilirsek, bu yaşadığımız olumsuzluklar ortadan kalkar. 

Çünkü biliyoruz, silah ve çatışma asla sorunu çözmüyor. 

Ne olursa olsun, bedeli çok ağır olmuş olabilir, Türk, Kürt ve Arap halkı için, sonuçta oturup ortak bir formül bulma dışında başka bir seçenek yok.


*Askerler bana nazik davrandı, hatta şakalaştık !

Beni mahkemeye de hastaneye de götürdüler. Tabi hastaneye giderken, askerler çok nazik davrandılar. 

Hastaneye giderken kelepçe takılmadı. 

İki jandarma koluma girdi. Yerler buzlu olduğu için ben de önüme bakıyordum. Ondan dolayı böyle bir fotoğraf ortaya çıktı. 

Dürüstçe konuşmak lazım. Bana karşı zorlayıcı bir yaklaşımları olmadı. Tam tersine çok insani bir yaklaşım sergilediler. 

Beni götüren ekip, görevini yapıyordu. İnsani bir yaklaşım sergilediler. 

Bir sıkıntım olmadı. Kelepçe de takılmadı. Sonra da Adli Tıp’a gittiğimizde kimse koluma bile girmedi. 

Ben onlarla şakalaşıyordum, beni bıraksanız da kaçmam diye şakalaştım. 

Onlar da bana kaçmayacağımı bildiklerini, biri bana saldırmaması için, bir şey olduğunda onlar zor duruma düşeceklerin söylediler.

*Herkesin yeniden düşünmeye ihtiyacı var !

Şu an zaman zaman insanlar umutsuzluğa kapılıyor. Ama düşünüp tartıştığımız zaman başka seçenek de yok. 

Türkiye’nin demokratikleşmesinde, sorunları tartışma dışında başka bir seçenek yok. 

Mutlaka bu bir gün gelişecektir diye düşünüyorum. 

Bugün Ortadoğu’da yaşananlar görüyoruz. 

Kürdün Türkü, Türkün Kürdü kucaklayacağı bir sürecin başlaması zorunludur. 

Ben şunu iddia ediyorum; Kürt ve Türk’ün bin yıllık ilişkisi var. 

Türkiye biraz da dostane davransa, inanın Irak Kürdü de Suriye’deki ve buradaki Kürdün de dostu olur. 

Milliyetçi anlayıştan kendimizi kurtarmamız lazım. 

Bugün Ortadoğu’da, Rojava’da görüyoruz, bütün sıkıntılara rağmen Kürtlerden Türkiye’yi rahatsız edecek bir şey gelişmedi. 

Kürtler orada Araplara da bir saldırı yapmadı. Kendilerini koruyorlar. 

Ama Türkiye’de Kürtlerin ve Türklerin geçmişi çok fazla. Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze gelen. Yeter ki birbirimize güvenecek bir ortam yaratalım.

* Kürtler Türkler için bir tehlike değildir !

Kürtler potansiyel bir tehlike değildir Türkiye için. Bunu kavratmak gerek. İnsanlarımıza bunu anlatmak lazım. 

Öyle bir süreçte yaşıyoruz ki artık herkesin nefes almaya ihtiyacı var. 

Herkesin yeniden düşünmeye ihtiyacı var. Biz de eksik ve yanlışlarımızı ortaya koymalıyız. 


Ama devlet de gerçekten kucaklayıcı bir anlayışı ciddi bir şekilde ortaya koymalıdır.”

Ne diyelim ?

Barışçı ve silahlı çözüm karşıtı Ahmet Türk’ün bilge sözlerine kulak verilmelidir.

Aksi takdirde Türkiye yarın Ahmet Türk’ü çok arar da bulamayabilir !

TANER YILDIZ 

Ahmet Türk derhal serbest bırakılsın !

Aralarında akademisyen, şair, yazar, gazeteci ve hukukçuların yer aldığı 142 aydın isim, belediye hizmetlerinden dolayı ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla 21 Kasım da evinden polislerce gözaltına alınıp, 24 Kasım 2016 tarihinde tutuklanan Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı DBP’li Ahmet Türk’ün derhal serbest bırakılmasını bir bildiriyle talep ettiler.

İmzacılar arasında müzisyen Zülfü Livanelli, gazeteci Banu Güven, sinema oyuncusu Müjde Ar ve oyuncu Fikret Kuşkan’da var.

İşte o Bildiri ve İmzacıları: 

Ülke tarihimizin ve siyasetimizin önemli ismi Ahmet Türk, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini sürdürürken, görevinden alınarak tutuklanmış, önce İstanbul Silivri Cezaevi’ne daha sonra Elazığ Cezaevi’ne gönderilmiştir.

Siyasetin her alanında faaliyet yürütmüş olan Ahmet Türk, bu deneyimini, şiddetten arınmış bir siyasi nezaketle yıllarca sürdürmüş saygın bir siyasetçidir. 

Demokrat ve barışçı kimliğiyle tanınan Ahmet Türk, yaşamı boyunca da bu ilkelere bağlı kalmış ve çok geniş, farklı çevrelerin de ilgisini, sempatisini, saygısını haklı olarak kazanmış aydın bir kişiliktir.

Tutuklanma gerekçeleri belediye hizmetleriyle ilgilidir. 

Oysa başkanlığı süresince hakkında onlarca inceleme ve denetleme yapılmış ve sonucunda denetleyenlerce kendisine olumlu rapor verilerek teşekkür edilmiştir.

İlerleyen yaşı ve yaşadığı rahatsızlıklar dikkate alınmaksızın hukuksuz ve haksız yere tutuklanmıştır. 

Tutuksuz yargılamayı esas kabul eden bir hukuk sisteminde demokratik yollarla seçilmiş siyasetçilerin cezaevlerinde tecritte ve kötü koşullarda tutulmaları nedeniyle endişeliyiz.

Ahmet Türk kalbinde pille yaşamaktadır. 

Cezaevi koşullarının sağlık durumunu daha da kötüleştireceği açıkça ortadayken tutuklu yargılanmasında ısrar etmenin vahim sonuçlara neden olabileceğini düşünüyoruz.

Bizler, onu tanıyor, biliyor ve aşağıda imzası bulunanlar olarak, sağlık durumu da dikkate alınarak Ahmet Türk’ün derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”

Ne diyelim 

Kalp pili taşıyan ve gözünde katarakt oluşan 74 yaşındaki Türk’ün tutuklu olarak yargılanması toplumun her görüşten tüm kesimlerinin vicdanını yaralamıştır. 

Daha önceleri de uzun yıllar hapiste yatırılan Türk, Türkiye siyasetinin çatışmadan ve polemikten uzak duran, her kesimle insani ilişkilere özen gösteren ve efendi kişiliğiyle göz dolduran önemli ve değerli bir  isimdir.

Bu zamana kadar siyasetin her alanında faaliyet yürütürken de takındığı şiddetten uzak duran demokrat tavrı ve barışçı kimliğiyle tanınmıştır. 

Tutuklama kaçma riski olmadıkça en son başvurulması gereken bir tedbirdir. 

Ahmet Türk’ün siz zorlasanız bile ülkesinden kaçmayacağını düşmanları bile iyi bilir.  Tüm uzun siyasi yaşamı boyunca bunu defalarca ispatlamıştır. 

Bu vicdanları sızlatan bir zulümdür.

Ahmet Türk derhal serbest bırakılmalıdır !

TANER YILDIZ

İmzacılar

Ahmet İnsel – Akademisyen
Ahmet Özer – Akademisyen
Ahmet Özmen – Avukat
Ahmet Telli – Şair
Ahmet Ümit – Yazar
Akın Birdal – İnsan Hakları Savunucusu
Akif Kurtuluş – Şair
Arif Keskiner – Film Yapımcısı/ Yönetmen
Arif Sağ
Müzisyen
Arzu Çerkezoğlu – Doktor
Aydın Engin – Gazeteci
Ayhan Erdoğan – Avukat
Ayşe Erzan – Akademisyen
Ayşe Yıldırım – Gazeteci
Ayşegül Devecioğlu – Yazar
Bahri Bayram Belen – Avukat
Banu Güven
Gazeteci
Barış Atay – Oyuncu
Baskın Oran – Akademisyen
Başar Yaltı – Avukat
Belkıs Akkale
Müzisyen
Berat Günçikan – Gazeteci
Burhan Şenatalar – Akademisyen
Burhan Şeşen
Müzisyen
Cahit Berkay
Müzisyen
Can Dündar
Gazeteci
Celal Başlangıç – Gazeteci
Celal Yıldırım – Hekim
Ceyda Karan – Gazeteci
Deniz Türkali – Sinema Oyuncusu
Doğan Bermek – Mimar
Edip Akbayram
Müzisyen
Emin İgüs – Müzisyen
Emine Uşaklıgil – Yazar
Ercan Demir – Avukat
Ercan Karakaş
Siyasetçi
Ercan Kesal – Sinema Oyuncusu
Ergin Cinmen – Avukat
Erol Katırcıoğlu – Akademisyen
Erol Kızılelma – Denizci
Erol Önderoğlu – Gazeteci
Eşber Yağmurdereli – Avukat
Faruk Eren – Gazeteci
Fatih Polat – Gazeteci
Fehim Işık – Gazeteci
Fehim Taştekin – Gazeteci
Ferhat Tunç – Müzisyen
Fikret Kuşkan – Sinema Oyuncusu
Gencay Gürsoy – Akademisyen
Gökhan Durmuş – Gazeteci
Gülendam Şan Karabulutlar – Avukat
Gülseren Onanç – İş İnsanı
Gülten Kaya – Müzik Yapımcısı
Gürhan Ertür – İletişim Danışmanı
Hacer Ansal – Akademisyen
Hakan Bakırcıoğlu – Avukat
Hakan Tahmaz – Yazar
Halis Yıldırım – Avukat
Haluk İnanıcı – Avukat
Hasan Fehmi Demir- Avukat
Hasan Kıvırcık – Mimar
Hilmi Yarayıcı – Milletvekili
Hüseyin Aykol – Gazeteci
Hüseyin Turan – Müzisyen
Hüsnü Okçuoğlu – Siyasetçi
Hüsnü Öndül – Hukukçu
İbrahim Kaboğlu – Akademisyen
İnci Hekimoğlu – Gazeteci
İrfan Aktan – Gazeteci
Jülide Kural – Tiyatrocu
Kamil Tekin Sürek – Avukat
Karin Karakaşlı –Gazeteci
Kemal Aytaç – Avukat
Kumru Başer – Gazeteci
L.Doğan Tılıç – Gazeteci
Mazlum Çimen – Müzisyen
Mebuse Tekay – Avukat
Mehmet Ümit Erdem – Avukat
Mehveş Evin – Gazeteci
Melek Ulagay Taylan – Belgeselci
Menderes Samancılar – Sinema Oyuncusu
Metin Özülkü – Müzisyen
Mihriban Kırdök – Avukat
Murat Belge – Yazar
Murat Çelikkan – Gazeteci
Mustafa Atalay – Muhasebeci
Müjde Ar
Sinema Oyuncusu
Müjgan Arpat – Gazeteci
Namık Kuyumcu – Şair
Nazım Alpman – Gazeteci
Nebil Özgentürk – Gazeteci
Nesrin Nas
Siyasetçi
Nesteren Davutoğlu – İletişim Danışmanı
Neşe Erdilek – Sosyolog
Nevzat Onaran – Gazeteci
Onur Akın – Müzisyen
Orhan Alkaya – Şair
Orhan Pamuk
Yazar
Orhan Silier – Tarihçi/Fizikçi
Osman Kavala – İş İnsanı
Osman Özgüven – Siyasetçi
Oya Baydar – Yazar
Oya Ersoy – Avukat
Ömer Faruk Gergerlioğlu – Hekim
Ömer Madra – Yazar
Özgür Altın – Avukat
Özgür Mumcu
Gazeteci
Özlem Dalkıran – Tercüman
Ragıp Yavuz – Yönetmen
Reis Çelik – Yönetmen
Rıdvan Turan – Hekim
Rıza Türmen
Diplomat
Rona Aybay – Akademisyen
Rutkay Aziz
Tiyatrocu
Sadık Gürbüz – Müzisyen
Salih Bolat – Şair
Salih Zeki Tombak – Şair
Salman Kaya – Siyasetçi
Semra Somersan – Gazeteci
Several Ballıkaya Çelik – Avukat
Sezgin Tanrıkulu – Siyasetçi
Sibel Oral – Gazeteci
Suavi – Müzisyen
Süleyman Çelebi – Sendikacı
Şebnem Korur Fincancı – Akademisyen
Şerafettin Can Atalay – Avukat
Tarhan Erdem – Yazar
Tatyos Bebek – Hekim
Tolga Sağ – Müzisyen
Tuğrul Keskin – Şair
Turgay Olcayto – Gazeteci
Tülay Ateş – Avukat
Ümit Kıvanç – Yazar
Yasemin Bektaş – İletişim Danışmanı
Yasemin Çongar – Gazeteci
Yeşim Ustaoğlu – Senarist
Yetvart Danzikyan – Gazeteci
Yılmaz Odabaşı – Şair
Zeynep Altıok Akatlı – Siyasetçi
Zeynep Tanbay – Koreograf
Ziya Halis – Siyasetçi
Zülfü Livaneli
Müzisyen

Bugün insanlığın ağladığı Holokost Günü !

Bugün Almanların utandığı Yahudi Soykırımı Günü’dür!

Bugün herkesin vicdanının sızladığı Nazi Katliamı Günü’dür!

Bugün Yahudilerin En Kara Günü’dür !

72 yıl önce bugün 27 Ocak’ta Yahudi Soykırımı Holokost’un simgesi olan ve Alman Nazileri tarafından Polonya’da kurulan, içinde insanların yakıldığı fırınları ve zehirlendiği gaz odaları bulunan;  Ölüm Kampı Auschwits- Birkenau, Sovyet askerlerince kurtarılmıştı. 

Bugün 6 milyon suçsuz ve savunmasız insanın sırf Yahudi oldukları için topluca bir katliama kurban gittikleri gündür.

Bu sembolik kurtuluş günü 2005 yılında BM kararıyla “Uluslararası Holokost Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan edildi.

Bu günde dünyanın her yerinde  toplu Yahudi soykırımı’ın diğer adı olan  Holokost kurbanlarını anma etkinlikleri yapılarak, insanlık tarihinin yüz karası ve Almanların vicdanlarından hiçbir zaman silemeyecekleri bir kara leke olan lanetli Yahudi Soykırımı’nın unutulmaması  ve bu  ırkçı vahşet  konusunda farkındalık yaratılması amaçlanmaktadır.

Ben de bu dünya insanlığının başına gelmiş en büyük felaket olan ırkçılık katliamının 6 milyon kurbanını 10 korkunç soykırım fotoğrafıyla anmak istedim…

Dachau Toplama kampında gaz odalarında zehirlenmiş ve üstüste üste istiflenmiş esirler fırınlarda yakılmayı bekliyor. 1945 Mayıs ayı.
1942 yılında yapılan Wannse konferansında Alman Nazileri ’Yahudi sorunu’nun kesin çözümü olarak ’toplu soykırım’ kararı aldı. Bu soykırımda çoğunluğu toplama kamplarında 6 milyon yahudi önce gaz odalarında zehirlendi sonra da fırınlarda yakıldı. 1944 Ocak ayı.
1942 yılında yapılan Wannse konferansında Alman Nazileri ’Yahudi sorunu’nun kesin çözümü olarak ’toplu soykırım’ kararı almıştı. Bu soykırımda çoğunluğu toplama kamplarında 6 milyon yahudi önce gaz odalarında zehirlendi sonra da fırınlarda yakıldı. 1944 Ocak ayı.
Alman Buchenwald Toplama kampında esirler. Nobel ödülü alan Elie Wiesel ikinci sırada soldan altıncı. Resim Amerikan birlikleri esirleri kurtarmak için kampa geldiklerinde çekilmiş.
Alman Buchenwald Toplama kampında esirler. Nobel ödülü alan Elie Wiesel ikinci sırada soldan altıncı. Resim Amerikan birlikleri esirleri kurtarmak için kampa geldiklerinde çekilmiş.
2. Dünya savaşında bir Alman toplama kampında tek suçları Alman ırkından olmamak olan esirler
2. Dünya Savaşı sırasında bir Alman toplama kampında tutulan ve tek suçları farklı ırktan olan esirler..
 

Polonya’daki Alman Auschwits toplama kampında Cani doktor Mengele’nin kobay olarak kullandığı 4 Roman (çingene) çocuğu.
Polonya’daki Alman Auschwits toplama kampında Cani doktor Mengele’nin kobay olarak kullandığı 4 Roman (çingene) çocuğu.
Toplama kampından kurtarılmış bir çocuk haziran 1945 te doktor muayenesindeyken.
Alman Toplama Kampı’ndan kurtarılmış bir çocuk haziran 1945 yılında doktor muayenesinde..

Auschwits toplama kampında esir tutulan bir grup çocuk 6 yıl süren savaş sonrası 1945 yılında kampa gelen Sovyet askerleri tarafından kurtarılmadan önce Polonya 1945
Auschwits toplama kampında esir tutulan bir grup çocuk 6 yıl süren savaş sonrası 1945 yılında kampa gelen Sovyet askerleri tarafından kurtarılmadan önce Polonya 1945.
Varşova yahudi gettosunda silahlı Alman askerleri tarafından kuşatılmış elleri havada küçük bir çocuk ve yetişkinler.
Varşova’nın bir yahudi gettosunda yaşayan ve çevresini saran silahlı Alman askerlerine ellerini havaya kaldırarak teslim olan küçük bir çocuk ve yetişkinler.
Polonya yahudileri kendilerini Treblinka toplama kampına götürecek olan Alman yük trenleri önünde.
Polonya yahudileri kendilerini Treblinka toplama kampındaki gaz odaları ve fırınlara götürecek olan Alman yük trenleri önünde.

 

Auschwıts ölüm kampı giriş kapısı üstündeki almanca sloganda şöyle yazıyor 'Çalışmak özgür kılar
Auschwits Ölüm kampı giriş kapısı üzerindeki Almanca sloganda şöyle yazıyor: ‘Çalışmak özgürlük verir ‘

Ne diyelim ?

Adolf Hitler önderliğindeki Alman ırkçılığı ideolojisinin, Alman teknolojisinin ve endüstrisinin ve yerli işbirlikçilerin şaheseri Yahudi Soykırımı vahşeti; insanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en barbar, en gaddar, en korkunç, en sistematik ve en çok insanın öldürülebildiği bir toplu katliam ve Alman ırkının ve beyaz Aryan ırkı ırkçılarının dünya durdukça hatırlanacak olan bir yüz karası, bir utanç abidesidir.

Bu lanetli Yahudi soykırımından ilham alan ve onların günümüzdeki mirasçıları olan başta Alman ve İsveçli beyaz aryan ırkından ırkçıların tüm Avrupa’da ve ABD’de kendilerine hedef seçtikleri yeni kurbanları ise Yahudilerin kuzeni olan Araplar ile diğer müslümanlar olmuştur.

Başta resimdekiler olmak üzere tüm Holokost kurbanlarını anıyor ve toprakları bol olsun diyorum….

Tanrı insanlığa böyle bir acıyı bir daha yaşatmasın…

TANER YILDIZ

* Holokost, Yunanca: ὁλόκαυστος holókaustos: hólos, “bütün” ve kaustós, “yanmış”), Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı ya da Ha-Shoa (İbranice: השואה “felaket”); demektir. 

Eski 99 milletvekili de Tek Adamlığa HAYIR diyor !

AKP’li, MHP’li, CHP’li ve ANAP’lı 99 eski milletvekili başkanlık sistemine ve Tek Adam Anayasası’na hayır çağrısı yaptı.
Abdüllatif Şener, Yaşar Yakış, Nesrin Nas, Altan Öymen, Süheyl Batum, Rıza Türmen, Zülfü Livaneli, Yaşar Okuyan ve Saadettin Saran‘ın da aralarında bulunduğu 99 eski milletvekilinin imzasıyla yapılan açıklama şöyle:

1) Önceki TBMM üyeleri sıfatıyla göreve başlarken, Anayasa gereği ettiğimiz yemine sadakatimizi, anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine inancımızı ifade etmek üzere bir araya geldik.

2) Bizler, Anayasanın Başlangıç Kısmında yazılı Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş Felsefesine özüyle ve sözüyle bağlı kişiler olarak; Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ü ve arkadaşlarını saygı ile anıyoruz. 

Anayasanın Başlangıcında “Kuvvetler Ayrımının Devlet Organları Arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği” vurgulanmış, ancak son teklifle yürütmenin üstünlüğü ve hakimiyeti karşısında, Yasama ve Yargı güçsüzleştirilerek, denge ve denetim mekanizması telafisi güç ve hatta imkansız şekilde zarar görmüştür.

3) Bizler, Anayasanın Birinci Kısmında (1-11 nci maddelerde) Yazılı “Esaslar”ı dikkate alarak bu konuda tereddüt yaratacak her değişikliğe karşıyız.

 4) Bizler, Anayasamızın İkinci Kısmında yazılı “Temel Haklar ve Ödevlerin Yasama – Yürütme – Yargı tarafından dokunulmaz olduğunu”, İnsan hakları ihlallerinin insan onuru ile bağdaşmadığını, devletin temel amaç ve görevleri arasında; kişinin temel hak ve özgürlüklerini hukuka aykırı sınırlayan engellerin kaldırılmasını ve kişilerin “iyi yönetişim” haklarının bulunduğunu insan hakkı bakımından ihlallerin endişe verecek şekilde arttığını ve “insan haklarına saygıyı” hatırlatarak, Anayasanın uygulanmasını ve Devletin organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasının gözetilmesini” Devletin başı olan Bağımsız Sayın Cumhurbaşkanına ettiği yeminle hatırlatıyoruz.

Düşünce ve Düşünceyi Açıklama Özgürlüğünün sınırlı olduğu OHAL döneminin de tartışma ve karar alma süreçleri ile anayasa değişikliği ilk andan itibaren hep tartışılacaktır.

Anayasanın Mali ve Ekonomik Hükümleri arasında yer alan bütçe ve kesin hesapla ilgili maddelerin temel hak ve özgürlüklerden olan “Bütçe Hakkı” nın TBMM’nin yasama yetkisinde olduğunu ve hiçbir kişiye ve kurum veya kuruluşa devredilemeyeceğini hatırlatırız.

5) Bizler, Anayasa yapım konusundaki bilgi birikimi ve uygulamalarımız dikkate alındığında; “nevi şahsına münhasır anayasa”, “Türk Tipi Anayasa” gibi söylemler ve ; kişisel arzu ve hevesler yerine, bundan sonraki süreçlerde: (Teklifin 2.Tur oylamasında, Cumhurbaşkanınca onanması veya geri gönderilmesinde, referanduma sunulmasında) aklın, bilimin ve evrensel değerlerin esas alınmasını, özel düzenlemelerden kaçınılmasını talep ediyoruz.

Anayasa Yapma Usul ve Esasları’na uyularak Karar sürecinde; Teklifin leh ve aleyhindeki her türlü düşüncenin, Teklifin getirdiği fırsat ve imkanların, Teklifin doğuracağı risk, tehdit ve tehlikelerin, birer birer sayılmasını ve yazılmasını, sonunda Düzenleyici  Etki Analizinin yapılmasını öneriyoruz.

Bizler Anayasanın 3. Kısmında yazılı, Devletin Temel Organları olan Yasama, Yürütme ve Yargı’da kuvvetler ayrımının önemine binaen yapılacak,  Anayasal ve Yasal Düzenlemeleri yapma yetkisinin; Anayasal sınırlar içinde TBMM nde olduğunu bilerek, toplumu ve mevzuatı derinden etkileyecek bu düzenlemelerin iyi yönetişim ve Demokrasi Kuralları dairesinde iyi bir hazırlık sürecinden sonra teklifin yetkili organlar önüne getirilmesinin katılımcı ve çoğulcu demokrasinin gereği olduğunu düşünüyoruz.

Cumhuriyetimizin kurucu iradesinin anayasamıza vazgeçilmez biçimde yerleştirdiği demokratik parlamenter sistemin güçlendirilerek sürdürülmesi gereğine inanıyoruz.

Denge ve Denetim Konusunda ileri sürülen aleyhteki görüşler dikkate alınmalıdır.

Kuvvetler ayrımının Yasama aleyhine bozulduğu, Yasamanın etkinliğinin ve verimliliğinin azaltıldığı süreçte Yasama Meclisi Üye sayısının arttırılması gereksiz yüktür.

Yürütme içindeki Cumhurbaşkanının nitelikleri ve tarafsızlığı ile Görev ve Yetkileri, Sorumluluk ve sorumsuzluğu gibi hükümler açık seçik net olmalı ve tartışılır olmaktan çıkarılmalıdır.

Cumhurbaşkanı da olsa, hesap veren, yargılanan, herhangi bir özel imtiyazın tanınmadığı, dokunulmazlık zırhı ile koruma kabul edilemez ve soruşturmanın zorlaştırılması düşünülemez.

OHAL Kararını almak, uzatmak Temel Hak ve Özgürlükleri ve onların sınırlandırılmasını içerdiğinden, yürütmenin değil TBMM’nin işi olmalıdır.

6) Bizler, TBMM’nin “Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı, Yansızlığı” ilkeleri konusunda hiçbir tereddüt yaşanmaması gereğini önemle vurguluyoruz.

HSK yapısı, hakim ve savcıların atanması, özlük hakları gibi hususlar bağımsız kurullar tarafından düzenlenmelidir.

Cumhurbaşkanının yargılanmasına veya Cumhurbaşkanı tarafından açılacak iptal davalarına bakacak Anayasa Mahkemesi Üyelerinin atanmasında Cumhurbaşkanının tek başına karar vermesi endişe duyulacak ve tartışılacak bir husustur.

Bizler, Anayasa Değişikliği ile ilgili olarak istikrarın öncelikle demokrasi, hukuk ve normalleşmede aranması gerektiğine inanıyor, Yüce meclisimizin bunu başaracak güç ve kabiliyette olduğuna inancımızı halkımızın yüce takdirlerine sunuyoruz.

İşte bu  açıklamada imzası bulunan eski 99 milletvekili:




Ne diyelim ?

Her siyasi görüşten ülkesini seven ve demokrasiye samimi olarak inznan 99 eski milletvekili bu “Adrese Teslim Tek Reis Anayasası”nın ülkeye ve demokrasiye vereceği zararı çok haklı gerekçelerle bir güzel açıklamışlar ve hayır çağrısı yapmışlar…

Ben de onların çağrısına katılıyorum ve Tek Adam Anayasası’na hayır diyorum.

Yüz kere, bin kere #hayır !

TANER YILDIZ

“Cumhuriyet niteliğini yitirecektir” !

Emekli büyükelçiler “başkanlık ” anayasının sonucunda “rejim değişikliği” olacağı uyarısında bulundular. 

“Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve hukuk devleti olma niteliğini yitirecektir. “

“Vatandaşlarımızı daha da ayrıştıracak,  ülkeyi içeride ve dışarıda çok ciddi badirelerin içine atacaktır.”

Tek Adam Anayasası‘nın halktan kopuk Meclis görüşmeleri ve sabahlara kadar sürdürülen kavgalı oylamaları, her biri Türkiye’nin son 50 yıllık yakın tarihinin canlı tanığı olmuş, ömürlerinin çok uzun kısmını ulusuna sadakatla bağlı kalarak devlet hizmetinde geçirmiş, her anlamda kendilerini Türkiye’ye adamış, ülkesini ve dünyayı yakından tanıyan, Türkiye’yi en zor ve sıkıntılı anlarında bile bulundukları ülkelerde saygınlıkla, vakurlulukla temsil etmiş, umur görmüş, her biri birbirinden beyefendi olan, Cumhuriyetin yetiştirdiği birinci sınıf diplomatlarımızı da harekete geçirdi.

Eski Stockholm Büyükelçisi Ömer Ersun

Aralarında Şükrü Elekdağ, Korkmaz Haktanır, Onur Öymen ve Faruk Loğoğlu gibi müsteşarlar ile Mustafa Akşin ve Candemir Önhon gibi duayenlerin ve 1980’lı yılların sonunda Stockholm’da görev yapmış, bu zamana kadar İsveç’teki gelmiş geçmiş en başarılı, en demokrat ve en alçakgönüllü büyükelçimiz olan, ilk defa elçiliği halka açan, sivil toplum örgütleriyle karşılıklı saygıya dayalı seviyeli ilişkiler kurup geliştirerek bir çok olumlu etkinliğe katkıda bulunan sayın Ömer Ersun beyefendinin de olduğu 80 emekli büyükelçi, teklifin yasalaşması halinde Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve hukuk devleti olma niteliğini yitireceğini belirttiler. 

İşte 80 emekli büyükelçinin imzasını taşıyan o açıklama : 

‘CUMHURİYET NİTELİĞİNİ YİTİRECEKTİR’

Çok zor bir coğrafyada, her zaman sorunlarla uğraşmak zorunda olan Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçileri, diplomatları olarak gerek duyduğumuz gücü bize, Türkiye Cumhuriyeti’ne dünya devletleri nezdinde büyük bir saygınlık kazandıran demokratik, laik ve hukuk devleti nitelikleri verdi. 

Bunun bilincinde olarak, TBMM’nde görüşülmekte olan anayasa değişiklik teklifinin siyasetin temel kuralları ve demokratik, laik, hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan bir yaklaşımla, ulusun oyuna sunulacak olmasına rağmen, Olağanüstü Hal nedeniyle, asgari ölçüde bile olsa tartışılarak ulusun bilgilendirilmesine izin vermeyen bir ortamda, Anayasa’nın amir oylama hükümleri dahil yasalar göz ardı edilerek görüşülmekte ve oylanmakta olduğunu büyük bir endişe ile izliyoruz. 

Teklifin yasalaşması halinde Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve hukuk devleti olma niteliğini yitirecektir. 

Böyle bir gelişmenin Türkiye Cumhuriyeti’ni, terör, ekonomik sıkıntılar ve savaş tehdidi altında bulunduğu bir dönemde, daha da ayrıştırarak, içeride ve dışarıda çok ciddi badirelerin içine atacağını görüyor ve bundan derin endişe duyuyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Emekli Mensupları

Ne diyelim ?

Türkiye’nin dünya standartlarında olan ve yüzlerce yıllık devlet geleneğini genlerinde taşıyan en köklü, en seçkin ve en önemli kurumunun eski mensuplarının kendilerine yakışır biçimde diplomatça yaptıkları bu çok yerinde hayati uyarılarına kulak kabartılmalı ve haklı endişeleri ciddiye alınmalıdır… 

TANER YILDIZ 
İmza listesi:

1. Büyükelçi (E) Ömer Şahinkaya
2. Büyükelçi (E) Uğur Ergun
3. Büyükeçi (E) Naci Akıncı
4. Büyükelçi (E) Yusuf Buluç
5. Büyükelçi (E) Ömür Orhun
6. Başkonsolos (E) Engin Ansay
7. Büyükelçi (E) Fazlı Keşmir
8. Büyükelçi (E) Yalım Eralp
9. Büyükelçi (E) Ömer Ersun
10. Büyükelçi (E) Hüseyin Pazarcı
11. Başkonsolos (E) Betin Yiğit
12. Büyükelçi (E) Ahmet Banguoğlu
13. Büyükelçi (E) Ümit Pamir
14. Büyükelçi (E) Nuri Yıldırım
15. Büyükelçi (E) Sencar Özsoy
16. Büyükelçi (E) Korkmaz Haktanır
17. Büyükelçi (E) Aydan Karahan
18. Büyükelçi (E) Erdinç Erdün
19. Büyükelçi (E) Murat Bilhan
20. Büyükelçi (E) Süha Noyan
21. Büyükelçi (E) Sumru Noyan
22. Büyükelçi (E) Duray Polat
23. Büyükelçi (E) Türkekul Kurttekin
24. Büyükelçi (E) Ender Arat
25. Büyükelçi (E) Ergün Pelit
26. Büyükelçi (E) Tugay Uluçevik
27. Büyükelçi (E) Pulat Tacar
28. Büyükelçi (E) Candemir Önhon
29. Büyükelçi (E) Önder Alaybeyi
30. Büyükelçi (E) Şule Soysal
31. Büyükelçi (E) Tuluy Tanç
32. Büyükelçi (E) Ertuğrul Kumcuoğlu
33. Büyükelçi (E) Hilal Başkal
34. Büyükelçi (E) Selahattin Alpar
35. Büyükelçi (E) Dicle Kopuz
36. Büyükelçi (E) Celalettin Kart
37. Büyükelçi (E) Faruk Loğoğlu
38. Büyükelçi (E) Necati Utkan
39. Büyükelçi (E) Fırat topçuoğlu
40. Büyükelçi (E) Veka İnal
41. Büyükelçi (E) Çınar Aldemir
42. Büyükelçi (E) Balkan Kızıldeli
43. Büyükelçi (E) Önder Özar
44. Büyükelçi (E) Erhan Öğüt
45. Başkonsolos (E) Ayşe Esen Öğüt
46. Büyükelçi (E) Osman Korutürk
47. Büyükelçi (E) Aydın Şahinbaş
48. Büyükelçi (E) Nazım Dumlu
49. Büyükelçi (E) Nazım Belger
50. Büyükelçi (E) Bilge Cankorel
51. Büyükelçi (E) Aydın İdil
52. Büyükelçi (E) Mustafa Akşin
53. Büyükelçi (E) Ömer Altuğ
54. Büyükelçi (E) Mehmet Görkay
55. Büyükelçi (E) Burhan Ant
56. Büyükelçi (E) Umur Apaydın
57. Büyükelçi (E) Halil Akıncı
58. Büyükelçi (E) Baki İlkin
59. Büyükelçi (E) Altan Güven
60. Büyükelçi (E) Selçuk İncesu
61. Büyükelçi (E) Üstün Dinçmen
62. Büyükelçi (E) Ünal Ünsal
63. Büyükelçi (E) Orhan Aka
64. Büyükelçi (E) Akın Alptuna
65. Büyükelçi (E) Tansu Okandan
66. Büyükelçi (E) Osman Durak
67. Büyükelçi (E) Ferhat Ataman
68. Başkonsolos (E) Beyza Üntuna
69. Büyükelçi (E) Selah Korutürk
70. Büyükelçi (E) Oğuz Özge
71. Büyükelçi (E Mümin Alanat
72. Büyükelçi (E) Doğan Akdur
73. Büyükelçi (E) Sanlı Topçuoğlu
74. Büyükelçi (E) Müfit Özdeş
75. Büyükelçi (E) Şükrü Elekdağ
76. Büyükelçi (E) Onur Öymen
77. Büyükelçi (E) Süha Umar
78. Büyükelçi (E) Varol Özkoçak
79. Büyükelçi (E) Senbir Tümay
80. Büyükelçi (E) Oya Tuzcuoğlu

Herkes Baykal’ın bu tarihi Anayasa konuşmasını konuşuyor !

Gümrükten mal mı kaçırıyorsunuz ?”

Baykal bilge konuşmasıyla Tek Adam Anayasası‘nın ipliğini Meclis’te pazara çıkardı.

Anayasa değişikliği teklifi konusunda Meclis’te CHP adına Deniz Baykal konuştu.

İşte Baykal’ın Meclis’teki etkileyici konuşmasının tümü:

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tarihî bir toplantı yapıyoruz, bir Anayasa değişikliği taslağını konuşacağız. 

Buraya kimseyi suçlamak ya da karalamak için gelmedim. Günlük siyaset yapmak için burada değilim. Türkiye’ye sahip çıkmak için geldim. 

Bu proje alelacele telaşla hazırlanmış bir sipariş projesidir.


“Buna ihtiyaç mı var?” derseniz, evet, buna ihtiyaç var. “Bu sana mı düşer?” derseniz, hepimize düşer, evet, bana da düşer. 

Buraya seçilerek gelmiş siz milletvekilleri gibi ben de bütün siyasi ömrümü bu kutsal çatı altında geçirmiş bir kişi olarak milletime karşı bu noktada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum. 

Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin İstiklal Madalyası’yla onurlandırılmış bir istiklal gazisinin oğlu olarak, babamın helalliğini kazanabilmek için burada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum. 

Belki bir daha böyle bir şans hiçbirimiz için olmayacaktır.

Türkiye’mizin tarihle ve gelecekle hesaplaşmasında oyumuzla, duruşumuzla bir rol oynayacağımız bir görev anının, bir sorumluluk ortamının içindeyiz. 

Ne yazık ki böyle bir tarihî karar anına bizi taşıyan, müellifi