img_3579

Avrupalılar Müslüman sığınmacıyı doktor olsa bile istemiyor !

Bilimsel araştırmayla test edilip onaylandı : 

Sığınmacı tercihinde din ağır basıyor !

15 Avrupa ülkesinden 18 bin kişinin katılımıyla Stanford University och London School of Economics’ten Siyasal Bilimci üç araştırmacının ortaklaşa yaptığı çalışmanın sonuçları bu hafta Science dergisinde yayınlandı. 
Bilimsel araştırmadan şu ırkçı sonuç çıktı:

Avupalılar öncelikle sığınmacının Müslüman olanına hayır diyor !

Avrupalılar sığınmacının ; doktor olanını, Hristiyan olanını ve işkence görenine acıyor ve ülkesine sığınmasını istiyor. Ama doktor bile olsalar, işkence bile görseler Müslüman sığınmacıyı istemiyor.

Hem çok sığınmacı kabul etmiş hem de pek fazla etmemiş olan bu 15 ülke vatandaşlarının hepsi de ağız birliği etmişcesine özetle şöyle diyorlar yani :

Ülkemize  Hristiyan olan, doktorluk yapan ve işkence gören sığınmacılar hoşgeldiler ancak bu sığınmacı  eğer Müslüman ise ister doktor olsun isterse işkence görmüş olsun, ülkeme gelir gelmez kapı dışarı edilsin ! “

2015 yılında tüm Avrupa’ya toplam 1 milyon 300 bin civarında mülteci geldi. Bunların 800 küsur binini Almanya, 160 binini de İsveç geçici olarak kabul etti. Geriye kalanı da diğer 25 Avrupa ülkesinde kaldı. 

Çok seçenekli ve geniş yelpazeli soru şıklarıyla ve bilimsel yöntemlerle gerçekleştirilen araştırma sonuçlarını şaşırtıcı bulan Uppsala Üniversitesi’nde Sosyal ve Ekonomik Coğrafya profesörü Roger Anderson sonuca ilişkin şöyle diyor :

“- Bu araştırmanın şaşırtıcı sonucu şudur; hangi ülkeden ve hangi sosyo-ekonomik statüden olurlarsa olsunlar tüm katılımcıların bir ortak görüşte buluşması, sorulara birbirine yakın cevaplar vermeleridir. 

Yani yüksek eğitimli ve yüksek gelirli bir Avrupalı ile düşük eğitimli işsiz bir Avrupalı’nın  hemen hemen aynı görüşü paşlaşmasıdır. . 

En çok mülteci alan Alman’larla hiç mülteci almamış Çek’lerin benzer cevaplar vermeleridir. .

Avrupa’da güçlü bir antimüslüman duyguların varlığını bildiğim için araştırmadan Müslüman sığınmacı karşıtı sonuç çıkmasına hiç şaşırmadım.”

Din ve meslek ağır basmış !

Almanya, Avusturya, Çek, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Macaristan, Norveç, Polonya ve Yunanistan ‘dan toplam 18 bin kişi araştırmaya katılmış.

Katılımcılardan; yaşı, cinsiyeti, dini, geldiği ülkesi, mesleği, dil becerisi, kaçış sebebi, (örneğin politik baskı, etnik baskı ve ekonomik neden) hassasiyeti (örneğin , işkence mağduru, travmatik stres bozukluğu ve engelli olma) ile mültecinin anlattıklarının inandırıcılığı ve çelişkili ifade  gibi çok farklı özellikleri olan binlerce varsayımsal sığınmacıya yönelik değerlendirmeler yapmaları istenmiş. 

Katılımcıların verdikleri cevaplarda, sığınmacı tercihlerinde öne çıkan özellikler sırasıyla; yüksek eğitimli meslek sahipleri, Hristiyan olanlar ve ifadesinde çelişki olmayan sığınmacılar olmuş. 

Doktor olan sığınmacı adayları kendi ülkesinde iken çiftçilik yapmış köylüler ve işsiz olanlara göre öncelikli tercih edilmişler. 

Yalnız burada ortaya çıkan çok ilginç ve bir o kadar da dikkat çekici bulgu ise ; bu yüksek eğitimli olması, çalışabileceği bir mesleği olması, doktor olması gibi kriterlerin ve özelliklerin, söz konusu bir müslüman  sığınmacı adayı olduğunda  geçerliliğini yitirmesi.

Katılımcıların çoğu Müslümanlığı negatif bir nitelik olarak gördüğü ve öyle algıladığı için doktor fakat Müslüman olan bir sığınmacı adayı yerine, işsiz fakat Hristiyan olan bir sığınmacı adayını tercih etmiş !

 Halbuki BM Mülteci Sözleşmesi ve diğer uluslararası anlaşmalardaki mülteci haklarını düzenleyen hükümler : “temel bir insan hakkarından olan Sığınma Hakkı konusunda  insanların hangi dinden olduğuna ve ekonomik durumlarına bakılmasını” açıkça yasaklamaktadır. 

Bu durumda bu katılımcıların ülkelerinin tamamının altında imzası bulunan bu sözleşmelerin pratikte halklarının desteğinden yoksun olduğu ortaya çıkmıyor mu ?

Ne diyelim ?

Ağacı çürüten kurt kendi gövdesinde yaşarmış !

Avrupalılar yüzyıllardır ırkçılık kodlarını genlerinde ve beyin kıvrımlarında saklamış ve ırkçılık zehirini damarlarında dolaşan kanlarında taşımışlardır. 

Irkçılığın teorisini geliştirip sistemleştiren bu Avrupalılar,  yine tarihin gördüğü en korkunç Yahudi soykırımı ve ırkçı kıyımı Nazi pratiğini de,  o vakit Yahudilerin kökünün kazıdıkları,  şimdi de Müslümanların kökünün kazınanilmesi için uğraştıkları ve masum insanların kanlarıyla suladıkları bu kanlı Avrupa topraklarında gene bu “sözde Hristiyan” Avrupalılar uygulamışlardır. 

Arka arkaya çıkarttıkları ve dünyayı kendi aralarında kardeş emperyalist devletlerce paylaştıkları Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının 20 yıllık süresinde en az yarısı masum çocuk ve kadın olan 50 milyon insanı hem korkunç silahlarıyla hem de açlıkla, kıtlıkla ve hastalıkla öldürmüşlerdir. 

Avrupa’nın tarihi aynı zamanda Haçlı Savaşları’nın ve yüz yıl süren Din Savaşları’nın, dehşet veren kanlı tarihidir.

Ama unutmayalım ki insanlığa en büyük kötülüğü yaptıkları gibi yine insanlığa en büyük iyiliği de bu Avrupalılar ve bu Avrupa yapmıştır !

Rönesans‘larıyla insanları dinin kör karanlığından  yine aynı bu Avrupalılar, bu Avrupa’da aydınlığa çıkartmıştır. 

Düşünülemezleri düşünebilen en büyük filozofları, her insanı kardeş görenişen en hakiki hümanistleri, vicdanın sesini dillendirenilen en dürüst entellektüelleri, en yararlı buluşları yapabilen bilimadamlarını, yazılamayanları yazabilen yazarları ve doğayla yarışabilen en yaratıcı sanatçıları da yine bu  Avrupalılar, bu verimli Avrupa topraklarında yetiştirmiştir. 

İnsanlık; gelişme, medenileşme, bilim, teknoloji,  kültür ve sanat adına sahip olduğu pek çok şeyini bu Avrupalılara ve bu Avrupa’ya borçludur…

Aynı pek çok acısını ve katliamını borçlu olduğu gibi !

TANER YILDIZ

img_3576

İsveç sığınmacılarına demir yumruğunu gösterdi !

İsveç kaçak sığınmacılarıyla artık sertlikle hesaplaşmaya hazırlanıyor…
Geçen yıl beklediğinin ve mülteci kabul kapasitesinin çok üstünde sığınmacı gelince ne yapacağını şaşıran ve köşeye sıkışan İsveç hükümeti çareyi demir yumruklarını gösterme de buluyor.

Bugün öğleden sonra İsveç hükümetinin iki ağır topu; sığınmacılardan sorumlu Adalet bakanı Morgan Johansson ile polisten ve asayişten sorumlu İçişleri bakanı Anders Ygeman ortak basın toplantısı yaptı ve bu konuda yapmayı planladıkları sert uygulamaları açıkladılar. İki güçlü bakan hükümetlerinin kararlı olduğunu vurgulayarak buna ilişkin çıkarılacak yeni ve daha da sert yasalara kapı araladılar. 

İşte hükümetin yapmayı açıkladığı sert sınırdışı uygulamalarından bazıları :

  •  Üç yıl içinde (bu yıl 28.400, gelecek yıl 33.200 ve 2018’de 34.800) yaklaşık 100 bin sığınmacı gerekirse zor kullanılarak İsveç’ten atılacak !
  • Polis, sınırdışı kararı çıkan halen kaçak olarak İsveç’in bir yerlerinde saklanan 40 bin sığınmacıdan sınırdışı kararı kesinleşen 12.350 kaçak sığınmacının peşine takılacak !
  •  Polis, elinde bir suç şüphesi gerekçesi olmadan ve hiç haber vermeden canının istediği işyerlerine baskın yaparak, siyah çalıştırılan kaçak sığınmacıları arayacak !
  •  Polis isveç içinde de yapacağı asayiş kontrollerinde -4 yaşından küçük çocuklar da dahil tüm sığınmacıların parmak izini alacak !
  • Polis sığınmacıların kimlik ve pasaportlarına el koyacak !
  • Polis yakaladığı kaçak sığınmacıyı Göç Dairesi’ne teslim etmek yerine kendi eliyle doğrudan sınırdışı yapacak !
  • Kaçak sığınmacılar Devlet Göç Dairesi’nin kampları dışında ayrıca sınırdışı edilmek üzere “polis muhafazasın da” yani nezarethanelerde ve tutukevlerinde hapis tutulacak ! 
  •  Hakkında sınırdışı kararı çıkarılmış çocuklar da “polis muhafazasına” alınacak !

Ne diyelim ?

İsveç çok değişti çookk !
Önce İsveç halkının tümünü birden dayanışmacı ve kocaman bir aile olarak gören İsveç’e özgü “Svenska folkhemmet” politikasının yerinde yeller estirildi….

Şimdi de sıra ezilen dünya insanlarını akraba gibi gören “İnsancıl mülteci kabulü” politikasına geldi….

Farkında mıyız ?

İsveç’i İsveç yapan tüm değerlerden yavaş yavaş uzaklaşılıyor…

İsveç eski insancıl ve hoşgörülü İsveç olmaktan yavaş yavaş çıkarılıyor ….

İsveç artık yabancıların ve sığınmacıların geldikleri ülkelere benzemeye başlıyor…..

TANER YILDIZ 

img_2661

İsveç bütçesinden aslan payını kim kaptı ?

İsveç’in 2017 yılı bütçesi bugün heryıl olduğu gibi geleneksel töreniyle açıklandı. 

İsveç’in Maliye Bakanı Magdalena Anderson, İsveç halkına hediye niyetine sarı mavi kurdelayla bağlanmış bir tomar bütçe tasarısı dosyasıyla Bakanlıktan çıktı ve yanında bir basın ordusuyla bir kaç yüz metre ötedeki Meclis binasına yürüyüp giderek, kırmızı – yeşil koalisyon hükümetinin Sol  Parti’nin (Vänsterpartiet) dışarıdan desteğiyle hazırladığı 2017 yılı bütçe tasarısını, görüşülüp oylanması için Meclise (Riksdagen) sundu, sonra da bir basın toplantısıyla cümle aleme duyurdu !

İsveç’in yeni bütçesinden aslan payını ülkenin kralı aldı. 

İsveç kralı 16. Carl Gustaf’a ödenen yıllık sosyal yardım, 1,5 milyon kron daha artırıldı ve 137 milyon krona çıkarıldı. 

Kral dışında bütçenin kazananları ; çok çocuklu aileler, hastalık emeklileri, kira yardımı alanlar, kısmi mesaili çalışan işsizler, ehliyetsiz gençler, sığınmacılar ve yeni gelenler, belediyeler, çevreciler, küçük işletmeciler, evini yüksek karla satanlar ve ev tamiratı yaptıranlar oldu. 

İşte yeni bütçenin getirdiği yeniliklerin bazıları;

– İsveç Kraliyet ailesinin  yeme – içme, üst – baş gibi geçim giderlerini karşılamaları için  bir çeşit sosyal yardım gibi her yıl devlet hazinesinden aldıkları geçinme parasına (resmi ve kibarca dilde appanage), 1,5 milyon zam yapılarak 137 milyon krona çıkarıldı.

– Ehliyeti olmayan gençler isterlerse Devlet Öğrenim Kredisi Kurumu CSN’den 25 bin kron ehliyet kredisi çekebilecek. 

– ikiden çok çocuğu olanlara ödenen “fazla çocuk ek yardımı”na (flerbarnstillägg) üçüncü ve üstü çocuk başına ayda 126 kron zam yapıldı.

– Hiç geliri olmadığı ya da çok düşük olduğu için asgari hastalık ödencesi (garantiersättning) alan hastalık ve malülen emeklilerin (sjuk – och aktivitetsersättning) maaşlarına aylık brüt 187 kr zam yapıldı. 

Hastalık emeklilerine verilen “ek kira yardımı” (bostadstillägg) da ayda 100 kron artırıldı. Yani 200 bin civarındaki hastalık emeklisinin maaşına ayda toplam 287 kr zam yapılmış oldu.

Hastalık emeklilerinin maaşına 2003 yılından beri tek kuruş zam yapılmamıştı.

– Kira yardımı alabilmek için geçerli olan gelir tavanı yükseltildi. 

Önceden yalnız yaşayanlar (ensamstånde) için geçerli olan 117 bin kronluk üst sınır 127 bin krona, birlikte yaşayan çiftler (samboende)için geçerli olan 58.500 kronluk üst sınır 63.500 krona yükseltildi. Bu durumda daha önceki sınırın üstünde geliri olanlar ayda en fazla 167 kron daha kira yardımı alabilecek. 

– Ev satışından elde edilen karın tamamı için vergi ertelemesi (uppskov för reavinstskatt) yapılabilecek. 

Önceden sadece karın 1 milyon 450 bin kronluk bölümü için vergi ertelemesi yapılabiliyordu. Geri kalanın kazanç vergisinin hemen ödenmesi gerekiyordu. 

Bu sınırlama artık tamamen kaldırıldı. Elde edilen kar, kaç milyon olursa olsun tamamı için vergi ertelemesi yapılabilecek. 

Bundan sonra evini yüksek fiyata satıpta daha düşük bir fiyata ev satın alanlar için de vergi ertelemesi kuralları cömertce yumuşatıldı. 

Örneğin evini 1 milyon krona satıpta 300 bin kron kar ettikten sonra 800 bin krona satın aldığı yeni evine taşınan birisi daha önceki kurallara göre en fazla karının 100 bin kronu için bu haktan yararlanabiliyordu ama şimdi yeni kurallara göre karının 240 bin kronu için vergi ertelemesine hak kazanacak. Haliyle kar ne kadar çoksa farkta o kadar çok artmış olacak. 

Yalnız burada unutulmaması gereken sadece ertelenecek, yani er ya da geç bu kazanç vergisi bir gün ödenecek !


– İşsiz birisi artık en fazla 60 hafta süresince hem kısmi çalışabilecek hem de aynı zamanda işsizlik sigortasından kısmi işsizlik ödencesi alabilecek. 

 Bu kısmi çalışma (deltidsarbete) süresi daha önce sadece en fazla 75 gündü, şimdi 60 haftaya uzatıldı

Önceden işsiz birisi işsizlikten yarım gün para alıp, yarım günde en fazla 75 gün çalışabiliyordu. Bu süre sonunda ya bu kısmi işinde çalışmaya devam etmek ya da işi bırakıp tüm gün işsizlik yapmak zorundaydı. 

Örneğin işsiz kalmadan önce 25 bin kron aylığı olan birisi yarım gün kısmi mesai yaparak ayda 12.500 kron gelir kazanıyor ve aynı zamanda da yarım gün işsiz yazılarak ayda 10.000 kron da işsizlik kasasından alabiliyordu. Yani vergiden sonra eline toplam olarak yaklaşık 17.000 kron geçiyordu. 

75 gün sonra ya kısmi çalışmayı sürdürerek ayda net 10.300 kron alabiliyor ya da tüm gün işsiz yazılarak ayda net 14.000 kron alabiliyordu. Bu durumda da eline daha az para geçeceğinden dolayı hiç kimse çalışmıyordu. 

Şimdi ise 60 hafta boyunca hem kısmi mesaide çalışabilecek hem de işsizlik parası alabilecek.

– Belediyelere 10 milyar kron destek yardımı dağıtılacak. Belediyeler bu parayı canı istediği gibi nerede yararlı görüyorsa orada harcayabilecek.

– Sığınmacı kabulü sistemine ve sığınmacıların uyumu ve yeni gelenlerin işe yerleştirilmesine 3,5 milyar kron ayrıldı. 

Bu paranın 2,3 milyar kronu sığınmacı başvurusu işlemlerinin karara bağlanması için harcanacak. 

– Çevre ve iklim iyileştirmesi için 1,8 milyar kron harcanacak. 

Bu paranın büyük bölümüyle çevre dostu otomobilerin devlet katkısı primleri ödenecek. 

– Küçük işletmelere yeni istihdam yaratmaları için “büyüme desteği” (växastöd) olarak ve ev hizmeti – ev tadilatı kesinti desteği ( Rot och Rut avdrag) olarak 820 milyon kron harcanacak. 

Artık buzdolabı, çamaşır, bulaşık makinası gibi dayanıklı beyaz ev eşyası tamiratı da Rut kesintisi kapsamında olacak. 

390 milyon kron devlet ve özel sektör kuruluşlarının Ar-Ge ve inovasyon projelerine harcanacak.

– Vergi kaçağının önlenmesi amacıyla Vergi Dairesi’nin imkanlarının ve kapasitesinin genişletilmesi için 175 milyon kron harcanacak. 

– Polise ve gizli polis Säpo’ya 180 milyon kron harcanacak. 

– Kırsal alandaki internet geniş bant yatırımları için 100 milyon kron harcanacak.

Ne diyelim ?

İkinci vatanımız İsveç’e ve İsveç halkına hayırlı uğurlu olsun. 

TANER YILDIZ
 

 

 

 

   
 
  

 

  

 

 

img_2509

Yeşim İsveç’ten adalet istiyor !

Yeşim sessiz çığlığımı duyun diyor.

Yeşim İsveç’ten adalet bekliyor.

 

Yeşim işte böyle hayat dolu ve sağlıklıydı. Kabusu avuç içinde terlemeyle başladı.
Fatsalı Yeşim, Türkiye’de avuç içi terlemesinden dolayı küçük bir ameliyat geçirmiş ancak özensiz bir doktorun ihmali sonucu boğazından salınan hortumunun geri çekilmesi sırasında soluk borusu delinmişti.
Yeşim, soluk borusu tedavisi için 4 yıl önce İsveç’in dünyaca ünlü Karolinska Hastanesi’ne büyük umutla gönderildiğinde 22 yaşında hayat dolu bir üniversite öğrencisiydi.

Yeşim İsveç’e 4 yıl önce geldiğinde çekilen bu fotoğrafta da görüldüğü gibi yüzü gülüyordu ve umut doluydu.
İsveç’te geçirdiği ve iç organlarının parçalandığı  kabus gibi üç yıllık sözde tedavisi süreci sonrasında şimdi de Amerika’nın Philadelphia şehrindeki Temple Üniversite Hastanesi’nde tedavi görüyor…

Yeşim şimdi tedavi gördüğü Amerika’daki hasta yatağında.
Tam 100 kez hileyle bıçak altına yatırıldı.

Türk devleti bu hileli ameliyatlarla tam 85 milyon kron dolandırıldı.

Üzerinde belki de daha fazla deney yapmak ve daha fazla para kazanmak için Yeşim defalarca bıçak altına yatırılıp tekrar tekrar ameliyat edildi.

Dünyanın en vefakar, en fedakar ve en cefakar babası işçi emeklisi Hayrullah Çetir 5 yıldır Yeşim’in başından 5 dakika bile ayrılmadı. Yeşim bu evliya sabrı ve metanetine sahip babası sayesinde hayatta kaldı.
Böyle vicdansız bir tedavi yöntemi, böyle acımasız bir ameliyat serisi görülmedi :

 Yeşim tam 100 kez pek çoğu hileli ameliyat geçirdi.

Yeşim’in gencecik ve taptaze vücudunda hayvanların üzerinde bile denenmemiş ameliyat ve ilaç deneyleri yapıldı.

Yeşim’in hileli ameliyatlar sonucunda parçalanan sapasağlam ve taptaze yemek borusu ile akciğerinin yarısı ve delik ama kısmen iş gören soluk borusu kesilerek alındı.

Yeşim hayatının baharında tam üç yıl boyunca hileli ameliyatlar sonucunda geceli gündüzlü yoğun bakım yatağında yatırıldı..

Yeşim’e bir değil, iki kere hileli plastik soluk borusu deneyi yapıldı. Her iki ameliyatta başarısız oldu. 

Yeşim, bu zamana kadar İsveç’te en uzun süreli yoğun bakım yatağında yatmış hasta olarak İsveç Tıp Tarihine geçti.

Yeşim hileli ameliyatlar ve izinsiz ilaç deneylerinden dolayı dayanılmaz acılar çekti. Birkaç kez ölümden kılpayı kurtuldu.

Türkiye devleti de bu bahaneyle tedavi masrafları adı altında tam tamına 85 milyon kron, yani 10 milyon dolar, yani 30 milyon TL göz göre göre dolandırıldı !

Genç kızımız İsveç tıp tarihinin bu en büyük skandalının – sapasağlam organlarını kaybetmek pahasına – hayatta kalabilen tek kurban oldu. Diğer iki hasta öldü.

Yeşim bu bayramda Amerika’daki koruyucu meleği babası Hayrullah bey ile hasta yatağında böyle bayramlaştı…
Yeşim, Karolinska hastanesi ile Karolinska Tıp Fakültesi yöneticileri ve üçkağıtçı italyan cerrah Macchierani’nin üçlü ve kirli işbirliğiyle sözde tıbbi araştırmalarda kobay olarak kullanıldı.

Üç yıl boyunca vücudunda izinsiz ilaç ve tedavi deneyleri yapıldı,  hayati organları parçalandı, belli ki  Türkiye’den daha çok para dolandırmak için bu uzun sürede yoğun bakım yatağında yatırıldı.

Üstelik tüm bunlar içinde Türk devletine tam tamına 85 milyon kron hastanede bakım ve ameliyat parası ödettirildi.

Karolinska hastanesi, sahte belgelerle işe aldığı italyan kasap cerraha bir İsveçlinin üzerinde denemeye cesaret edemeyeceği tıbbi araştırma deneylerini, -İsveç’te belki de hiçbir hak iddia edemeyeceğini düşündüğü-  misafir hastalar bir Eritreli siyahinin ve gencecik bir Türk kızının üzerinde yaptırttı.

Yeşim’in celladı olan üçkağıtçı İtalyan kasap cerrah Paolo Macchierani, şeytanca gülümseyerek kendi hileli icadı plastik soluk borusuyla poz veriyor…
İçinde binbir türlü hile, yalan, dolan, sahtekarlık ve manipülasyon tilkilerinin kuyruklarını birbirine dolaştırmadan gezdiği, tıp etiği kurallarına ve hasta haklarına aykırı uygulamaların pervasızca sergilendiği ve Yeşim’in alet edilip kurban seçildiği, ilgili İsveç bakanının “- tek kelimeyle kepazelik-” diye nitelendirdiği bu organize rezaletin hesabının sorulması başta Türk Büyükelçiliği olmak üzere hepimizin boynunun borcudur.

İsveç devleti ve kurumları temiz kalmayı ve saygınlığını korumayı, hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayan güçlü ve şeffaf yerleşik denetleme sistemine, ve acıtsa bile tarafsızca gerçeği ortaya çıkarma iradesinden hiç taviz vermeyen titiz müfettişlerine, nitelikli uzmanlarına ve dürüst yöneticilerine borçludur.

Nitekim bu kepazelik de yine bu şeffaf sistem sayesinde ortaya çıkarılmıştır. Bunun sonucunda başta bu italyan kasap cerrah olmak üzere Karolinska’nın tüm üst düzey yöneticilerinin kellesi birer birer uçmuş ya da uçurulmuştur.

Ama işin hesabının görülmesi bu kadarlıkla kalmamalıdır. Karolinska Hastanesi ve Karolinska Tıp Fakültesi kusurlarını kabul ederek resmen ve yazılı olarak özür dilemelerine rağmen bu kepazelikten bu kadar kolay ve bir kuru özürle bu kadar ucuz sıyrılamamalıdır.

Birbirinden bağımsız olarak hazırlanmış ve içeriğinde tüm aşamaları ayrıntılı olarak yazılan hem Karolinska hastanesine ve Karolinska Enstitüsü’ne hem de üçkağıtçı İtalyan kasap cerrah Macchierani’ye zehir zemberek ağır eleştirilerin ve ciddi tespitlerin yer aldığı soruşturma raporları “kapı gibi delil” ve hasta yatağındaki Yeşim de “canlı delil” olarak orta yerde durmaktadır.

Yapılması gereken tek şey var, o da : -hiç zaman kaybetmeden hem İsveç’te hem de Türkiye’de bu skandalı süratle yargıya intikal ettirmektir.

Yeşim’in adına babası Hayrullah bey ve Türkiye adına da büyükelçilik tarafından, en iyi avukatlar aracılığıyla bu üçkağıtçı İtalyan cerrah ve Karolinska hastanesi aleyhine hem tazminat hem de ceza davaları açmaktır.

Gerekiyorsa Türkiye devleti eliyle bu skandalı uluslararası arenaya da taşımaktır.

Ne diyelim ?

Türkiye devleti bu organize tıp skandalına kurban seçilen masum vatandaşı Yeşim kızımızın adalet isteyen sessiz çığlığını duymalıdır. 

Öncelikle ve özellikle Yeşim’in hakkını tüm yönleriyle aramalı ve gerekirse söke söke almalıdır. 

Türk devleti, içinde bizlerin de hakkı bulunan ve göz göre göre dolandırılan bu 85 milyon kronu Karolinska’dan geri istemelidir. 

Geri alınacak olan bu 85 milyonu, kuruşuna dokunmadan kendinin de kusurlu olduğu bu skandalın kurbanı olan Yeşim’e tazminat olarak ödemelidir. 

Yeşim kızımız İsveç’e Türkiye devleti tarafından gönderilmiştir. 

Yeşim Büyükelçiliğimizin himayesinde, gözetiminde ve denetiminde iken bu korkunç uygulamalara maruz bırakılmıştır.  

Türk Büyükelçiliği ; Yeşim’in İsveç’e getirilmesinde, buradaki tedavisinin ve ameliyatlarının izlenmesinde, 85 milyon kronun Karolinska’ya tıkır tıkır ödenmesinde ve Türkiye Sağlık Bakanlığı’ndan  düzenli olarak sık sık İsveç’e gelen müfettişlerce yapılan tedavinin yerinde denetlenmesinde kilit ve belirleyici rol oynamıştır.

Bu nedenle bu konudaki en büyük sorumluluk Türk Büyükelçiliği’ne düşmektedir.

Bu nedenle Yeşim kızımızın İsveç’teki hakkını aramak ve bunun yanında Türkiye devletinin çıkarını korumak görev ve yükümlülüğü de doğal olarak ve öncelikle Türk Büyükelçiliği’ne aittir…

İsveç’te yaşayan vatandaşlarımız  üç yıl boyunca Yeşim’le sıcak bir bağ kurmuş, onunla birlikte sevinip onunla birlikte üzülmüştür. 

insanlarımız haklı olarak neler olup bittiğini ve Büyükelçiliğin bundan sonra  neler yapmayı düşündüğünü merak etmektedir.

Yeşim’i bağrına basan duyarlı vatandaşlarımız Büyükelçilikten buna dair bir açıklama yapılmasını beklemektedir.

İsveç’te yaşayan insansanlarımuz Yeşim’i hep birlikte kucakladı. İşte onlardan birisi değerli Cazibe Kebe Karaman hanım..
İsveç Türk Toplumu bu konuda yapacağı çalışmalarda Büyükelçiliğimizin sonuna kadar arkasında duracak ve destek olacaktır.

Yeşim hasta yatağında yapayalnız bırakılamaz !

Buna ne Allah’ın ne de halkın gönlü razı olmaz !

TANER YILDIZ

img_7222

İsveç’ten Türkiye’de emekli olma başvurusu nasıl yapılır ?

Hangi emeklilik belgesi nereden ve nasıl alınır ?

İSVEÇ’TE, TÜRKİYE’DE BORÇLANARAK EMEKLİLİK BAŞVURUSU İÇİN HANGİ BELGELER GEREKLİDİR  ?

* S/T 4 intyg (Pensionsmyndigheten)

 * Personbevis (Skatteverket)

* Yurtdışı Hizmet Belgesi (TC Stockholm Konsolosluğu)

* Yurtdışı Borçlanma Talep Dilekçesi (www. sgk.gov.tr) 

Başvuru şöyle kolayca yapılır !


  
1. İsveç Emeklilik Kurumu Pensionsmyndigheten‘den İsveç’te ikamet edilen ve sigortalı çalışılan süreleri gösteren “ S/T 4 intyg” adlı belge telefonla sipariş edilir. 

  
2.İsveç Vergi Dairesi Skatteverket ‘ten, İsveç’e ilk geliş tarihini gösteren bir “Personbevis” (ikamet belgesi/ nüfus kayıt örneği) yine telefonla sipariş edilir.

  
3. Bu ‘S/T 4 belgesi‘ ve ‘Personbevis‘ ile birlikte yanına Türk nüfus cüzdanı alınarak, TC Stockholm Konsolosluk şubesine gidilir, imzalı ve mühürlü “Yurtdışı Hizmet Belgesi” çıkarttırılır.

  
4. http://www.sgk.gov.tr internet adresinden “Yurtdışı Borçlanma Talep Dilekçesi” indirilir ve usulüne göre doldurulup imzalandıktan sonra onaylı “Yurtdışı Hizmet Belgesi” ile birlikte doğrudan veya posta yoluyla Türkiye’deki ilgili SGK birimine verilir ya da gönderilir.

  
5. Başvurunuzu alan SGK’dan gelecek olan ve durumunuza göre hesaplanan toplam prim borcunuzu TL olarak bildiren ‘SGK tahakkuk mektubu’nun evinize gelmesi beklenilir.

Ne diyelim ?



Elinizi çabuk tutun, başvurunuzu 31 Aralık 2015’ten önce yapın.


Çünkü 1 Ocak 2016’dan sonra ödeyeceğiniz prime % 30 zam gelecek. 


Yani, İsveç’te yaşayan vatandaşlar için Türkiye’den borçlanarak emeklilik 100 bin küsur kron daha pahalı olacak.

Benden söylemesi !

TANER YILDIZ

img_3484-1

İsveç’in sığınmacı anketinden çıkan ürkütücü sonuç ! 

Yabancılar ve sığınmacılar konusunda hoşgörülü ve insancıl duruşlarıyla tüm dünyada hayranlık uyandıran İsveçlilerin yayınlanan son anket sonucuna göre son bir yıl içinde bu tavırlarından keskin dönüş yaptıkları ortaya çıktı. 

Her üç İsveçliden biri İsveç’te artık sığınmacı istemiyor, onlara yardımda  etmem diyor ve hükümetine de hiç güvenmiyor !

İsveçlilerin :

YÜZDE 60’ı YETER ARTIK SIĞINMACI İSTEMİYORUM DİYOR !

YÜZDE 70’i SIĞINMACIYA PARA YARDIMI VERMEM DİYOR !

YÜZDE 65”i HÜKÜMETE BU KONUDA GÜVEN DUYMUYORUM DİYOR !

Yabancı düşmanı ve İsveç’in üçüncü büyük partisi olan SD seçmenlerinin ise tam tamına  % 99’u sığınmacılara hayır diyor !

İşte Inizio kamuoyu araştırma şirketince  31 Ağustos – 2 Eylül tarihlerinde İsveç nüfusuna ayna işlevi gören 18 yaşından büyük 1281 kişiyle yüz yüze yapılan söyleşiyle yapılmış anket sonuçları :

Sığınmacılar konusunda en olumlu görüşleri olanlar; sosyal demokratlar, sosyalistler ve yeşillerin oluşturduğu sol blok (S, V, MP) partilerine oy verenler ve özellikle kadınlar.

Sığınmacılara yönelik en olumsuz ve hatta düşmanca görüşleri olan ise yabancı ve İslam karşıtı aşırı sağcı İsveç Demokratları partisi SD, seçmenleri ve özellikle erkekler.

Sığınmacılar konusunda bunların arasında ortalarda yeralanlar ise Ilımlılar, liberaller, merkezciler ve muhafazakar görüşlüleri temsil eden sağ ittifak ( M, L, C, KD) seçmenleri. 

Genel olarak İsveçlilerin yüzde 60’ı sığınmacılara hayır derken sadece yüzde 31’i evet diyor ve yüzde 9’u kararsız kalıyor. 

Kadınların yüzde 52’si sığınmacılara hayır derken, erkeklerde hayır oranı yüzde 67’ye fırlıyor !

Soru: SENCE İSVEÇ DAHA AZ MI YOKSA DAHA FAZLA MI SIĞINMACI ALMALIDIR ?


Bu soruya genel olarak İsveçlilerin verdiği cevap şöyle :

 % 60’ı daha az sığınmacı alınsın,

% 18’i şimdiki kadar sığınmacı alınsın,

% 13’ü daha çok sığınmacı alınsın diyor.

% 9’u ise kararsız kalıyor. 

Ancak ankete katılanların oy verdiği partilere göre bu oranlar büyük değişiklikler gösteriyor. Şöyle ki ;

Solcuların çoğunluğu sığınmacılara olumlu bakıyor (% 55 evet)


Sol blok parti seçmeni olanların yüzde 32’si daha fazla ve yüzde 33’ü şimdiki kadar sığınmacı alınması taraftarı. Yani toplam yüzde 55’i İsveç’e sığınmacıların gelmesine evet diyor. 

 Buna karşın yüzde 24’ü hayır daha az sığınmacı alalım derken ve yüzde 11’i de kararsızım diyor. 

Sağcıların büyük çoğunluğu sığınmacılara olumsuz bakıyor ( % 70 hayır)


Sağ ittifak parti seçmeni olanların yüzde 9’u daha fazla ve yüzde 21’i şimdiki kadar sığınmacı alınması taraftarı. Yani toplam yüzde 30’u İsveç’e sığınmacıların gelmesine evet diyor. 

 Buna karşın yüzde 24’ü hayır daha az sığınmacı alalım derken, yüzde 11’i de kararsızım diyor. 

Aşırı sağcı ırkçıların neredeyse tamamı sığınmacı istemediklerini saklamıyor ( % 99 hayır).

İsveçlilerin yüzde 56’sı evet sığınmacılara (para ve giyecek gibi)  yardım vermeyi isterim derken, yüzde 38’i hayır yardım etmeyi istemem diyor ve yüzde 9’u kararsız kalıyor. 

Kadınların yüzde 61’i sığınmacılara yardım ederim derken, erkeklerde bu oran yüzde 53’e düşüyor !

Soru: SIĞINMACILARA YARDIM ETMEK İSTER MİSİN YOKSA İSTEMEZ MİSİN ?


Bu soruya genel olarak İsveçlilerin verdiği cevap şöyle :

% 56’sı evet yardım etmek isterim (% 30 evet kesinlikle ve %26 evet belki)

% 21’i hayır istemiyorum,

% 17’si hayır, çünkü imkanım yok diyor.

% 6’sı ise kararsız kalıyor. 

Ancak ankete katılanların oy verdiği partilere göre bu oranlar büyük değişiklikler gösteriyor. Şöyle ki ;

Solcuların çoğunluğu sığınmacılara yardım etmekte istekli (% 80 evet)


Sol blok parti seçmeni olanların yüzde 55’i evet kesinlikle ederim ve yüzde 25’i de evet belki edebilirim diyerek sığınmacılara yardım etmek istediğini söylüyor. Yani toplamda yüzde 80’i sığınmacılara yardım etmek isterim diyor. 

Buna karşın yüzde 6’sı hayır istemiyorum, yüzde 12’si de hayır çünkü imkanım yok diyor. 

Sağcıların yarısı sığınmacılara yardım etmeyi istiyor ( % 52 evet)


Sağ ittifak parti seçmeni olanların yüzde 26’sı evet kesinlikle ederim ve yüzde 36’sı da evet belki edebilirim diyerek sığınmacılara yardım etmek istediğini söylüyor. Yani toplamda yüzde 52’si sığınmacılara yardım etmek istiyor. 

Buna karşın yüzde 14’ü hayır istemiyorum, yüzde 19’u hayır çünkü imkanım yok diyor. Yüzde 5’i de kararsız kalıyor. 

Aşırı sağcı ırkçı SD’lilerin büyük çoğunluğu sığınmacılara yardım etmek istemiyorlar ( % 65 hayır).


Yabancı ve sığınmacı düşmanı İsveç demokratlarına oy verenlerin yüzde 45’i hayır sığınmacılara yardım etmek istemiyorum ve yüzde 19’u da hayır çünkü imkanım yok diyerek toplamda yüzde 65’i sığınmacılara yardım etmek istemiyor. 

Buna karşın sadece yüzde 12’si evet kesinlikle ederim ve yüzde 16’sı da evet belki edebilirim diyerek toplamda yüzde 28’i sığınmacılara yardım etmek istediğini söylüyor. Yüzde 5’i de kararsız kalıyor. 

İsveçlilerin yüzde 65’i hükümetin sığınmacılar politikasına pek güven duymuyor.

İsveçlilerin yüzde 20’si hükümetin sığınmacılar politikasına daha doğrusu sorunu ele alış biçimine güven duyuyor. (Bunlardan sadece %5’i çok fazla ve % 15’i oldukça çok güven duymakta). 

Buna karşın yüzde 65’i bu konuda hükümete güven duymuyor. (Bunlardan %45’i çok çok az ve % 19’u oldukça az güven duymakta). %15’i ise ne güven duyuyor ne de duymuyor, yani ortada duruyor !

Kadınların yüzde 61’i bu konuda hükümete pek güven duymazken erkeklerde bu oran yüzde 69’a yükseliyor !

Soru: HÜKÜMETİ̇N SIĞINMACILAR KONUSUNU ELE ALIŞ BİÇİMİNE GÜVEN DUYUYOR MUSUN YOKSA DUYMUYOR MUSUN ?


Bu soruya genel olarak İsveçlilerin verdiği cevap şöyle :

 % 65’i pek güven duymuyorum (% 46 çok çok az ve % 19 oldukça az),

% 20’si güven duyuyorum (% 5’i çok fazla ve % 15’i oldukça çok),

% 15’i ne güven duyuyorum ne de duymuyorum, ortadayım diyor. 

Ancak ankete katılanların oy verdiği partilere göre bu oranlar büyük değişiklikler gösteriyor. 

Şöyle ki ;

Solcuların yarıya yakınının bu konuda hükümete güveni var (% 48 çok güven duyuyorum )


Sol blok parti seçmeni olanların yüzde 48’i hükümete güveniyor. (Bunlardan %14’ü çok fazla, % 34’ü oldukça çok güveniyor). 

Buna karşın yüzde 29’u pek az güveniyor. Bunlardan %17’si oldukça az güveniyor, % 12’si çok çok az güveniyor).

% 22’si ise ne güven duyuyorum ne de duymuyorum, ortadayım diyor.

Sağ ittifak partileri seçmenlerinin yarıdan fazlasının bu konuda hükümete güveni yok (% 55 pek az güven duyuyor)


Sağ ittifak seçmeni olanların yüzde 55’i hükümete pek fazla güvenmiyor. (Bunlardan % 37’si çok çok az ve % 28’i oldukça çok az güveniyor). 

Buna karşın fazla güven duyan oranı yok ve sadece % 13’ü oldukça çok güven duyuyorum diyor. 

% 20’si ise ne güven duyuyorum ne de duymuyorum, ortadayım diyor.

Aşırı sağcı ırkçı SD’lilerin neredeyse tamamının hükümete güveni yok (% 95 güven duymuyor) 


 İsveç demokratlarına oy verenlerin yüzde 95’i hükümetin sığınmacı politikasına güven duymuyor. (Bunlardan % 86’sı çok çok az ve % 9’u oldukça çok az güveniyor). 

Buna karşın bir tanesi bile hükümete ne çok fazla ne de oldukça çok güven duymuyor.

Geriye kalan % 5’i ise ne güven duyuyorum ne de duymuyorum, ortadayım diyor.

Ne diyelim ?

Son bir yıldır; İsveç’e sığınmacı akını, sığınmacı gençlerin cinsel tacizi, sığınmacı katiller, sığınmacı hırsızlar, sığınmacı suçlular, sığınmacılara harcanan milyarlar, evi ve yemeği beğenmeyen sığınmacılar türünden bol bol atılan gazete manşetleri, sosyal medya’da dolaşan uydurma söylentiler, çarpıtılmış haberler ve kara propaganda doğal olarak sonuç vermeye başlamıştır. 

Artık hiç ses çıkarılmayıp tepki verilmeyen, gizli gizli desteklenen ve her ortamda açık açığa yapılan çoğu ağır ırkçı açıklamalar, iftiralar, betimlemeler, fişlemeler ve yayınlanan yazılar sayesinde İsveç’te özellikle yabancı ve müslüman sığınmacı karşıtlığı tavan yapmış durumdadır.  

Irkçı tehlike gün geçtikçe yayılıyor ve toplumun her kesiminde mevzi kazanıyor.

Tehlikenin farkında mıyız ?

TANER YILDIZ



Kaynak: http://www.aftonbladet.se/nyheter/article23452855.ab

img_3432-1

Saklı parası, zulası ve kumbarası olanlar mutlaka okuyun !

En son tarih 31 Ağustos Çarşamba günü !

Şimdi evdeki eski cüzdanları, kumbaraları, çantaları, kutuları, torbaları, dolapları, yastık döşek ve halı altlarını, elbise ceplerini, uzun boylu çizmeleri, tüm çekmeceleri ve zor akla gelen köşeleri karıştırıp öncelikle eski 1000‘likleri ve sonra da 50‘lik ve 20‘likleri alel acele ve didik didik arama zamanı ! 


Çünkü sadece 5 gününüz kaldı !


Çünkü 31 Ağustos Çarşamba gününden sonra eski 20’lik, 50’lik ve 1000’lik banknotlar dolaşım değerini yitirecek ve artık bankalarda bile geçmeyecek !

Bu paralar bildiğiniz gibi zaten 30 Haziran’dan beri piyasada ve alışverişte geçmiyordu ama hala dolaşımda olduğu için bankalarca kabul ediliyordu. 

31 Ağustos’tan sonra ise artık tedavülden tamamen kalkacağı için bankalarda bu paraları kabul etmeyecek…!

İsveç Merkez Bankası (Riksbanken) şimdi, yenisiyle değiştirmek için piyasada ya da sağda solda kaybolduğu sanılan 1 milyar 300 milyon kron değerindeki 41 milyon 300 bin adet banknotunu yana döne arıyor !

Aranan kaçak banknot birimleri, sayıları ve değerleri şöyle: 

36 milyon adet 20-lik, toplam değeri 720 milyon kr.

5,2 milyon adet 50-lik, toplam değeri 260 milyon kr.

337 bin adet 1000-lik, toplam değeri 337 milyon kr.


Babamın, dedemin ya da eşimin sakladığı bir külte 1000’lik parayı 31 Ağustos’tan sonra bir yerlerde bulursam ne yapacağım o zaman diye hemen endişelenmeyin !

Çünkü piyasada ve bankalarda geçerliliğini yitiren bu banknotları, bu paranın asıl sahibi olan sadece İsveç Merkez Bankası kabul ediyor ve yenisiyle değiştiriyor. 

Ama bir şartla; 100 kron değiştirme ücreti alıyor ve yüklü miktarda ise karapara olabileceği kuşkusuyla “söyle bakalım nerden buldun bu parayı ?” diye soruyor !

İsveç Kronu’nuzla canınızın istediğini yapabileceğinizi biliyor muydunuz ? 

İsveç’te gerçekten de “para benim değil mi istediğimi yapabilirim ” diyebilirsiniz !

Paranızı isterseniz cayır cayır yakabilir, isterseniz cart diye yırtabilirsiniz !  

Para sizin kendinizin olduğu sürece bu İsveç’te bir suç değildir !

Ne diyelim ?

Şimdi sırtınıza yaslanın ve acaba nereye ne zaman bir para saklamıştım ya da koymuştum diye bir güzel düşünün sakin sakin !

Bir yerlerde unuttuğunuz kendi paranızı bulduğunuzda da sanki piyangodan para çıkmış gibi sevinin ! 

TANER YILDIZ

img_2141

Hapistekilere 15 Temmuz Darbe Piyangosu çıktı !

AKP HÜKÜMETİ HAPİSHANELERİNİ BOŞALTMAYA KARAR VERDİ !
Hapishanelerde tek bir hırsız kalmayacak.

Kanlı 15 Temmuz Darbesi affıyla hapisteki 38 bin suçlu birkaç gün içinde aramıza karışacak !

Gözaltına alınan ve yarıdan fazlası tutuklanan 40 bin FETÖ’cüye, ağzına kadar tıka basa dolan hapishanelerde yer açmak için ne kadar hırsız, uğursuz, soyguncu, dolandırıcı, yağmacı, kalpazancı, gaspçı, darpçı, kaçakçı, kundakçı, bıçakçı, kapkaççı, üçkağıtçı, yankesici, sahteci, hakaretçi trafik kazacısı ve iş kazacısı varsa serbest bırakılacak. 

Vergi kaçıran, sahtekarlık yapan, adam yaralayan, adam bıçaklayan, orman yakan, yangın çıkaran, uyuşturucu kullanan, vatandaşın malını yağmalayan ya da kırıp döken, istemeden ölüme sebebiyet veren, alkollü araba kullanıp adam çiğneyen ya da öldüren, havaya ateş edip yoldan geçeni öldüren ya da sakat bırakan , ruhsatsız silahıyla tehdit edip göz dağı veren ne kadar suçlu varsa “kusurumuza bakmayın ne olur, sizin bir süreliğine suç işlemenizi engelledik” dercesine halkın arasına salıverilecek. 
Bakanlar Kurulu’nun OHAL süper yetkisiyle evvelki gün yayımladığı yeni Kanun Hükmündeki Kararname’nin getirdiği düzenlemeyle denetimli serbestliğin kapsamını ve süresini uzattı. İnfaz süresinde indirim yaptı. 

Mahkumun hüküm giydiği cezasının 3/2 ‘sini (üçte ikisini) hapiste yatma süresini 1/2’ye (yarıya) indirdi. Bu yeni düzenlemesi sayesinde cezaevlerinden 38 bin kişiyi hemen tahliye etmeye karar verdi. 

Yeni düzenleme 1 Temmuz 2016‘dan önce işlenmiş suçları kapsıyor. 

Af kapsamı dışında bırakılan suçlar şunlardır:

Kasten adam öldürme 

– Cinsel saldırı ve cinsel istismar suçları (madde 102,103,104,105)

– Özel hayata karşı suçlar (madde 132,133,134,135,136,137,138)

– Uyuşturucu imal veya ticareti (madde 188)

– Terör suçları

– Devletin güvenliğine, Anayasal düzene, Milli savunmaya ve Devlet sırlarına karşı suçlar.

Türkiye’nin tüm hapishanelerinin toplam kapasitesi 180 bin kişilik olmasına rağmen halen hapiste 210 bin suçlu yatıyor…

Ne diyelim ?

Hamdolsun !

Belli ki hırsız bakanlar elllerini kolllarını sallayarak ortaklıkta dolaşırken, hırsız vatandaşların hapiste yatmasına “Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı” bulmuşlar !

Hayır için işlenmiş hırsızlıklara ve hayırlara vesile olsun !

TANER YILDIZ 

img_3396

“Sayın Cumhurbaşkanım, deniz bitti” !

 

ALTINDA İLK KALACAK SEN OLACAKSIN, ÇÜNKÜ DENİZ BİTTİ ” !
Kumpas mağduru Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, “sayın Cumhurbaşkanı’m ” başlığıyla Erdoğan’a açık bir mektup yazdı.

“FETÖ” ile mücadele edilirken, örtülü destekçileri olan ve FETÖ’nün hükümet kanadını oluşturan Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik’e niçin dokunulamadığını kibarca sordu. 

Kanlı darbe girişimi sonrası OHAL süper yetkileriyle Meclis’e danışılmadan ve onayı alınmadan, Erdoğan’ın başkanlık ettiği hükümet tarafından çıkarılan süper kararnamelerle getirilen olağanüstü uygulamaları ve kararları da sert ama saygılı bir üslupla ve içtenlikle eleştirdi..

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’un Odatv’de yayınlanan o mektubunu paylaşıyorum:

“Sayın Cumhurbaşkanım,

Ülkemiz yakın tarihin en sıkıntılı dönemini yaşıyor. 

Çevremiz ve hatta içimiz adeta yangın yeri. Bu yangının acil olarak söndürülmesi gerekiyor.

Bunun için hepimize ağır sorumluluklar düşüyor. Ama en çok da size…

Hayatı, bir anlamda, araba kullanmaya benzetirim. Hep önüme bakarım. Ama ara sıra dikiz aynasına da göz atmak kaydıyla…

ABD’nin ‘FETÖ’yü darbeye ittiğini görüyorum.

Yine öyle yapmak istiyorum. Önüme bakıyorum. 

ABD’nin FETÖ’yü darbeye ittiğini ve Türkiye’yi istediği gibi yönetmek istediğini görüyor ve kendimi doğal olarak sizin yanınızda konumlandırmak istiyorum.

Dikiz aynasına baktığımda BOP eş başkanlığınızı görüyorum.

Ama dikiz aynasına göz attığımda, bir yandan BOP eş başkanlığınızı; diğer yandan jeopolitikderinlikten yoksun, öngörüsüz, ABD’ye koridor inşa etme olanağı sunan, 3 milyon vatandaşını beslemek zorunda kaldığımız harap edilmiş Suriye’yi görüyorum. 

Bulantı yaşıyorum…

Bu caninin sizin sunduğunuz imkanlarla devleti ele geçirdiğini görüyorum.

Önüme dönüyor ve FETÖ’yle mücadelenin eksiksiz yapılması gerektiğine ve bunun için sizinle birlikte olmanın zorunluluğuna odaklanıyorum. 

Dikiz aynasına baktığımda, bu caninin sizden önce de bir geçmişi olmasına rağmen sizin sunduğunuz çok geniş imkânlar yüzünden devleti ele geçirdiğini görüyorum. 

Onunla yaptığınız yakın işbirliği sonucu, yargının, devlet kurumlarının ve özellikle TSK’nın genetiğiyle oynandığını ve 15 Temmuz darbesine giden yolun taşlarının katkılarınızla döşendiğini anımsıyorum. 

Sis bulutu içinde kalıyorum.

Bu bağlamda, Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırırken elindeki Ergenekon ve Balyoz davalarını tamamlama hakkını bu haysiyet cellatlarına bıraktığınızı unutamıyorum.

Balyoz sanıkları TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonuna üç defa “bizi de inceleyin” diye dilekçeyle başvurduğunda kaale bile alınmadıklarını hatırlıyorum.

Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyen Bülent Arınç’ın, 16 Temmuz sabahı uyandığında, “çeteyi yeni anladım” demesine hayıflanıyor; Türkiye’nin akciğerlerini söken bu cinayet örgütünün kim olduğunun yeni farkına varmasına/rol yapmasına acıyorum.

Cemaat devleti ele geçirdi” iddialarına, Hüseyin Çelik’in “buna kargalar bile güler” dediğini; Balyoz Darbe Planı sahte, 2007 yılında piyasaya sürülmüş bir fontla yazılmış denildiğinde Sadullah Ergin’in Adalet Bakanı sıfatıyla “bunlar PR çalışması” nitelemesi yaptığını unutamıyorum.

Ancak FETÖ ile mücadele edilirken bu üç zatı muhtereme dokunulamıyor olmasına şaşıyorum (!)

Devlet aklını silerek giriştiğiniz açılım politikanızı hatırlayıp donakalıyorum.

Üst akılınFETÖ’den sonra son çare olarak devreye soktuğu PKK ile kararlı mücadeleniz cesaret veriyor ama devlet aklını silerek giriştiğiniz Açılım politikaları esnasında kamu güvenliği ve düzenini hiçe sayan anlayışınızı hatırlayıp donakalıyorum.

Arabayı çarpmamak için yeniden önüme dönüyorum. 

Sizin ve özellikle Başbakan Binali Yıldırım’ın konuşmalarından umutlanıyor, çok benimsemediğiniz ortak akıl üretme gayretine dönüş diye seviniyor; ancak aceleyle verilmiş TSK düzenlemelerini dikiz aynasında görünce, bu politikalarla mı sıkıntılı dönemi atlatacağız diye kendimi sorgulamaktan alıkoyamıyorum. 

Zamanlaması baştan aşağı yanlış bir uygulama görüyor, ister istemez bir arka plan sorgulamasına yöneliyorum. 

Kışlaların bu denli acele edilerek boşaltılmasını da, şehir içinde muharip birlik barındıran kışla olmamasını savunan bir kişi olarak benimsemiyorum.

Darbeyi engelleyen 1 . Ordu Komutanı askeri lise mezunuydu”

Önüme dönüyor ve yanınızda olmak istiyorum. 

Ama dikiz aynasında askeri liseler ile ilgili kocaman yanlışınız orta yerde duruyor. 

Önceki ve mevcut Genelkurmay Başkanlarının sivil lise mezunu oldukları için darbeci olmadıklarını ileri sürüyorsunuz. 

Bu açıklamanız hem bu iki komutanın 15 Temmuz kalkışmasına giden yolda üslendikleri olumsuz rolleri görünmez kılıyor hem de darbenin önlenmesinde önemli bir payı olduğunu düşündüğüm 1. Ordu Komutanı’nın Kuleli Askeri Lisesi 1972 mezunu olduğu gerçeğini göz ardı ediyor.

Askeri lise, sivil lise tartışmasına hiç girmek istemiyor ve çok gereksiz buluyorum. 

Ama 15/16 Temmuz gecesinin İstanbul’da, Kara Kuvvetleri bazında bilebildiğim beş kahraman albayından dördünün askeri lise mezunu, birinin sivil lise mezunu olduğunu hatırlatmak istiyorum. 

Eğer o gece İstanbul’da daha çok kan dökülmediyse… Maltepe’deki 2. Zırhlı Tugay Komutanını derdest eden Hançeri Sayat ve Erkan Olgay albaylar (ikisi de tuğgeneral olmuştur) ve onların emirlerine uyanlar sayesindeydi. 

Her iki arkadaşımızın da askeri lise mezunu olduğunu hatırlayalım diyorum.

Aynı şekilde Topkule’deki 66. Mknz. Tugay’dan da daha çok tankın dışarı çıkmasını engelleyen Albay Sait Ertürk’ün askeri lise, Albay Davut Ala’nın sivil lise mezunu olduğunu bilelim istiyorum. 

Birincisi şehit, diğeri gazi olan bu iki muhterem arkadaşımızı neden bu tartışmanın tarafları yaptığınızı anlamıyorum. 

Oysa biri canını, diğeri bedeninden parçalar verdi alçaklara karşı direnerek…

Kuleli Askeri Lisesi mezunu olmakla övünen şehit Albay Sait Ertürk’ün ruhunu incitmeye hakkımız var mı, diye soruyorum.

Ömrünün üç yılını bu devletin Balyoz aptallığı yüzünden hapishanede geçirmek zorunda kalan, o gece ve gündüzü uyumadan geçiren ve bu arkadaşlarıyla iletişim halinde, alçak çete mensuplarına karşı mücadelesini uzaktan ama etkili olarak sürdüren Albay Nedim Ulusan’ın da askeri lise mezunu olmaktan övünç duyduğunu biliyorum.”

İmam Hatipli darbecileri nereye koyacağız ?

Askeri liseleri kapatırken, ortaokul seviyesine kadar indirilen İmam Hatip Liselerinin darbeci mensuplarını nereye koyacağız? 

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan uzaklaştırılan 3 bin civarında kurum mensubunun sanırım en az yüzde sekseni İmam Hatip Lisesi mezunu değil midir? 

Ya o haysiyet celladı hâkim ve savcıların, birisi açıklasa da hangi okul kökenli olduğunu öğrensek! 

Her İmam Hatipliyi masum ya da bunlara bakarak darbeci görmek ne kadar yanlışsa, askeri liselerin darbeci ürettiği tezi de o kadar yanlıştır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Gelinen nokta iflas noktasıdır.

Ama orada takılıp kalmak istemiyorum, kimse de istemiyor. 

Çünkü bu badireye seyirci kalma lüksümüz olmadığı gibi, çıkış yolu bulmak gibi bir sorumluluk omuzlarımıza çökmüştür. 

Bunun için aklı başında olan herkese görev düşüyor. 


Bu yolu açmak da size… 

Bunun için sade, basit ama zor bir yöntem var… 

Liyakati merkeze koymak ve sorun çözme becerisini devreye sokmak.

Bunun nasıl yapılacağı önemli ölçüde sizin göstereceğiniz ferasete bağlıdır. 

Bunun için sadece size oy verenleri değil, herkesi kucaklamanızı sizden bekliyoruz.

Cumhuriyet ve kurucularıyla kavga etmek bir yana onun herkesi hukuk karşısında eşitleyen felsefesine sahip çıkmanızı bekliyoruz.

Herkesin inancını kendisiyle Allah arasındaki bir ilişkiye indirgemesinin gerekliliği ortadadır.  Bunun siyasal bir örgütlenme için yapı taşı olarak ele alınamayacağını ilke olarak benimsemenizi ve taraftarlarınıza benimsetmenizi bekliyoruz.

Her dediğinize “evet” diyen ve size ve ülkenin geleceğine zerrece katkısı olmadığı açığa çıkmış bazı danışmanlarınızı da etrafınızdan uzaklaştırmanızı, gerçeğin sadık bekçilerine çevrenizde yer vermenizi bekliyoruz.

TBMM’yi gerçek hüviyetine kavuşturma iradesini sergilemenizi bekliyoruz.


Bunları yapmadığınız takdirde, benim gibi düşünen milyonları ikna edemeyeceksiniz. 

Ve ülkenin çökme tehlikesini giderek büyütecek ve muhtemelen ilk altında kalan da siz olacaksınız! 

Çünkü deniz bitti…

Saygılarımla.”

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz

Ne diyelim ?

Ahmet paşa denilmesi gerekenleri çok kibarca ve içtenlikle söylemiş !

Erdoğan‘ın gerçekleri işitmesi için kulaklarını, çevresini saran hainlere ve yalakalarına değil, savcısı olduğunu ilan ettiği kumpas davalarının kurbanı olmasına rağmen, ülkesinin yüksek çıkarı için ona iyi niyetle ve içtenlikle mektup yazabilen Ahmet Paşa‘ya açmasını dileyelim !

Hem de sonuna kadar….

TANER YILDIZ

img_3368

Yenikapı siyaset aşıkları atışması !

Usta gazeteci Yılmaz Özdil, parti liderlerinin Yenikapı’daki samimiyetsiz buluşmasını ve birlikte sahneye çıkışlarını, onların daha önce birbirlerini söyledikleri ağır sözleri kullanarak, keskin kalemiyle ve köşeli diliyle yazdığı köşe yazısı, Türkiye’de siyasetin Nasıl yapıldığını ve seviyesini bir kez daha gözler önüne serdi:
İşte o Yenikapı yazısı:

“– Hoşgeldiniz, buyrun.

Hoşbulduk.

– Geç otur şöyle yanıma lütfen… Sana yüzkarası, seviyesiz, kirli dudaklı, pensilvanya maşası, katil esed’in en yakın arkadaşı, dhkp-c avukatı, molotofçu, terörist dediğim için kusura bakma artık.

Rica ederim, sen de n’olur zekat soyguncusu, hırsızların hamisi, başçalan, omurgasız, utanmaz, oynak, cahil, yalancıların şahı, zalim, gözü dönmüş, küstah, insanda biraz utanma olur dediğime bakma lütfen, gönül koyma.

– Yok canım, siyasette küslük olmaz… Sen bana kukla, emir kulu, ışid kafalı, müslüman celladı, din tüccarı, gerikafalı, ormanda mı yetiştin deyince, ben de mecburen sana cibiliyetsiz, dik duramayan, tükürdüğünü yalayan, bonzai muhalefet, çapsız, sığ, iftiracı, ahlak yoksunu, siyasi sapık demek zorunda kalmıştım.

Haklısın, söz konusu vatansa gerisi teferruattır, sen bana paralel çete mensubu, kitap okuma özürlü, Kandil ortağı, amatör şeyhülislam, fırıldak, kıvırma, oy kullanmayı bile beceremedin, yeteneksiz tip deyince, bana da haliyle, pkk tutsağı, bilgisiz, çapsızlığıyla tanınıyor, dünya buna kıçıyla gülüyor, cinsel sapık demekten başka çare kalmamıştı.


– Bi ara sana eli kanlı darbeci, cani ruhlu, soysuz, terör örgütüne üye olduğunu görürseniz şaşırmayın, etrafa zehir saçıyor, hastalıklı ruh hali demiştim, kurban olayım hakaret olarak şey etme yani.

Canın sağolsun, senin için ahlak yoksunu, onursuz, kul hakkı yiyenin alnı temiz olmaz, bunun elleri de temiz değil, yatacak yeri yok, kıvırma olur da 180 derecelik kıvırmayı bunda gördüm, hayatımda bu kadar yalan söyleyen birini görmedim, bir hükümetin devleti nasıl soyduğuna tanık olduk, tipik vaka, ülkeyi yangın yerine çevirdi, maskeni indireceğim, birilerinin önüne yatmış, Hitler’e özenen diktatör bozuntusu, şeref ve namus kavramını sana hatırlatacağım dememe cevap vermeyip, mevzuyu uzatmadığın için asıl ben sana teşekkür ederim.

– Sen de gel bu yanıma otur lütfen, uzak kalma… Sana da vampir, kan emici, ırkçı, kafatasçı, çakma milliyetçi, şehit sömürücüsü, ağzından salyalar akıyor, köksüz, müfteri, alçak, adi, cahil, çirkin, bilinçsiz, pensilvanya ortağı, tahrikçi, eşkıya, bostan korkuluğu, zihniyle dili arasındaki kayış koptu dediğim için darılma lütfen.

Darılmam tabii… Sen de lütfen, çeyrek adam, İsrail bekçisi, siyonist nöbetçisi, kalpsiz, ahlaksız, onursuz, Türk hasmı, kaçak ve karanlık sarayında diktatörlük hesapları yapan 17/25 rumuzlu şahıs, musibet, haçlı müttefiki, vatana yabancı, akli melekeleri yavaşlamış, bilinçsiz, korkak, İmralı canisinin önünde diz çöktü, Kandil’in oyuncağı, bölücülerin maşası, diasporacı, ekmek hırsızı, hayasız, ikiyüzlü, tatminsiz iktidar hastası, saraydaki itlerine kuduz aşısı yaptırsın dememe .

– Aldırmam ben öyle ufak tefek şeylere, merak etme… Sen bana miting meydanlarında, fahiş hata, yakın tarihimizin en yanlış şahsiyeti, arızalı mizaç, kirli surat, demokrasinin önündeki kasis, fitne saçan, bu nasıl müslüman, bu nasıl insan, milli serveti zimmetine geçiren, açgözlü, israfçı, zıvanadan çıkmış, hezeyana batmış, milliyetçilik postuna bürünmüş, aklıyla arasını açmış, klinik vaka, pişkin, hayasız, sanki duvara konuşuyorum, ahlaksız, Allah korkusu yok, günaha girme kaygısı kalmamış, gıybete bel bağlamış, şerefi işportaya düşmüş, şerefsizliğin kara bulutu başının üzerinden ayrılmıyor, Türkiye’yi satıyor, böyle birinin cumhurbaşkanı olması milli manevi depremdir, senin yaptıklarına ancak iblis teşebbüs eder dediğin için… Ben de sana cevaben, bozkurtlarla dolaşıyormuş, insanları hayvanlarla tehdit ediyor, ben eşref-i mahluk olan insanlarla dolaşıyorum demiştim, evladı yok bunun, aile nedir bilmez, çoluk çocuk nedir bilmez demiştim, incitmedim umarım.

Amaaan, ne incineceğim Allah aşkına, lafı bile olmaz… Sen bana, marjinal sol örgütlerin maymunu, harcırahlarımı sadaka olarak sana vereyim, yavru muhalefet deyince, ben de sana mecburen, alçak, zehirli dil, rezil, çakal, senin etrafındakiler insan suretindeki ahlaksız, senin etrafındakiler esfel-i safilindir demiştim, üzmemişimdir umarım.

– Üzülmek ne kelime, helal olsun, böyle ufak tefek dokundurmalar olmasa, tadı olmaz… Hadi hep beraber kürsüye çıkıp el sallayalım.

Çıkalım çıkmasına da, bunca kepazelikten sonra, ahali bunu yer mi yahu?


– Yok be, ne ahalisi… Bırak bunu yemeyi, dün akşam ne yediklerini hatırlıyorlarsa, aha buraya yazıyorum, bavulları toplar sarayı boşaltırım, o derece yani.

– Peki ya medya?


– Medyayı düşünmeyin siz, bu konuda çok şanslıyız, dünyada böyle omurgasız bi medya görülmemiştir, özlenen tablo filan diye çoktan goygoya başlamışlardır. Ama şu seninkileri uyar biraz lütfen, kantarın topuzunu kaçırıyorlar, yalakalıkta bizimkileri geçtiler.

Cin gibisin valla, boşuna şark kurnazı demiyorum ben sana.

– Parti genel başkanı olmasam, direkt sana oy vericem, o kadar takdir ettim yani.

– Anlaştığımıza göre, tamamız galiba, ufak ufak kürsüye çıkalım şiir okuyalım.

Buyrun çıkalım.


Siz önden buyrun lütfen.

Rica ederim, önce siz.


İstirham ederim.


– Israr ediyorum.

Ant verdim.

Ölümü öp.


– E, peki hadi önce ben çıkayım bari, binali ver koçum müziği… hulusi sen de şurdan üç demli çay kap, dönüşte içelim.

Yılmaz Özdil


Ne diyelim ?

Yenikapı’da sahnelenenen ve hiç te samimi olmayan bu siyasi şov, Türkiye’de politikacılık demek fırıldaklık demektir gerçeğini bir kez daha yüzümüze ve çarpmış, gözümüze sokmuştur !

TANER YILDIZ 

img_3317-1

Batmakta olan AB gemisini ilk olarak İngilizler terketti !

Büyük Britanya “küçük britanya” olmayı seçerek, Avrupa Birliği’ne elveda dedi !

Yunanistan’ın iflas ettirilip Yunan halkının resmen aç bırakılmasıyla ilk darbeyi alarak sarsılan ve arkasından da müslüman mültecilerin dalgalandırdığı açık denizin ortasında birden bire bir o yana bir bu yana sallanmaya başlayan ve geniş güvertesinde sahiplerinin ‘vur patlasın çal oynasın dans edip pahalı Fransız şampanyası, ucuz Alman birası ve soylu iskoç viskisi yudumladığı ‘ 28 ortaklı kocaman ve zengin gemiye,  iç savaş kaçkını yoksul ve çok çocuklu Suriyeli sığınmacıların üst üste ve balıklama doluşmasıyla birlikte açılan koca delikten su alınca şimdi de kıç tarafına oturmaya başlayan, anlı şanlı ve de pek de şatafatlı Avrupa Birliği AB gemisi İngiltere açıklarında batıyoruzSOS“u verdi !

İngiltere bu sabah 51,9 büyüklüğünde AB’den ayrılma depremiyle sarsıldı. 

İngiliz halkı bu sabah her zaman ki gibi Bethoween’in 9. senfonisinin bitiş bölümüyle değil,  çok yüksek sesli ve tiz çığlıklı bir ayrılık marşıyla uyandı. 

İngiliz halkı halkoylamasında %52 çoğunlukla AB’den çıkalım (Brexit) dedi.

Böylece 43 yıl süren  ve karşılıklı sevgiden mahrum olduğu için ara sıra çıkar çekişmeli geçen AB ile mantık evliliği boşanmayla sona erdi. 

Milliyetçiler kazandı liberaller kaybetti !

Avrupa’nın tüm yabancı düşmanı ve ırkçı partileri zafer çığlıkları attı. 

Zengin bölgeler “ayrılmayalım” derken yoksul bölgeler “ayrılalım” dedi. 

AB’de kalma (Bremain) yanlısı İngiltere Başbakanı David Cameron , rakibi ‘Çeyrek Türk Boris‘in kapısını çalmasını beklemeden görevinden istifa etti. 

AB’den çıkma (Brexit) yanlısı çeyrek porsiyon Türk Boris Jonsson şimdi 10 numaralı adresteki  Cameron’un yerine göz dikti !


Avrupa’daki başta Fransız ve İsveç ırkçıları, yabancı ve müslüman partileri bayram etti. Biz de “halkoylaması isterüükk” diye sesini yükseltti.

Dünyanın en akıllı milleti olarak bilinen İngilizlerin bu sürpriz kararı dünyayı şaşırttı.

Başta İngiliz borsası olmak üzere dünya borsaları tepetaklak oldu.

İngiliz parası Sterlin’in değeri yere çakıldı ve son 30 yılın en düşük seviyesine indi. 

Kredi derecelendirme kurumu S&P Birleşik Krallık’ın 3A olan statüsünü aşağıya çekeceğini açıkladı.

Altın fiyatları uçtu, petrol fiyatları düştü !


Küreselleşmenin getirdiği refahtan umduğunu alamayan sahil kasabaları, kırsal alanlar ve iç bölge bölgeler ayrılmacıların safında yer tuttu.

Bir başka deyişle İngiltere’nin dar gelirli ve eğitim seviyesi düşük işçileri ve köylülerinden oluşan alt sınıfları bana faydası olmayan AB’den çıkalım o zaman dedi. 
Ayrıca kararlarında akla dayalı rasyonel nedenlerden çok öfke, korku, güvensizlik ve kibir gibi bir dizi önyargılar da rol oynadı.

Geleneksel İngiliz kendini beğenmişliği devreye girdi. Milliyetçilik, ırkçılık, yabancı ve müslüman düşmanlığı ile kendini başkalarından üstün görme duyguları ağır basmış oldu.

Halbuki bu ayrılma kararından sonra İngiltere’de yaşanması kaçınılmaz olan ekonomik daralmadan ve yatırımların düşmesinden dolayı artacak olan işsizlikten en çok etkilenip zarar görecek olanlar da bu yoksul kesimler olacak.

Buna karşın AB’den çıkış kararından yara alması kaçınılmaz olan dünya finans merkezi Londra ve İskoçya gibi İngiltere ekonomisinin omurgasını oluşturan en zengin liberal bölgeleri AB’de kalalım dedi.

AB’den ayrılmayı hiç istemeyen İskoçya bu karardan sonra belki de Britanya Birliği’nden ayrılacak !

İngiltere’nin Avrupa Birliği’ni terketmesi belki de AB’nin çözülmesinin başlangıcı olabilecek. 
Halkoylaması sonuçları Avrupa’daki aşırı sağcı, milliyetçi, dinci, yabancı düşmanı ve islamofobik  partilerin öne çıktığı Macaristan, Fransa, Hollanda, Polonya ve İskandinavya ülkelerinde AB’den kopma rüzgarlarını güçlendirecek.


Fransa, İtalya, Hollanda, İspanya ve İskandinavya ülkelerde de ayrılıkçıları ve ırkçıları yüreklendirecek.

Halkoylaması sonuçları açıklandıktan sonra Fransız aşırı sağının lideri olan Marine Le Pen bir sevinç çığlığı eşliğinde şöyle bir tweet attı: “ Bu özgürlüğün bir zaferidir. Şimdi aynı halkoylamasını Fransa ve diğer AB ülkelerinde yapmalıyız.”

Yine İsveç aşırı sağcı ve yabancı düşmanı İsvwç Demokratları partisi lideri Åkesson’da oylama sonucunu alkışlamış, cesur İngiliz halkını kutlamış ve aynı halkoylamasının İsveç’te de yapılmasını talep etmiştir.

Bu AB’den çıkış kararı bir boyutuyla Türkiye’nin AB üyeliği konusunu da rafa kaldırmış olacaktır.

Bu zamana kadar Türkiye’nin AB üyeliğine İsveç dışında en büyük desteği veren İngiltere’nin AB”den ayrılmasıyla Türkiye’nin AB tam üyesi olma umutları da büyük yara almış oldu. 

Buna rağmen halkoylaması öncesi propaganda sürecinde AB’den çıkmak isteyenler İngiliz politikacıları Türkiye’nin muhtemel üyeliğini çok başarılı bir biçimde halkı korkutmak için kullanmaktan hiç çekinmememişler ve aynı korkuyu diğer AB ülkelerinde de tekrar hortlatmışlardı. 

Şimdi artık Türkiye’nin zaten Erdoğan’ın öngörülemeyen istikrarsız politikalarından ve tehditlerinden dolayı neredeyse sıfırlanan AB üyelik olanakları tamamen ortadan kalkmış gibi oldu. 

Türkiye AB’den tamamen uzaklaştırılacak, Erdoğan’ın tek adamlık propagandasına ve Türkiye’nin Orta Doğululaşmasına batı ülkelerinden hiç ses çıkmayacak.

Hele bir de Amerikalılar dengesiz ırkçı ve İslam düşmanı Donald Trump’u başlarına Başkan seçerlerse seyreyleyin siz o zaman Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun durumunu !

Ne diyelim ?

Avrupa havasını kapladı kapkara bir bulut, Türkiye sen artık AB’yi ömürboyu bir güzel unut  diyelim !

Biz de şimdiden AB’siz bir İsveç’e hazır olalım !

Dünyanın en akıllı ulusu olan, 5 kıtaya yayılan ve üstünde güneş batmayan Büyük Britanya dünya imparatorluğu kuran İngilizler’de yabancı sığınmacı tehdidi “gazına getirilince” bazen aptalca karar alabiliyormuş !

TANER YILDIZ 

img_3309

İsveç Meclisi’nin utanç günü !

İsveç’te ırkçılar bayram yapıyor! 

İsveç Meclisi ırkçıların istediğini ve dediğini yaptı !

Anlı şanlı 500 yıllık İsveç Meclisi’ni (Riksdag)  İsveçli ırkçılar parmağında oynattı !

Meclis ezici çoğunlukla sığınmacıya hayır dedi ve uluslararası yasalar ve BM kararları güvencesindeki sığınma hakkını resmen askıya aldı. 

Vicdanlı İsveçliler ise bu sert yasadan utandı !

Kabul : 240
Ret : 45
Çekimser: 30
Oylamaya katılmayan: 34

 İsveç Meclisi, sığınmacı ve yabancı kanına susamış ırkçılarına rüyalarında göremeyecekleri bir Yazortası Bayramı (Midsommar) hediyesi verdi !

Üstelik bu yüzkarası yasanın kabul edidiğini dünya aleme ilan etmek için de “Karar Tokmağı“nı ırkçı parti SD‘nin eline tutuşturmayı tercih etti ! 

Bu zafer şerefinin aslında onlara ait olduğunu kibarca ve diplomatca belli etti ! 

Irkçı İsveç Demokratları partisinden (SD) Meclis Başkanı 2. yardımcısı Björn Söder‘in oylama sonrası elindeki karar tokmağını masaya indirdiği anda sanki savaş kazanmış kahraman bir general gibi sevinçten gözleri parlıyordu !

İnsan haklarına aykırı olan, sığınma hakkını kısıtlayan hatta tümden askıya alan ve İsveç’i sığınmacılara tamamen kapatan yeni sığınmacı yasası, Solcu Sosyal demokratların, ırkçı İsveç demokratlarıyla ve sağcı Moderatlarla elele vermesiyle ve ezici bir çoğunlukla ve de alkışlarla İsveç Meclis’inden dün öğleden sonra geçti. 

Temel bir insan hakkı olan sığınma hakkına yapılan bu büyük ihanet, ezici bir çoğunlukla sonuçlanan oylamayla ve  açıktan bir ırkçının eline verilen bu karar tokmağıyla taçlandırıldı. 

Korunmaya muhtaç müslüman sığınmacıları İsveç’e yönelik en büyük dış tehdit olarak gören ve paradoksal olarak siyasi yelpazede birbirinin zıddı olarak konumlanan üç ayrı parti aynı cephede saf tutup düşmana karşı birleşti !


Solcu Sosyal demokratlar, sağcı Moderatlar ve ırkçı İsveç demokratları ilk defa aynı yasaya sanki birlikte kutsal bir yemin etmişcesine  firesiz kabul oyu verdi.

Hükümet ortağı Yeşil Hümanist Miljö parti, utancından kıpkırmızı olmuş yüzünü saklayarak 4 firesiyle yasaya kabul oyu verdi.

Sosyalist Vänster partisi ve Merkezci Center partisi omurgalı durdular ve ikisi de firesiz ret oyu verdi. 

Dindar Hristiyan demokratlar firesiz ve Hürriyetçi  Liberaller de bir fireyle oylama da ürkek davranıp çekimser kaldı. 

Miljö Partisi’nden 4 milletvekili partisi yerine vicdanının sesini dinledi ve yasaya ret oyu verdi. Liberal partili milletvekili Birgitta Olsson’da ret oyu verdi. 

İsveç üretime hiç katkısı olmayan, vergi ödemeyen, çoğu çok çocuklu olan müslüman sığınmacıları ülkesinde istemiyor. Çünkü bu çocuklar ancak uzun yıllar sonra üretime katılabilecekleri için bunların yuva, okul, sağlık bakımı ve sosyal yardım gibi giderleri için borçlanmasını gerektiren devasa harcamalar İsveç devletinin gözünü korkutuyor.   

Yeni sığınmacı yasası şunları getiriyor: 

İsveç sığınma hakkını kağıt üstünde korusa da uygulamada üç yıllığına askıya alacak.

Artık İsveç her yıl sadece BM kontenjanından gelen 1900 sığınmacıyı o da üç yıllığına geçici olarak ülkesine kabul edecek. 

Kontenjan sığınmacıları 3 yıl ve çoğunluğu Suriyeli olan ve savaştan kaçan ‘korunmaya muhtaç’ sığınmacılara ise en uzun 13 ay süreli geçici oturum izni verilecek.

Oturum izni korunma ihtiyacının sürdüğüne bakılarak yine geçici olarak uzatılacak. 

Kendini geçinderecek bir işte çalışmayan sığınmacı Daimi Oturum İzni olan PUT alamayacak.

PUT izni alamayan ve ailesini geçindirecek bir işte çalışmayan sığınmacı eşini ve çocuklarını İsveç’e getiremeyecek. 

İsveç’te sürekli oturum hakkı veren PUT iznini alabilmek için sığınmacının geçici izninin sona ermesi ve düzenli olarak kendisini geçindirmeye yetecek bir işte çalışıyor olması şart olacak.

Artık geçici oturumlu Suriyeli ve diğer sığınmacılar ülkelerinde ya da Türkiye’de bıraktıkları ailelerini yanlarına alamayacak. 

Çocuklu aileler parçalanacak. İsveç’e sığınmış ancak PUT izni alamamış anne ve babalar arkalarında bıraktıkları çocuklarına kavuşamayacak. 

Sadece yıllık 1900 kişilik kontenjan sığınmacılarının eşini ve 18 yaşından küçük çocuklarını yanlarına almasına izin verilecek.

Meclis’ten dün geçen yasa şimdilik 3 yıllığına geçici olarak yürürlükte kalacak ve 20 Temmuz 2016’dan itibaren uygulamaya konulacak.

Bu yasa 24 Kasım 2015 ‘ten sonra İsveç’e sığınma başvurusunda bulunmuş olanlara geriye dönük olarak uygulanacak. Bu tarihten önceki sığınmacı başvurularını kapsamayacak.

Bu sert yasayla İsveç’teki sığınmacının aile hasretiyle yanması ve bu ayrılığa dayanamayıp kendiliğinden geri dönmeye zorlanması amaçlanıyor.   

Ne diyelim ?

İsveç Meclis’i bu insan haklarına aykırı kararıyla benim gözümde demokratik bekaretini yitirdi. 

Bundan sonra bu zamana kadar ırkçılar tarafından dillendirilen tüm yabancı düşmanı yasalar ve uygulamaların önü açıldı ve bunlara bir anlamda yeşil ışık yakıldı.

Yabancı kökenli İsveçlileri İsveç’te zor günler bekleyecek gibi. Irkçı faşistlerin rap rap postal sesleri artık kulaklarımızı tırmalamaya iyiden iyiye başladı.

Şimdi sıra da hangi yabancı düşmanı ırkçı yasalar var acaba?Örneğin:

  • İsveç vatandaşlık hakkının geri alınıp yabancı kökenlilerin ülkelerine zorla geri gönderilmesi !
  • Yabancı kökenlilerin Trafik suçundan bile vatandaşlıktan atılması !
  • Yabancı çocukların etnik İsveçli çocuklarla aynı okula gitmesinin engellenmesi ve yabancılara özel ayrı okullara gönderilmesi !
  • Yabancı kökenlilerin bazı semtlerde oturmasının engellenmesi ve sadece yabancıların oturabileceği gettolara yönlendirilmesi !
  • Etnik İsveçli ve yabancı kökenlilerin çalıştığı işten farklı ücret alması, sosyal refah yardımlarından sadece etnik İsveçlilerin yararlandırılması ve bu imkanlardan yabancı kökenlilerin dışlanması !
  • Öncelikle müslüman yabancı kökenlilerin toplu sınırdışı edilmelerini sağlamak için üç büyük “Toplama Kampı”nın birinin Kuzey İsveç’te, diğerinin Orta İsveç’te ve ötekisinin de Güney İsveç’te inşa edilmesi. Alternatif olarak bunların sadece İsveç’in belli coğrafi bölgelerin de barındırılması ve diğer bölgelere girişinin yasaklanması. 
  • Etnik İsveçlilere ayrı, yabancı kökenlilere ayrı emekli maaşı ödenmesi !
  • Yabancı kökenlilerin seçme seçilme hakkının elinden alınması, yüksek dereceli devlet memurluklarına atanmalarının engellenmesi !
  • Hakim, savcı, subay ve polis olmak için etnik İsveçli kan bağı aranması şartı getirilmesi !

Liste uzar gider…..

Belki bazılarınız içinizden;, “-Sen  de amma da abartmışsın ha, bu kadarını da yapamazlar ki !” diye geçiriyorsunuz her halde ? 

SD iktidara geldiğinde bu fantezilerini gerçekleştirmeye çabalayacağını ve ilk işlerinin vatandaşlık konusu olacağını ve yabancı kökenlileri kolaylıkla sınırdışı edebilmek ya da haklarını kısıtlamak için buradan başlanacağını her fırsatta söylüyor. 

Etnik isveçlilerle yabancı kökenlilerin eşit haklara sahip olmasına karşı çıktığını saklamıyor.

Çok değil daha bundan 5 -10 yıl öncesine kadar Björn Söder gibi test edilip onaylanmış  bir ırkçının İsveç Meclisi karar tokmağını bırakın masaya vurmasını, o tokmağa elini bile sürebilmesine ben de dahil hiç kimse inanmazdı ve güler geçerdi. Ama bakın şimdi gerçek oldu.

Siz birkaç seçimden sonra bu ırkçıların bir de Mecliste çoğunluğu ele geçirip Meclis başkanı olarak bu karar tokmağının sahibi olmasını ve ayrıca “hükümet mührünü de ceketinin mendil cebine koymasını ” bir bekleyin. Ondan sonra da  bu SD’lilerin neler yaptığını bir güzel seyreyleyin !

Ben de sizin gibi bunların olabileceğini aklımdan bile geçirmez ve  inanmazdım ama bunları gördükten sonra niçin olmasın ki demeye başlıyorum. 

O alışık olduğumuz eski İsveç cenneti yok artık ne yazık ki !

Tehlikenin farkına varalım !
Ve şimdiden yavaş yavaş bunlara hazırlıklı olalım !

TANER YILDIZ

img_1207

Silah tüccarı Gavur Huber’in köşkünde oruç bozduran Cümbüş Sofrası !

Bu kaçıncı İftar eğlencesi Ya Rabbi!

Ne mecburiyeti var bu yoksul halkın bunları besleyip semirtmeye ?

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 


Artık her Ramazan’da kurulan İftar-ı Yağma Sofraları, Tevfik Fikret’in ünlü Han-ı Yağma şiirini sanki bu günleri görmüş gibi yazdığını akla getiriyor. 1912’de haykırdığı bu şaheser şiir son 14 yıldır güncelliğini sürekli korumaya devam ediyor.

İFTAR-I YAĞMA SOFRASI !

Şair Tevfik Fikret (1867-1915)
 

YAĞMA SOFRASI

Bu sofracık, efendiler –ki bekler yutulmayı
Huzurunuzda titriyor –şu ulusun hayatıdır

Ulusun ki acılı, ulusun ki eşiğinde ölümün!
Ama sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız besbelli yüzünüzden;
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?

Şu doyumcu sofra, bakın gelişinizle övünçlü!
Hakkıdır kutsal savaşınızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin, efendiler yiyin; bu iç şenliği sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say:
Soy sop, şeref, gösteriş, oyun, düğün, konak, saray,

Tüm sizindir efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Tüm sizindir, tüm sizindir, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün sindirimi biraz ağır olsa da yok zarar,
Görkemli yüceliği, öç alıcı sevinci var,

Bu sofra gönül almanızdan böyle ısınır ve ışıldar.
Sizin şu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını,
Varlığını, hayatını, umudunu, hayalini,

Tüm olanca rahatını, olanca gönül balını,
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!

Bugün ki mideler sağlam, bugün ki çorbalar sıcak;
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin, efendiler yiyin; bu cümbüşlü sofra sizin;
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

TEVFİK FİKRET

(Günümüz Türkçesiyle: Ceyhun Atuf Kansu)

Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan Köşkünde aralarında eski pavyon dansözleri ve türkücüleri de olan kendine özel seçmece misafirlerine İftar ziyafeti vermiş.. 

Dekolte kıyafetli şarkıcılar ve yalaka ceketli üfürükten türkücüler, Gavur Huber’in İstanbul’a tepeden bakan şatafatlı köşkünde, oruç tutmadıkları halde yoksul müslüman halkın sırtından iftar cümbüşü yapmışlar.  

Saray soytarıları ve her devrin oyuncakları bilumum yanardöner sazendeler, rakkaseler ve türkücüler başta yalakalık başdanışmanı Yalakabaşı  Yavuz Bingöl, Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Bülent Ersoy,  Emel Sayın, Sibel Can, Seda Sayan, Gülben Ergen, Hande Yener, Serdar Ortaç, Alişan,  Petek Dinçöz, Esra Erol,  Müge Anlı, Hakan Ural, Berdan Mardini, Coşkun Sabah, Hakan Peker, Cengiz Kurtoğlu, Murat Dalkılıç, Zara, Mustafa Ceceli, Kutsi bu şatafatlı cümbüş sofrasında Erdoğan çiftini şenlendirmişler…

Yüzlerine kondurdukları fettan ve yapmacık gülücükleriyle beleş ziyafet sofrasına kurulmuşlar, eşsiz boğaz manzarası eşliğinde bir güzel yemişler, içmişler, yalamışlar, yutmuşlar. Hesabı ise kendi fakir gönlü zengin yoksul müslüman halka ödetmişler.  Kadın olanları bay ve bayan Erdoğan’a yılışık yılışık kıvırtmışlar, erkek olanları da sırıtık sırıtık  yanaşmışlar… Kırma kraliçe Bülent ise türban kraliçesinin dizinin dibinde, hem yılışmış, hem kıvırtmış, hem sırıtmış hem de bazen yusyuvarlak top pozisyonu alarak Filli boya küpüne batırılmış ay yüzüyle hem gerdan kırmış hem de endam sallamış !  Saraylarda, köşklerde ve beş yıldızlı otellerde karnı tok sırtı pek olan ve oruçta tutmayan seçmece yalakalara, yoksul halkın sırtından kurulan haram ziyafetlerin ardı arkası kesilmiyor ve bu yağma sofraları tüm Türkiye’yi kasıp kavuruyor.

Erdoğan’ın süzdüğü Müge Anlı sanki ; “-Hiç merak etmeyin efendim, kayıp diplomanızın peşindeyim, çok yakında bulacağım” der gibi !
 İftar cümbüşü ‘sanayisi’ bir aylık sezonunda her geçen yıl cirosunu katlayarak artıyor.  

Bakın Erdoğan’ın verdiği bir İftar Ziyafeti’nde neler bulunuyormuş :

İftariyelikler : Pide, Lavaş, Tereyağı, Bal, Siyah ve Yeşil zeytin, Beyaz, Tulum ve Kaşar peyniri, Kuşgömü Pastırma, Ceviz, Domates, Salatalık, lüks Hurma çeşitleri, Karpuz, Kiraz, Mevsim Salatası, Çay, Meyve suyu ve Su. 

Ara sıcaklar: Güllüklü Çorba, Zeytinyağlı tabağında közlenmiş Kırmızı Biber içinde Peynir, Zeytinyağlı Enginar ve Ekşili Kuru Patlıcan Dolma.

Ana yemek: Kuru Erik soslu Dana Madalyon yanında Bademli Sebze Yahnisi ve Kremalı Patates

İçecek: Osmanlı Şerbeti ve taze sıkılmış meyve suları

Tatlı: Tahinli, Cevizli ve Kaymaklı Kabak Tatlısı.

Ne yazık ki yoksul halkın yarısı, ağzını şapırdata şapırdata ve alık alık bu yiyicilere bakıyor ve bir gün sıra belki bana da gelir diye ses çıkarmayıp “mühlüz tesellisi” buluyor.

Ne diyelim ?

Allah kabul etsin demeyeceğim, çünkü etmeyeceğini adım gibi biliyorum.. !

Haram olsun da demiyeceğim, çünkü öyle olduğunu da soyadım gibi biliyorum !

Tek şey diyeceğim :

Zehir zıkkım olsun !!!

TANER YILDIZ



Şiirin Osmanlı Türkçesiyle yazılmış orjinali:

 HAN-I YAĞMA

Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor – bu milletin hayatıdır; 

Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir? 

Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray, 

Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var. 

Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini 

Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak! 
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak! 

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret 

img_3289

İsveç 3,7 milyon vatandaşına 29 milyar kron tatil harçlığı dağıttı !

İsveç Vergi Dairesi bu yıl da İsveçlileri sevindirdi. 

Vergi iadesi (skatteåterbäring) ödemelerinin ilk etabına başlandı. 

3 milyon 700 bin vergi mükellefinin banka hesabına en geç İsveç’in geleneksel Yazortası Bayramı Midsommar (24 Haziran) tatilinden önce 29 milyar kron vergi iadesi yatırılmış olacak. 

Böylece milyonlarca İsveçli cebinde daha fazla parayla daha rahat gezme ve tatil yapma olanağı bulacak !

Vergi dairesi, yıllık Gelir Beyannamesini (inkomst deklaration) internet ve telefon aracılığıyla yapmayı tercih eden yaklaşık 5,8 milyon İsveçlinin bildiriminin ilk tur incelemesini bitirdi.

3.697.208 vergi mükellefi 28.724.175.001 kronluk vergi iadesi pastasını paylaştı. 

2 Mayıs’tan önce beyannamesini vermiş ve banka hesabını Vergi Dairesi’ne bildirmiş olanların paraları, hesaplarına 7 Haziran‘dan ititibaren yatırılmaya başlandı. Herkes parasını en geç Yazortası Bayramı Midsommar öncesinde almış olacaktır.


100 kronun altındaki vergi iadeleri ödenmeyip vergi hesabında (skattekonto) tutulacaktır. 

Banka hesabını bildirmemiş olanların vergi iadesi 2 bin kronun üzerinde olması halinde paraları adreslerine posta havalesiyle gönderilecektir. 

Vergi iadesi 2 bin kronun altında ise doğrudan ödeme yapılmayıp bu para kendi adlarına açılmış vergi hesabında tutulacaktır. 

2 bin kronun altındaki vergi iadesi parasını almak isteyenler ya vergi dairesiyle ilişki kurarak parasını isteyecek  ya da e -kimliği (Mobil Bank Id) aracılığıyla adına açılmış vergi hesabına girerek kendi banka hesabına aktarabilecektir. 

İcra Dairesi (Kronefogden) nde borcu olanların vergi iadesi öncelikle İcra Dairesi’ne gönderilir. Ancak bu borç ödendikten sonra üste kalan tutar vergi mükellefine iade edilir. 


Pastadan ne kadar pay aldığını hemen öğrenmek ister misin ?

E – kimlik (Mobil Bank Id) sahibi olanlar 7 Haziran’dan itibaren internet üzerinden skatteverket.se adresinden kendi vergi hesabına girerek ne kadar vergi iadesi alacağını öğrenebilirler.

Kesinleşmiş Vergi Tahakkuk Belgesi (Slutligskattbesked) 15 Haziran’dan itibaren gönderilmeye başlanacaktır. Gönderimler arka arkaya birkaç aşamada yapılacağı için aynı semtte oturanlar belgesini farklı günlerde alabilirler. Komşunuza ya da arkadaşınıza tahakkuk belgesi sizden önce gelebilir. Ama herkes belgesini Midsommar’dan (24 Haziran) önce  almış olacaktır.

Beyannamesini internet aracılığıyla yapmış ve banka hesap numarasını bildirmiş olmasına rağmen kimi vergi mükellefleri paralarını ve tahakkuk belgelerini Midsommar’dan önce alamayabilirler. Bunun nedeni ise bu kişilerin gelir ve gider tutarları önceden basılı beyannamelerinin üzerinde yaptıkları değişikliklerden dolayı elden incelemeye takılmış olmasıdır. 

Yani beyannamede yer alan bilgilerin yeni bilgilerin ve tutarların doğruluğunun bir vergi memuru tarafından elden incelenip kontrol edilmesi gereğidir.

Beyanname incelemesi Haziran ayında bitirilemeyen vergi mükellefleri, paralarını ve kesin tahakkuk belgesini bir daha ki ödeme dönemi olan Ağustos ve Eylül ayında alacaklardır. 

Eylül’e kadar incelemesi tamamlanamayanların ise muhtemel paraları ve kesin tahakkuk belgesi yıl sonu Aralık ayına kalacaktır.

İsveç’in nüfusu 9,5 milyon’dur. Bunların 7,4 milyonu vergi mükellefidir.

İsveç’in en eski, en köklü, en güçlü ve en iyi işleyen devlet kurumu Vergi Dairesi‘dir. 

Her vergi mükellefinin kendi adına açılmış bir vergi hesabı (skattekonto) vardır. 

Her dört İsveçliden üçü yıllık gelir vergisi mükellefidir. Herhangi bir geliri ya da kazancı olan herkes yılda bir kez vergi beyannamesi vermek ve yıllık gelirinin ortalama üçte birini (en az % 30) devlete vergi olarak ödemekle yükümlüdür. 

Her yıl  Vergi dairesi’ne verilen 7,4 milyon Vergi beyannamesi optik tarama ya da elden denetim yöntemiyle incelenip kontrol edilir ve her mükellefin vergileri ince ince ve kuruşu kuruşuna hesap edilir. 

Gelirinden fazla oranda vergi kesintisi yapılmış olanlara bu fazla tutar 1 kron bile olsa iade edilip geri ödenir !

Yine hesaplama sonrası vergisini eksik ödediği ortaya çıkanlara da bu eksik tutar 1 kron bile olsa geri ödettirilir !

Ne diyelim ?

Tatil harçlığını alıpta neşelenenlere iyi tatiller dileyelim.

Burası İsveç !

İsveç devleti vatandaşından vergi almasını çok iyi bilir, vergi kaçırmasına da hiç göz yummaz.

 Ancak vatandaşına hak ettiğini vermesini çok daha iyi bilir, hakkını da hiçbir zaman yemez ! 

TANER YILDIZ 

img_3272

Bu delik deşik okuldan çıkan Türkiye birincisinin DİPLOMASI GERÇEK !

Güneydoğu’nun 30 çocuk kahramanı teröre boyun eğmemişler ve TEOG Sınavı’ndan Türkiye birincisi çıkarak şiddete karşı eğitimle en güzel cevabı vermişler !

Bu çocuklar camları ve duvarları yüzlerce mermiyle delik deşik edilmiş ve sınıfları yakılmış bu okuldan çıktılar, hendekleri aştılar ve TEOG Türkiye birincisi oldular !

Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sınavı Türkiye birincileri aylarca sokağa çıkma yasağı konulan, evleri  cayır cayır yakılıp tankla topla yıkılan Şırnak- İdil‘den, Hakkari – Yüksekova‘dan, Mardin- Kızıltepe‘den, Mardin – Dargeçit‘ten Mardin – Nusaybin‘den, Mardin – Midyat‘tan, Mardin Artuklu‘dan, Mardin – Mazıdağı‘ndan çıktılar. 

Ezgi Beytaş Muş -Varto’nun 5 ailelik uzak bir mezrasından, Mahir Gündoğdu Tunceli Çemişgezek’in dağ başındaki bir yaylasından çıktı! 

Çok korktular ama yılmadılar, ailelerinin yanlarından ayrıldılar, teröre rağmen korkmayıp bölgede kalan öğretmenleri tarafından barikatların ve çukurların içinden alınarak Mardin ve Batman’daki pansiyonlara, taşımalı ya da yatılı okullara yerleştirildiler. Korkularını umutlarıyla ve çalışkanlıklarıyla bastırdılar. 

Terör karanlığının kapladığı geleceklerine uzanan yolu, eğitim meşalesinin saçtığı ışıkla aydınlattılar. 

Birçok anlı şanlı özel okul ya da koleji arkalarında bıraktılar ve bunu sadece devlet okulunda aldıkları eğitimle ve azimle başardılar.

Gelin onları biraz tanıyalım:

İşte terör canavarını zor şartlarda eğitimle yenen küçük Kahraman’larımızın bazıları : EZGİ BEYTAŞ, soruların tamamını doğru yanıtlayıp 120 tam puanıyla Türkiye birincileri arasında yer aldı.   Muş – Varto ilçesinin Dağcılar köyü Seyit Kamer mezrasından taşımalı eğitim sistemiyle Çaylar köyündeki Yatılı Bölge Orta Okuluna  atlı kızakla giden Beytaş, img_3279“- Sadece Devlet Okulumuzdaki kurslarla başardım. Başka özel bir ders almadım. Ben şaşırmadım ama ailem şaşırdı. Doktor olup, kendi köyüme hizmet vermek istiyorum” demiş.


MAHİR GÜNDOĞDU‘da 120 tam puanla Türkiye birincisi oldu. Tunceli’nin Çemişgezek Payamdüzü Ortaokulu öğrencisi olan ve okuldan arta kalan zamanlarını çobanlık yaparak geçiren Mahir Gündoğdu:   “- Koyun otlatmaya gittiğimde yanımda ders kitaplarımı da alıyorum. Ailem beni hiç ezmedi hep destek oldu, Öğretmenlerim hem okulda hem de okuldan sonra çok ilgilendiler. Bütün öğretmenlerime teşekkür ediyorum. Ege illerinden birinde fen lisesi okumak istiyorum. İleride doktor olmak istiyorum” demiş.   Hemşehrisi Kemal Kılıçdaroğlu özel olarak Mahir’e telefon edip kutlamış !



YUNUS ÖZEL
Şırnak – İdil’de yaşıyor, 120 tam puanla Türkiye birincisi oldu. 7 çocuklu ailenin 5’inci çocuğu olan Yunus sokağa çıkma yasağı başlayınca Batman’da açılan kursa gitmiş. Yunus, “-Verilen ders programına bağlı kaldım. Dünya ile bağlantımı kestim. İnterneti unuttum. Başarılı olmak için önce inanmak gerekli. Ben de buna inanarak başladım. Gecemi gündüzüme katarak bu sayede başarılı oldum. Başarılı bir öğrenci olmak için öncelikle interneti ve televizyonu unutmak şart” demiş.

DENİZ İLAYDA aslen Eskişehirli. Deniz de  120 tam puanla Türkiye birincisi. Babası asker olduğu için Eskişehir’den Mardin’e gelmişler. “– Yeni çevreme daha alışamadan terör olayları başladı. Her gün babam operasyona giderken yüreği ağzıma geliyordu ama yine de tüm azmimle çalıştım” demiş. 



İREM TOPRAK, 
 Bitlis – Tatvanlı 10 kişilik ailesinin en küçük çocuğu. İrem de 120 tam puanla Türkiye birincisi. “- Başarımı, evde düzenli çalışmama, ailemin ve öğretmenlerinin desteğine borçluyum, onlara teşekkür ediyorum ” demiş. 



ELİF ÖRÜNÇ
, Şırnak – İdil’den. 119 puan almış. Terör olayları nedeniyle psikolojisinin sınavında kendisine engel teşkil edeceğini düşünmüş, ancak öğretmenlerinin kendisine inanması sayesinde başarılı olabildiğini dile getirmiş. Elif “-Yeni okulumuz sa çok iyi bir çalışma ortamı bulduk,  Etüt dersleri sayesinde başarılı üç ay geçirdik. Geri kaldığımız derslerimizi aldık, bunun yanında TEOG sınavına hazırlandık. Çok verimli geçti. Öğretmenlerime ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Sınavda, 120 sorudan 119’u doğru cevapladım.” demiş.



BARAN İNAN
: Şırnak – İdil’den 9 çocuklu bir ailenin 6’ıncı çocuğu. 119 puan aldı. Babası İstanbul’da işçi olarak çalışıyor. Sokağa çıkma yasağı ilan edilince ailesi köye geri dönmüş. Baran ise Batman’daki yatılı okula gitmiş. Fen Lisesi’nde okumak isteyen Baran “- Gece gündüz çalıştık, günde bin soru çözdük. Öğretmenlerimiz bize destek oldu. Onlar olmasa yapamazdık. Ben ne hendek ne bomba hiçbir şeyi kafama takmadım. Tek çarem okumak. Okuyacağım” demiş.

MEHMET EMİN GÜL, Mardin – Nusaybinli ve 9 çocuklu bir tarım işçisi ailenin çocuğu olan Mehmet Emin, sadece bir soruyu bilememiş ve 119 puan almış. Nusaybin’de çatışmalar arasından kurtarılarak okula yerleştirilmiş. Psikolojisi bozulmuş ama ders çalışmaktan vazgeçmemiş. Babası, fındık ve pamuk tarlalarında çalışıyormuş ve diğer 8 kardeşi de okumak için çabalıyormuş. 

MERYEM AKINCI: Mardin Midyat’lı. 9 çocuklu bir ailenin çocuğu. Sadece bir soruyu bilememiş ve 119 puan almış. Bir abisi polismiş ve bir ablası üniversitede okuyormuş. Diğer kardeşleri de okula gidiyormuş. Okula giderken çatışmalar nedeniyle zor günler yaşamış. 

HELİN YILDIRIM: Mardin – Kızıltepe’li 5 çocuklu ailenin en küçüğü. Babası emekli maaşıyla 4 çocuğunu üniversitede okutuyormuş. Kardeşlerinin biri tıp, biri inşaat mühendisliğine gidiyormuş. Evlerine bomba parçaları gelmiş. Kurşunlar arasında okuluna gitmiş. Helin Liseyi İstanbul’da okumak istiyormuş. 

İDİL SEDEF KAN: Mardin – Artuklu’da 3 çocuklu ailenin en büyüğüymüş. Babası inşaat işçisi imiş. İdil, “- Gece gündüz çalıştım. Silah seslerini duyuyordum ama benim için tek ses sınavdı” demiş. 

EMREHAN GÖKSEL, Hakkari – Yüksekovalı. Sadece 1 soruyu bilememiş ve 119 puan almış. 

BERDAN DÜZ: Hakkari – Yüksekova’da 3 çocuklu bir ailenin en büyüğüymüş. Sadece 2 soruyu bilememiş ve 118 puan almış. İlçede terör olayları ve sokağa çıkma yasağı başlayınca okula gidememiş. Bunun üzerine babası, Berdan’ı Van’a göndermiş. Berdan okuluna Van’da devam etmiş. 

Ne diyelim ?


Bir Ortadoğu kenti gibi yanmış yıkılmış ilçelerden gelen bu sevindirici haberleri okuyunca bunun ” imkansız bir başarı ” olduğunu düşünerek acaba asılsız bir propaganda mı diye düşündüm. Sonra başka kaynakları da araştırınca haberin doğru olduğuna ve bu şanssız çocukların o savaş ortamında “İmkansızı başardıklarını” anladım ve  onların bu inanılmaz gücüne ve azmşne hayran kaldım !

Kahramanlık budur !

Cesurluk buna denir !

Güçlülük böyle olur! 

Kararlılık böyle gösterilir !

Azimlilik buna denir !

Çalışkanlık böyle olur !

Aydınlık böyle gelir !

Savaş böyle kazanılır !

Barışa böyle ulaşılır !

İmkansız başarı diye işte buna denir !

Dostlar…

Terörün üstesinden ancak işte bu eğitimli çocuk kahramanlar gelebilir!


Güneydoğu çöllerinde savaş kazanmış bu çocuk mareşalları içtenlikle kutluyor, hepinize kocaman bir aferin de benden diyorum…..

TANER YILDIZ

Not: TEOG sınavı nedir :

Bir çeşit Liselere seçme ve yerleştirme sınavıdır. Öğrencilerin bilgi seviyesini belirlemektedir. 

Temel Eğitimden Orta Eğitime Geçiş Sınavı(TEOG), 8.sınıf öğrencileri için yapılmakta olan sınavın kısa adıdır. 

Öğrenciler TEOG’da, Türkçe, Matematik, Fen ve Teknoloji, İnkılap Tarihi, Yabancı Dil, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden 120 sorulu sınava tabi tutulmaktadır. Öğrenciler sınavda aldıkları puana göre lise seçimlerini yapabilmektedir.  

Bu yıl TEOG sınavına  1 milyon 167 bin 854 temel okul 8. Sınıf (ortaokul son) öğrencisi girmiş. Birkaç bin öğrencinin tam puan alması bekleniyormuş. 

2015 yılında 1193 öğrenci soruların tamamını doğru cevaplayarak 120 tam puan almış…



img_0729

Bu yazı Erdoğan’ı bile diplomasının olmadığına inandıracak !

Erdoğan’ın sırlarla dolu üniversite diplomasının “ipliğini pazara çıkaran” yazı !

İKİ SAHTE DİPLOMALI CUMHURBAŞKANI “! 

Biri Tayyip Erdoğan’ın hazırladığı, 

Diğeri Marmara Üniversitesi’nin hazırladığı iki ayrı diploması olan

Ve ikisi de sahte olan bir cumhurbaşkanımız var.

Ne kadar övünsek azdır.  

Tayyip Erdoğan’ın diploması yine gündemde. 

Yani olmayan diploması.

Diploma meselesinin önemi büyük.

Çünkü diploması yoksa, cumhurbaşkanlığı düşer, hatta düşmekle kalmaz, hiç cumhurbaşkanı olmamış kabul edilir.

Attığı her imza geçersiz olur, yaptığı tüm atamalar düşer, hatta onayladığı hükümet bile otomatikman düşer.

Dokunulmazlığı kalkar.

Silivri’yi boylar!

O kadar kritik bir konu yani.

 

Gazeteci Gökçe Fırat ayrıntılı ve somut gerekçelerle ispatlandırdığı ve yalın bir dilde yazdığı bu yazısıyla Erdoğan’ın diplomasının “İpliğini pazara çıkardı” !
 

İlkokul

İsterseniz Tayyip Erdoğan’ın eğitim hayatına daha yakından bir göz atalım.

26 Şubat 1954 doğumlu.

Kasımpaşa Piyale Paşa İlkokulu’nu 1965’te bitirmiş.

İlkokul Eylül ayında başlar. Yani 6 yaşında okula başlamış olsa 1960 yılının Eylül ayında ilkokula kayıt yaptırır.

1960-61, 1961-62, 1962-63, 1963-64, 1964-65 dönemlerinde okula devam eder.

Kayıpsız bir şekilde mezun olur.

Hiç belli etmiyor deseniz de demek ki ilkokul diploması var!

Ortaokul-Lise

1965’te ilkokulu bitirdikten sonra İstanbul İmam Hatip Lisesi’ne giriyor.

O yıllarda orta kısım 4 yıl, lise kısmı ise 3 yıl, toplamda 7 yıllık eğitim veriyor.

1965-66, 1966-67, 1967-68, 1968-69 dönemlerinde orta kısım

1969-1970, 1970-71, 1971-72 yıllarında lise kısmı.

Yani Tayyip Erdoğan’ın 1972 yılında İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden mezun olması gerekir.

Ama 1973’te mezun olmuş!

1 yıllık bir kayıp var, acaba Tayyip Erdoğan 1 yılı tekrar mı etti?

Yani sınıfta mı kaldı?

Lise yıllarında pek başarılı bir öğrenci olmadığını zaten arkadaşları da aktarıyor.

Süleyman Demirel’den Turgut Özal’a kadar, tüm devlet liderlerinin ilkokul karnelerine kadar, aldıkları tüm notları biliyoruz.

Öyle ki Osmanlı döneminde okuyan Mustafa Kemal’in bile okul sicilleri, karneleri, ders notları elimizde.

Ama Tayyip Erdoğan’ınki yok!

Neden?

Kasımpaşa Piyalepaşa İlkokulu veya İstanbul İmam Hatip Lisesi, böylesine önemli bir mezun verdiğine göre, o talebenin tüm sicil defterini, karnelerini, okul notlarını, çerçeveletip okul girişinde neden sergilemez?

Biz cumhurbaşkanımızın ortaokul veya lisede sınıfta kalıp kalmadığını bile bilemiyoruz!

Üniversiteye nasıl girdi?

Aslında bu lise son sınıf devresinin üzerinde durmak gerek.

Çünkü o iki yıl çok kritik.

12 Mart dönemi.

1971-73 arası.

Artık lisede reşit bir öğrenci.

1973’te İmam Hatip’ten mezun oluyor ama üniversiteye girme hakkı yok.

Çünkü o tarihlerde, İmam Hatip mezunları İlahiyat dışında bir bölüme giremiyorlar. Girmek isteyen olursa normal bir liseden diploma almak zorunda.

Tayyip Erdoğan da, çok dini bütün bir insan olduğu için İlahiyat’ta okumak istemiyor, Ticari İlimler okumak istiyor!

Bunun için de önünde bir yol var. Lise fark derslerini verip, bir diploma alıp, üniversiteye girebilir.

Ortaokul-lise döneminde 1 yıl sınıf kaybı olan Tayyip Erdoğan, 1973 Haziran’ında liseyi bitirip eve kapanır, ders çalışır ve Ekim ayında Eyüp Lisesi’nden diploma alır!

Sonra bu diplomayı alır ve Aksaray Ticari İlimler Akademisi’nin yolunu tutup orada kayıt yaptırır.

Lise fark diploması neden yok!

1973 yılında Ekim ayında yine de üniversiteli sayılamaz.

Çünkü kayıt yaptırdığı yer üniversite değil Akademi’dir.

Bir tür Yüksek Okul ama üniversite değil!

1973’te kayıt yaptırırken Akademi’ye iki adet diploma sunmuş olması gerekir.

Birincisi, İstanbul İmam Hatip Lisesi diploması.

İkincisi, Eyüp Lisesi diploması.

Bildiğimiz kadarıyla İmam Hatip diploması var ama Eyüp Lisesi diploması yok!

Eyüp Lisesi, bu pırlanta öğrencisini mezunları arasında saymasına rağmen, diplomasını çerçeveletip okul girişine asmamış!

Kaldı ki Eyüp Lisesi’nde verdiği kaç fark dersi var, bu sınavlar ne zaman yapılmış, bu sınavlardan kaç almış, bu kayıtlar da ortada yok.

Eyüp Lisesi’ne ait öğrenci numarası ve sicil kaydı yine yok.

İnsan ister istemez meraklanıyor, nerede bu diploma?

Ya da var mı böyle bir diploma!?

Hadi diyelim Eyüp Lisesi bu kadar ihmalkar, Aksaray Ticari İlimler Akademisi’nde her iki diplomanın da orijinali ya da noter onaylı bir sureti olmak zorunda.

Eğer Aksaray Akademisi sonradan Marmara Üniversitesi haline dönüştü ise, o zaman da Marmara Üniversitesi’nde, Tayyip Erdoğan’a ait bir pembe karton kapaklı sicil dosyası olmalı. Burada da bu diplomalar olmalı!

Ama yok!

Sahi nerede bu Eyüp Lisesi diploması?!

 

Sol tarafta Aksaray’daki aynı okuldan alınmış fotoğraflı ve mühürlü hakiki bir Yüksekokul Mezuniyet Belgesi, sağ tarafta ise Erdoğan’ın askerliğini Yedeksubay olarak yapmak için kendinin hazırladığı fotoğrafsız ve mühürsüz sahte Mezuniyet Belgesi !
 

Üniversite yılları

Gelelim Akademi günlerine…

1973 yılında Akademi’ye girmiş.

Normal şartlar altında, 1976 yılında mezun olması gerekir. Çünkü okul 3 yıllık.

Ama mezuniyet tarihi 1981!

3 yıllık okulu 8 yılda bitirmek!

Hadi hakkını yemeyelim. Son yılı şubat döneminde bitirmiş, yani yarım sene eksiği var.

Ama sayalım:

1973-74, 1974-75, 1975-76, 1976-77, 1977-78, 1978-79, 1979-80, 1980-81.

Yine 7.5 yıl ediyor!

Burada hemen bir duralım ve 8 Aralık 2013 tarihine dönelim ve Başbakan Tayyip Erdoğan ne demiş okuyalım:

“Üniversitelilere sınırsız af diye bir şey tanımıyoruz. Çünkü bu öğrenciler üniversiteleri terör alanına çevirdiler. Hazırlığımızı yapıyoruz, 6-7 yıl içinde bitirdin bitirdin. Bitiremedin güle güle?” dedi.

Bak sen şu Tayyip’e!

Sen 3 yıllık Akademi’yi 7.5 yılda bitir ama 4-5 yıllık üniversiteyi 6-7 yılda bitiremeyen öğrencileri okuldan şutla!..

3 yıllık okulda 7.5 yıl öğrencilik.

Lise döneminde 1 yıl kaybı olan bir öğrenci için, normal bir kayıp diyebilirdik belki.

Ama biliyoruz ki, Lise’de 1 yıl kaybeden Tayyip Erdoğan, 1973 yazından itibaren çok çalışkan bir öğrenci olmuştur ve fark derslerini bir çırpıda vermiştir!

Hadi diyelim tekrardan biraz tembelleşti.

Ya da rehavete kapıldı.

Ama 3 yıllık okulda, 7,5 yıl kayıt silmeden kimseyi tutmazlar!

Birinci ihtimal; kaydı silindi, diploması o yüzden yok!

İkinci ihtimal; kaydı silindi ama 1981’de afla geri döndü ve okulu bitirip diplomayı aldı.

Ama her iki halde de, kayıt silme belgesinin olması gerekir.

Nerede bu belge?

Afla döndü ise, başvuru belgesi nerede?

İki belge de yoksa, nerede bu öğrenci?

Arkadaşsız öğrencilik

Aslında bu da üzerinde çokça durulan bir konu.

Tayyip Erdoğan’ın üniversite arkadaşı hiç yok.

Onu tanıyan, bilen, gören, duyan kimse yok.

Düşünsenize, sizinle aynı sırada oturan, aynı sınıfınızdaki arkadaşınız, önce Büyükşehir Belediye Başkanı oluyor, sonra Başbakan ve şimdi de Cumhurbaşkanı.

Ama bir tane bile üniversite arkadaşı çıkmıyor.

Üstelik, İmam Hatip arkadaşları ile çok sıkı bağlarını onlarca yıl sürdüren vefalı bir arkadaştır Tayyip Erdoğan.

Ve yine tüm arkadaşlarını kollayan, iş veren biri.

Neden bir tane arkadaş çıkmaz şu Akademi’den

İki kritik yıl: 1971-1981

İsterseniz Tayyip Erdoğan’ın lise ve üniversiteden mezun olduğu, ya da mezun gözüktüğü veya gösterildiği iki yıla odaklanalım.

1972’de bitirmesi gereken liseden 1973’te mezun oluyor.

Yıllar 1971 darbesi dönemi.

MİT’in İslami kesimler içine sızdığı yollar.

Mümtaz’er Türköne 5 Temmuz günü şu satırları yazdı:

“70’lerin başına ait bir hikâye. Üniversitede okurken polisler sebepsiz yere Siyasî Şube’ye alıyor; iyi polis-kötü polis muhabbeti ile korkutucu bir sorgudan geçiriliyor. En nihayetinde üçüncü bir kişi ‘bize çalışacaksın’ diye meseleyi bağlıyor. İslâmcı dostum, ‘Ben reddettim, ama çevremde aynı tezgâha düşüp teklifi kabul eden çok sayıda tanıdığım olduğunu anladım’ diye bitirdi hikâyeyi.”

Ertesi gün Ali Bulaç açıklama yaptı. O kişi benim ve olay doğrudur diye…

1970’lerin başı…

Liseyi bir yıl uzatan bir isim, kendi ifadesine göre İslamcı hareketin içinde yer alan bir isim Tayyip Erdoğan!

Acaba?

10 yıl ileriye gidelim ve 12 Mart’tan 12 Eylül darbesi dönemine gelelim.

1976’da bitirmesi gereken Akademi’yi 1981’de bitiriyor.

Tesadüf yine darbe dönemi.

Her iki darbe döneminde de, Tayyip Erdoğan’a kimse dokunmuyor.

Kendi ifadesi ile İslamcı gençliğin en önde gelen lideri olduğu halde.

12 Eylül’ün en önemli nedeni olarak gösterilen Konya mitinginin başında olduğu, İstiklal Marşı okunurken oturma eylemi yaptığı halde…

Diğer İslamcılar hapse atılırken, Tayyip Erdoğan’a üniversite diploması veriliyor!

MİT ajanı mı?

Aslında diplomalardaki tutarsızlıklar, başka bir şeyin göstergesi.

Akademi’ye nasıl girdi?

Neden hiç devam etmedi?

Neden ve nasıl diploma alabildi?

Bunun ülkemizde tek açıklaması olabilir:

Ya Emniyet ya da MİT elemanı ya da personeli olmak!

Tayyip Erdoğan’ın okul yıllarındaki karanlık, ancak MİT arşivine bakılarak aydınlatılabilir.  Sahte geçici mezuniyet belgesi

Gelelim işin sahtecilik kısmına.

Tayyip Erdoğan’ın elinde 1981 yılında aldığı geçici mezuniyet belgesi var.

Ama bu geçici mezuniyet belgesi

Mühürsüz,

Resimsiz,

İmza sahte.

Bir belgede üç ayrı kalpazanlık!

Mühürsüz mezuniyet belgesi asla olamaz.

Mühürsüz hiçbir devlet evrakı olamaz.

Mühür varsa devlet vardır, mühür yoksa devlet yoktur!

 Kaldı ki Tayyip Erdoğan’la aynı yılda ve dönemde geçici mezuniyet belgesi alanların evrakında mühür de var, fotoğraf da var.

Üstelik imzalar farklı.

Tayyip Erdoğan’ın geçici mezuniyetindeki dekan Doç. Dr. Sinan Arıtan’ın imzası ile diğer geçici mezuniyet belgelerindeki dikan Doç. Dr. Sinan Arıtan’ın imzası farklı.

Belli ki Tayyip Erdoğan, askerliğini yedek subay olarak yapmak için bir sahte belge düzenlemiş.

Belki kendi isteğiyle belki de üstlerinin yönlendirmesiyle.

Askerlik.

1982 yılının askerlik belgelerine bakılarak, Tayyip Erdoğan’ın nasıl yedek subay olabildiği araştırılabilir. Askerlik şubesindeki dosyasında neler var. Askeri birliğindeki dosyasında ne evraklar var.

Yedek subay kantinci?

Kaldı ki burada da bir başka sıkıntılı durum var.  Tayyip Erdoğan, kendi hayat hikayesini anlatırken askerliğini 1979 yılında yaptığını anlatıyor.

Ama askerlik kayıtları 1982’yi gösteriyor.

(Bu arada Soner Yalçın, Kayıp Sicil’de 1983 olarak belirtmiş)

Öyle garip bir durum ki, askerliğini 1979’da yaptığına dair gazete küpürleri ve bir de asker şapkalı bir resim var.

Hafıza yanılır.

Çünkü insan yanılır.

Ama bir insan askerliğini 1982’de yapıp da 1979’da yaptığını anlatamaz.

Basit bir nedeni var, 1980’de darbe oldu.

Tayyip hem 1979’da askerlik yaptığını iddia ediyor, hem de 1980’da darbede gözaltına alınıp Metris’e atıldığını.

Herkes Metris yalanına gülüyor, bir caka satma olayı diye.

Ama daha vahimi, Tayyip, Metris kurulduğunda Metris’i kuran ordunun yedek subayı!

Üstelik bunu da karıştırıyor.

Burada hemen askerlik parantezi de açalım derim.

Tayyip’in askerlikle ilgili de bir fotosu ve arkadaşı yok!

Tıpkı üniversite gibi.

Kantinci olduğunu söylüyor ama sadece tek başına çekilmiş bir fotosu var. 

Piyade Recep !
 

Bu arada Ergün Poyraz’ın yayınladığı askerlik belgesinde kantin subayı değil takım komutanı gözüküyor.

Yoksa diyorum, bu belge de mi sahte?

Garip değil mi?

Hem hayalet öğrenci…

Hem hayalet asker…

Bu işte sizce bir MİT yeniği yok mu?

Tayyip Erdoğan’ın askerlik fotosu olmadığı için şüpheler oluşunca, Rize Müftüsü Yusuf Doğan bir foto yayınladı Tayyip Erdoğan’ın da olduğu.

Ama Yusuf Doğan askerliğini 1983’te Kıbrıs’ta yapmıştı!

Her yalanı kapatmak için başka bir yalan çıkıyordu piyasaya

Sahte diploma

Aslında üniversiteden diploma almanız şart değildir. Geçici mezuniyet belgesi ile de pek çok işleminizi yapabilirsiniz.

Prosedür şöyledir ;

Okuldan mezun olduğunuz an, üniversite size bir geçici mezuniyet belgesi verir. 

Ama hemen akabinde diploma da hazır olur ve diplomalar arşivinde saklanılır.

Siz okula gittiğinizde öğrenci işlerine gider ve ben diplomamı almamıştım dersiniz, arşivden çıkartıp verirler.

Yani zaten hazır olan diploma size verilir, yeniden bir diploma düzenlenmez!

Tabi verirlerken imzanızı alırlar, teslim tesellüm belgesi ile.

Tayyip Erdoğan, 1981’de mezun olduğunda Akademi mevcut.

O yıl içinde mutlaka diploma hazırlanmış olmalı.

1982 yılında Akademi Marmara Üniversitesi’ne bağlandı ise, bu diploma, arşivle birlikte Marmara Üniversitesi arşivine devredilmiş olmalı.

Yani Tayyip Erdoğan’ın elinde, üzerinde Marmara Üniversitesi yazmayan bir diploma mutlaka olmalı!

Ama yok!

Marmara Üniversitesi, eski diplomaları imha edemez. Saklamak zorundadır. Ama bir imha kararı alınacaksa, bu da üniversite karar defterinde yazılı olmalı.

Kararsız imha olamaz.

Ama böyle bir karar da yok!

Diploma ihtiyacı

Aslında Tayyip Erdoğan’ın bir diplomaya da ihtiyacı yok ki.

Bir dönem muhasebecilik yapıyor, sonra particilik. Ondan diploma isteyecek kimse yok. Zaten 1981’de mezun olan Tayyip Erdoğan, 1994 yılına kadar okula uğramıyor ve diploma da almıyor.

1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oluyor.

İşte o tarihte diploma gerekiyor.

Ya da kendisi öyle hissediyor.

YSK’ya bir diploma veriyor.

Dikkat edin tarih 1994!

Peki bu diploma nerede?

Evet bu diploma ortalıkta yok!

İki diploma ikisi de sahte

Erdoğan’ın 1994 yılında İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi öncesinde YSK’ya vermek için kendi hazırladığı birinci sahte Marmara Üniversitesi diploması !
 

Ama Ergün Poyraz bu diplomayı yayınladı.

Ne zaman?

Tam da cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında.

26 Eylül 2015’te Oda TV haber sitesinde.

Ama bu tarihte başka bir şey daha olmuştu, Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olunca, Yusuf Halaçoğlu, Tayyip Erdoğan’ın 4 yıllık üniversite mezunu olmadığını, bu nedenle aday olamayacağını açıklamıştı.

Peki ne oldu?

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi emir vererek Marmara Üniversitesi rektörüne hazırlattığı ikinci sahte diploması !


Bunun üzerine Marmara Üniversitesi hemen Tayyip Erdoğan’a bir diploma düzenleyip verdi.

Artık diploması vardı!

Ama büyük bir hata yapmışlardı. Verdikleri yeni diploma ile 1994’te Tayyip Erdoğan’ın YSK’ya sunduğu diploma farklıydı!

Yani iki diploması vardı artık Tayyip Erdoğan’ın ve ikisi de birbirinden farklıydı.

İki sahte diploma!

Kim sahtekar?

Marmara Üniversitesi’nin bir kabahati yoktu aslında.

Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması gerekiyordu ama diploması yoktu.

Mecbur bir diploma vereceklerdi.

Yoksa hapsi boylarlardı.

Onlar da kendilerince bir diploma hazırladılar.

Ve tam da o dönemde İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi, Marmara Üniversitesi’nin diploma erişim linkine erişimi yasakladı.

Bir haltlar karıştırıyorlardı ve bu ortaya çıksın istemezlerdi.

Sadece bu karar bile, ortada bir kalpazanlığın olduğunun kanıtıdır.

Erişim engellendi, üniversite rektörlüğü sahte diplomayı üretti ve açıkladı.

Ama üniversitenin Tayyip’in daha önce bir diploma aldığından (ya da kendisinin hazırladığından) haberi yoktu ve şimdi iki diploma birbirini tutmuyordu.

Sıkıntı şuradaydı, üniversite bir kişiye 1994’te diploma verdi ise, bunu bilirdi.

Belli ki Tayyip Erdoğan, bu diplomayı üniversiteden almamış kendisi hazırlamıştı, o nedenle üniversitede kaydı da yoktu.

Eğer üniversiteden alınmış olsaydı, bu kaydı gören üniversite Tayyip Erdoğan’ı uyarır, siz zaten daha önce bir diploma almışsınız derdi.

Gerçekten de aldığınız diplomayı kaybedebilirsiniz, çaldırabilirsiniz vb. Böylesi durumlarda bir kayıp ilanı çıkartır, o ilanla başvurur, o kayıp ilanı üzerine üniversite size yeni bir diploma verir.

Ama işte bu prosedür de uygulanmamıştı.

Biri Tayyip Erdoğan’ın hazırladığı,

Diğeri Marmara Üniversitesi’nin hazırladığı iki ayrı diploması olan

Ve ikisi de sahte olan bir cumhurbaşkanımız var.

Ne kadar övünsek azdır.

Marmara’nın sahte diploması.

Marmara Üniversitesi’nin yeni hazırladığı diploma da baştan aşağı sahteydi.

Nasıl mı?

Diplomada 1981 Şubat mezunu yazıyor. Ama üniversitelerde Şubat  bir dönem yoktur. Güz dönemi ya da yaz dönemi yazması gerekir.

Üniversitenin altında dekan olarak Prof. Dr. Ömer Faruk Batırel ismi ve imzası var. Ama o Ömer Faruk Batırel o dönemde ne dekan ne de profösör.

Geçici mezuniyet belgesindeki öğrenci numarası ile diplomadaki öğrenci numarası da birbirini tutmuyor üstelik!
Ve bir üniversite böyle abuk sabuk bir diploma düzenler mi?

Bu sahte diploma üzerine yazılar çıkmaya başlayınca, AKP’nin internet trolleri bir belge yaymaya başladılar internet üzerinde.

İngiltere’den Principal Forensic Service adlı bir adli kuruluştan, Anthony Stockton’un diplomayı incelediği ve doğruluğunu onayladığı iddia ediliyordu.

Sonra Nokta dergisi uzmana ulaştı, uzman çok şaşırdı, ne böyle bir belge incelemişti ne de böyle bir rapor vermişti.

Yani sahte diplomanın sahte olmadığını ispatlamak için sahte bir rapor düzenlemişlerdi.

Eee reislerine özenmişlerdi doğal olarak.

Diplomasız başkanlık

Diyelim ki üniversite diploması sahte.

Kim ne yapabilir ki mi diyorsunuz…

Yanılırsınız.

Hukuk sistemi, bir anda ters bir hamle yapabilir.

İşte o zaman Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı mevkiini yitirebilir.

Zaten o da bu riski görüyor, o nedenle Başkanlık sistemini istiyor.

Başkan olursa, Başkanlık yeter şartı olarak üniversite mezunu olmak aranmayacak.

Zaten 2007’den itibaren yaptıkları Anayasa taslaklarında cumhurbaşkanının ilkokul mezunu olması yeterliydi!

Tabii Tayyip Erdoğan yerine Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu ve o Anayasa değişikliğine gidilmedi.

Bu arada da sahte diploma ile Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı oldu, üstelik Anayasa değişikliği de yapılmamıştı.

İşte o nedenle üniversiteye erişim engeli kondu.

Diploma sahte dedi ölü bulundu.

Ama bu dönemde sadece erişim yasağı konmadı, bir de şüpheli bir ölüm gerçekleşti.

Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayınca, onunla aynı dönemde Aksaray Ticari İlimler Akademisi’nde okuyan muhasebeci Ömer Başoğlu, “Recep Bey’in Diploma Kalpazanlığı” başlıklı bir video hazırladı ve facebook sayfasından paylaştı.

Sonra olanlar oldu.

Video ortadan kaybedildi.

Banka hesabına bile bloke konuldu.

Ve birgün Ömer Başoğlu evinde ölü bulundu.

Kimilerine göre zaten ölümcül hastalığı vardı ama zamanlaması pek manidardı.

Diploma kaydı yok!

Son olarak, Ankara’da görülen dava haber olunca, Oda TV muhabiri bir uyanıklık yaparak yeni bir haber yaptı.

Marmara Üniversitesinin diploma sorgulama bölümü vardı.

Link üzerinden ister isim yazarak, ister TC kimlik numarası ve okul numarası ile, diplomanız var mı yok mu sorgulayabiliyordunuz.

Muhabir Tayyip Erdoğan için arama yaptı, diploma kaydı yoktu!

Ne olur olmaz diye, bu defa videoya da kaydetti.

Bu haber üzerine 29 Mayıs tarihinde ben de aynı aratmayı yaptım, Tayyip Erdoğan’ın diploma kaydı yoktu.

Attığımız twitlerle olayı duyurunca, sahte diploma Türkiye’nin en çok konuşulan olayı haline geldi.

Ve bunun üzerine Marmara Üniversitesi, sorgu bölümünü değiştirdi.

Artık Tayyip Erdoğan’ın diploma kaydı var!

Sahte diplomayadava açmıyor!

Kısacası olay basit bir sahtecilik değil.

Organize ve ısrarlı bir sahtecilik sürüyor.

Ve her şeye dava açan Tayyip Erdoğan, bu sahtecilik iddialarına dava açmıyor.

Şimdiye kadar bana 7 dava açmıştı, diploma ile ilgili yazama dava açmadı.

Ergün Poyraz’ın iddialarına da dava açmadı, Yalçın Küçük’e de Yusuf Halaçoğlu’na da…

Garip bir durum değil mi?

Tayyip Erdoğan’ın diploması sahte mi değil mi, nasıl anlaşılır?

İlkokula kayıt olursunuz. Kayıt olduğunuz andan itibaren size bir ilkokul numarası verilir. Bu sizin ilkokul “kimlik” ya da “sicil” numaranızdır.

İlkokul’da her yıl sonu bir karne alırsınız. Bu karneler size verilir ama okul kütüğünde tüm karneler sizin sicil defterinize kaydedilir. Bu defterler atılmaz, saklanır.

İlkokulu bitirirken size bir diploma verilir. Diploma verildiği andan itibaren mezun olursunuz.

Bir işe başvuracak olursanız eğer, o diplomayı, aslını ya da fotokopisini, ya da noter onaylı bir suretini işyerinize sunarsınız.

Eğer orta eğitime devam edecekseniz bu diplomanın aslını gireceğiniz ortaokula teslim edersiniz.

Ortaokulda da aynı prosedür devam eder. Yeni bir numaranız, yeni bir sicil kaydınız olur. Ortaokuldan mezun olurken de yine bir diploma alırsınız.

Sonra lise hayatı başlar, liseye girerken bu defa ortaokul diplomanızı liseye teslim edersiniz. Yeni bir numara ve yeni bir sicil defteri.

Liseyi bitirirken de yine bir diplomanız olur. Üniversiteye girerken de o diplomayı teslim edersiniz.

O halde üniversiteye girerken mutlaka ve mutlaka bir diploma teslim etmeniz gerekir. Bu teslim edilen diplomayı üniversite saklar.

Üniversiteyi bitirirken üniversite size bir diploma verir.

Peki üniversite mezununun elinde ne kalmıştır.

Sadece bir üniversite diploması.

Peki lise diploması.

O hâlâ üniversite arşivindedir ve saklanılır.

Marmara Üniversitesi’nin diploma belgesi sunması yeterli değildir.

Tayyip Erdoğan’ın İstanbul İmam Hatip Diploması ve Eyüp Lisesi diploması şu anda Marmara Üniversitesi’ndedir. Üniversite acilen bunları da kamuoyuna sunmak zorundadır.

Yani orijinallerini.

Karbon testine sokalım görelim…

Ha tabi varsa böyle bir diploma.

Peki bu yeterli mi? 

Elbette değil.

Tayyip Erdoğan’a ait tüm okul kayıtlarını da çıkartmak zorundalar.

Hangi dersleri almış, hangi dersten kaç puan almış bilelim.

Ama Lise diploması yoksa

Ders geçme belgeleri yoksa…

Diploma da yok sayılır”

Gökçe FIRAT

Ne diyelim ?

Besbelliki Erdoğan‘ın 4 yıllık üniversite diploması kesinlikle yoktur !

Zaten olsaydı meydanlarda Kuran salladığı gibi kibirlene kibirlene çoktaan sallamıştı bile…

Gökçe bey her bir şeyi bir güzel söylemiş ve diplomazlığını ispatlamış !

Yazıda Erdoğan’ın anlı şanlı 4 yıllık Üniversite diplomasının hem görünen  ön yüzüne hem de gösterilmeyen arka yüzüne ayna tutulmuş.

Bu zamana kadar Erdoğan’ın üniversite diplomasını, daha doğrusu diplomazlığını bu kadar ayrıntılılı irdeleyen, açık seçik, hukuki gerekçeli, mantıklı ve kolay anlaşılır duru bir dilde açıklayan başka bir yazıyı okumamıştım.

Umarım siz de benim gibi bir çırpıda okumuş,aydınlanmış ve hayretler içerisinde kalmışsınızdır !

Ne dersiniz bu yazıyı okuduktan sonra Erdoğan da diplomasının gerçekten olmadığına inanmıştır mıdır ? !!!

Kalın sağlıcakla !

Ama hakiki diplomanızla !

TANER YILDIZ 

NOT: Bu blog yazısı yayınlandığı 9 Haziran günü, sadece tek günde 275.800 kişi tarafından okunmuştur.

275 bin sekizyüz kez teşekkürler !

 

TY.

 

img_0720

“Tayyip bey siz üniversiteye hiç gitmediniz” !

 

Gazeteci Şair Birhan Eroğlu..
 

” TAYYİP BEYE KISA MEKTUP”


” Siz üniversiteye hiç gitmediniz.

Ama diplomanız olmadığı halde, cumhurbaşkanı oldunuz.

Nasıl yaptınız bunu?

Korkutarak mı?

Tehdit ederek mi?

Evet, üniversite mezunu değilsiniz siz.

Nerden mi biliyorum?

Geçenlerde siz itiraf ettiniz farkında olmadan.

Ne dediniz rektöre, yüzünüzde o yalan söyleyen insanlara has ifadeyle?

‘’Çıkartın arşivden şu diplomayı da, görsünler’’.

Aynen böyle söylemediniz mi?

Peki, elinizde diploma ya da bir çıkış belgesi yoksa (belli ki yok, olsaydı kürsüden sallardınız eminim)

Cumhurbaşkanlığına aday olduğunuzda, ne gösterdiniz Yüksek Seçim Kurulu’na?

Üniversite mezunu olmamak ayıp değil de, sizin yalan-dolanla, diplomanız varmış gibi cumhurbaşkanı olmanız ayıp.
Bu ayıbı örtmek için seçtiğiniz yol ise, her zamanki gibi, yine kadınlara sataşmak.

Sizin söylediğinizi hakikaten kulaklarınız duymuyor galiba. 

Ne demek, ‘anne olmayan kadın, yarımdır’?

Yanlış biliyorsunuz siz, yarım olmak böyle bir şey değil.
Yarım olmak, tam olarak bunu size söyleten beyninizin durumu bence.
Hem neden ‘baba olmayan erkek, yarımdır’ demiyorsunuz da, yine kadınlara vuruyorsunuz belden
aşağı?

Ne sorununuz var sizin kadınlarla?

Neden bu kadın düşmanlığı?

Hiç mi sevmediniz bir kadını ya da hiç mi sevilmediniz bir kadın tarafından?

Sahi siz eşinize, komşu kadına seslenir gibi, ‘Emine Hanım’ diye hitap etmek yerine, hiç ‘aşkım’ dediniz mi?
Sanmıyorum…

Deseydiniz, her şey çok farklı olabilirdi.

Çok mu şey bekliyorum sizden?

Evet, sanırım öyle.”

Birhan EROĞLU

Ne diyelim ?

Bu dupduru bir şiir yalınlığında yazdığı ve gerçeği apaçık ortaya koyduğu yazısı için değerli gazetecimiz ve şairimiz Birhan Eroğlu’ya teşekkür edelim.

İşte gerçek budur !

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için şart olan 4 yıllık üniversite diploması kesinlikle yoktur !

Erdoğan’ın üniversite mezunu olmadığı her halinden, hareketlerinden, konuşmalarından ve tek kelimelikte olsa bir yabancı dil bilmemesinden dolayı zaten besbellidir !

Erdoğan eline diplomasını alıpta “Eyy Necip Türk Milleti işte benim kapı gibi üniversite diplomam ” diyememektedir!

Erdoğan 80 milyon Türk halkının gözünün içine baka baka diploma yalanı söylemiştir.

Ortaya sürülen düzmece ve renkli diplomanın kesinlikle sahte olduğu defalarca ispatlanmıştır. 

  
Erdoğan’ın sahte diplomasına göre 1982 yılında kurulan Marmara üniversitesinden 1981 yılında mezun olmuş. Diplomanın altında dekan olarak imzası bulunan Ömer Faruk Batırel 1981 yılında dekan değilmiş. Batırel sözde mezuniyetten bir yıl sonra 1982 yılında dekan olmuş !

2014 yılında yayınlanan “Üniversite diploması !”nda dekan ve rektörün nedense ıslak imzaları bulunmuyor…! Islak imzasız böyle bir sahte üniversite diplomasını bilgisayarda yazıp hazırlamak sadece birkaç dakika alıyor !!!

Erdoğan’ın İmam Hatip’ten tüm arkadaşları ve öğretmenleri biliniyor ve birlikte çektirilmiş fotoğrafları da sık sık yayınlanıyor. Arada sırada İmam hatipteki öğretmenlerini yemeğe davet ediyor ve görüntüleri medyada yayınlanıyor.

Ancak bu zamana kadar Allah rızası için de olsa üniversiteden bir okul ya da sınıf arkadaşı, bir hocası ve mezuniyet töreni dahil tek bir fotoğrafı ya da görüntüsü ortaya çıkmamıştır. Çıkması da mümkün değildir, çünkü yoktur !

Bitirdiği iddia edilen fakültenin yıllığında tüm öğrencilerin toplu ve grup fotoğrafları ve herbirinin kısa tanıtımı yer almışken yıllıkta Erdoğan’ın ismine yer verilmemiş ve yine fotoğrafların hiç birinde de gözükmemiş ! 

Herkesin evinde gözü gibi sakladığı ve mutlaka çerçevelettiği üniversite diplomasını gerçekte olmadığı için gösteremeyen Erdoğan, şimdi de üniversitelere “- Eyy hocalar arayın bulun benim şu kaybolan diplomamı” diye emirler yağdırmaktadır.

Yani anlayacağınız hayali üniversite öğrencisi Erdoğan, hayali bir üniversiteden, hayali bir dekan’ın imzaladığı hayali bir diplomayla mezun gösterilip, gerçek Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulmuştur !

Diploma mızrağı çuvala sığdıralımıyor !

Çalınan diploma minaresine kılıf hazırlanamıyor !

Sözün bittiği yerdeyiz.

Vah sahipsiz memleketim vah !


TANER YILDIZ 

img_3262

6 Haziran İsveç Milli Günü nedir, nasıl kutlanır ?

6 Haziran’ın diğer adı “İsveç Bayrak Günü” dür. 

Bir başka adı da bağımsızlık günü ya da Gustav günüdür.

İsveç tarihinde 6 Haziran günlerinde yaşanan 2 çok önemli olay bugüne milli bir renk ve anlam katmıştır.  

İsveç’in Milli Günü’nü İsveç’in irili ufaklı binlerce ve nerede oturursanız oturun bir kısa yürüyüş uzaklıktaki göllerinden birinde sandalında kutlamayı tercih etmiş alçakgönüllü ve doğa aşığı bir isveçli aile.
 

Bunların ilki 6 Haziran 1523’te İsveç Kral’ı olan ve İsveç’i Danimarka’nın boyunduruğundan çıkararak bağımsız bir krallık yapan ve kendi hanedanlığını kuran büyük İsveç Kral’ı Gustav Vasa’dır. 

İkincisi de bugünkü gelişmiş ve modern İsveç’in ve şimdiki demokrasisinin temelini atan 6 Haziran 1809 tarihli yeni Anayasa’nın kabul edilmesidir. 

İsveç’in ünlü açık hava müzesi Skansen’in kurucusu Artur Hazelius 1893’te Skansen’de düzenlediği Bahar Festivali’nin finalini 6 Haziran günü görkemli bir “Bayrak Geçidi” ile kapatmayı tercih edip günün milliliğine vurgu yapmış.

  
Daha sonra 6 Haziran 1916’da kurulan ve halka İsveç bayrağını sevdirmeyi ve sahiplendirmeyi amaçlayan “İsveç Bayrak Derneği’nin ilkini aynı yıl düzenlediği küçük çaplı bir geleneksel bayrak töreniyle de bugüne dek kutlanagelmiştir. 
Sorduğunuzda kimi İsveçlinin bu günün niçin milli gün olarak kutlandığını bilmediğini size söylediğinde sakın şaşırmayın. Çünkü bu gün 1983 yılında Milli Gün olarak resmiyet kazanmış ve 2005 yılında da Milli tatil günü olarak ilan edilmiştir.  

Nasıl kutlanır ?

Kimin paşa gönlü nasıl istiyorsa öyle kutlanır. Özel ya da resmi bir kutlama kuralı yoktur ama kimi gelenekleri ve en azından halk arasında pek yaygın olmasa da 100 yıllık bir tarihi vardır. 

İsteyen yabancı bugün isterse kendi bayrağını da evine ya da arabasına tek başına ya da İsveç bayrağı yanında asabilir. Bunu yapmaya hakkı vardır ve kesinlikle yasak falan değildir !  

En geniş, renkli ve geleneksel kutlaması Skansen’de ve milli folklor kıyafeti giyinmiş Kraliyet ailesi’nin katıldığı gösterişsiz ve sade törenlerle kutlanır.  

img_2998
Kimi belediyeler yıl içinde İsveç vatandaşı olmuş göçmen kökenli yeni İsveçlilere özel bir tören düzenler ve bu günde bir teşekkür belgesi verir.   

Çoğu İsveçli tatil günü olmasını fırsat bilerek bu günü aşık oldukları yemyeşil ve bakımlı doğalarında, parklarında ya da göllerinde geçirir. Kimisi ailesiyle ya da dostlarıyla birlikte eğlenmeyi ya da evinde dinlenmeyi tercih eder. 

  Yukarıda açıkladığım bu iki önemli neden övünmeyi pek sevmeyen İsveçlilere her yıl 6 Haziran’ı gururla ve kıvançla Milli Gün olarak kutlama hakkını vermektedir.

Ancak bunun dışında hem eski hem de bizim gibi yeni İsveçlilerin bu Milli Gün’de kutlayacağı İsveç’in o kadar çok değerli şeyleri var ki : eşsiz ve bakire doğası, zengin kültürü, sosyal refahı, eğitimli ve nitelikli insanları, dürüst ve barışçı halkı ve değer yargıları, dünyayı kendilerine hayran bırakan buluş ve icatları, Alfred Nobel gibi değerli bilimadamları, Tage Erlander ve Olof Palme gibi politikacıları, demokrasisi, adaleti, hizmet odaklı ve şeffaf devleti, sanayisi, bilim ve teknolojisi, mimarisi, gelişmişliği, bakımlı ve yemyeşil şehirleri, eşitliği, serbestliği, temel insan hak ve özgürlükleri, köklü ve yüzyıllardır yaşatılan gelenekleri, çok uzun süreli barış ve bağımsızlık dönemleri gibi saymakla bitmeyen ve diğer ulusların gıptayla baktıkları ve parmaklarını ısırdıkları özellikleriyle göz dolduran biraz soğuk ama gerçekten harika bir ülke ! 

Ne diyelim ?

İsveçlilerin milli gününü içtenlikle kutlayalım !

Her ülke kendine göre iyidir ama İsveç bunların en iyisidir ve bizim de ülkemizdir !

Değerini ve kadrini bilelim !

TANER YILDIZ 

img_0690

İsveç dünyanın en iyi ve insanlığa en yararlı ülkesi !

Dünyanın en iyi ülkesi Hristiyan, en kötüsü ise Müslüman !

Dünyanın en iyi ülkesi İsveç, en kötü ülkesi ise Libya !

  
 Bir başka deyişle İsveç, dünyanın insanlığa en çok katkısı olan, en gelişmiş ve yaşanılacak en iyi ülkesi olarak tescil edildi.


Libya
ise listenin dibine yerleşerek 163. ve sonuncu geldi.

 163 ülkeyi dünya insanlarına yararlılıkları ve vatandaşlarına sundukları hayat standardıyla 35 ayrı göstergede aldıkları puanlara göre değerlendirip sınıflandıran ve İngiliz bilimadamı Simon Anholt tarafından yürütülen proje kapsamındaki  “En İyi Ülke Endeksi”  Good Country Index ‘in en son listesinin birinci sırasına İsveç yerleşti. 

 
Bu İsveç’in ve İsveçlilerin ülkelerinin küçüklüğüne karşın dünyanın kendileri dışındaki insanlarına en çok yararı dokunan, insanlığın gelişimine katkı koyan, insanlığa değer katan en iyi ülke ve halkı oldukları anlamına gelmektedir.

En iyi ülke endeksinde İsveç‘in arkasından ikinci sırada Danimarka ve üçüncü sırada ise Hollanda yer aldı. 

İlk üçe giren ülkelerin ortak özelliği ise küçük ve zengin olmaları,  protestan hristiyan olmaları, ortak etnik ve dil ailesinden gelmeleridir. 

İsveç, dışarıya silah satışından ve uluslararası çatışmalardaki rolünden  dolayı Uluslarası Barış ve Güvenlik kategorisinde 52. sırada gelmesine rağmen diğer altı kategorideki yüksek puanlarıyla genel sıralamada birinci oldu.

İsveç geçen yılki listede ise çok az bir puan farkıyla altıncı sırada yer almıştı. 

Türkiye ise ancak 55. sırada, Mısır’ın altında tutunabildi.

Türkiye, Bulgaristan’ın 25, Yunanistan’ın 23, Moldovya’nın 20, Romanya’nın 19, Gürcistan’ın 10 ve Tunus‘un 7 basamak altına yerleşti ! 

 

En iyi ülke endeksinde ülkeler 7 ayrı kategori de aldıkları puanlara göre sıralandırılıyorlar. 

Bunlar: 

Bilim ve Teknoloji

Kültür

Uluslararası Barış ve Güvenlik

Dünya Düzeni

Gezegen ve İklim

Refah ve Eşitlik 

Sağlık ve İyilik

İsveç bu kategorilerden Refah ve Eşitlik ile Sağlık ve İyilik alanlarında birinci oldu ama dışarıya silah  satışından ve uluslararası çatışmalardaki rolünden dolayı Uluslararası Barış ve Güvenlik alanında 52. sırada geldi. 

Genel sıralamada 55. gelen Türkiye‘nin kategori sıralamalarındaki yerleri sırasıyla şöyle :

22. Sağlık ve İyilik 
55. Bilim ve Teknoloji
60. Gezegen ve İklim
66. Kültür
72. Uluslararası Barış ve Güvenlik
103. Refah ve Eşitlik 
126. Dünya Düzeni

Türkiye‘nin 22. likle en iyi sırasını elde ettiği Sağlık ve İyilik kategorisinde;  gıda yardımı, insani yardım, uluslararası gönüllü bağışlar ve Dünya Sağlık Teşkilatı’na katkı ve uyum başlıkları yer alıyor. 

Araştırmada BM ve Dünya Bankası’nın güncel verilerinden yararlanıldı. 

İşte en iyi 10 ülke 

 1. İsveç

 2. Danimarka

 3. Hollanda

 4. İngiltere

 5. Almanya

 6. Finlandiya

 7. Kanada

 8. Fransa

 9. Avusturya

 10. Yeni Zelanda

 55. Türkiye

İşte en kötü 10 ülke

 154. Venezuella

 155. Haiti

 156. Surinam

 157. Çad

 158. Suriye

 159. Irak

 160. Orta Afrika Cumhuriyeti

 161. Moritenya İslam Cumhurlyeti

 162. Ekvator Ginesi

 163. Libya

  

Ne diyelim ?

İsveç’i ve İsveçlileri kutlayıp insanlık adına onlara teşekkür edelim. 

İlk on da hiçbir müslüman ülkenin olmamasına ve tamamen Hristiyan ülkelerden oluşmasına ve son 10 unda neredeyse tamamen müslüman ülkelerden oluşmasına dikkat çekelim !
İsveç gerçekten de önce kendi
insanlarına sonra da dünya insanlığına yaptığı katkılardan dolayı birinciliği hak etmektedir. 

Ayrıntılı inceleme yapmak isteyenler için İngilizce endeks’in linkini de verelim :

http://goodcountry.org/index/overall-rankings

TANER YILDIZ 

img_0669-1

Türklere vizesiz Avrupa bir başka bahara kaldı !

1 Temmuz’dan itibaren tüm Avrupa ülkelerine (İngiltere ve İrlanda dışında) vizesiz seyahat etmeye hazırlanan Türk vatandaşları hayal kırıklığına uğrayacak. 

İsveç Adalet ve Göçmen bakanı Morgan Johansson TT haber ajansına verdiği demeçte, bu tarihte Türkler için vizesiz Avrupa rüyasının gerçekleşmesinin imkansız olduğunu açıkladı. 

Kötü haberi İsveç Adalet ve Göçmen Bakanı Morgan Johansson verdi !
 İsveçli Bakan’ın, AB Komisyonu başkan yardımcısı Frans Timmermans‘dan aldığı gayri resmi bilgiye dayandırdığı açıklamasına göre bunun nedeni Türkiye’nin 72 kriterden geriye kalan 5 önemli kriteri bu tarihe kadar yerine getiremeyeceğinin anlaşılmış olmasıymış.  

AP (Avrupa Parlamentosu) kriterlerin hepsi yerine getirilmeden vize anlaşmasını onaylamayı gündemine almayacağını açıklamıştı. 

Vizesiz Avrupa için AB’ in Türkiye’ye şart koştuğu son 5 kriteri şunlardı: 

 1. Terörle mücadele yasasının değiştirilerek AB ile uyumlaştırılması.

 2. Yolsuzlukla mücadele yasasının değiştirilerek etkinleştirilmesi ve AB ile uyumlaştırılması.

3. AB polis örgütü EUROPOL ile operasyonel işbirliği anlaşmasının imzalanması.

 4. Kişisel verilerin korunması için AB standardında yeni bir yasa çıkarılması.

5. Suçluların iadesi konusunda AB ile daha sıkı hukuksal işbirliği yapılması.

Türkiye ise 72 kriterin hepsini de yerine getirdiğini öne sürüyor ve Erdoğan, AB’nin insan haklarına aykırı bulduğu sert terörle mücadele yasasını kesinlikle değiştirmeyeceğini söylüyordu.

Bunu kabul etmeyen ve bu durumu fırsat bilip istemeye istemeye söz verdiği vize serbestliği sözünü tutmamak için bahane aradığı belli olan AB’de zaman darlığını gerekçe göstererek vizesiz Avrupa uygulamasını şimdilik sonbahara ertelemeye ama yine de garanti vermemeye karar verdi ! 

Geçen yıl Türkiye üzerinden Avrupa’ya gelen yüzbinlerce sığınmacı karşısında köşeye sıkışan AB, Türkiye’nin sığınmacıların Avrupa’ya geçmesini engellemesi,  imzaladığı geri kabul anlaşmasını 1 Haziran’da uygulamaya koyması ve Avrupa’nın geri göndereceği mültecileri Türkiye’ye alması, ayrıca 72 şartı birden yerine getirmesi karşılığında, Türklere Avrupa vizesini 1 Temmuz 2016’dan itibaren kaldırma sözü vermişti.   

Bunun üzerine de Türkiye Mart ayından itibaren sığınmacıların Yunanistan’a geçmesini tamamen durdurmuş ve Avrupa’nın beğenmeyerek Türkiye’ye geri gönderdiği tüm mültecileri kabul etmeye başlamıştı. 1 Haziran’dan itibaren de daha önce imzaladığı geri kabul anlaşmasını tam olarak uygulamaya koyarak sözünde durmuştu. Bundan dolayı AB’de sözünü tuttuğu için Davutoğlu’nu sarmaş dolaş kucaklamıştı !

Vize muafiyeti sonrasında, Türkiye’de 1 Haziran’dan itibaren verilmeye başlanan ve çok pahalı olan parmak izi çipli Türk pasaportunu alabilen Türk vatandaşları 1 Temmuz’dan sonra şu Avrupa ülkelerine en fazla 90 günlüğüne vizesiz giriş yapabilecekti:

img_0670

Almanya, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, Hırvatistan, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kıbrıs Rum Kesimi, Letonya, Liechtenstein, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya ve Yunanistan.

Bunlara ek olarak, ayrıca Avrupa’nın şehir devletleri olan Monako, San Marino ve Vatikan‘a da vizesiz girebilecekti.

Sadece Shengen ülkesi olmayan İngiltere ve İrlanda’ya vizesiz gidilemeyecekti.

Buna karşın Türkiye de aralarında Kıbrıs’ın da bulunduğu 11 AB üyesine yönelik uyguladığı vize zorunluluğunu kaldıracak ve Kıbrıslı Rumlar da Türkiye’ye vizesiz seyahat edebilecekti.


Ne diyelim ?

Erdoğan’dan terör yasasını değiştirmesini, yolsuzlukla ve hırsızlıkla etkin mücadele etmesini istemek ne kadar gerçekçidir diye insan kendine soramadan edemiyor !

AB’nin her zaman ve her istediğinde Türkiye’de kusur bulması kadar kolay ve eğlenceli bir oyun yoktur !

Olmazsa olmaz dediği ve insan hakları bahanesi arkasına saklandığı terörle mücadele yasası değişikliği talebinin asıl amacı bu yasadaki kimi sert hükümleri gerekçe göstererek güneydoğudan onbinlerce Kürdün AB’ye gelerek iltica etmesinden korkmalarıdır. 

Eğer gerçekleşseydi Davutoğlu’nun becerebildiği en iyi iş bu vizesiz Avrupa rüyasını gerçekleştirmesi olacaktı ve bunun için ben de dahil herkesten temiz bir teşekkürü hak edecekti ama ne yazık ki gene olmadı !

AB’ye kavuşmak yine bir başka bahara bu kez sonbahara kaldı !

TANER YILDIZ

img_2773

İsveç’te ev almada yeni dönem bugün başladı !

İsveç’te çok düşük konut kredisi faizleri sayesinde kredi borcunun ana parasını hiç ödemeden sadece aylık faizini kira niyetine ödeyerek çok ucuza  5-6 milyon kronluk lüks bir villada oturabilme dönemi artık bitti. 

Şimdi bugünden itibaren İsveç’te konut kredisi alanlar faiz dışında ayrıca banka borcunun evinin piyasadaki değerinin yarısına kadar olan kısmını her ay ve düzenli olarak azar azar geri ödemekle yükümlü oldu.

İsveç’te konut kredisini geri ödeme koşullarını düzenleyen ve kredinin faizi dışında ayrıca anapara borcunun, konutun piyasa değerinin yarısı kadarının her ay taksitle geri ödenmesini (amortisman şartı) zorunlu kılan yasal değişiklik bugün 1 Haziran’dan itibaren uygulanmaya başlandı.

img_2781

İsveç’te müstakil bir ev ya da apartman dairesi, piyasa fiyatının yüzde 15’ini kendi cebinden önden peşin vererek ve geriye kalan yüzde 85’ini de ipotekli konut kredisi çekerek satın alınabilmektedir.

Yani önden 600 bin kron peşin veren birisi 3 milyon 400 bin kron da bankadan konut kredisi çekerek 4 milyon kronluk bir konutun sahibi olabilmektedir.

Bu yeni yasaya göre bugünden sonra konut kredisiyle ev alanlar ilk kademede borç tutarını, konutun piyasa değerinin % 70’i seviyesine düşürene kadar kredi borcunun yüzde 2 ‘sini her yıl geri ödemek (amorti etmek) zorunda olacak.

Örneğin piyasa değeri 4 milyon kron olan bir konut için bankadan 3 milyon 400 bin kron kredi çeken bir evsahibi, bu borcun faizi dışında ayrıca borcunu, evininin değerinin yüzde 70’i olan 2 milyon 800 bin krona indirene kadar ev için çektiği 3 milyon 400 bin kronun yüzde 2’sini (yani en az 68 bin kronu) her yıl geri ödeyecek. Bir başka deyişle her ay faiz+ 5 bin 666 kron borç ödeyecek. 

İkinci kademede de kredi borcu tutarı evin değerinin yüzde 70’inin altına inince bu kez de borcu evin değerinin % 50’sine yani yarısına düşürene kadar kredi borcunun yüzde 1’ini her yıl geri ödemek zorunda olacak. 

Örneğin piyasa değeri 4 milyon kron olan konutunun bankaya 2 milyon 800 bin kron borcu kalan bir evsahibi, faizi dışında ayrıca kredi borcunu, evin 4 milyonluk piyasa değerinin yüzde 50’si olan 2 milyon krona düşürene kadar 2 milyon 800 bin kronluk kredi borcunun yüzde 1’ini (yani en az 28 bin kronunu) her yıl geri ödeyecek. Bir başka deyişle her ay faiz + 2 bin 333 kron borç ödeyecek.

Bugünden itibaren konut onarımı için evin üstüne çekilecek olan ek kredi tutarı da, ya 10 yıl içinde geri ödenecek ya da ana krediye dahil edilerek konutun değeri oranına göre geri ödenecek. 

Bu borç amortismanı şartı 1 Haziran 2016 tarihinden önce alınmış olan mevcut konut kredilerini kapsamayacak. 

Ama bu tarihten sonra alınacak ek krediyle evin borcu, piyasa değerinin yarısını aştığı takdirde fazlalaşan borç yeni amortisman şartına göre geri ödenecek. 

Yeni yapılmış bir konutu satın alanlar bu borç amortismanı şartından 5 yıl muaf olacak.

Yani yeni konut satın alan bir ev sahibi ilk 5 yıl sadece borcunun faizini ödeyecek. Ancak konutununda oturmayı sürdürdüğü takdirde 6. yıldan itibaren borç oranına göre kredi borcunu geri ödeyecek.

Bu borç amortismanı şartı, tarım ve orman işletmelerine ait binalar için geçerli olmayacaktır. 

Özel ve istisnai durumlarda (ölüm, ağır hastalık, işsizlik, boşanma vb) amortisman şartından geçici muafiyet verilebilecektir.

Konutun piyasa değeri ancak 5 yılda bir kez tespit edilecektir.


Yukarıda verdiğim ve yeni yasanın etkilerini rakamlarla gösteren bu kredi gideri örnekleri genel anlamdaki hesaplamalar ve asgari tutarlardır. 

Bankadan alabileceğiniz konut kredisinin (bolån) ve vaat edilen konut kredisi (bolån löfte) tutarının ne kadar olacağı, ayda ne kadar faiz ve ne kadar borç anaparası taksidi ödeyeceğiniz ; sizin aylık gelir durumunuza, geri ödeme gücünüze, genel ekonomik imkanlarınıza, evli ya da bekar olmanıza ve ailenizin kaç kişilik olduğuna ve evde kaç kişi oturacağına bağlı olarak değişiklikler gösterir. 

Ne diyelim ?

Ayağımızı yorganımıza göre uzatalım !

Faiz oranının şimdiki düşüklüğüne aldanıp da ödeme gücümüzün ve imkanımızın üstünde borçlanmayalım. 

Ev kredisinin faiz oranları bankalarla pazarlık yapmaya her zaman açıktır. Daha düşük faiz oranı almak için arada sırada pazarlık yapmaktan ve mutlaka birden fazla banka ve kredi kuruluşuyla ilişkiye geçip bilgi almaktan hiç çekinmezseniz karlı çıkarsınız !

TANER YILDIZ 

img_8432-5

İsveç Kilisesi papazları Allah rızası için gezip eğlenmişler !

İsveç kilisesinin papazları hem Allah rızası hem de sevap kazanmak için devri alem yapıp dünyayı gezmişler, kiliselerindeki ibadetlerde günahkar müminleri bir kuru ekmek kırıntısı ve bir yudum ucuz şarapla kutsarlarken, sıra kendilerine gelince yağlı yemeklerle ve pahalı şaraplarla yusyuvarlak işkembelerini kutsamışlar ! 

Aftonbladet gazetesinin haberine göre; Allah yolunda harcanması ve fakir fukara garip gurebaya dağıtılması için kiliselerde dini bütün hristiyanlardan toplanan milyonlarca kron sadaka, aidat ve yardım paralarını İsveç Kilisesi papazları dünyanın dört tarafına bol bol yaptıkları gezilerde, lüks otellerde, masaj salonlarında, restoranlarda, barlarda ve eğlence merkezlerinde Allah rızası için tamı tamına 21 milyon 800 bin kronu su gibi harcamışlar !

Tabii ki de her gezi ve yemekli içkili eğlence sonrasında Tanrı’ya şükran ayini düzenleyip dualarla teşekkür etmeyi ve “Tanrım senin rızan için bu yollara düşen bu hizmetkarlarına böyle kutsal gezileri bir kez daha nasip et” diye yakarmayı da hiç ihmal etmemişler !

Hatta bir keresinde “sevap olur” düşüncesiyle Kilise’nin binlerce kron parasıyla İngiliz futbol ligi maç biletleri bile satın almışlar, dua ve ilahiler eşliğinde süper lig maçlarını stadyumda izlemişler.

Dünya’da gidilmedik ve dua edilmedik  ünlü ve turistik şehir bırakmamışlar !

Avrupa’nın belli başlı tüm şehirlerine defalarca yapılan ve her zaman lüks otellerde kalınan gezilerin sayısı bilinmiyormuş.   

Kuzey Amerika’da San Fransisco, Los Angeles, Güney Amerika’da Arjantin ve karnaval zamanı Brezilya Rio, Çin, Tayland, Filipinler, Dubai, güney Afrika gibi dünyanın cennet köşelerine Allah rızası için uçakların birinci mevkiinde uçulmuş, geceliği 4 bin kronluk SPA’lı aşırı lüks ve çoğu deniz kenarındaki otellerde yatılmış, hem otellerin hem de gidilen yerlerin lüks restoranlarında lüks yemekler yenilmiş, barlarında pahalı şaraplar içilmiş, Tayland’lı kızlara masaj yaptırılmış ve hep birlikte güzelleşilmiş. Milyonlarca kron tutan hesapları da yine Allah rızası için dini bütün İsveçli müminler ödemiş !

Bu yetmezmiş gibi ayrıca bu çeşit çeşit gezilere katılan bu dindar papazlar İsveç’e döndüklerinde binlerce kron tutan yolluklarını “traktemente” istemeyi hiç ihmal etmemişler ! 

Tek başına 1,5 milyon kronluk yurtdışı gezi yapan İsveç Kilisesi papazı Anders Bergkvist.
 İsveç Kilise’nin Uppsala’da oturan Yurtdışı Kiliseler şefi Anders Bergkvist tek başına 1,5 milyon kronluk seyahat yapmış ! 

Anders Bergkvist bir keresinde belli ki Allah’a yakın olmak için kış ortasında, pırıl pırıl güneşli Dubai’deki dünyanın en yüksek binası Burj Khalifa’ ın en üst katında bulunan beş yıldızlı Mövenpick otelinde 4 gece eşi Anna ile birlikte kaldıktan sonra sevap kazanmak için Noel içkisi “Julsnaps”ını ise Çin’de yudumlamış ! Bunu da fotoğraflarıyla birlikte övünerek Facebook’ta bir güzel paylaşmış ! 

İsveç Kilise’sinin yurtdışı kiliseler ruhani lideri Başpapaz Sven Bernhard Fast ” kutsanmış yuvarlak işkembesi” ile poz vermiş !
 
İsveç Kilisesi’nin Yurtdışı Kiliseleri’nin ruhani lideri olan ve Visby Kilisesi’nde görev yapan Papazbaşı Sven- Bernhard Fast’da din kardeşi Anders’ten hiç geri kalmamış. Onun favori gezi destinasyonu da Avustralya kıtasıymış. Karısına çok düşkün olduğu belli olan ve karıyla “papaz olmaktan” çekinen Papaz Svenne gezilerini karısıyla el ele ve ten tene yapmayı severmiş ve hiç yanından ayırmazmış !
Bu kiliseler içinde dini bütün hristiyan nüfusu ve mümini diğer belediyelere göre nispeten az olan ve dolayısıyla Allah rızası için çok fazla para toplayamayan Botkyrka Cemaatı Kilisesi’de “bizi başı kel hristiyan mıyız ? ” diyerek zengin Kilise cemaatlerden din kardeşliği dayanışması çerçevesinde para yardımı almış, yanlarına eş dost arkadaş hristiyanları da katarak 3 milyon kroncukluk sözde eğitim özde turistik çok yararlı yurtdışı gezilerini Allah rızası ve sevap kazanmak için yapıvermişler !

Şimdi biraz da İsveç kilisesi hakkında size bilgi vereyim:

Protestan olan ve yakın zamana kadar devlete doğrudan bağlı bir devlet kilisesi olan İsveç Kilise’si 6 milyon 200 bin üyesiyle İsveç’in en büyük, en varlıklı, en eski, en güçlü, en köklü kuruluşudur. Kuruluşu taa 800’lü yıllara dayanıyor. Orta çağda güç kazanıyor ve 1593 yılında ise özel hukuki konumunu kazanıyor.

İsveç Kilise’sinin Başpiskosluğu’na birkaç yıl önce seçilen rahibe Antje Jackelen kilisenin ilk kadın başpiskoposu oldu.

Vergi dairesi her yıl 6 milyon 200 bin mümin İsveçli yıllık brüt kazancından yüzde 1 aidat kesintisi yaparak İsveç Kilisesi’ne ödüyor. Yani adam başına kilise her yıl ortalama 2.500 kr aidat alıyor. Ayrıca kiliselerde düzenli olarak Allah rızası için sadaka ve bağış toplanıyor. 

Kilisenin İsveç’in en ücra köylerine kadar dağılmış irili ufaklı kiliseleri, arazileri ve binaları, bankalarda yatan milyonlarca kronu ve milyarlarca kronluk hisse senetlerinden oluşan muazzam bir serveti var..

Ne diyelim ?

Din adamları Cennet’in öldükten sonra öteki dünyada olduğu ve Cennet’e girebilmek için Allah rızası için Kiliseye bağış yapılması gerektiği konusunda bol bol vaaz veriyorlar.

Ama bu hınzır papazlar Cennet’in bu dünyada olduğunu biliyorlar ve bunu söylemeyip kendilerine saklıyorlar !

TANER YILDIZ

img_2781

İsveç’te ev kredisinde devrim gibi değişiklik !

İsveç’te çok düşük konut kredisi faizleri sayesinde kredi borcunun ana parasını hiç ödemeden sadece neredeyse bir sosyal konut kirası kadar tutan aylık faizini ödemekle yetinerek 5-6  milyon kronluk lüks bir villada oturabilme dönemi artık sona erdi. 

Şimdi İsveç’te konut kredisi alanlar faiz dışında ayrıca kredi borcu anaparasının yarısını her ay düzenli olarak azar azar geri ödemekle yükümlü oldu.

İsveç’te konut kredisini geri ödeme koşullarını düzenleyen ve kredinin faizi dışında ayrıca anapara borcunun, konutun piyasa değerinin yarısından fazlasının üstünde olan bölümünün her ay azar azar geri ödenmesini (amortisman şartı)  zorunlu kılan yasal değişiklik iki gün sonra 1 Haziran‘dan itibaren uygulanmaya başlanıyor.

img_2767

İsveç’te müstakil bir ev ya da apartman dairesi, piyasa fiyatının yüzde 15’ini kendi cebinden önden peşin vererek ve geriye kalan yüzde 85’ini de ipotekli konut kredisi çekerek satın alınabilmektedir.

Yani önden 600 bin kron peşin veren birisi 3 milyon 400 bin kron da bankadan konut kredisi çekerek 4 milyon kronluk bir müstakil evi ya da dairenin sahibi olabilmektedir.

Bu yeni yasaya göre 1 Haziran’dan sonra konut kredisiyle ev alanlar ilk kademede borç tutarı, konutun piyasa değerinin % 70’ine düşürene kadar toplam kredi borcunun yüzde 2 ‘sini her yıl geri ödemek (amorti etmek) zorunda olacak.

Örneğin piyasa değeri 4 milyon kron olan bir konut için bankadan 3 milyon 400 bin kron kredi çeken bir evsahibi, bu borcun faizi dışında ayrıca borcunu, evininin değerinin yüzde 70’i olan 2 milyon 800 bin krona indirene kadar ev için çektiği 3 milyon 400 bin kronun yüzde 2‘sini (yani en az 68 bin kronu) her yıl geri ödeyecek. Bir başka deyişle her ay faiz+ 5 bin 666 kron borç ödeyecek. 

İkinci kademede de kredi borcu tutarı evin değerinin yüzde 70’inin altına inince bu kez de borcu evin değerinin  % 50’sine yani yarısına düşürene kadar kredi borcunun yüzde 1’ini her yıl geri ödemek zorunda olacak. 

Örneğin piyasa değeri 4 milyon kron olan konutunun bankaya 2 milyon 800 bin kron borcu kalan bir evsahibi, faizi dışında ayrıca kredi borcunu, evin 4 milyonluk piyasa  değerinin yüzde 50’si olan 2 milyon krona düşürene kadar 2 milyon 800 bin kronluk kredi borcunun yüzde 1‘ini (yani en az 28 bin kronunu) her yıl geri ödeyecek. Bir başka deyişle her ay faiz + 2 bin 333 kron borç ödeyecek.

Ayrıca 1 Haziran’dan sonra konut onarımı için alınacak olan ek kredi tutarı da, ya 10 yıl içinde geri ödenecek ya da ana krediye dahil edilerek konutun değeri oranına göre geri ödenecek. img_2782

Bu borç amortismanı şartı 1 Haziran 2016 tarihinden önce alınmış olan mevcut konut kredilerini kapsamayacak. 

Ama bu tarihten sonra alınacak ek krediyle evin borcu, piyasa değerinin yarısını aştığı takdirde fazlalaşan borç yeni amortisman şartına göre geri ödenecek. 

Yeni yapılmış bir konutu satın alanlar bu borç amortismanı şartından 5 yıl muaf olacak.

Yani yeni konut satın alan bir ev sahibi ilk 5 yıl sadece borcunun faizini ödeyecek. Ancak konutununda oturmayı sürdürdüğü takdirde 6. yıldan itibaren borç oranına göre kredi borcunu geri ödeyecek.

Bu borç amortismanı şartı, tarım ve orman işletmelerine ait binalar için geçerli olmayacaktır. 

Özel ve istisnai durumlarda (ölüm, ağır hastalık, işsizlik vb) amortisman şartından geçici muafiyet verilebilecektir.

Konutun piyasa değeri ancak 5 yılda bir kez tespit edilecektir.

Yukarıda verdiğim bu kredi giderleri örnekleri genel anlamdadır ve asgari tutarlardır. 

Bankadan alabileceğiniz konut kredisinin (bolån) ve vaat edilen konut kredisinin (bolån löfte) kadar olacağı, ayda ne kadar faiz ve ne kadar borç anaparası taksidi ödeyeceğiniz, aylık gelir durumunuza, genel ekonomik imkanlarınıza, evli ya da bekar olacağınıza ve evde ailenizde kaç kişi olduğuna bağlı olarak değişiklik gösterir. 

Ev kredisinin faiz oranları pazarlık yapmaya açıktır. Daha düşük faiz oranı almak için pazarlık yapmaktan ve mutlaka birden fazla banka ve kredi kuruluşuna sorup bilgi almaktan hiç çekinmeyin !

Ne diyelim ?

Atalarımızın ” Ayağını yorganına göre uzat !” bilge sözüne uygun hareket edelim.

Faiz oranının şimdiki düşüklüğüne aldanıp da  ödeme gücümüzün ve imkanımızın üstünde borçlanmayalım. 

Bir süre sonra faizler yükseldiğinde  ya da işsiz kaldığımızda borcumuzu ödeyemeyez duruma düşünce,  bir gün aniden kendimizle birlikte ailemizi de karda kışta sokak ortasında bulup, çoluk çoluk yorganlara bürünerek acımasız İsveç soğuğunda büzüşmeyelim !

TANER YILDIZ 

img_3223

“Husby’de yabancı gençlerin gece sokağa çıkması yasaklansın” !

İki devşirme İsveçli yalakası: Arin Karapet ve Aras Amin. 

İkisi de aslında yabancı ama ikisi de Kral’dan çok Kral’cı !

Sağcı Moderat politikacı Arin Karapet diyor ki :

“Gece saat dokuzdan sonra yabancı gençler sokağa çıkamasın !

Bu saatten sonra sokağa çıkanları polis yakalasın, direnenleri pataklasın ve karakola götürüp içeri tıksın !”

Sağcı Moderat politikacı Aras Amin diyor ki : 

“İŞİD’le bağlantısı olan yabancı kökenliler İsveç vatandaşlığından atılsın !

Yabancı çocuk ve gencin kırdığı camın ve çerçevenin parası ailesinden kuruşuna kadar alınsın ! ”

Biri “yabancılar göçmen gettolarında akşam saatlerinde sokağa çıkmasın” diyor.

Öteki “hiç gözünün yaşına bakmayın yabancıları vatandaşlıktan atın ” diyor.

İkisi de Stockholm’da Moderat Gençlik Örgütün’ün (MUF) aktif politikacısı ve Arin Karapet adlı olanı halen İl Sağlık Kurulu (Landsting) üyesi.

Ortak yanları ise pek çok: 

İkisi de Ortadoğulu, biri Ermeni diğeri Kürt kökenli, ikisi de 20’li yaşlarda, ikisi de Moderat partili sağcı politikacı, ikisi de İsveç’e sığınmış, ikisi de devşirme İsveçli, ikisi de özde yabancı sözde İsveçli, ikisi de yalaka değnekçi, ikisi de kenar semt gettosunda büyümüş, ikisi de şimdi seçkin semtlerde biri Stockholm merkezinde öteki Täby’de oturuyormuş, ikisi de Expressen gazetesinin yabancılar uzmanı, ikisi de yabancıların nasıl adam edileceğini, nasıl yola getirileciğini, nasıl hizaya çekileceğini en iyi biz biliriz, gök gözlü ve saf olan siz İsveçliler bilmezsiniz diyor. 

İkisi de yabancı kökenli gençleri “çivi” ve polisleri de “çekiç” gibi görüyorlar. İkisi de aynada kendilerini  gördüklerinden dolayı yabancılar için çözüm önerisi olarak dayağı, korkutmayı ve cezalandırmayı işaret ediyorlar. Bunlar öğütten, iyilikten, efendilikten anlamazlar demeye getiriyorlar.


Birkaç gün önce Sağcı ittifak partileri: Moderatlar Liberaller, Center ve Hristiyan demokratların liderleri Stockholm’un meşhurlaşan gettosu Husby semtine kalabalık polis eskortu eşliğinde hep birlikte ortak bir çıkartma yapmışlar. Kanun nizamı isteriz diye esmişler, asayiş berkemal olsun diye gürlemişler. 

Hızlarını alamamışlar “polisimizi geniş yetkiler ile plastik mermiler ile TOMA’lar ile donatalım, buralara polislerimizi yığalım, polisimize ait olan şiddet kullanma tekelini daha efektif kullandıralım,” demişler. 

Stockholm’un kuzeyinde bulunan küçük Husby semti son 8 yıllık sağ ittifak yönetiminin gettocu yerleşim politikaları, aynı suçlunun suç işlediği yere geri gitmesi gibi sosyal haklardaki kısıtlamaları, yoksul çocuklu ailelerin daracık dairelerde üst üste yığılarak aylık birkaç bin kronluk asgari geçim parasıyla yaşamak zorunda bırakılmaları, başta gençler için fritidsgård’lar olmak üzere çoğu sosyal hizmet ve refah birimlerinin teker teker kapatılmaları ya da taşınmaları, keskin sınıflı toplum yaratmaları ve yabancı kökenliliklerinden dolayı genel umursamazlıkları sonucunda, polisin takviye almadan tek araçla giremediği tehlikeli bir gettoya dönüşmesi sağ ittifak’ın eseridir.


Bu sağcı partilerin Husby Çıkartması Şovu‘nu fırsat bilen ve plastik mermi ve tazyikli su silahlarını yetersiz bulan ve bir İran Ermenisi olan Moderat politikacı olan Arin Karapet Expressen gazetesine “yabancılar uzmanı Moderat politikacı” ünvanıyla döşendiği yazısında aynen şöyle buyuruyor:

Sağcı politikacı ve yabancılar uzmanı Arin Karapet.
” – İsveç’imizin yabancı nüfus yoğunluklu kenar semtleri kontrolümüzden çıkıyor, polisimiz buralara giremiyor, semtlerimiz çapulcu, yağmacı, esrarcı yabancıların kurtarılmış cennetine dönüşüyor.”

“- Derhal, Ortadoğulu yabancıların oturduğu 15 semtte: (Stockholm – Husby’de, Rinkeby/Tensta’da, Fittja/Hallunda’da, Södertälje’de, Göteborg Biskopsgården’de, Bergsjön’de, Hjällbo’da, Hammarkulle’de, Malmö Rosengård’da, Växsjö Araby’de , Örebro Vivalla’da, Uppsala’da, Norrköping’de, Linköping’de) gece saat dokuzdan sonra sokağa çıkma yasağı konulmasını talep ediyorum. 

Bu saatten sonra sokağa çıkan tüm yabancı gençlerin kimlik göstermesi zorunlu olsun. 

Sokağa çıkan 18 yaşından küçüklerin anne babasına hemen telefon edilsin “çabuk buraya gel, çocuğunu sokaktan al” denilsin. 

Saat ondan sonra ise hepsi de gözaltına alınıp karakoldaki nezarethaneye tıkılsın. Karakoldan da sadece anne ve babası gelip alsın.”

Sağcı politikacı ve yabancılar uzmanı Aras Amin


Irak Kürdü Moderat politikacı Aras Amin‘de Sydsvenskan ve Expressen gazetesindeki yazılarında şöyle buyuruyor:

“- Derhal İŞİD’le bağlantısı olduğundan şüphelenilen, bu örgütle bağlantısı olan ve bunları bir şekilde destekleyen yabancı kökenli İsveçlileri Säpo’muz tespit etsin ve bunları İsveç vatandaşlığından atsın ” diyor ama Säpo’sunun Bunu nasıl yapacağını ve “vatansız” duruma düşen bu yabancıların ne olacağını söylemiyor ! 

Säpo’su söz konusu Işid’lileri aynı terörist Macid kepazeliğinde yaptığı gibi işaret ederse, işte o zaman “Yandı gülüm keten helva”!

Aras Amin yine de vicdanlı davranıyor. Aras efendinin önerisi atadan İsveçli etnik İsveçlileri kapsamıyor ! Yani İŞİD bağlantılı etnik İsveçlileri ben affediyorum, Säpo’muz da affetsin diyor !

Sağcı politikacı Aras Amin, atadan İsveçli etnik İsveçlilerin çok rahatsızlık duyduğu; dışlanmışlığın, ayrımcılığın ve yoksulluğun acısını ve hıncını cam çerçeve indirerek çıkaran yabancı kökenli getto gençlerini de unutmuyor. “- Kırdıkları her camın ve eşyanın parası kuruşu kuruşuna gençlerin ailelerinden çatır çatır alınsın ” diyor. 

Genç ve sağcı politikacımız yine burada da bu cam ve çerçeve paralarını, zar zor karnını doyuran ve çoğu sosyal geçim yardımıyla geçinmeye çalışan bu ailelerin hangi parayla ödeyebileceğini söylemiyor ! 

Bu yetmezmiş gibi de Aras efendi, yabancılar söz konusu olduğunda, anayasal vatandaşlık güvencesini ve suçun şahsiliği evrensel  hukuk ilkesini ya bilmiyor ya da İsveçlilere yaranmak için bilerek gözardı ediyor.

Bunları istemeye, talep etmeye, önermeye ya da dillendirmeye hakiki İsveçli ırkçılar bile cesaret edemezken, bu iki sağcı politikacı İsveçlilere yalakalanmak ve yaranmak için Ortadoğulu pişkinliğiyle ve kendilerinden emin yılışıklıklarıyla bu saçmalıklarını rahatlıkla gündeme getirebiliyorlar. Bu önerilerinden dolayı açıktan ırkçı İnternet gazeteleri AVPIXLAT ve EXPONERAT’da yazılarına çerçeveli olarak yer veriliyor.

Ne diyelim ?

Ağacın kurdu içinde olur derler.

Bu iki sağcı yalaka politikacı belli ki yabancıları atlama tahtası yaparak Moderat parti içinde kariyer yapmak ve böyle sıradışı Irkçı önerileriyle toplumun yabancı düşmanı kesimlerinin dikkatini çekmeye çalışıyorlar.

Alışık oldukları bu türden “Şark kurnazlığı” taktikleriyle belki de ilerideki bir sağ ittifak iktidarında biri Göçmen Bakanlığına diğeri de İçişleri Bakanlığına göz dikiyorlar !

Sorunu toplumsal getto düzeninde  değil de insanların etnik kökeninde arayan bu gibi dalkavuk ve omurgasız devşirmelerin kirli çıkar politikalarına alet olmayalım…

TANER YILDIZ

img_0559

İsveç ilkokulunda beyazlar için ayrı siyahlar için ayrı tuvalet !

Duyduk duymadık demeyin. Apertheid İsveç’te hortladı !

En son örneği Güney Afrika’da İngilizlerce uygulanan, beyaz ve siyahların ayrı ayrı mekanları kullanmasını zorunlu kılan ve ırkçı APERTHEİD düzeninin en belirgin özelliği olan beyazlar için ayrı siyahlar için ayrı okul ve tuvalet uygulaması şimdi de İsveç’te uygulamaya konulmuş.

  Aftonbladet gazetesinin haberine göre İsveç’in güneydoğusundaki  Blekinge ilinde, 12 bin nüfuslu RONNEBY kasabasında bulunan ve 7 – 15 yaş grubundaki çocukların aynı binada eğitim gördüğü THOREN FRAMTİD Friskola özel okulunda velilerin itirazı üzerine İsveçli çocukların kullandığı tuvaletin yeni gelen mülteci çocuklarca da kullanması yasaklanmış !

 

Sadece İsveçli beyaz çocukkarın kullandığı ve esmer – siyah mülteci çocuklarının kullanması yasaklanan ana giriş kapısı…
 Bununla yetinilmemiş ayrıca İsveçli ve yabancı çocukların karışmasını önlemek amacıyla okulun ana giriş kapısını ortak kullanmaları da yasaklanmış ve okul binası içine duvarlar çekilerek yabancı öğrencilerin kullandığı bölüm büyük oranda daraltılmış, kara ve esmer tenli öğrenciler için de apayrı bir giriş kapısı yapılmış.

 Şimdi aynı binada okula giden İsveçli çocuklar kendileri için özel olarak ayrılan beyaz giriş kapısından girip yine sadece kendilerinin kullanımı için özel olarak ayrılmış beyaz tuvaletlerinde ihtiyaçlarını gideriyorlarmış.
Mülteci çocuklar ise aynı binadaki okula gittiklerinde kendilerine ayrılmış olan ikinci sınıf siyah giriş kapısından giriyorlarmış ve yine kendilerinin kullanımı için ayrılmış ikinci sınıf tuvaletlerde ihtiyaçlarını gideriyorlarmış. 

Veliler buna rağmen hala durumdan hoşnut değillermiş ve şimdilik ortak kullanılan Okul Bahçesi’nin içine de duvar çekilip beyaz ve siyah bölümlere ayrılmasını talep ediyorlarmış !

Bunu yapması halinde epeyce başının ağrıyacağını düşünen okul yönetimi ise nasıl çıkacağız bu işin içinden diye kara kara düşünüyormuş. 

Apertheid uygulamasının mimarı olan İsveç Demokrat partili , SD’li politikacı Tomas Lundberg .
 Velilerin itiraz gerekçesi ise beyaz ve siyah çocukların karışık eğitim görmeleri be aynı mekanları paylaşmaşarıymış ve bu gerekçelerini aynı okula çocuğu giden ırkçı İsveç Demokratları partisi SD’li politikacı Tomas Lundberg şöyle açıklamış:

Bizim çocuklarımız ayıklanmamış (ne idüğü belirsiz) mülteci çocuklarıyla karıştırılıyor. Biliyoruz ki herşeyin bozulup kirletilmesi için bir tanesi bile yeterlidir “

Ronneby belediyesi Okullar Kurulu üyesi ve Sosyal Demokrat partisi temsilcisi Jan Erik Widros :

Bu açık seçik bir Apertheid düzeni örneğidir.” demiş ve bunu yapanları kınamış. 

Ne diyelim ?

Tanrı İsveç’teki yabancıları  ırkçılardan korusun !

İsveç’te bu ırkçı parti yandaşları tarafından son iki yıldır yabancılar üzerinde terör estiriliyor. 

Onlarca irili ufaklı müslüman mesciti yakıldı. Onlarca mülteci kampı ve mülteci çocukları bakımevleri ateşe verildi. 

Stockholm’un merkezinde yüzlerce ırkçı maskeli olarak yürüyüş yapıp önüne gelen kara saçlı ve kara tenli yabancıyı dövüp linç etmeye çalıştı.

 İsveç’in çoğu kentinde ırkçı çeteler ‘milis gücü’ oluşturup sokaklarda devriye gezmeye başladı.

Bu ırkçı İsveç Demokratları Partisi İsveç’in üçüncü en büyük partisi olduktan sonra daha önce bırakın gerçekleştirilmesini, dillendirilmesi bile mümkün olmayan beyaz ırkçı hezeyanlar ve uygulamalar rahatlıkla piyasaya sürülmeye başladı.

İsveç’te ırkçılık gün geçtikçe gündelik hayatta sessizce ve yavaş yavaş yer edinmeye kalıcılaşmaya başladı.

Gündelik yaşamımızda ve toplumun her kesiminde her gün çeşitli biçimlerde ve değişik dozlarda karşılaştığımız ırkçılık zehirinin panzehirlerinden birisi ve en önemlisi siyasi partilerde yabancı kökenlilerin yer ve konum edinmesidir. Bu nedenle SD dışında hangi parti olursa olsun tüm partilere en azından üye yazılmamız gerekmektedir hatta bu bizlerin açısından elzemdir. 

TANER YILDIZ 

Aftonbladet gazetesinin bu konudaki haber linki:

http://www.aftonbladet.se/nyheter/article22870667.ab

img_0550

Muharrem İnce’nin, ince ince Kılıçdaroğlu eleştirisi fazla sivrice !

Boynumuzu ipe gönderen evetçiler iyi dinleyin beni ” !

Dost yüze söyler, acı söyler…

İnce, 20 Chp milletvekiline dokunulmazlık yasasına evet oyu verdirdiği için kızgın olduğu Genel başkanı’na acımadı !

Herkes Muharrem İnce’nin CHP Antalya kampında “Dost dostunun ayıbını yüzüne söyler” atasözünde olduğu gibi Kılıçdaroğlu’nun yüzüne karşı hiç sözünü çekinmeden ve hiç evirip çevirmeden yaptığı bu zehir zemberek ama dosdoğru konuşmayı konuşuyor:

İşte CHP milletvekili Muharrem İnce’nin Meclis’teki Erdoğan eleştirilerini aratmayan konuşması:  

60 CHP’Lİ VEKİLİNİN BOYNUNU İPE GÖNDEREN “EVETÇİLER” İYİ DİNLEYİN BENİ !

“ – CHP yelkenlerini doldurmuş, umut saçıyor, güçlenmiş, bu kez AKP’yi perişan edecek, derlenmiş, toparlanmış, her şey yolunda, mükemel gidiyor…  

Böyleyse, bu konuşulanların hiçbirisini ciddiye almayın.  Ama değilse, benim söylediklerimi ciddiye alın. Zaten benim söylediklerim doğru değilse, ben bir siyasi mefta olurum, öngörülerim tutmamıştır.  Ama benim öngörülerim tutarsa siyasi mefta olurum ne de görüşlerim.

17 25 ARALIK DEMİREL ZAMANINDA OLSAYDI, DEMİREL BİR HAFTADA İNDİRİRDİ BUNLARI !

Şimdi, sorun nerede başlıyor, neden başarılı olamıyoruz?  
Bir… Size örnekler vereceğim, krizleri nasıl yönettik? 
İki… Büyük olaylarda neden oy devşiremedik?  17 – 25 Aralık, Suriye politikası… 
17 – 25 Aralık’ta Demirel iktidarda olsaydı, bir haftada bunları indirirdi. Siz beceremiyorsunuz.

YEMİN MESELESİNDE TÜKÜRDÜĞÜMÜZÜ YALADIK !

Şimdi bakalım, ilk olayı hatırlayalım; 2011’de yemin etmeme meselesi… 

Doğrudur, yanlıştır, bir karar aldık.  İki milletvekilimiz cezaevinden çıkıp gelmeden yemin etmeyeceğiz dedik.  Politika doğru muydu bilemem ama milletvekillerimizin başarısız olmasında büyük payı oldu. 

Yalvardım o zaman yeni seçilen milletvekillerine; “Yapmayın, etmeyin, telefonda görüşmeyindedim. Telefonda görüştü arkadaşlarımız; “Ya edelim yemini boşver, milletvekilliğimiz düşer bak. Bir daha ya seçiliriz ya seçilmeyiz” diye konuştukça, telefon kayıtları Erdoğan’ın elinde olduğu için yumuşak karnımızı gördü ve meydanlara çıkıp; “Tükürdüğünüzü yalayacaksınız” dedi ve tükürdüğümüzü yaladık ve gittik “tıpış tıpış” yeminimizi ettik. Yenildik resmen Erdoğan’ın karşısında.

1 KASIM’DA TERÖR VARKEN, 7 HAZİRAN’IN MAAŞ VAATLERİNİ İÇEREN BROŞÜRLERİ DAĞITTIK !

7 Haziran’da bir seçime girdik. 7 Haziran’daki broşürlerimizle 1 Kasım’daki broşürlerimiz pek çok vilayetimizde aynıydı, biliyor musunuz?  Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?  Asgari ücret 1500 TL, emekliye iki maaş vaatleri doğru söylemler ama 7 Haziran’da doğruydu, 1 Kasım’da doğru değildi.  

7 Haziran’dan sonra güvenlik politikaları öne çıktı, bombalar patlıyordu.  Kontrollü bir terör vardı.  AKP’nin kontrolünde bir terör vardı, kimsenin umurunda değildi 1500 TL, kimsenin umurunda değildi iki maaş ikramiye.  Ama biz eski broşürleri dağıttık. 

Meclis Başkanlığı seçimi mesela… 
Çok kötü yönettik.  

Laiklikle ilgili söylemler, geleceğim oraya da.

80 GENEL BAŞKAN YARDIMCISI DEĞİŞTİRİLDİ !

80 kişi değişmiş arkadaşlar, ya 78 ya 80 genel başkan yardımcısı değişmiş.  Her bir başarısız olaydan sonra genel başkan yardımcılarını değiştiriyoruz.  

O zaman sayın genel başkan, sizin de adam seçimiyle ilgili bir sıkıntınız var demektir, iyi adamları seçemiyorsunuz demektir.  

Sürekli değişiyor, örgütten sorumlu genel başkan yardımcılarını unuttum… 
Önder Sav, Adnan Keskin, Nihat Bey, Gürsel Tekin, Tekin Bingöl..  

Dış politikadan sorumlu olanlar, keza sürekli değişmiş.  
Hep mi suçlu bu insanlar, hep mi genel başkan yardımcıları hatalı?

%35’İ TUTTURAMADIK, İÇ SORGULAMA YAPMADIK !

Mesela 17 Mayıs 2015, hedefimiz %35 diyorsunuz.  
Altında kalırsak iç sorgulama yaparız diyorsunuz.  
Yaptık mı?  Günlerce saatlerce tartıştık mı?  
Tartışmadık !

GENEL BAŞKAN’A SALDIRILDIĞINDA BENİM İÇİM SIZLADI !

AKP terörle mücadelede baştan sona hatalı bir parti.  Ama nasıl oluyor da bedelini biz ödüyoruz? 

Size samimi olarak söylüyorum bunu, en içten duygularla söylüyorum.  Sayın Genel Başkan’a yumurta atıldığında içim sızladı.  Ben Gülsüm hanım gibi bakmıyorum, neden bedelini biz ödeyelim?  

Ne yapmak istediklerini biliyoruz, yapmak istedikleri şu…  Siz PKK’ya destek oldunuz CHP diyor. 
Böyle bir şey yaptık mı?  Yapmadık.  

Algı yaratmak istiyor AKP’liler.  Ama bu algının oluşmasında ilkesiz, tutarsız duruşumuz..

EVET OYU VERENLER ÇOCUKLARINA SÖYLEYEMEYECEK !

Dün dokunulmazlıklarla ilgili evet oyu veren arkadaşlarıma sesleniyorum.  Onların vicdanına sesleniyorum. 

Bir sene sonra o arkadaşlarımız “Ben hayır verdim” diye konuşacaklar.  

Öyle utanacaklar ki, çocuklarına söyleyemeyecekler evet oyu verdiklerini.

HAKİMLERİN SAVCILARIN GENEL BAŞKAN’A NASIL HAKARET EDECEKLERİNİ GÖRECEĞİZ  !

Başımıza nelerin geleceğini hep birlikte göreceğiz.  
Başta Sayın Genel Başkan.  
Nasıl onuruyla oynanacaklarını hep birlikte göreceğiz. 
O hakimlerin, savcıların Genel Başkan’a nasıl hakaret edeceklerini göreceğiz.

KOMŞULAR NE DER DİYEREK SİYASET YAPILMAZ !

Ben hayır verdim, her arkadaşıma da hayır vermesi gerektiğini söyledim. 

Ne olurmuş? 
Referandumda hayır verirsek AKP ile MHP evet dermiş, biz HDP ile görünmemeliymişiz. 

Siyaset ilke ile yapılır. 
Komşular ne der diye, elalem ne der diye siyaset yapılmaz. 

HDP bir şeyi doğru söylerse, o HDP söyledi diye biz geri adım mı atacağız? 
MHP doğru bir şey söylerse, MHP ile görünmemek için geri adım mı atacağız? 
Bu doğru değildir !

CEZAEVİNDEN KORKTUĞUMDAN DEĞİL, ÖNGÖRÜSÜZLÜĞE KIZDIĞIMDAN !

Bakın Eren Erdem, Muharrem İnce, Barış Yarkadaş, Enis Berberoğlu, başta bunlar dördü… 
Bakın mahkemelerde neler yaşayacağız, göreceğiz.

12 tane fezlekem var, korkuyor muyum?  
Vallahi düğün bayram. 5-6 sene hapislerde yatmış arkadaşlarımız var, korktuğumdan filan değil, öngörüsüzlüğe kızıyorum. 

Nasıl kendi boynumuza ip geçiririz biz? 
Bu doğru değil. 
Aslanlar gibi çıkıp “hayır diyeceğiz” demeliydik. 
Araştırma komisyonu kuruldu ne dediler, “Yargı bağımsız olmadığı için dokunulmazlıkları kaldırmıyoruz”. 
Bakın, başımıza nelerin geleceğini tahmin ediyorum ama bazı arkadaşlar burada, korkutmak istemiyorum açıkçası.

BEN ANAYASA’YA SADAKAT YEMİNİ ETTİM, GENEL BAŞKAN TALİMAT VERSE DE DEĞİŞTİREMEZ !

Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz.” 

Yetmez ama evet gibi bir şey.  Talihsiz bir cümle. 

Ben Anayasa üzerine yemin ettim, Anayasa’ya aykırı olduğuna inandığım bir şeye, Parti Meclisi de karar alsa, Genel Başkan da talimat verse ben oy veremem, vermem.  

Benim onurum var, kişiliğim var, duruşum var, 52 yaşındayım; Muharrem İnce’ye hesabım var benim. Ben bunu yapamam, yapabilen yapsın arkadaşlar.

EKMELEDDİN İHSANOĞLU’NU ADAY YAPTINIZ, MHP’DEN MİLLETVEKİLİ OLDU !

Mesela, büyük kriz anlarında… 

Cumhurbaşkanı adayımız Ekmeleddin İhsanoğlu. 

Riski göze aldım dedi sayın genel başkan.  Hangi riski?  Sonuç nedir? 

Cumhurbaşkanı adayı yaptığımız kişi MHP’den milletvekili oldu, sonra Meclis Başkanlığı seçiminde de onu desteklemedik, o da ayrı bir konu. 

Bakın yine Abdullah Gül’le Tayyip Erdoğan kavga etti, Tayyip Erdoğan ile cemaat kavga etti, Tayyip Erdoğan ile Davutoğlu kavga etti. Bunlar hep kavga ettiklerinde biz hep el ovuşturduk. 

Çok iyi hatırlıyorum 12 Haziran 2013 günü Yalova’daydım, Grup Başkanvekiliydim, Yalova’dan atladım gece saat 01:30’da yalvardım bu MYK’nın tutanakları varsa, “yanlış bu” dedim, Abdullah Gül’ü göreve davet ettik, liderler zirvesini topla diye çağrı yaptık. Abdullah Gül de “İşinize bakın, toplamıyorum” dedi. 

Derdim şuydu, bunların kavgalarından medet ummayın, cemaatle kavgasından medet ummayın.

MALATYA’DAKİ 7 GENCİN HAKKI DA ÜSTÜNÜZDE, DAVUTOĞLU’NA HAKKIMIZI HELAL EDEMEZSİNİZ !

Davutoğlu’na hakkınızı helal edemezsiniz efendim.
Hepimizin hakkı var, edemezsiniz.
Siz hepimizi temsil ediyorsunuz. 

Ben Davutoğlu’na hakkımı helal etmiyorum. 
Bu beceriksiz, bu pısırık adama helal etmiyorum! 

500 şehit var 7 Haziran’dan bu yana, o Ankara’da havaya uçan çocukların hakkı var orada! 
Malatya’da gittiğimizde yedi çocuğun evini gezdik. 18 – 20 yaşında çocuklar, havaya uçmuş, parça parça olmuş çocuklar. 
Aynı mahallenin çocuklarıydı, Veli’yle birlikte gezdik, o çocukların hakkı var nasıl helal ederiz hakkımızı biz Davutoğlu’na. 

Siz bizim Genel Başkanımızsınız, böyle bir helalliği yapmamalısınız. 
Siz edebilirsiniz ama ben etmiyorum.

İKİ KONUDA SİZE DESTEK VERDİM !

Mesela iki konu daha var.. 

Buranın konuşmak için uygun ortam olduğunu düşünüyorum, burada konuşmayacağız da nerede konuşacağız? 

Ben “önüne yatmak” konusunda ve “kan” meselesinde de kararlığımızı gösterdiğiniz noktasında sizi destekledim. Yine aynı şey olsun, yine desteklerim.  Sonuna kadar arkanızda, yanınızda dururuz ama krizlerden ne yazık ki hiçbirinden doğru düzgün çıkmadık.

ATATÜRK’ÜN RESMİNİ KİM İNDİRDİ TARTIŞMASINDAN 65 GÜNDE ÇIKAMADINIZ !

65 gün Atatürk’ün resmini kim indirdi, indirdi mi indirmedi mi tartışması yapıldı. 

Ben 17 gün öncesinden biliyordum, hiçkimseye söylemedim. 
Medyaya fısıldayan filan ben değildim, ispatlarım bunu, her türlü ispatlarım.
Ama partim yara almasın diye 17 gün sustum. 

65 gün bu tartışma, bir dakikalık işi var bunun : 
– Gel bakalım Aylin Nazlıaka, kim bunun sorumlusu söyle !

Söylemiyor musun ? at Aylin Nazlıaka’yı. 
Söylüyor mu ? indireni at. 

Bu kadar !

SARAY’DA PARALEL HÜKÜMET VARSA BİZDE DE PARALEL MYK VAR !

Saray’da paralel hükümet kuruyorlarmış, e paralel MYK var bizde de. 

Milletvekilinden danışman olmaz arkadaşlar, böyle bir şey yok.  Siyasette yeni mi çıktı bu? 
Biz hepimiz Sayın Kılıçdaroğlu’nun danışmanıyız zaten. Zorunlu danışmanıyız. Talep ederseniz telefon açarsınız, geliriz bildiğimiz bir konudan siz yararlanmak istiyorsanız, biz bildiğimizi size anlatmaya mecburuz zaten. 133 danışmanınız var zaten. 

Bu doğru bir uygulama değil, eski köye yeni adet mi çıktı? 

Danışman olan milletvekili, danışman olmayan milletvekili. 
Paralel bir MYK var, Genel Başkan Yardımcısı var bir konuyla ilgili, onunla ilgili bir de danışman milletvekili var. 

Bu yapıya derhal son vermemiz lazım.

GRUP BAŞKANVEKİLLERİNE DE AYIP, BEKAROĞLU’NA DA AYIP !

Parlamentodaki ilişkilerden sorumlu danışman var, Sayın Bekaroğlu yanılmıyorsam. 

Ayıptır, Sayın Bekaroğlu’na da ayıp, Grup Başkanvekillerine de ayıp. 
Sayın Grup Başkanvekillerinin görevi budur zaten, ben beş sene yaptım bu işi. 
Grup Başkanvekilinin görevi MYK ile grup arasındaki koordinasyonu sağlamaktır. 

Hem Bekaroğlu’na saygısızlık hem de Grup Başkanvekillerimize saygısızlık.

KURULTAY’A GELİP KONUŞMUYORSUNUZ !

Sayın Genel Başkanım, kurultaya teşekkür konuşması yapmıyorsunuz, tek adaysınız başka aday yok. 
Kurultaya gelmiyorsun, açılışına gelmiyorsun, kadın kolları seçimine gelmiyorsun. 

Adam her gün muhtarları topluyor, konuşacak bahane arıyor, hazır ortamlar var gelip konuşmuyorsun. 
81 vilayet orada ama siz hiçbirisinde yoksunuz.

İL BAŞKANLARININ DESTEK AÇIKLAMASINA İHTİYACINIZ VARSA ACZİYETİNİZDEN !

Partinin şu huyundan bir vazgeçmesini istiyorum, hepinizin huzurunda söylüyorum. Şu eski alışkanlıkları bir bırakalım. 

Ne zaman il başkanları bir araya gelse “İl başkanlarından Genel Başkan’a destek açıklaması”. 
Ya arkadaşlar, bunu yapmayalım. Komik oluyor. Buna ihtiyacınız mı var? Bir parti yönetiminin buna ihtiyacı yok. 

Partinin en üst organı kurultaydır. Kurultay yetkisini Parti Meclisi’ne devreder. PM en üst organımızdır, Kurultay adına karar verir. MYK’mız ise Bakanlar Kurulumuzdur. Yani siz zaten görev başındasınız, görevden alma, atama yetkiniz var. 

Ne diye bunlardan destek açıklaması bekliyorsunuz? Onlara muhtaç mısınız? Siz il başkanlarının desteğine, yazılı basına ‘imza at şuraya’ demelerine muhtaç mısınız? O zaman aczinizi gösterir bu. Buna ihtiyacınız olmamalı. 

Bir partinin yönetiminin, ikide bir de zırt pırt, il başkanlarının destek açıklaması yapmasına ihtiyaçları olmaması lazım.

ÖNCE HAİNLERLE, SONRA PARTİMİN MİLLETVEKİLLERİYLE KONUŞUYORSUNUZ !

Yetmez ama evetçilerle Türkiye’yi tartıştınız, bizlerle şimdi tartışıyorsunuz. 
Ne kadar Cumhuriyet düşmanı varsa, hain varsa hepsi oradaydı bakın, cümbür cemaat. 
Onlarla daha önce konuştunuz, partinizin milletvekilleriyle, PM üyeleriyle daha sonra konuşuyorsunuz.

GENEL BAŞKAN “DARBE OLMUŞ” DİYOR, CHP GRUBU MELCİS’TE ELMA ÜRETİCİLERİNİ KONUŞUYOR !

Darbe dedik, değil mi? 

317 milletvekili varken Cumhurbaşkanı Başbakanı görevden aldı, darbe dedik biz de. 

Peki arkadaşlar, böyle önemli bir olay olmuş o gün Meclis’te CHP grubu neyi konuştu biliyor musunuz? 
Elma üreticilerini konuştu. 

Partinin Genel Başkanı “Darbe olmuştur Meclis’te” diyor, partinin milletvekilleri elma üreticilerini konuşuyor. 
Elmayı konuşmayalım demiyorum ama o gün mü konuşalım bunu, vicdanınıza bırakıyorum.

LAİKLİK İÇİN İMZA TOPLAYAN ARKADAŞIMIZ FIRÇA YEDİ, MEHMET BURADA !

25 Nisan günü “Laiklik Anayasa’da olmamalı, yeni Anayasa’da da olmamalıdır” diyor Meclis Başkanı. 

o gün Meclis’te CHP ne konuştu, biliyor musunuz?  Patates üreticilerinin sorunlarını. 

Benim partide yöneticilik görevim olmadığı için, geçiyorum geldiğim zaman Meclis’e, arkaya oturuyorum. Meclis Başkanı 25 Nisan’da bu lafı söylemiş, aradan 10 gün geçmiş hiç çıt çıkmamış. 

Hukukçu arkadaşlarımıza, Haluk Bey’e, Namık’a, Tanju’ya bir dilekçe hazırlayın dedim, dava açalım. Hatta Haluk Bey söyledi, açalım tamam. Yazdık dilekçeyi, dava açacağız. Burdur Milletvekilimiz Mehmet Göker de aldı, “Abi dedi, imza toplayalım”. Topla Mehmetciğim. Mehmet fırça yedi laikliğe sahip çıktığımız için. Mehmet de burada, ben de buradayım. Herkes burada. 53 imza toplanmıştı, arkadaşımız imzaları yırttı attı, sonra biz 20 imzayla tepki verdik.

HÜKÜMETİ KURMA GÖREVİ VERİLMEDİĞİNDE BİR MİLYON KİŞİYİ SARAY’IN ÖNÜNE YIĞMALIYDIK, YAPMADIK !

37 gün istikşafi görüşmeler yaptık, bakanlık hayalleri kurduk. 
8 gün kaldı geriye, 8 günde bize hükümet kurma görevi verilmedi. 
Darbedir bu dedik ama gittik, elimizde patladı. 

Bir milyon kişiyi Saray’ın önüne yığmalıydık. 
Vereceksin Ana muhalefet partisine hükümeti kurma görevini diye bir milyon kişiyi oraya yığabilirdik, bunların hiçbirisini yapmadık.

SEÇİMDEN SONRA İL BAŞKANLARINA TALİMAT VERSEN NE OLUR?

Yine komik bir şey, 81 il başkanına talimat verdik, suç duyurusunda bulunun dedik. Hani Valilere talimat veriler, operasyon yetkisi vermeyin diye… 

Peki, bizim bu 81 il başkanı ne zaman suç duyurusunda bulundular biliyor musunuz? 
Komik olan tarafı burası. 
Seçimden önce değil, seçimden sonra. 
Seçimden sonra il başkanlarına bu talimatı verip bunu yapsak ne olacak, yapmasak ne olacak ?

SEZGİN TANRIKULU’NU ÇAĞLAYAN’DA SAVCILAR ÖZEL OLARAK BEKLİYORLAR

Değerli arkadaşlarım, ben bu dokunulmazlık konusunun partimizin başına, ülkemizin başına, hepimizin başına nasıl bir bela açacağını göreceğim, hep birlikte göreceğiz. 

Onurumuzla nasıl oynanacağını, mahkeme köşelerinde mübaşirlerin bile bizimle nasıl makara yapacaklarını, “Aman HDP ile aynı görünmeyelim, evet oyu verelim. Referanduma giderse referandumda HDP ile görünürsek ve yüksek oranda da evet çıkarsa bizim de Kurultay’a gitmemiz gerekir. O yüzden şimdi evet oyu verelim, Kurultay’ı da engelleriz” diye evet oyu verenlerin ne yapacaklarını şimdi hep birlikte göreceğiz. 

O hakimler, savcılar bizimle nasıl dalga geçecek, göreceğiz. 

Sezgin Tanrıkulu İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne gittiğinde başına nelerin geleceğini şimdiden sana söyleyebilirim. 
O savcının ölümünde senin payın olduğunu düşünen savcılar var orada, bekliyorlar seni dört gözle. 
Beni de bekliyorlar, biliyorum. Hepsini biliyorum. 

Bu doğru bir şey değildi. 
Bütün krizlerde dip yaptık, büyüyemedik. 
Önemli olayların hiçbirisinden oy devşiremedik. 

Allah sonumuzu hayretsin diyorum. 
Ben önümüzdeki krizlerde de partinin yönetim sorunu yüzünden hepimizin başının belaya gireceğini düşünüyorum.”

Ne diyelim ?

Doğru söze ne denir !

İnce ince ama pek sivrice diline sağlık Sayın İnce !

TANER YILDIZ

img_3201

Erdoğan önce Demirtaş’ı mı yoksa Kılıçdaroğlu’nu mu hapse atacak ?

Ne olacak şimdi ?

Dokunulmazlık yasasının içeriği ve amacı ne ?

Hedefte hangi partinin milletvekilleri var ?

Bu tuhaf yasa ne işe yarayacak ve kimler zarar görecek ?

Eline “Kanlı Osmanlı Palası’nı geçiren Erdoğan ilk hamlesin de Demirtaş’ın mı yoksa Kılıçdaroğlu’nun mu kellesini uçuracak ?

Geçici bir anayasa maddesiyle kalıcı bir anayasa maddesini askıya alan, dünyada eşi benzeri olmayan ve anayasaya açıkça aykırı ve bir hilkat garibesi olan bir dokunulmazlık yasası peydahlandı.

Erdoğan’ın ve AKP’nin bu yasayla asıl amacı üzüm yemek değil öncelikle HDP milletvekillerini dövmek !

Bu “dokunulmazlık aldatmacası” ile AKP’nin ve Erdoğan’ın eline tehlikeli bir şantaj ve tehdit aracı verildi. 

Yasanın odağında ve hedefinde HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması var.

Erdoğan’ın sarayında kurgulattığı ve AKP, MHP + 20 CHP milletvekilinin toplam 376 oyuyla halkoylamasına gerek kalmadan Meclis’ten geçirttiği geçici anayasa değişikliğinin içeriğinde ve amacında kirli hesaplar ve hileli pazarlıklar var.

Bu yasa icracı konumları dolayısıyla suç işlemeye en yakın ve en yatkın siyasiler olan Başbakan ve bakanlarının dokunulmazlık zırhına dokunmuyor. 

Anayasa ve yerleşik hukuk kurallarını yok sayan bu düzenleme, dokunulmazlıkları sadece süre ile sınırlı biçimde kaldırıyor, Muhalefet milletvekillerinin cezalandırılmasını sağlamayı amaçlıyor, yargılanmanın en temel haklarından biri olan “savunma hakkı”nı ortadan kaldırıyor ve dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerinin karara “itiraz hakkını“da ellerinden alıyor !
Yasa sadece şimdiye kadar düzenlenmiş olan mevcut fezlekeleri ve fezlekeli milletvekillerini kapsıyor. Bundan sonra işlenecek aynı türden suçlar için ya da aynı suçu işlediği iddia edilen milletvekillerinden hakkında fezleke düzenlenmeyenlerin dokunulmazlık zırhı sürüyor.
Özetle dokunulmazlık konusunda köklü ve kalıcı hiç bir çözüm getirilmiyor sadece AKP’nin ve Erdoğan’ın eline tehlikeli bir şantaj aracı veriliyor.


AKP’nin “terör suçu işleyen seçilmişlerin yargılanarak kamu vicdanının rahatlatılması ve terörle mücadeleye ivme kazandırılması” yalanıyla gündeme getirdiği, “terörden yana olanlar ve teröre karşı duranlar” diye halkoylaması tehdidiyle 376 oyla meclisten geçirdiği geçici Anayasa değişikliği, kağıt üzerinde tüm partileri ve fezlekeli tüm milletvekilleri için geçerli olarak gözükse de ancak ilk elde muhalefet milletvekillerinin ve özellikl de HDP’ in cezalandırılmasını sağlamayı amaçladığı apaçık ve besbellidir.

Her zaman tartışılan, kangrene dönüşen ve sadece “Kürsü dokunulmazlığı” ile sınırlandırılması istenen milletvekili dokunulmazlığı konusuna getirilen “geçici çözüm” dokunulmazlıkları hiçbir şekilde kaldırmadığı gibi, birçok hukuki kuralı da ayaklar altına alıyor.

Peki bundan sonra neler olacak ?

Dokunulmazlıkları kaldırılabilecek olan milletvekillerinin büyük çoğunluğunu hem oransal hem de sayısal olarak HDP ve CHP milletvekilleri oluşturuyor. Aralarında muhalefet liderlerinden Demirtaş ve Kılıçdaoğlu’nun da bulunduğu milletvekillerinden haklarında fezleke bulunanların sayısı ve dağılımı şöyle:

Toplam milletvekili 138, toplam fezleke 667. 

HDP 59 milletvekilinden 50’si (Leyna Zana hariç) 405 fezleke. 

CHP 133 milletvekilinden 51’i, (5 fezlekeli Aylin Nazlıaka hariç) 192 fezleke.

AKP 317 milletvekilinden 27’si, 46 fezleke.

MHP 40 milletvekilinden 9’u, 20 fezleke.

* Yasa Erdoğan’ın onayından sonra Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girdiği anda Başbakanlık, Adalet Bakanlığı ve Karma Komisyon’da bekleyen fezlekeler için yargı yolu açılacak. Büyük çoğunluğu HDP ve CHP milletvekiline ait 667 fezleke, 15 gün içinde mahkemelere gönderilecek ve yargılama süreci başlayacak.

* Anayasa’nın 83. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesindeki “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclis’in kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” hükmü bu geçici yasayla askıya alındığı için milletvekilleri Meclis kararı olmadan sorgulanıp tutuklanabilecek. Savcılık isterse süreci ifadeye çağırmadan bile tutuklu yargılamaya kadar götürebilecek.

* Dokunulmazlıklar anayasa ve iç tüzükte öngörülen bir yolla değil Anayasa’ya eklenen geçici maddeyle mevcut usul ve hükümlerin dışında bir yolla kaldırıldığı için milletvekilleri bu tutuklama kararına itiraz edemeyecek ve bireysel olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkını kullanamayacak.

* Hem milletvekillerinin hem de fezlekelerin yüzde 90’ı HDP ve CHP’ye ait olduğu için Muhalefet kıskaça alınacak. Bu iki tarafı keskin yasa muhalif milletvekillerinin üzerinde “Demokles’in kılıcı” daha doğrusu “Erdoğan’ın palası” gibi tutulacak. 

Ne diyelim ?

Erdoğan’ın rüyasında her gece gördüğü bu “Kanlı Osmanlı Palası”nı Erdoğan’ın eline kendi elleriyle verenlerin teker teker uçurulacak olan kellelerini saymayı bekleyelim !

TANER YILDIZ

İşte Anayasa’nın 83’üncü maddesinde geçici düzenleme yapan değişiklik yasasının orjinal hali  : 

MADDE 1 – 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 20 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet Başsavcılıklarından ve Mahkemelerden, Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi (“Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz”) hükmü uygulanmaz.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir.”

MADDE 2 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoylamasına sunulması halinde oylanır.

img_3206

20 CHP’li niçin dokunulmazlık yasasına “evet” dedi ?

Erdoğan’ın kirli ve tehlikeli oyununu 20 CHP milletvekili bozmuş.
CHP “TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN BAŞKA TÜRLÜ HAREKET EDEMEZDİK” DİYOR.

Halkoylamasının Türkiye’yi yangın yerine çevireceğini öngören ve ülkeyi bu riskten uzak tutmak isteyen Kılıçdaroğlu Türkiye yerine ben yanmaya hazırım demiş.


İlk tur oylamalarında hayır oyu veren ancak AKP ve MHP’nin oylarıyla halkoylamasına gitmesi kesinleşen ve dosyası olan tüm milletvekillerinin dokunulmazlığını toptan kaldıran Anayasa değişikliğinin son oylamasında CHP, Erdoğan’ın Halkoylaması oyununu boşa çıkarmak için sürpriz yaptı. 

AKP ve MHP’nin ortak hareket ettiği oylamada 20 CHP milletvekili de evet oyu verdi ve anayasa değişikliği 376 evet, 140 hayır oyuyla halkoylamasına gerek kalmadan kabul edilmiş oldu. 

Kılıçdaroğlu yasanın halkoylamasına gitmesini engellemek için 20 milletvekili arkadaşından evet oyu vermelerini istemiş. 

Muhtemel halkoylamasının Türkiye’yi daha da kutuplaştırmasından, karıştırmasından çekinen Kılıçdaroğlu evet oyu istediği 20 milletvekilini şu sözleriyle ikna etmiş: 

“- Hapis cezası alabilir, siyasi hayatımı bitirebilirim. Ancak referandum tehlikesinin neden olacağı karanlık tabloyu engellemek için değer. Evet oyu verin bu oyunu bozun !

Kullanacağınız ’evet’in anlamı şu: Dokunulmazlık kalkacak. Kalkınca da ben ve başka CHP’liler yargılanacağız. Belki de bir yıldan fazla ceza alacağım ve siyaset yapmamın önü kesilecek. Ancak, AKP’nin ‘referandum’ kumarı, ülkenin geleceğini karartacak sonuçlar yaratacak. Türkiye’nin geleceği için kendi siyasi geleceğimi riske attığımın farkındayım” 

CHP’nin tavrını belirleyen gerekçeleri ve oylama değerlendirmesi şunlarmış: 
1. İlk tur oylamaları, AK Parti ve MHP’nin tavrı ‘evet’ oylarının 330 altına düşmeyeceğini gösterdi. 

2. 330-367 arasındaki ‘evet’ oyu sayısı, ‘zorunlu referandum’ anlamına geliyor. CHP destek vermezse 330 aşılacağı için, AK Parti ve MHP’nin tavrı referandumu kaçınılmaz yapacak. Olası bir dokunulmazlık referandumu öncesinde tarafların atacağı adımlar, yüksek gerilim hattındaki Türkiye’yi daha sıkıntılı günlere taşıyabilir. 

3. Diğer taraftan, zorunlu dokunulmazlık referandumu ile birlikte, Cumhurbaşkanı’nın beklediği ‘partili cumhurbaşkanlığı’ sistemini içeren bir anayasa değişikliğinin de aynı gün referanduma götürülmesi ihtimali var. MHP, partili cumhurbaşkanlığı konusunda da AK Parti’ye destek verebilir, haliyle iki sandıklı referandum gündeme gelebilir. Partili cumhurbaşkanlığı, aynı safta duracağı dokunulmazlığın kaldırılması referandumunun rüzgârından destek bulabilir.

4. Tartışmalar sırasında AK Parti’nin anayasa değişiklik teklifinin ‘toptancı bir yaklaşım’ ile ele alındığı, birçok yanlışı bünyesinde barındırdığı, hatta anayasaya aykırı olduğu, AK Partililerin de arasında bulunduğu birçok kesim tarafından kabul gördü. Teşhir etme amacı hasıl oldu.

Ne diyelim ?

Unutmayalım ki sadece HDP milletvekillerinin değil Kılıçdaroğlu’da dahil tüm CHP milletvekillerinin de dokunulmazlığı toptan kaldırıldı !

Belki de CHP bu manevrasıyla Türkiye’yi, Edirne’den Kars’a kadar yangın yerine dönüştürecek, halkı Türk – Kürt diye karşı karşıya getirip kutuplaştırıp birbirine düşman yapacak, Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut şartlarda çok yüksek bir oy oranıyla sonuçlanabilecek kirli, çetrefilli ve gizli hedefli karanlık bir halkoylaması kargaşasından ve çatışmasından korumuş, Erdoğan’ın sarayında kurguladığı entrikalı oyunu bozmuş oldu.

Ben Erdoğan’ın şimdi Demirtaş’ı Meclis’ten kovmaya ve hapse atmaya cesaret edeceğine sanmıyorum !

Ancak ezici bir çoğunlukla evet oyu çıkacağı belli olan bir halkoylamasından alacağı cesaretle bunu yapabilirdi ve millet istedi bana bunu yapmamı söyledi, ben de yaptım derdi !

TANER YILDIZ

img_3170

Erdoğan’a özel Başbakan Binali Yıldırım kimdir ?

Bin Ali, Cin Ali, Milyon Ali !

Namı diğer Milyon Ali’nin ta kendisidir.


Denizi ilk defa İstanbul’da gören ve siyasete girdikten sonra zenginleşen bir gemicidir.

Herşeyini Erdoğan’a borçludur.

Erdoğan’da ona çok şeyini borçludur !

Ününü milyonlara ulaştıran Milyon Ali lakabını ise Kılıçdaroğlu’na borçludur !

Erdoğan’ın emir eri, özel elçisi, özel kasası, sırdaşı ve en has adamıdır.

Erdoğan’ın 14 yıldır aynı ballı bakanlık görevinde tuttuğu ve bir türlü vazgeçemediği tek bakanıdır. 


Hazırlatıp sızdırdığı “Pelikan Belgesi“yle halkın başbakanlığa seçtiği Ahmet Davutoğlu‘nu koltuğundan kaydıran ve Erdoğan’a tasfiye kararı verdirtip bunun bizzat uygulayıcısı olarak tayinini başbakanlığa çıkarttıran Binali, doğrusu”giremedim, girsem de zaten bitiremezdim” demek yerine “Yoldan çıkarım diye Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmedim” demişti.

7 çocuklu yoksul bir köylü ailenin çocuğu olarak 1955 yılında Erzincan’ın Refaiye ilçesine bağlı Kayı köyünde doğmuş. Çocukluğunda babası tarlada çalıştırırmış ama öğretmeninin “Binali Cin Ali gibidir, okumaya kabiliyetlidir” tavsiyesiyle okuması için İstanbul Kasımpaşa‘da yaşayan dedesinin yanına göndermiş.  Kasımpaşa lisesini bitirmiş. Makina mühendisliği okumak istemiş ama bölüm kontenjanı dolduğu için girememiş. Öğretmeninin “-oğlum Binali Gemi mühendisliği bölümünde de aynı dersleri okuturlar, bak kontenjan da dolmamış istersen gemi bölümüne gir” demesiyle Gemi İnşa ve Denizcilik Bilimleri bölümüne kaydını yaptırması bir olmuş. 

Okulu bitirdikten sonra İstanbul’daki tersanelerde memurluk ve düşük düzeyli yöneticilik yapmış.

O yıllarda Beyoğlu’nda siyasetle uğraşan Tayyip Erdoğan ile tanışmış. Kısmeti de bu tanışmayla açılmış. Erdoğan toplam yüzde 38 sol oyların SHP ve DSP arasında bölünmesi sonucu % 25 oy oranıyla 1994’de Refah partisinden  kılpayı İstanbul Belediye başkanlığına seçilince ilk işi Binali’yi belediye’ye yanına alıp onu IDO’nun başına geçirmek olmuş. O gün bugündür de birbirinden ayrılamayan “can ciğer kuzu sarması” olmuşlar.

Erdoğan 2002 yılında Başbakan olunca Binali’yi en ballı ve en paralı bakanlık olan Ulaştırma bakanlığına getirmiş ve o gün bugündür de Binali’yi bu ballı işin başında tutmuş. 

Binali 14 yıl boyunca bu bakanlığın adına toplam 253 milyar dolarlık devlet ihalesinin ve özelleştirmesinin altına imza atmış. Bu akılalmaz tutarın yüzde 10’u tam 2,5 milyar Amerikan dolarına denk gelmektedir.

Türk halkı ilk defa Binali’yi 2004 yılındaki “Pamukova tren faciası” ile tanıdı. Kendini ispat etme çabasındaki Binali “Cin Ali’lik” yapmış, tren raylarını alelacele kafasına göre değiştirip, normal trenle hızlı tren arasında “Hızlandırılmış Tren” ucubesini icat etmişti. 

 22 Temmuz 2004 tarihinde eline “hareket işareti” tutuşturulmuş ve başına da “kondüktör şapkası” geçirilmiş Tayyip Erdoğan‘ın hareket işareti vermesiyle yola çıkan ve hızını alamayan Binali’nin ilk eseri olan ilk Hızlandırılmış Tren yola çıkmış ve bir süre gittikten sonra Pamukova’da raydan çıkmış, Binali’nin ve Erdoğan’ın sebep olduğu bu tren faciasında 50 civarında vatandaşımız pisi pisine ölmüştü. Binali kaza sonrası dillendirilen istifa çağrılarına kulağını kapamış, yoluna devam etmişti.

Binali Yıldırım bundan sonra da hiç boş durmamış, para basan ve Türkiye’nin en çok kar eden kuruluşu olan devlete ait Türk Telekom‘u, piyasa değerinin beşte birine, üç yıllık karı karşılığında ve üç taksitle Arap’lara satmıştı. Denizcilik İşletmelerini kapatmış, gemilerini ki – en işe yarayanlarını 21 yaşındaki kendi oğlu Erkan’a olmak üzere – haraç mezat eşe dosta 2003 yılında özelleştirme adı altında peşkeş çekmişti. 

Oğlu Erkan devletten bedavaya aldığı söylenen gemisiyle İtalya (Birindisi) – İzmir arasında gurbetçi ailelerini taşımıştı. 21 yaşındaki Erkan sıkışınca 800 yolcu 250 araç kapasiteli Feribotu 445 bin avroya aldığını, paranın bir kısmını kendisinin verdiğini, bir kısmını da acentelere peşin yolcu bileti satarak karşıladığını söylemişti. Babası Binali ise 445 bin Euro’nun çok büyük bir para olmadığını belirtmişti ! 

O yıllarda devlet töreniyle evlenen Erkan Yıldırım’a nikah şahitliğini Erdoğan yapmıştı.


Emekli bir ilkokul öğretmeni ve köylüsü olan eşi Semiha Yıldırım‘da AKP’nin en militan eylemcilerinden birisiydi. O da Emine Erdoğan‘ın sağ koluymuş. Emine Erdoğan’ın ve ihaleci tarikat vakıflarının gösteriş olsun diye düzenlediği sözde sosyal etkinlikleri hiç kaçırmazmış ve Emine hanımda onu fotoğraflarda görüldüğü gibi hiç yanından ayırmazdı. Binali’nin eşi Semiha’yı yemek masasında tek başına yalnız başına bırakarak yan masada erkek arkadaşlarıyla yemek yemesinin fotoğrafı hafızalara kazınmıştı.


 

Bacanağı yolsuzlukta, oğlu kumarda, yeğeni içki aleminde yakalandı !

Binali’nin bacanağı Cemalettin Haberdar bacanağının haraç mezat özelleştirdiği İzmir limanı işletmesinde yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında suçüstü yakalanıp gözaltına alınmış ancak sonra bacanağı Bilal’in devreye girmesiyle serbest bırakılmıştı.


Aşırı şekilde zenginleşen ve paralarını nereye harcayacağını bilemeyen oğlu Erkan geçtiğimiz aylarda Singapur’da aşırı lüks bir kumarhane‘de gazetecilere yakalanmıştı.

Yine geçen aylarda Amcası Binali’nin İstanbul Ulaştırma Bölge Müdürlüğü’ne atadığı yeğeni Cem Murat Yıldırım‘ın “rakı alemi” görüntüleri de ortaya çıkmıştı.
Kaç gemileri olduğunu Allah’tan başka kimse bilmiyormuş. 


Sadece oğlu Erkan Yıldırım değil ailenin diğer bireyleri de gemi işiyle uğraşıyormuş. Yıldırım Ailesi’nin oğlu Erkan, Ahmet ve kızı Büşra’nın doğrudan ya da dolaylı olarak kontrol ettiği 17 şirketi, 28 gemisi ve 2 süperyatı olduğu iddia ediliyormuş. Konu soru önergesiyle Meclis’e bile taşınmış ama yanıt alınamamış ve Binali sadece çocuklarının gemilerinin olduğunu kabul etmiş ancak sayısını söylememişti. 

  
Ne diyelim ?

Sahibine, yani Erdoğan’a hayırlı olsun ! Güle güle kullansın !


TANER YILDIZ

  

 

 

img_0330

Can Dündar’ı Stockholm’da ayakta alkışladık !

Can Dündar, ifade özgürlüğü cehennemine dönüştürülen anavatanımız Türkiye’den bugün basın özgürlüklerinin 250. yıldönümünü kutlayan ve ifade özgürlüğü cenneti sayılan ikinci vatanımız İsveç’e gelerek “düşünce özgürlüğü ödülünü” aldı.

Can Dündar:

“- Bu ödül Türkiye’ye verilmiştir. Ülkemindir.
Benim şahsımda Türkiye’deki demokrasi mücadelesi ödüllendirilmiştir. Bu ödülle Erdoğan cezalandırılmıştır. Türkiye, Erdoğan’dan ibaret değildir.” dedi.

İsveç Devlet Radyosu’nda başarılı programlar yapan genç gazetecimiz Ülkü Holago’da bizimleydi.
İsveçli gazetecileri bünyesinde toplayan ve 1874’de kurulan İsveç Yayıncılar Birliği’nin öldürülen Rus gazeteci Anna Politkovskaja’nın anısına verdiği “Düşünce Özgürlüğü Ödülü”ne bu yıl layık görülen Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül‘ün bugün Kulturhuset‘te kalabalık bir gazeteci ve izleyici huzurunda ödüllerini Yayıncılar Birliği (Publicistklubben) başkanı gazeteci Björn Häger‘in elinden almasına tanıklık ettik.  

Bu tarihi günü ayrıca iki ayrı selfie fotoğraflarımızla da hatıra olarak kayıtlara geçtik !

Can Dündar ile Stockholm ‘da “düşünce özgürlüğü ödülü” hatıra özçekimi !
Gazeteci Erdem Gül ile Stockholm’da “düşünce özgürlüğü ödülü” hatırası özçekimi !
 Gazetecilerimizi uzun süre ve bir kaç kez ayakta alkışladık.

Dündar ve Gül’ün ödüle layık görülmesinin gerekçesi şöyle açıklandı:

“-düşünce özgürlüğünün ağır baskı altında olduğu bir dönemde bağımsız gazetecilik faaliyetlerini cesaret ve dürüstlükle yürütmeleri” 


 
İsveç Yayıncılar Birliği Başkanı Björn Häger:

– Bu yıl Anna Politkovskaja anısına verilen ödülün sahipleri Can Dündar ve Erdem Gül olmuştur. 5 yıl hapse mahkum edildiler ve Can Dündar mahkeme çıkışında silahlı saldırıya uğradı. Tehdid altında yargılanmalarına karşın gerçeklerin açığa çıkması için inatla çalışıyorlar. Onlara karşı açılan dava basın özgülüğünün çiğnenmesidir. Ayrıca Türkiye’de hükümetin ülkede düşünce özgürlüğünü kıstığının bir ifadesidir.” dedi. 


 Ödül törenini sonrasında yapılan ve 45 dakika süren Panel de, Can Dündar’ın iç p0litikaya hiç değinmeden sadece gazeteci olarak yaşadıklarını, basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskı ve kısıtlamaları sakin sakin ve alışık olduğumuz sevencenli ve alçakgönüllü tavrıyla tane tane anlatmasını izledik.  


Saat 19.00 da ise İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström’ün katılımıyla Türkiye ağırlıklı olarak “Avrupa’da basın özgürlüğüne yönelik tehdit” konulu 1,5 saat süren bir panel tartışması yapıldı. 

İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström Can Dündarı kutladı ve ayaküstü sohbet etti .
 Ne diyelim ?

Can Dündar’ı ve Erdem Gül’ü yürekten kutluyorum. 

Can Dündar’ın dediği gibi bununla Türkiye ödüllendirilmiş ama Erdoğan cezalandırılmıştır. 

Umarım Erdoğan cezalandırılmasının acısını, koca ülkeyi tek başına çekip çevirip istediği gibi yönetirken bir de başındaki bunca işten zaman bularak benim Stockholm Kulturhuset’te çektiğim “Can Dündar’lı Selfie” me kafayı takıp da, Avrupalı konsoloslara yaptığı gibi önümüzdeki ay Haziran’da Türkiye’ye tatile gittiğimde beni fırçalayıp hatta hızını alamayıp tutuklatarak benden çıkarmaz !

TANER YILDIZ

img_3137

Bir zamanlar Federasyon.. 30 yıllık bir fotoğrafın hatırlattıkları !

İsveç’te ki 30 yıllık geçmişimizi içinde barındıran bu siyah – beyaz Federasyon fotoğrafını görünce anılara daldım ve bugünlerde hatırlattıklarını, benim de bilfiil içinde olduğum ve birebir tanıklık ettiğim yaşanmışlıklardan bir demet sunmak istedim bugün sizlere.

1980’lı yıllar ortalarından yaklaşık 30 yaşında, yaşlanmış bir fotoğraf.

Adı: İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu, kısaltması İTİDF

İsveççe adı: Turkiska Riksförbundet, kısaltması TRF

Fotoğrafta en önde dönemin Federasyon Başkan’ı Haydar Akan beyin yanında oturan gür saçlı, ince ve tıfıl genç benim. 20’li yaşlarımın ilk yıllarındayım. Şimdi yaş geçse de hala “inceliğimi” korumaktayım !

Sanırım 1986 ya da 1988 yılı Federasyon kongresinde seçim oylaması anında değerli ve çok alçakgönüllü fotoğrafçımız Behçet Holago tarafından çekilmiş.

Federasyon kongreleri ve sık sık yapılan geniş katılımlı toplantılar için mekan tuttuğumuz Stockholm Medborgarplatsen deki Medborgarhuset konferans salonu.

Salonda ve Federasyon çatısı altında: Türk, Laz, Zaza,  Abhaza, Çerkez, Gürcü, Kürt, Arap, Boşnak, Arnavut, Makedon kökenli, Giritli, Bulgar göçmeni, fabrika işçisi, üniversiteli, ilk okul terk, öğrenci, muhasebeci, küçük işletmeci, taksici, temizlikci, öğretmen, mühendis, tercüman, memur, aşçı, bulaşıkçı, pizzacı, kasap, manav, işsiz, imam, metro gişecisi ve otobüs şöförü kimi ararsan var !

Salonda 100’ün üzerinde delege var. Salonun iç balkonundaki 150 kişilik izleyiciler bölümü de kongreye ilgi duyan üyeler ve vatandaşlarca doldurulmuş.

O yıllar gerçekten federasyonun gerçek bir federasyon olduğu yıllardı. 

İsveç’teki örgütlenmemizin ve örgütlülüğümüzün en iyi, en verimli yıllarıydı. İnsanların ihtiyaçları ve umutları vardı. Bu ihtiyaç ve umutların kamçıladığı hevesleri ve hedefleri vardı. 

Şehirlisi ve köylüsü, işçisi ve işvereni, öğretmeni ve öğrencisi, siyasi sığınmacısı ve yıllanmış gurbetçisi, genci ve yaşlısı, küçük seviyeli olsa da devlet memuru ve sendikacısı, belediye ve il meclisi polikacısı, sağcısı ve solcusu, Alevisi ve sünnisi, dindarı ve laiki, yıllar önce eskiden gelmişi ve aylar önce yeni gelmişi, İsveç’teki küçücük gurubumuzun her kesimi ve Türkiye’nin istisnasız her rengi bir aradaydı, aynı salondaydı, aynı çatı altındaydı. 


Tek eksiğimiz birkaç siyasi sığınmacı arkadaşımız dışındaki kadınlarımızdı.

Federasyon hepimizin birlikte sığındığımız, bir nebze de olsa kendimizi güvende hissettiğimiz ortak barınağımızdı.

 Başkan’ının adıyla anılmazdı. Ahmed’in Mehmed’in ya da Hasan’ın Osman’ın federasyonu değildi, federasyon tekdi ve herkesindi. Federasyon dendiğinden herkesin aklına sadece bu federasyon gelirdi. 

Köyden gelenlerin hemen hemen hepsi hayatında ilk defa bir derneğe üye olmuş ve ilk defa bir dernek kongresine katılıp oy kullanmıştı. Belki de İlk defa bir toplantıda söz almış kalabalık önünde görüşünü söyleme cesareti göstermiş, tecrübe kazanmıştı.

Çoğu insanımız ilk defa bir dergi de,  – herkesin o yıllarda dış kapısının posta aralığından atılmasını dört gözle beklediği ve içindeki nitelikli Türkçe yazıları noktası virgülüne kadar okuduğu Federasyon’un YENİ BİRLİK‘inde kendi resmini basılı görüp içten içe sevinmişti. Ve hala aramızda resminin çıktığı derginin o sayısını saklayanlarımız vardır !

Toplantılarda o yıllarda İsveç’te daha yeni sayılan siyasi sığınmacıların katkısıyla coşkulu konuşmalar ve ateşli tartışmalar yapılırdı. Bazen konuşulanlar sıradan bir gönüllü dernek toplantısından çok Millet Meclisi oturumunu aratmazdı. 

Bu da hiç şaşırtıcı değildi aslında çünkü aramızda Türkiye’yi yönetmeye soyunmuş ama 12 mart ve 12 eylül darbelerinin kurbanı olmuş kimi siyasi sığınmacı dostlarımız konuşurken bazen heyecanlanıp ipin ucunu kaçırırlar ve sanki kendilerini hala Türkiye’de sanırlardı !

Yönetim kurulu toplantıları demokratik bir ortamda saatlerce sürerdi. Çünkü her üyenin dağarcığında söyleyeceği birşeyleri, görüşleri ve önerileri vardı. 

Federasyon Başkan’ı Haydar Akan tüm üyeleri sabırla dinler, önyargılı eleştirilere bile müdahele etmezdi. Her üyeye güven telkin ederdi. Çoğu zaman ve kimi konularda sağ ve sol kutuptaki arkadaşlarımızı bile aynı noktada birleştirirdi. Her üyenin oluru alınmadan, orta yol bulunup uzlaşma sağlanmadan hiçbir karar alınmazdı. 

o yılarda çok genç olduğum için sözüm dinlensin diye sakal bile bırakmışım !
Az zamanda çok iş yapılmıştı ! 

Federasyonda Haydar Akan‘ın beş dönem üst üste başkanlık yaptığı ve ben dahil yönetim kurulu üyesi olan diğer ekip arkadaşlarıyla gönüllülük temelinde birlikte çalıştığı, 1981- 1991 arasındaki o 10 yıl hala herkesçe hatırlanan ve gıptayla bakılan en üretken yıllarımızdı. 

İlk kuruluş yıllarındaki fedakarlıklığıyla hatırladığımız Osman Özkanat ve 1990’dan sonraki vefakarlığıyla takdir ettiğimiz Yaşar Pektaş dönemleri de bu yıllardakinden çok farklı değildi. Onların dönemleri de bu üretken zaman diliminin başlangıcı ve devamıydı. 

O dönem Yönetim Kurulu’nda birlikte görev yaptığımız arkadaşlarımızdan ilk aklıma gelenler: Erol Aydın, Güliz Holaga, Halil Baysal amca, İhsan Kılıç, Sedat Özgüven, rahmetliler Cevdet Mermer, Osman Öz ve Hüseyin Demirtaş gibi gönüllü ve samimi olarak elini taşın altına koyanlardı.

Anmadan geçemeyeceğim birisi de siyasi görüş farklılığından dolayı ara sıra çekiştiğim, Federasyonun tek profesyonel ve gerçekten becerikli memuru Mustafa Tümtürk‘dü. 

Yine Yeni Birlik’e Erol Aydın‘ın redaktörlüğünde katkı koyan Oya Yılmaz Wiberg, Behçet Holago Mustafa Sönmez, İsmet Sekmen ve Ali Haydar ilk hatırladıklarım.

Bol tartışmalıydı, dönem dönem pek sıkıntılıydı ve ara sıra kavgalıydı, duygusal patlamalar yaşanırdı ama tüm bunlar Federasyon başkanının sabırlı, serinkanlı, ciddiyetli ve saygın kişiliğiyle yoğurduğu tavırlarıyla en az hasarla aşılırdı.

 O zamanın en ateşli muhaliflerinin ve rakiplerin bugün kabullenip sohbetlerinde söyledikleri gibi o yıllar İsveç’teki toplumumuzun en verimli, en hareketli, en sesli ve en örgütlü dönemiydi.

Federasyon başta Göçmen bakanlığı olmak üzere tüm İsveç resmi kurumlarınca muhatap alınıyor ve özellikle göçmenlerle ilgili konularda görüşü soruluyor hatta evlilikte 18 yaş sınırlaması yasa önerisinde olduğu gibi sözü dinleniyordu. 

O yıllarda kırsal kesimden gelen ailelerin çoğu, kız çocuklarını temel okuldan sonra evlendirdiği için genç kızlar lise ve üniversiteye gidemiyorlardı. Federasyonun da aktif önerisiyle yasa değiştirildi ve Türkiye’den evlilikte 18 yaş şartı getirildi. Böyle olunca da kız çocuklarının evlendirilmesi için lise ve üniversite eğitimlerini bitirmeleri beklendi. 

Aynı zamanda bu dönem İsveç’teki en zor yıllarımızdı. Baskıcı 12 Eylül darbesi Türkiye’deki insanların üzerinden buldozer gibi geçmiş, sonrasında binlerce insanımızı Avrupa’ya sürgün etmişti. Hatta bu baskılar İsveç’te bile büyükelçilik marifetiyle sürdürülüyordu. 

12 Eylül darbesine karşı duran ve demokrasiye sahip çıkan Federasyona o yıllarda Büyükelçilik şüpheyle ve yan gözle bakıyordu.  Federasyon ise demokrasiden ve Türkiye’deki demokratik çevrelerle olan ortak duruşundan taviz vermiyordu. 

Bu durum o yıllarda Stockholm’a büyükelçi olarak atanan ve beyefendi ve demokrat kişiliğiyle kendini hemen belli eden Ömer Ersun beyefendi döneminde büyükelçilikle karşılıklı saygı temelinde kurulan seviyeli ve ciddi ilişkilerle aşıldı. Bir resmi devlet kurumu ile sivil toplum kuruluşunun saygın ve seviyeli ilişkisine tanık olundu.

 İlk defa elçilik binası normal vatandaşlara açıldı. İlk defa o dönemde elçilik resepsiyon salonunun süslü duvarlarında işçi ve köylü vatandaşların sesleri çınladı, rengarenk el dokuma halılarına ayağı bastı !

O yıllar Türkiye ile İsveç’in arası buzluydu. Turizm ve karşılıklı kültürel alışveriş sıfırlanmıştı. Bırakın siyasi sığınmacıları, normal vatandaşlarda Türkiye’ye izne giderken çekiniyorlardı. 

İşte o yıllarda Federasyon bu buzları kırmak ve Türkiye’yi ve kültürünü hem kendi çocuklarımıza hem de İsveçli çocuklara tanıtmak, onları birbirleriyle kaynaştırmak için Türkiye’de “Yaz Okulu” etkinlikleri yapmıştı. 

Her yıl yarısı İsveçli yarısı Türk 10 -14 yaşlarındaki çocuklar yaz tatilinde öğretmen liderleriyle İki haftalık süreyle Çanakkale İntepe’de açılan “Yaz Okulu’na götürülmüşlerdi. Uzun yıllar süren o dönemde toplam 700 civarında İsveçli ve Türk çocuk bu anlamlı Yaz kampı etkinliğine katılmıştı. 

Yine o yıllarda İsveç Spor Federasyonu ile ortak yapılan bir proje kapsamında dünyada ilk Türk Buz Hokeyi çocuk takımı Rinkeby derneğimiz bünyesinde kurulmuştu ! 

O yıllarda yine Harem gibi Topkapı gibi basket ve futbol kulüplerimiz vardı. 

1980’lı yıllarda bir Rinkeby Derneği kongresi. Divan kurulu üyesi olarak dernek yönetimine aday olanların adlarını tahtaya yazıyorum !

Federasyon, SIOS adındaki göçmen örgütleri platformu’nun en aktif ve örnek gösterilen Göçmen örgütü idi. Bizim katılmadığımız etkinlikler sönük geçerdi ve niçin gelmediğimiz merak edilirdi. Her zaman sözümüz ciddiye alınır ve dinlenirdi. 

İsveç’in siyasi partileri ve LO ile ilişkiler sürdürülür arada sırada yüz yüze görüşülürdü. Tüm önemli etkinliklere İsveç’teki Türk grubunun tek ve meşru temsilcisi olarak Federasyon davet edilirdi.

Yine o yıllarda ilk kez 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim kutlamaları başlatılmıştı. 

23 Nisan kutlamaları çocukların katılımıyla kültürel etkinliği Stockholm merkezindeki büyük Folkethus salonunda yapılırdı. 19 Mayıs kutlamaları ise her yıl yeni bir Stockholm semtinde dernekler arasında ve gençlerin katılımıyla turnuva ve sportif yarışmalar yapılırdı. 29 Ekim kutlamaları da Türkiye’den davet edilen ve sevilen bir sanatçının yüzlerce vatandaşa konser vermesiyle yapılırdı. 

Yine o yıllarda Federasyona en çok katkı koyan bir avuç insandan biri olan eski Federasyon Genel Sekreterimiz emektar Hüsamettin Utkutuğ’un Federasyon Yönetimi’ne sunduğu özverili çalışması ve samimi desteğiyle profesyonelce gerçekleştirilen nitelikli ” 10.Yıl Kutlamaları ” etkinliklerimiz ise bugün bile hala konuşulmaktadır. 

10. Yıl Etkinlikleri kapsamında Türkiye’nin kalburüstü yazarları, bilimadamları, sanatçıları, ressamları, heykeltıraşları, tiyatrocuları, sinemacıları ve televizyoncuları İsveç’te yaşayan vatandaşlarımızla ve İsveçlilerle buluşmuşlardı. 

Kimler yoktu ki ?

Aziz Nesin’den Tahsin Saraç’a yazarlar, Rutkay Aziz’den Kerim Afşar’a tiyatrocular, Türkan Şoray’dan Hale Soygazi’ye sinema oyuncuları, Atıf Yılmaz’dan Mahmut Tali Öngören’e sinemacılar, televizyoncular, yönetmenler, gazeteciler, sanatçılar, ressamlar, politikacılar, bilimadamlarından oluşan 30 kişilik bir “Kültür Ordusu” 10. Yıl kutlamamıza bizzat katılarak ve Stockholm’da birkaç gün kalarak, Federasyon’un şahsında İsveç’te yaşayan vatandaşlarımızı onurlandırmışlardı….

Ne diyelim ?

Bu topluma az ya da çok emeği geçen insanlara düşmanımız bile olsalar teşekkür edelim, arada sırada da olsa yad edip vefa borcumuzu ödeyelim.

Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz derler. 

Sonuçta ortada yapılan boş laflar ve somut işler kalıyor.

Lütfen birbirimizle ilkelce boğuşmayalım onun yerine birbirimizle medenice yarışalım !

Kalın sağlıcakla !

TANER YILDIZ

img_9973

Üç fidan’ın asılmasına kalkan vicdanlı ve vicdansız eller kimler ?

Aşırı solcudur aşk
Bu yüzden insanların
Sol yanını hedef alır…
Ve aşk bu kadar Solcuyken
İçinden Sağ çıkmak imkansızdır…!


D. Gezmiş

DARAĞACINDA ÜÇ FİDAN !

DENİZ Gezmiş, YUSUF Aslan, HÜSEYİN İnan.
Diri Diri Asılan Üç Masum Kurban,
Üç Kırmızı Goncagül, Üç Güzel İnsan,
Üç Devrimci Çatal Yürek, Üç Yurtsever Yiğit Adam.

Umutları sonsuz, yürek yüreğe ve yüreklice yürüdüler darağacına yürekleri korkusuz… !

Deniz Gezmiş’in ikonlaşan ve devrimciliğiyle bütünleşen “parkalı” fotoğrafı
 THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kurucuları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında Ankara Sıkıyönetim Mahkemesince 9 Ekim 1971’de verilen idam cezaları 24 Nisan 1972’de TBMM’de yapılan oylama sonucunda kesinleşmişti. 

 Üç fidana idam öncesi son istekleri sorulmuş üçü de birbiriyle görüşmek istediklerini söylemişlerdi. Son istekleri kabul edilmiş ve darağıcına gitmeden hemen önce biraraya getirilip son görüştürülmüşlerdi. 

ilk önce  25 yaşındaki D. Gezmiş gece saat 01.25’te  darağacına çıkarılmıştı, arkadaşının idamı izlettirilen 23 yaşındaki Y. Aslan’a sıra saat 02.20’de gelmişti ve en son da 25 yaşındaki H. İnan saat 03.00’de darağacına çekilmişti, 6 Mayıs 1972‘de, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nin kirli avlusunda.   

  
İdam sehpasında söyledikleri son sözleri şöyleydi: 

DENİZ GEZMİŞ : “-Yaşasın tam bağımsız Türkiye.  Yaşasın Marksizm – Leninizm.  Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği.  Yaşasın işçiler, köylüler. Kahrolsun emperyalizm !”

YUSUF ASLAN : “- Ben halkımın bağımsızlığı için bir defa ve şerefle ölüyorum. Fakat bizi asan sizler, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz! Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerikanın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler! Kahrolsun Faşizm !”

HÜSEYİN İNAN: “- Ben hiçbir şahsi çıkar gözetmeden, halkın mutluluğu için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım, bundan sonrada bu bayrağı Türkiye halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler ve köylüler, Kahrolsun Faşizm!”

Halbuki Deniz Gezmiş ve arkadaşları hiç kimseyi öldürmemişti ama Anayasal Düzeni silah zoruyla değiştirmek suçlamasıyla idam cezasına mahkum edilmişlerdi.

img_9968
Deniz Gezmiş diri diri ve barbarca asılmasından önce kaleme aldığı son mektubunda şunları yazmıştı :

baba;

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum.ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. fakat bu durumu metanetle karşılamani istiyorum, insanlar doğar,büyür,yaşar ölürler,önemli olan cok yasamak degil,yaşadiğı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.bu nedenle ben erken gitmeyi normal karsiliyorum.ve kaldı ki benden evvel giden arkadaslarim hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın,oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu olduğunu biliyordu.seninle düşüncelerini ayri ama beni anlayacagini tahmin ediyorum.sadece senin degil, türkiye’de yasayan KÜRT ve TÜRK halklarının da anlayacagina inaniyorum.cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim.ayrica savcıya da bildirecegim.Ankara’da 1969’da olen arkadasim Taylan Özgür’un yanına gömülmek istiyorum.onun icin cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkışma, annemi teselli etmek sana düşüyor.kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum.kendisine özellikle tembih et,onun bilim adami olmasini istiyorum,bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir,son anda yaptiklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi,abimi,kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım. “…

Ne diyelim ?
Nazım usta Delikanlısı Deniz Gezmişi’i hiç görmeden ve sanki onun geleceğini yıllar öncesinden görerek şöyle demiş :

Delikanlım!..

İyi bak yıldızlara,
onları belki bir daha göremezsin…
Belki bir daha 
yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin…”

N. Hikmet

Umutları sonsuz, yürek yüreğe ve yüreklice yürüdüler darağacına yürekleri korkusuz diyorum ben de !

Deniz Gezmiş ve iki arkadaşını Ölümsüzlük doğum günleri olan 6 Mayıs’ın 44. Yılında sevgiyle anıyorum…

TANER YILDIZ 

TBMM İDAM OYLAMASI

Tarih: 24 Nisan 1972

img_9974

Kabul oyu verenlerden 218’i AP’li (Adalet Partisi), 28’i CHP’li (Cumhuriyet Halk Partisi) milletvekilidir. 

Hayır oyu veren 48 kişinden 47’si CHP’li, 1’i TİP’lidir.

CHP lideri İsmet İnönü ile genel sekreter Bülent Ecevit hayır oyu vermiştir.

AP lideri Demirel ve MHP lideri Türkeş evet oyu vermiştir. MSP lideri Erbakan oylamaya katılmamıştır.

* İdamları Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay da onaylamıştır.
* İdam oylamasının olduğu tarihte Başbakan Nihat Erim’dir.

Meclis üye sayısı: 450
Oy verenler: 323
Kabul edenler: 273
Red edenler: 48
Çekinserler: 2
Katılmayanlar: 118
Boş üyelikler: 9 

Partiler: Adalet Partisi  251 mv(AP), Bağımsız 13 mv (Bğz.), Birlik Partisi 7 mv (BP), Cumhuriyet Halk Partisi 140 mv (CHP), Güven Partisi 14 mv(GP), Milliyetçi Hareket Partisi 1 mv (MHP), Millet Partisi 6 mv (MP) Türkiye İşçi Partisi 2 mv (TİP), Yeni Türkiye Partisi 5 mv (YTP). 

KABUL OYU VERENLER (273)

ADANA:  Cevdet Akçalı (AP), Fazıl Güleç (CHP), M. Salahattin Kılıç (AP), Melih Kemal Küçüktepepınar (CHP), Ali Cavit Oral (AP), Emir H. Postacı (CHP), Kemal Satır (CHP), Ahmet Topaloğlu (AP), Turgut Topaloğlu (GP), Alpaslan Türkeş (MHP), Hüsamettin Uslu (AP)

ADIYAMAN: M. Zeki Adıyaman (AP), Ali Avni Turanlı (Bğz.)

AFYONKARAHİSAR: Hasan Dinçer (AP), Hamdi Hamamcıoğlu (GP), Ali İhsan Ulubahşi (AP), Kazım Uysal (AP)

AMASYA: Yavuz Acar (AP), Salih Aygün (AP)

ANKARA: Orhan Alp (AP), Oğuz Aygün (AP), Musa Kazım Coşkun (AP), Orhan Eren (AP), İ. Sıtkı Hatipoğlu (CHP), Mustafa Maden (AP), H. Turgut Toker (AP), Aydın Yalçın (AP), Ferhat Nuri Yıldırım (AP), Şerafettin Yıldırım (AP), Mustafa Kemal Yılmaz (AP)

ANTALYA: Hasan Akçalıoğlu (AP), İhsan Ataöv (AP), Süleyman Çiloğlu (AP), Ömer Eken (AP), Rafet Eker (AP, Hasan Ali Gülcan (CHP)

ARTVİN: Mustafa Rona (AP)

AYDIN: Nahit Menteşe (AP), İsmet Sezgin (AP), Fikret Kayaalp Turhangil (AP)

BALIKESİR: İbrahim Aytaç (AP), Cihat Bilgehan (AP), M, Şükrü Çavdaroğlu (AP), Kemal Erdem (AP), Ahmet İhsan Kırımlı (AP), M. Nurettin Sandıkçıoğlu (CHP), Osman Tarı (AP)

BİLECİK: Şadi Binay (AP)

BİNGÖL: Mehmet Sıddık Aydar (Bğz.), Mehmet Bilgin (YTP)

BOLU: Ahmet Çakmak (AP), Nihat Bayramoğlu (AP), Halil İbrahim Cop (AP), M. Şükrü Kıyıkoğlu (AP)

BURDUR: A. Mukadder Çiloğlu (AP), Mehmet Özbey (AP)

BURSA: Ahmet Türkel (AP), Barlas Küntay (AP), Cemal Külahlı (AP), Ertuğrul Mat (AP), Kasım Önadım (AP), Mehmet Turgut (AP), Mustafa Tayyar (AP)

ÇANAKKALE: E. Kemal Bağcıoğlu (AP), Mesut Hulki Önür (AP), Refet Sezgin (AP), Zekiye Gülsen (AP)

ÇANKIRI: Nuretin Ok (AP)

ÇORUM: Abdurrahman Güler (AP), Arslan Topçubaşı (AP), İhsan Tombuş (AP), Kemal Demirer (AP), Yakup Çağlayan (AP)

DENİZLİ: Ali Uslu (AP), Hasan Korkmazcan (AP), Mehmet Emin Durul (AP), Sami Arslan (AP)

DİYARBAKIR: Abdüllatif Ensarioğlu (AP), Behzat Eğilli (AP), Hasan Değer (Bğz.), Necmettin Gönenç (AP), Nazif Yıldırım (YTP), Sabahattin Savcı (AP)

EDİRNE: M. İlhami Ertem (AP)

ELAZIĞ: Hayrettin Hanağası (CHP), Samet Güldoğan (AP)

ERZİNCAN: Hüsamettin Atabeyli (AP)

ERZURUM: Cevat Önder (AP), Naci Gacıroğlu (AP), Rasim Cinisli (AP), Rıfkı Danışman (AP), Turhan Bilgin (AP), Sabahattin Aras (AP)

ESKİŞEHİR: Mehmet İsmet Angı, (AP) Şevket Asbuzoğlu (CHP), Orhan Oğuz (AP), Seyfi Öztürk (AP), M. Şemsettin Sönmez (AP)

GAZİANTEP: Ali İhsan Göğüş (CHP), Erdem Ocak (AP), İ. Hüseyin İnceoğlu (GP), Mehmet Kılıç (AP), Mehmet Lütfi Söylemez (AP)

GİRESUN: Abdullah İzmen (AP), M. Emin Turgutalp (AP), Hidayet İpek (AP), İ. Kayhan Naiboğlu (CHP), Mustafa Kemal Çilesiz (CHP), Nizamettin Erkmen (AP)

GÜMÜŞHANE: Ekrem Saatçi (AP), Mustafa Kahraman (AP), Necati Alp (CHP), Nurettin Özdemir (CHP)

HATAY: Ali Yılmaz (AP), Hüsnü Özkan (CHP), Halil Akgöl (AP), Talat Köseoğlu (AP)

ISPARTA: Ali İhsan Balım (AP), Süleyman Demirel (AP), Yusuf Uysal (AP)

İÇEL: H. Cavit Okyayuz (AP), Kadir Çetin (AP) Mazhar Arıkan (AP), Turhan Özgüner (CHP)

İSTANBUL: İbrahim Abak (AP), İsmail Hakkı Arar (CHP), Sadettin Bilgiç (AP), Ferruh Bozbeyli (AP), İlhan Egemen Darendelioğlu (AP), Tekin Erer (AP), Nuri Erdoğan (AP), Orhan Cemal Fersoy (AP), Hasan Güngör (AP), Mustafa Fevzi Güngör (AP), A. Şeref Laç (AP), Osman Özer (AP), Akgün Silivrili (AP), İsmail Hakkı Tekinel (AP), Naime İkbal Tokgöz (AP), A. Turgut Topaloğlu (AP), Hasan Türkay (AP), Mehmet Yardımcı (AP)

İZMİR: Şevket Adalan (CHP), Mustafa Akan (AP), Şükrü Akkan (AP), Muzaffer Fazlı Arınç (AP), Burhanettin Asutay (CHP), Münir Daldal (AP), Ali Nailli Erdem (AP), İhsan Gürşan (AP), Nihat Kürşad (AP), Akın Özdemir (AP), Orhan Demir Sorguç (AP)

KARS: Latif Aküzüm (AP), İsmail Hakkı Alaca (AP), Mustafa Doğan (AP), Kemal Kaya (AP), Veyis Koçulu (AP), Osman Yeltekin (CHP)

KASTAMONU: Orhan Ali Deniz (AP), Hüseyin Sabri Keskin (AP), Mustafa Topçular (AP), Hasan Tosyalı (GP)

KAYSERİ: M. Şevket Doğan (AP), Turhan Feyzioğlu (GP), Hayrettin Nakipoğlu (AP), Vedat Ali Özkan (AP), Enver Turgut (AP), Mehmet Türkmenoğlu (GP)Ç

KIRKLARELİ: Mehmet Atagün (AP), Feyzullah Çarıkçı (AP), Hasan Korkut (AP)

KIRŞEHİR: Cevat Eroğlu (MP), Mustafa Kemal Güneş (AP)

KOCAELİ:  Cevat Ademoğlu (AP), Vehbi Engiz (AP), Sabri Yahşi (AP)

KONYA: İrfan Baran (CHP), Bahri Dağdaş (AP), Mustafa Kubilay İmer (AP), İhsan Kabadayı, (GP) M. Necati Kalaycıoğlu (AP), İ. Ethem Kılıçoğlu (AP), Baha Müdderrisoğlu (AP), Tahsin Yılmaz Öztuna,(AP) Faruk Sükan (AP), Vefa Tanır (GP)

KÜTAHYA: Ahmet Fuat Azmioğlu (AP), Ali Erbek (CHP), A. Mesut Erez (AP), İlhan Aksoy (AP)

MALATYA: Ahmet Karaaslan (Bğz.), İsmail Hakkı Şengüler (AP)

MANİSA: Ertuğrul Akça (AP), Mustafa Orhan Daut (AP), C. Selçuk Gümüşpala (AP), Hilmi Okçu (AP), Vehbi Sınmaz (AP), Kamil Şahinoğlu (AP), Önal Şakar (AP)

MARAŞ: Atilla İmamoğlu (AP), Veysi Kadıoğlu (AP), M. Zekeriya Kürşad (AP)

MARDİN: Esat Kemal Aybar (AP), Abdülkadir Kermooğlu (AP), Abdülkadir Özmen (Bğz.), Abdürrahim Türk (Bğz.)

MUĞLA: Adnan Akarca (AP), Mualla Akarca (CHP), Ahmet Buldanlı (AP), İzzet Oktay (AP)

MUŞ: Nimet Ağaoğlu (YTP), Kasım Emre (Bğz).

NEVŞEHİR: Hüsammettin Başer (AP), Esat Kıratlıoğlu (AP)

NİĞDE: M. Naci Çerezci (AP), H. Avni Kavurmacıoğlu (AP), M. Nuri Domanoğlu (CHP), Haydar Özalp (AP)

ORDU: Ata Bodur (AP), Cengiz Ekinci (AP), Hamdi Mağden (AP), Kemal Şensoy (AP)

RİZE: Erol Yılmaz Akçal (AP), Hasan Basri Albayrak (AP), Salih Zeki Köseoğlu (AP)

SAKARYA: Nuri Bayar (AP), Yaşar Bir (AP), Güngör Hun (AP), M. Vedat Önsal (AP)

SAMSUN: Talat Asal (AP), Mustafa Boyar (CHP), Doğan Kitaplı (AP), Nafiz Yavuz Kurt (AP), Hüseyin Özalp (AP), Bahattin Uzunoğlu (AP), İsmet Yalçıner (AP)

SİİRT: Zeki Çeliker (AP), Mehmet Nebi Oktay (GP)

SİNOP: Hilmi Biçer (AP)

SİVAS: Enver Akova (AP), Kadir Eroğan (AP), Tevfik Koraltan (AP), Yusuf Ziya Önder (AP)

TEKİRDAĞ: Orhan Öztrak (GP)

TOKAT: Hüseyin Abbas (AP), İsmet Hilmi Balcı (Bğz.), Osman Hacıbaloğlu (AP), Mehmet Kazova (AP), Reşit Önder (GP), Yusuf Ulusoy (BP)

TRABZON: Ahmet İhsan Birincioğlu (AP), Necati Çakıroğlu (AP), Ekrem Dikmen (AP), Selahattin Güven (AP), Cevat Küçük (CHP), Ali Rıza Uzuner (CHP)

URFA: Mehmet Aksoy (AP), Necmettin Cevheri (AP), Mehmet Ali Göklü (AP), Bahri Karakeçili (AP)

UŞAK: Orhan Dengiz (AP), M. Fahri Uğrasızoğlu (AP)

VAN: Mehmet Emin Erdinç (Bğz.), Kinyas Kartal (AP), Fuat Türkoğlu(AP), Mehmet Salih Yıldız (GP)

YOZGAT: İsmet Kapısız (MP), Turgut Nizamoğlu (AP), Neşet Tanrıdağ (AP)

ZONGULDAK: Fuat Ak (AP), Ahmet Nihat Akın (AP), Ahmet Güner (CHP), S. Tekin Müftüoğlu (AP), Kevni Nedimoğlu (AP)

RED OYU VERENLER (48)

Adıyaman: Kemal Kırıkoğlu (CHP), Yusuf Ziya Yılmaz (CHP)

Ankara: Kemal Ataman (CHP), İbrahim Cüceloğlu (CHP), A. Sakıp Hiçerimez (CHP), Osman Soğukpınar (CHP), Yusuf Ziya Yağcı (CHP)

Artvin: Abdullah Naci Budak (CHP)

Bitlis: Kenan Mümtaz Akışık (CHP)

Bolu: Kemal Demir (CHP)

Burdur: Nadir Yavuzkan (CHP)

Bursa: Nail Atlı (CHP)

Çankırı: Nuri Çelik Yazıcıoğlu (CHP)

Edirne: Cevat Sayın (CHP)

Elazığ: Mehmet Aytuğ (CHP)

Erzincan: Hasan Çetinkaya (CHP)

Erzurum: Selçuk Erverdi (CHP)

İçel: Celal Kargılı (CHP)

İstanbul: Mehmet Ali Aybar (TİP), Hüseyin Dolun (CHP), Mustafa Necdet Uğur (CHP), Reşit Akif Ülker (CHP), Lebit Yurdoğlu (CHP).

İzmir: Şeref Bakşık (CHP), M. Hulusi Çakır (CHP)

Kars: Kemal Güven (CHP), Kemal Okyay (CHP)

Kayseri: Tufan Doğan Avşargil (CHP), Mehmet Yüceler (CHP)

Kırklareli: Beyti Arda (CHP)

Konya: Mustafa Üstündağ (CHP)

Malatya: Hakkı Gökçe (CHP), İsmet İnönü (CHP)

Manisa: Muammer Ertem (CHP), Mustafa Ok (CHP)

Maraş: Mehmet Özdal (CHP).

Muğla: Ali Döğerli (CHP)

Muş: Nermin Neftçi (CHP)

Niğde: Mevlüt Ocakçıoğlu (CHP)

Ordu: Hasan Ferda Güley (CHP)

Sakarya: B. Turgut Boztepe (CHP), Hayrettin Uysal (CHP)

Samsun: Yaşar Akal (CHP)

Siirt: Mehmet Adil Yaşar (CHP)

Tekirdağ: Yılmaz Alpaslan (CHP)

Tunceli: Hüseyin Yenipınar (CHP)

Uşak: Adil Turan (CHP)

Zonguldak: Bülent Ecevit (CHP)

ÇEKİNSERLER (2)

ERZURUM: Gıyasettin Karaca (CHP)
SAMSUN: Nihat Kale. (CHP)

OYLAMAYA KATILMAYANLAR

Adana: Ali Rıza Güllüoğlu (CHP), Şevket Yılmaz (CHP)

Afyonkarahisar: Mehmet Rıza Çerçel (AP), Şevki Güler (AP), Süleyman Mutlu (CHP)

Ağrı: Abdülkerim Beyazıt (CHP), Nevzat Güngör (AP), Kasım Küfrevi (GP)

Amasya: Vehbi Meşhur (CHP), Kazım Ulusoy (BP)

Ankara: Hüseyin Balan (BP), Orhan Birgit (CHP), Sinan Bosna (AP), Osman Bölükbaşı (MP), Şinasi Özdenoğlu (CHP), Emin Paksüt (GP), Fatma Suna Tural (MP), Cengizhan Yorulmaz (CHP)

Antalya: Ömer Buyrukçu (CHP)

Artvin: Sabit Osman Avcı (AP)

Aydın: Kemal Ziya Öztürk (AP), Mehmet Çelik (CHP), M. Kemal Yılmaz (CHP)

Balıkesir: Salih Zeki Altınbaş (CHP), Mehmet Niyazi Gürer (CHP), Mevlüt Yılmaz (AP)

Bilecik: Mehmet Ergül (CHP)

Bitlis: Abidin İnan Gaydalı (AP)

Bursa: Sadrettin Çanga (CHP), İbrahim Öktem (CHP)

Çanakkale: Mustafa Çalıkoğlu (CHP)

Çankırı: Mustafa Hazım Dağlı (AP), Arif Tosyalıoğlu (AP)

Çorum: Cahit Angın (CHP), Ali Naki Ulusoy (BP)

Denizli: İlhan Açıkalın (CHP), Fuat Avcı (AP), Arif Hüdai Oral (CHP)

Edirne: Veli Gülkan (AP)

Elazığ: Ali Rıza Septioğlu (Bğz.)

Erzincan: Sadık Perinçek (AP), Naci Yıldırım (CHP)

Erzurum: Fetullah Taşkesenlioğlu (AP)

Eskişehir: B. Sıtkı Karacaşehir (CHP)

Gaziantep: Şinasi Çolakoğlu (CHP), Muhittin Sayın (CHP)

Hatay: Abdullah Cilli (Bğz.), M. Sait Reşa (CHP)

Isparta: Hüsamettin Akmumcu (AP)

İçel: Hilmi Türkmen (AP), Çetin Yılmaz (CHP)

İstanbul: Eşref Derinçay (CHP), İbrahim Bedreddin Elmalı (MP), Ahmet Bahir Ersoy (CHP), Orhan Eyüboğlu (CHP), Orhan Kabibay (CHP), Rıza Kuas (TİP), Sezai Orkunt (CHP), Haydar Özdemir (BP), M. Kazım Özeke (CHP), İlhami Sancar (CHP)

İzmir: Coşkun Karagözoğlu (CHP), Talat Orhon (CHP), Şinasi Osma (AP), Kemal Önder (CHP), Ali Naki Üner (AP)

Kars: Turgut Artaç (CHP)

Kastamonu: Muzaffer Akdoğanlı (CHP), Mehmet Seydibeylioğlu (CHP)

Kırşehir: Mustafa Aksoy (CHP)

Konya: Necmettin Erbakan (Bğz.), Sezai Ergun (AP), Sadi Koçaş (CHP), Orhan Okay (CHP), Özer Ölçmen (AP)

Kütahya: Mehmet Ersoy (AP), Kemal Kacar (AP)

Malatya: Mustafa Kaftan (CHP)

Manisa: Veli Bakırlı (CHP), Süleyman Çağlar (AP)

Maraş: M. Nejat Çuhadar (CHP), İbrahim Öztürk (Bğz.).

Mardin: Şevki Altındağ (CHP), Seyfi Güneştan (YTP)

Ordu: Memduh Ekşi (CHP), Ata Topaloğlu (CHP), Orhan Vural (CHP)

Rize: Sami Kumbasar (CHP)

Samsun: Kamran Evliyaoğlu (CHP), İlyas Kılıç (CHP)

Siirt: Selahattin Oran (YTP)

Sinop: Hilmi İşgüzar (MP), Mustafa Kaptan (AP), Tevfik Fikret Övet (CHP)

Sivas: Vahit Bozatlı (CHP), Hüseyin Çınar (BP), Ahmet Durakoğlu (CHP), Ekrem Kangal (CHP), M. Kemal Palaoğlu (CHP), Mustafa Timisi (BP)

Tekirdağ: Nedim Karahalil (AP), Mustafa Sabri Sözeri (AP)

Tokat: İsmail Hakkı Birler (CHP)

Trabzon: Mehmet Aslantürk (CHP), Mehmet Ali Oksal (AP), Ahmet Şener (CHP)

Tunceli: Kenan Aral (CHP)

Urfa: Necati Aksoy (CHP), Vehbi Melik (CHP)

Yozgat: İsmail Hakkı Akdoğan (AP), Abdullah Baştürk (CHP), Celal Ahmet Sungur (CHP)

Zonguldak: Hüseyin Baytürk (CHP), Sinan Fevzi Fırat (AP), Cahit Karakaş (CHP)

  

Kapaktaki Çizim : Taner Özek

img_9731

Sözde terörist Macid tazminat davasında havasını aldı !

İsveç devleti hem suçlu hem de güçlü çıktı.

SÄPO’nun terörist ilan ettiği Mutar Muthanna Macid’in kendisine haksızlık yapıldığı ve suçsuz yere terörist diye etiketlendiği için İsveç devletine açtığı 1 milyon kronluk tazminat davası bugün karara bağlandı.

Masum terörist Macid’e “- 1 milyon kr bir sığınmacıya fazla değil mi ?  Sana 12 bin kr bahşiş verelim, olsun bitsin bu iş. Bu para sana yeter de artar bile, bozdur bozdur harca, istersen git Irak’ta çöl kumunda oyna” dediler !!!

Tazminat Davası bugün sonuçlandı ve Macid’e uğradığı tüm haksızlıklar karşılığında sadece ve sadece 12 bin kron cep harçlığı gibi tazminat ödenmesine karar verildi.   

SÄPO tarafından suçsuz günahsız yere özel olarak seçilmiş bir fotoğrafıyla terörist diye gösterilen ve bulunması için seferberlik ilan edilip peşine 9 milyon İsveçli takılan Iraklı sığınmacı Macid devletin mülteci kampında yakalanmış ve bir kaç gün sonra da yine SÄPO kararıyla tamamen ‘temize çıkarılmış’ ve suçsuz günahsız ilan edilip, serbest bırakılmıştı. 

Säpo’nun ve İsveç basınının utanç günü olan 22 Kasım 2015’te masum sığınmacıya elbirliğiyle yargısız infaz yapılmıştı.

Fransa’daki terör saldırısını ve İsveç’e mülteci akınını fırsat bilen gizli servis Säpo ve peşine taktığı İçişleri Bakanı ile Emniyet Müdürü İsveç’te yabancı terörist avı başlatmıştı.

Söz konusu yabancılar hele de ‘müslüman cinsi’ olunca olaya ‘balıklama dalmayı’ pek seven önyargılı İsveç TV ve gazeteleri, kanal kanal canlı yayınlarıyla ve ‘çarşaf çarşaf’ haberleriyle bu terörist avcısı ‘Üç Silahşörün’ yardımına koşmuştu.

Bu yetmemiş; bize ihbar edin çağrısıyla sahte teröristin peşine, başta ‘kraldan çok kralcı devşirme İsveçliler’ olmak üzere 9 milyon vatandaşı takmışlardı.

Bunlar olurken IŞİD teröründen kaçarak İsveç’e sığınan, sıradan mülteci MACİD 2 aydır ‘kayıtlı kürekli’ ve kapısında adı yazılı mülteci kampındaki evinde herşeyden habersiz oturuyor, Facebook’ta bulunduğu mekanlardan ‘incheckning’ yapıyor, günlük resimlerini paylaşıyordu ama nedense İsveç’te ‘yeri göğü’ dinleyip gözetleyen SÄPO’nun bundan hiç haberi olmuyordu !   Canı sıkıldığında ‘antreman niyetine’ genellikle sabaha karşı suçsuz günahsız yabancıların evini basan, babalarını çocuklarının gözü önünde ‘paketleyip’ evinden çıkarmaktan çok hoşlanan ve sonra da ‘affedersiniz yanlış adresmiş’ diyerek serbest bırakan ve İsveç gibi bir ülkede ne işe yaradığı hep merak edilen, seçmece ve sağlam İsveçlilerden oluşturulan İsveç Özel Harekat Polisi ‘kar maskelerini’ takıp, ağır silahlarını da kuşanmış, İsveç’in her köşesinde sığınmacı terörist Macid’i aramıştı ve kendi eliyle koymuş gibi Boliden’deki suğınmacı kampında bulup yakalayıvermişti. 

SÄPO hemen günlerdir nefesini tutmuş müjdeli haberi bekleyen halkına kendi sayfasında tek cümlelik müjdeyi vermişti: 

‘TERÖRİST ELİMİZDE ! ‘ 

 

SÄPO şefi Anders Thonberg -‘başardık‘, demişti.   

Emniyet müdürü Dan Eliason ‘- bu polislerle ne kadar övünsek az, her biri altın madalyayı hakettiler’ demişti.

İçişleri bakanı Anders Ygeman’a ise tek başına Macid yetmemişti; ‘- durun daha bitmedi, teröristin 10 arkadaşını da arıyoruz’ demişti.

Pek ortalıkta gözükmeyen Başbakan Lövfen biraz temkinliydi ve ‘- zanlıyı kısa sürede yakalayan polisimizi kutluyorum’ demekle yetinmişti.

Günlerdir terörle yatıp kalkan barışcı İsveç halkı derin bir nefes almış, kutlama hazırlıklarına başlamıştı. 

Bu arada sesleri fazla duyurulmayan bazı aklı başında İsveçliler bu kadar kolay bir zaferden kuşkulanmış ve bunun içinde bir bit yeniği olduğunu sezinlemişti.  Iraklı ve azılı terörist bariyerlerle çevrilmiş karakolda ki bir hücreye konulmuş, dışarıda sabaha kadar ağır silahlı özel harekatçılar nöbet tutmuştu.

Sahte terörist sabahleyin paketlenip ‘apar topar’ özel uçakla Stockholm’a uçurulmuştu. Sorguya alınan Macid’e -“Bomban ve silahın var mı ? Eğer varsa nerede ? ” diye sorulmuştu !

Ertesi gün Säpo,nun günlerdir ”İsveç’i kana bulayacak azılı terörist” diye yaftaladığı Macid’in tamamen suçsuz günahsız ve sıradan bir sığınmacı olduğu anlaşılmıştı. Böylece ‘Temize çıkan’ gariban sığınmacı hiçbir şey olmamış gibi 2 gün sonra savcılıkça salıverilmişti. 

‘Mutlu son’la biteceği sanılan ve senaristi, yönetmeni ve yapımcısı Säpo olan ‘aksiyon ‘ filmine de ihtiyaç duyulduğunda tekrar sahneye konulmak üzere şimdilik ara verilmişti. 

Ne diyelim ?

Macid’e geçmiş olsun diyelim ve bu tazminatın üstüne bir bardak soğuk su içmesini tavsiye edelim ?

İleride de okabilecek böyle cadı avlarında hemen ‘gaza’ gelmeyelim.

Temkinli olmayı, sorgulamayı, yapandan, yaptırandan ve yapılandan kuşkulanmayı hiç göz ardı etmeyelim !

TANER YILDIZ

img_9705

Kötülük karşısına sıkılı yumrukla dikilen İyilik !

Tek başına dimdik ayakta, sıkılı yumruk havada !
Dur ! Nazilere geçit yok diyor !

Bir tarafta tarih boyunca ataları hep ezmiş ve sömürmüş, şimdi de onların torunları olarak yine ezmek isteyen zengin ve korkak beyaz ari ırkını temsil eden kötülük timsali bir erkek sürüsü, karşısında ise dimdik ayakta duran, tarih boyunca ataları hep ezilmiş ve sömürülmüş ama artık onların bir torunu olarak ezilmesine izin vermeyen yoksul ve cesur siyah insan ırkını temsil eden, tek başına iyilik timsali bir kadın ! 

Tess Asplund ırkçıların karşısında göz göze durdu.
 

Kötülük her zamanki gibi kurnaz, ürkek, haksız ve onursuz.

İyilik ise her zaman olması gerektiği gibi doğal, omurgalı, haklı ve onurlu !

200 kişilik erkek sürüsünün adı:

 Nordiska Motstånds Rörelsen NMR (Kuzeyli Direniş Hareketi)

Tek başına kadının adı: Maria-Teresa Tess Asplund. 

Yer: İsveç’in Dalarna bölgesi 

Şehir: Borlänge

Olay: Nazistlerin gösteri yürüyüşü
 
İsveç’in her tarafından gelip Borlänge de toplanan Nazistlerin bir kısmı “Kahverengi renkli Nazi gömlekleriyle” gelmeye cesaret edemedikleri için aynı meclise giren SD’li soydaşları gibi beyaz gömlek giymişler ve yeşil kravat takmışlar ! 

Yürüyüşte en öne de bu beyaz gömlekliler geçmişler, blucinlileri de arkalarına almışlar. Borlänge merkezini boydan boya polis korumasında geçmişler. Irkçılık karşıtı göstericiler de yol kenarlarında ve onların uzağında tutulmuş.  

Ancak aralarından ırkçılıkla mücadele eylemcisi Afrika kökenli Tess Asplund adındaki bir kadın sıyrılıp, direniş, karşı duruş ve kararlılık sembölü olan sıkılı  yumruğunu Nelson Mandela usülü havaya kaldırıp ırkçı sürüsünün karşısına tek başına dikilip gözlerini Nazilerin gözlerine dikmiş. Birkaç saniye sonra da polis müdahale edip kahraman Tess‘i ırkçılardan uzaklaştırmış…

Peki kim bunlar :

Bunlar İsveç’in en azılı teröristleri olarak nitelendiriliyorlar. 

Bunlar beyaz ari ırkının diğerlerinden üstünlüğüne inananıyorlar.

Bunlar üstün ari ırklarını göçmenlerin ve sığınmacıların tehdit ettiğini ve geleceğini tehlikeye attığını söylüyorlar.

Bunlar İsveç’in beyaz ari ırkından olanların yurdu olduğunu bunun ilelebet böyle sürüp gitmesi için de üstün ırklarını ve vatanlarını gerekli gördüklerinde silahlanıp korumanın en doğal hakları olduğunu savunuyorlar. 

Bunlar müslümanlardan ve siyahlardan nefret ediyorlar, onlara kim besliyorlar ve İsveç’i ve üstün ari ırkını kirlettiğini düşünüyorlar.

Bunlar İsveç’in tamamı tüm müslümanlardan ve siyahlardan temizleninceye kadar onlara karşı acımasızca mücadele edeceklerini söylüyorlar.

Bunlar aslında İsveç halkının çoğunun da kendileri gibi düşündüğünü ve onların gizli desteğine sahip olduklarını ama halkın gerçek düşüncesini baskılardan dolayı ve açığa çıkmaktan ürktükleri için göstermeye çekindiklerini iddia ediyorlar.

Bu azılı ırkçı teröristler, İsveç’te üstün ari ırkının kurtuluş savaşını veriyoruz savıyla İsveç devlet kurumlarının gözü önünde adam devşiriyorlar, örgütleniyorlar ve gizli gizli silahlanıyorlar. Her hafta bir kaç tane sığınmacı yurdu ve her ay birkaç tane mescit ya da cami yakıyorlar.

1985 yılında Växsjö’de ki bir ırkçıların bir yürüyüşünde dazlaklara ırkçıya çantasıyla saldıran Donatau teyze !
 

Ne diyelim ?

Bu ıkçı Nazi örgütleri bir an önce yasaklanmalıdır ve organize suç ve terör örgütü kapsamına alınmalıdır.

Alman Nazilerinin de iktidara böyle hoşgörüyle karşılanan masum sokak gösterileriyle geldikleri ve ari ırkından olmayan milyonlarca günahsız insana soykırım yapıp Almanya’yı temizledikleri unutulmamalıdır !

İsveç yakın tarihininin bir dönemde yaşanmış kirli geçmişinde önemli bir yer tutan Nazilerle işbirliği nedense pek fazla tartışılmak istenmez. Beyaz ari ırkının üstünlüğünü ispat etmek için o yıllarda İsveç devleti eliyle kurulan ve Hitler’e ilham kaynaklığı yapan Rasbiologiska Institutet (Irk Biyolojisi Araştırma Enstitüsü) de pek hatırlanmaz. 

 Çoğu bu eski Nazi işbirlikçilerin torunları ya da yetiştirmesi olan İsveç Nazileri bugün 2016 yılında İsveç’in önemli şehrinde Nordiska Motstånds Rörelsen NMR (Kuzeyli Direniş Hareketi) adı altında ve demokratik hak kapsamında bir gövde gösterisi yürüyüşü yapabiliyorlar.

Nazicilik ve Irkçılık ari ırkından olduklarına inanan başta Almanya ve Kuzey Avrupalıların beyaz damarlarında dolaşan ‘asil bir mikrop’tur !

Irkçılığın, Nazizmin ve Faşizmin anavatanı, doğum yeri, teorisinin yazıldığı ve pratiğe geçirildiği yer beyaz Avrupa’dır.


 Bu iğrenç ideoloji, beyaz Avrupa’nın rahminde hayat bulmuş, elverişli doğasında büyüyüp serpilmiş ve dünya tarihinin gelmiş geçmiş en korkunç, en gaddar, en barbar ve en kanlı soykırımı, yine milyonlarca masumun kanlarıyla sulanmış Avrupa’nın verimli toprakların da şimdikilerin dedeleri tarafından gerçekleştirilmiştir

Bunu hiç unutmayalım ve ırkçılık tehlikesinin hep farkında olalım. 

Tess gibi göçmen kökenli kahraman isveçlilerin ve gerçekten samimi ve ırkçılığa karşı bilinçli milyonlarca demokrat yerli İsveçlinin olmasına da yatalım kalkalım şükredelim !

TANER YILDIZ

Foto: David Lagerlöff (2016)

Foto: Hans Runesson (1985)

img_3119

Bugün 2 Mayıs deklarasyonda son gün! Nelere dikkat etmeliyim ?

Vergi beyanname mi (skattedeklaration) en geç ne zaman verebilirim ?

Vergi beyannamesini zamanında vermezsem bir ceza alır mıyım ?

Vergi beyannamemi  nasıl verebilirim ?

Vergi iadesi paramın yaz tatilinden önce gelmesi için ne yapmalıyım ?

Bir zamanlar çoğumuza zor gelen ve hepimizi telaşlandıran vergi beyannamesi verme işlemi şimdi artık birkaç saniyelik bir tıklama kadar kolaylaştı ! 

İsveç Vergi Dairesi’de artık eskiden olduğu gibi yurttaşların Allah’tan sonra en çok korktukları ve haraç gibi vergi salma kurumu olmaktan çıkıp sevimli bir hizmet kurumuna dönüştü !

Vergi dairesi şimdi vergi iadelerini mümkün olduğunca çabuk ödemek için çabalıyor. Hemen hemen herkes beyannamesini verdikten / onayladıktan bir ay sonra ve tatil öncesinde vergi parasını banka hesabında görüyor.

9,5 milyon nüfuslu İsveç’te 7 milyon 800 bin kişi, ister çok az isterse çok fazla yıllık kazancı ya da geliri olsun hepsi de tek tek yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorunda olan vergi mükellefidir.  

Vergi beyannamesi (skattedeklaration 2016) vermenin en son tarihi ne zaman ?

2 Mayıs 2016 Pazartesi günü geceyarısı saat: 24.00’dür. 

Beyannameyi zamanında vermezsem bir ceza yermiyim ?

Evet para cezası yersin ! Beyannameni zamanında vermezsen 1.250 kr para cezası ödersin. Gecikme üç ayı geçerse 2.500 kr ve 5 ayı geçerse de 3.750 kr gecikme cezası ödersin. Ayrıca muhtemel vergi iadeni Haziran’da alamaz, taa Aralık ayını beklemek zorunda kalırsın !

Vergi deklarasyonunu en kolay ve en çabuk nasıl verebilirim ?

Telefonla, internetle ya da postayla ! Hangisi kolayınıza geliyorsa öyle yapın !

En kolay ve en çabuk biçimde vergi beyannameni telefonla, sms mesajıyla, skatteverket’in app’ıyla ya da internet üzerinden e- hizmet (e- tjänsten) yoluyla birkaç dakikada yapabilirsin. 

İstersen eskiden olduğu gibi kağıt deklarasyon da verebilirsin ama bu durumda muhtemel vergi iadeni (skatteåterbäring) en erken Ağustos’ta alabilirsin.

Telefon konuşmasıyla nasıl deklarasyon yapabilirim ?

020-567 100 numarasına telefon ederek söylenenleri yapman yeterlidir. 

Yurtdışında isen (+46 10 494 00 40) numarasına telefon edebilirsin.

Telefon mesajıyla (SMS) nasıl deklarasyon yapabilirim ?

Telefon mesajına (sms) personnummer‘ini (kimlik numaranı) ve evine gönderilen basılı beyannamenin sağ üst köşesinde bulunan’din kod för underskrift‘ (imzalama şifre kodu) rakamlarını yazıp 71144‘e gönderebilirsin. 

Mesajında kimlik numaranla imza kodun arasında boşluk bırakmayı sakın unutma !

İnternet üzerinden e- hizmetle nasıl deklarasyon yapabilirim ?

Bilgisayarınla Skatteverket’in internet sayfasındaki e-tjänst (e- hizmet) bölümüne tıkla. e legitimation (e kimlik) (Mobilt bankid) ile “Logga in” yap. Deklarasyonunu güzelce incele ve birkaç tıklamayla beyannameni elektronik olarak gönder. Gönderdiğine dair sana özel elektronik makbuzun ister  çıktısını al istersen bilgisayarına kaydet.

Deklarasyonun basılı Kod numarasıyla yapılması :

Eğer e legitimation‘un (Bank id) yoksa o zaman beyannamenin sağ üst köşesinde basılı bulunan “kimlik tanıtma ve imzalama kod numaraları”nı (din kod för identitifering och din kod för underskrift) ayrı ayrı girerek beyannameni önce kabul ettiğini sonra da imzaladığını belirtmiş olup, gönderebilirsin. 

Postayla deklarasyonumu nasıl yapabilirim ?

Evine gelen ve gelirlerin ve giderlerinle ilgili vergi dairesinin bildiği tüm bilgilerin doldurulmuş olduğu basılı kağıt gelir vergisi beyannamesi (Inkomst deklaration) formundaki boş bırakılmış imza yerine imzanı atarak, beyannamede yazılı olan adrese postayla gönderebilir ya da en yakın bir vergi dairesi bürosuna elden bırakabilirsin.  

Deklarasyonumda basılı yanlış bilgileri ve rakamları nasıl değiştirebilirim ?

Vergi Dairesi’nce beyannamene önceden doldurulmuş olan tüm gelir, gider ve vergi düşürümü tutarlarında bir yanlışlık görüyorsan bunlarda değişiklik, ekleme ve çıkartma yapabilirsin. 

İnternet üzerinden bunu sacece e- tjänst yoluyla ve e legitimation’unu(bank id) kullanarak yapabilirsin. (Örneğin işe gidip gelmek için yaptığın yol giderleri tutarı, hisse senedi ve konut alım satımından ettiğin kar ve zararlar, faiz gelir ve gideri vb, vergi dairesine bildirilmemiş başka gelir ve giderlerin, yurtdışında elde ettiğin gelirlerin)

İstediğin değişikliği kağıt deklarasyon üzerinde tutar rakamlarının ve diğer yanlış bilgilerin üstünü çizerek yanına doğru tutarları ve bilgileri yazmak şeklinde de yapabilirsin.

Vergi iadesi paramın yaz tatilinden önce gelmesi için ne yapmalıyım ?

Olası vergi iadeni alabilmek için vergi beyannameni en geç 2 Mayıs’ta ve eksiksiz olarak internet, telefon ya da postayla Vergi Dairesi’ne göndermiş olman ve mutlaka banka hesap mumaranı vergi Dairesi’ne bildirmiş olman gerekiyor. 

Bu durumda vergi iadeni 10 Haziran’dan itibaren ve İsveç yaz ortası bayramından (midsommar) önce alabileceksin. 

Banka hesap numarasını bildirmemiş olanlar 2000 kronun üstünde olması şartıyla muhtemel vergi iadesini, Ağustos’ta eve gönderilen kendi adına yazılı Çek’le alabilecekler.

Deklarasyon verme zamanını ertelettirebilir miyim ?

Evet en geç 2 Mayıs’ta telefon edip en fazla 14 gün ertelettirebilirsin. Daha uzun zaman ertelemek için çok özel bir durumunun olması (örneğin ağır hasta isen doktor raporu) gerekir. 

Ancak 2 Mayıs’ta deklarasyonunu gönderip son vergi tahakkukun belirlene kadar beyannamende sonradan istediğin değişiklikleri yapabilirsin. Her zaman için deklarasyonun en sonki hali geçerli sayılır.

Hangi giderlerimi ayrıca vergiden düşebilirim ?

Yol giderleri :

Evet işe gidip gelirken yaptığın yol giderlerinin 10 bin kronu aşan bölümünü vergiden düşebilirsin. Yani yol giderin yıl içinde eğer 12 bin kron olmuşsa sadece 2 bin Kronu’nu vergiden düşebilirsin. Toplu taşıma biletlerine ödediğin para 10 bin kronu aşmıyorsa eğer vergi düşürümü hakkın yoktur.

Otomobille işe gidip gelenler mil başına (10 km) 18.5 kron ve ayrıca ödedikleri trängsel skatt (şehir transit geçiş ücreti) düşebilirler. 

İle motosikletle gidip gelenler için mil başına 9 kron ve moped için mil başına 4,5 krondur.

Araçla yol giderlerinin vergiden düşürülebilmesi için işyerinin en az 5 km uzakta olması ve otomobille yolculuktan toplu taşımaya göre günde en az 2 saatlik vakit avantajı kazanılıyor olması gerekiyor.

Çifte İkamet (İşi gereği İki evi olanlar) :

Eğer işinin olduğu başka bir yerde ayrıca bir ev daha tutmuş ve kendi evini de halen elinde tutuyorsan ikinci evin giderini vergiden düşebilirsin (dubbelbosättning). Tek başına yaşayanlar en uzun 5 yıl ve çiftlerde 2 yıl boyunca yapabilirler.

Bunun dışında ikinci evdeki ilk ayın yeme içme ve diğer küçük giderlerini vergiden düşebilirsin. Bunun için gerçek giderini ya da günlük 66 kr standart tutarı vergiden düşebilirsin.

Yine 2 yıla kadar süreli geçici iş gereğince en az 50 km uzaklıkta başka bir yere taşınan işvereninden yolluk almayan öğrenciler ilk ayda yaptıkları yeme 

Çme ve küçük masraflar içi günlük 110 kron ve barınma giderleri içinse oturdukları sürece ve gider makbuzu olmadan da günlük 110 kron vergi düşürümü yapabilirler.

Faiz paylaşımı :

Sahibi olduğunuz ortak konuta ödediğiniz faizi kendi aranızda eşinizle paylaşın. Bu şekilde vergi avantajından azami olarak yararlanın. Faizleri kendi aranızda 100 bin kronu aşmayacak şekilde paylaşın. Çünkü 100 bin kron üzerindeki faiz giderini vergiden düşme oranı yüzde 21’e düşüyor !

Hisse senedi konut alım – satım zararı :

Hisse senedi satımında uğradığınız zararı vergiden düşün. Hisse senedi zararının yüzde 70’i vergiden düşülebilir. Bu durumda zararınınızın yüzde 21’ini vergi iadesi olarak geri alabilirsiniz. 

İş araç gereçleri :

İşin gereği satın aldığın giysi ve araç gereçleri vergiden düşebilirsin. 

İşini yapabilmek için ihtiyaç duyduğun özel iş elbiseleri ve bilgisayar gibi iş araç ve gereçlerini vergiden düşebilirsin. 

Spor etkinliği gereçleri :

Normal işi dışında ara sıra maç hakemliği, antrenörlük ya da görevli olarak spor etkinliklerinde ücret alarak çalışanlar bundan dolayı yaptıkları giderleri vergiden düşebilirler.

Ne diyelim ?

Kolay gelsin dememe hiç gerek yok  herhalde çünkü artık deklarasyon yapmak çok kolay !

TANER YILDIZ

img_3114

Derya Uzel Senir avlanacak bir cadı değildir !

Derya gözleri ve zihni ışıl ışıl parlayan Türk asıllı İsveçli ve pırıl pırıl bir gençtir !
Derya’nın kökü Türkiye’dedir ancak o İsveç’e aittir, çünkü onu İsveç yetiştirmiştir, onu İsveç eğitmiştir !

Derya bu zamana kadar bu ülkeye hizmet etmiştir bundan sonra da yine İsveç’e hizmet edecektir. 

Derya’ya büyük bir haksızlık edilmiştir ve hakkı yenilmiştir.

Adı: Derya Uzel Senir

Yaşı: 30

Evli ve bir bebek annesi.

Derya Uzel Senir
Büyük babası 1960’lı yılların ortasında çalışmak için İsveç’e gelip yerleşmiş ve yaş emeklisi olduğu güne kadar tek bir gün bile “haramdır, günahtır ” diye ne hastalık parası ne de işsizlik parası almamıştı. Bir hastanenin mutfağında tek bir gün bile hastalık yapmadan uzun yıllar çalışmış ve 65 yaşını doldurduğu günde emekli olmuştu.

Vergi dairesinde düzenli ödenmiş vergi kayıtları dışında hiçbir İsveç resmi kurumunda hiç bir olumsuz kaydı ya da sabıkası yoktu !

Bu çalışkan ve köylü kökenli büyükbabanın torunu Derya ise İsveç’te siyasal bilgiler okumuş ve Miljö parti (MP) Yeşiller çevre partisinde genç yaşta Politikaya atılmıştı. İstenirse İsveç’e başarılı bir entegrasyonun mümkün olduğunu, Türkiye’nin blr köyünden gelen bir işçi torunun da İsveç’te dışlanmadığını, demokratik haklardan tam olarak yararlanabildiğini, İsveç demokrasisinde ona da küçük bir yer verilebildiğini  ispat etmek istemişti. İsveç demokrasisin de farklı deri renkli, dini inançlı ve etnik kökenli insanlarında yer bulabileceğine inanmıştı.

Gelecek vaad eden genç politikacı 2 yıl önce yoğun seçim kampanyasını yılmadan tek başına yürütmüş, kapı kapı dolaşıp kendini tanıtıp oy toplamıştı. Genç yaşında partisinden milletvekili adayı olmuş ama seçilememişti. Ancak aldığı tercihli oylar sayesinde Stockholm Belediye meclisi yedek üyeliğine ve İş Piyasası Kurulu‘nun asıl üyeliğine seçilmişti.Yeni anne olan Derya görevini de aksatmadan ve başarılı olarak sürdürüyordu. 

İşte “Suç Aleti” seçim afişi !
Ta ki düne kadar !
Artık Derya Politikaya şimdilik ara vermek zorunda kaldı.

Çünkü durduk yere Yeşiller partisinden istifası istendi ! Partideki tüm görevlerinden el çektirildi. Partiden atılma kararı da İsveç’te böyle durumlarda piyasaya sürülen iki yüzlü bir gelenek olan “timeout” “ara verme” olarak ambalajlandı.

Durup dururken kendi partisi, 2014 yılında yani 2 yıl önceki seçim kampanyasında Türk Gençlik Federasyonu‘nun hazırladığı bir seçim afişinde yer alan demecindeki şu sözlerini bahane etti. 

 “- Partimiz iktidara geldiğinde Meclis’te alınan soykırım kararını uygulamaya koymayacak. Ben de buna yönelik olarak elimden geleni yapacağım” 

Peki ne var bunda ?

Bu kısa cümlenin neresi suç ?

Bula bula buldukları bu dandik gerekçeyle Derya  partisinden uzaklaştırıldı ! 

Tam 2 yıl önce Partisinin de bilgisi dahilinde yürüttüğü seçim kampanyasında verdiği kısacık bir demeç, 2 yıl sonra yürütülen kirli operasyon gereğince parti suçu olarak değerlendirildi !

Ne diyelim ?

Bu kadar da olmaz !

O zaman başta Başbakan Stefan Lövfen ve hükümetin diğer Çevre partili üyeleri olmak üzere hepsi de hem hükümetten hem de partilerinden atılsınlar !

Çünkü hükümette geçen yıl aynı Derya’nın söylediğini gerçekleştirmiş ve şöyle demişti:

 “- Soykırımla ilgili Meclis kararı hükümetimiz döneminde uygulanmayacaktır,  konuyu tarihçilerden oluşan bir komisyona havale etmeyi uygun gördük” . 

Ben başka partili olduğum için Derya’nın partisine 2014 seçiminde oy vermedim. Derya’yı da o seçim kampanyasında birkaç  tanıtım yazısı dışında aktif olarak desteklemedim. 

Ama şimdi bu şekilde haksız yere uğradığı bu haksızlığa, vicdansızlığa, insafsızlığa, ayrımcılığa hatta bana göre bir çeşit ırkçılığa çok üzülüyor ve isyan ediyorum.

Soykırım mı değil mi ? 

Kim suçlu kim suçsuz ? 

Kim kime niçin kıydı ?

Kim haklı kim haksız  1915’te yaşanan insanlık dışı olaylarda ?Bunlar ayrı bir tartışma konusu olduğu için bir başka yazımda düşüncelerimi yazacağım…

Şimdi şunları soralım :

Bu çalışkan, hevesli ve gelecek vaadeden pırıl pırıl genç politikacımız kime ne yaptı ?

Kimler ve hangi içten pazarlıklı çevreler bu genç kızımızın parlak geleceğinin önünü şimdiden kesti ?

Derya’nın tertemiz geçmişinde hiçbir şey bulamayınca aklınıza kızcağızın taa 2 yıl önceki bir seçim afişindeki iki kısa cümlelik masum demecini mi geldi ?

İsveç’te ortaçağın cadı avı tekrar mı hortlatılıyor ? 

Bu kez kurban olarak göçmen kökenli kadınlar mı seçiliyor ?  

Biliyor musunuz ?
Eskiden  İsveç’te Kilise öncülüğünde cadı avına çıkılır bir kadın bir bahaneyle cadı olarak ilan edilir ve bir büyük meydana konulan ve ateşe verilen odun yığınının tam ortasına cadı atılır ve zavallı kadıncağız canlı canlı, cayır cayır ve çırpına çırpına yakılırmış. Bunu seyreden halk da coşkuyla naralar atarak cadının yakılışına alkış tutarmış ! Stockholm’un Katarina semti (Södermalm) sakinleri günlerce süren yanık insan eti kokulu hava solurmuş !

İsveç’te en son 5 Ağustos 1676 yılında Stockholm ‘da canlı canlı bir cadı yakılmış.

Bu cadı Fin kökenli bir göçmenmiş ve adı Malin Matsdotter’miş. Suçu ise soykırım yoktur demek değil büyü yapmakmış !

İsveç’te 1704’de meydanda halkın gözü önünde kellesi uçurulan son cadının adı ise Anna Eriksdotter imiş. 
TANER YILDIZ

 

 
 

img_9295

Kaplan gitti kavga bitti mi ?

İsveç’in sağdan sola tüm gazeteleri, tüm partileri ve devlet televizyonu SVT öncülüğünde ki tüm özel tveleri tek yürek tek ses olup Kaplan’ı ipe çekti !

Ultra Nasyonalist İsveç Demokratları Partisi SD Führeri Jimmie Åkeson :

“- Kaplan’ın istifasından memnun oldum” dedi.

Ultra Enternasyonalist Solcu parti Vänster (V) yoldaşbaşı Jonas Sjöstedt :

“- Kaplan’ın istifasından memnun oldum” dedi.

Sağcı muhafazakar parti Moderatlar (M) patronu Anna Kinberg Batra :

“- Kaplan’ın istifasından memnun oldum” dedi.

Adındaki Halk sözcüğünü atan Liberaller partisinin (Lp) asker kökenli komutanı Jan Björklund :

“- Kaplan’ın istifasından memnun oldum” dedi.

İsveç’in Hristiyancı partisi Hristiyan Demokratlar (KD)  başrahibesi Ebba Bush Thor :

“- Kaplan’ın istifasından memnun oldum” dedi.

İsveç köylülerinin Center partisinin (C) köylü güzeli hanımağası Annie Lööf :

“- Kaplan’ın istifasından memnun oldum” dedi.

Hükümet ortağı Sosyal demokrat İşçi partisi (S) başişçisi Stefan Lövfen :

“- Kaplan gerekeni yaptı, ohh be beni rahatlattı.” dedi.

Hükümet ortağı ve Kaplan’ın baba ocağı Yemyeşil renkli Miljö Parti’nin (MP) yarım elma’sı Gustav Frolin ve öteki yarım elma’sı Åsa Romson : 

“-Kaplan gerekeni yaptı, ohh be bizi rahatlattı” dedi.

Hiç birisi de dur hemen gitme Tiger Mehmet daha Tårta (turta) kesecektik ! demedi..

Kaplan gitti ama kavga da henüz bitmedi gibi. Sağ ittifak partileri ve SD, Kaplan’ın istifası konusunda Lövfen’in çok geç ve pasif kaldığını ve İslamcı bakana karşı çok yumuşak davrandığını ve bunu başbakanın yanına bırakmayacaklarını söylüyorlar..

Ne diyelim ?

Bir süre daha Kaplan kavgası izlemeye hazır olun..

İsveç’in balta girmemiş geniş ormanlarında 5 gündür gece gündüz Nonstop sürdürülen sürek avı mutlu sonlandı, müslüman Kaplan avlandı !

Gökten üç armut düştü ;

Biri Leylani’ye, biri Jimmi’ye biri de Björn’e !

Onlar erdi muradına, bunlar çıksın kerevetine !

TANER YILDIZ

img_9413

Basın müşaviri Arif Gülen bir mektupta bana gönderdi !

Tv 4’e “kararınızı gözden geçirin” demişti, şimdi bana da “eleştirinizi gözden geçirin” diyor !

Noktasına, virgülüne dokunmadan sayfamda yayınlıyorum.

Buyrun madalyonun öteki yüzünü de görün: 

” Taner Bey,

Benim yerim, yurdum ve iletişim bilgilerim belli.

Yaklaşık 4 yıldır İsveç’te görev yaptığım için sizinle çeşitli etkinliklerde karşılaştığımız için ben sizi şahsen tanıyorum, selamlaştığımız da olmuştur, herhalde siz de beni belki şahsen tanıyorsunuz.

Keşke yazınızı kaleme almadan önce beni arayıp görüşlerimi sorma nezaketinde bulunsaydınız.

Sanıyorum bana ulaşmakta sıkıntı çekmezdiniz, zira iletişim bilgilerim Büyükelçiliğimizin internet sayfasında dahi var, dolayısıyla konsoluosluk işi olan vatandaşlarımız bile bana rahatça ulaşabiliyorlarken herhalde siz de ulaşmakta sıkıntı yaşamazdınız.

Eleştirdiğiniz konuya gelince;

Söz konusu mailin her kelimesi özenle seçilmiş ve ifadeler nezaketle dile getirilmiştir.

Ancak bahsettiğiniz televizyon yetkilisi, maili kastı aşan bir şekilde yorumlayarak, sanki kendilerine baskı yapıyormuşuz gibi olayı yansıtmayı tercih etti.

Ancak ben bir Basın Müşaviri olarak görevimi yaptım ve tartışmalı olan bir konuda ülkemizi, halkımızı karalayan bir programın bir televizyon kanalında yayınlanmasına itiraz ettim ve programı yayınlama kararını yeniden gözden geçirmelerini istedim.

Bunu yaparken de olabildiğince nazik olmaya ve diplomatik bir dil kallanmaya özen gösterdim.

Siz benden daha uzun süredir İsveç’te yaşıyorsunuz ve bildiğim kadarıyla da bir derneğin başkanısınız.

Benim dört yıldır gözlemlediğim kadarıyla İsveç basını ülkemizle ilgili güzel haberlere çok nadiren yer verirken, ülkemizle ilgili olumsuz gelişmelere bolca yer veriyor. Herhalde siz bunu benden çok daha fazla gözlemlemişsinizdir.

Ayrıca zaman zaman ülkemiz ve halkımız aleyhine yazılara yer veriliyor, bazan haksız suçlamalar yöneltiliyor.

Ben hem görevim gereği hem de bir birey olarak bunlardan rahatsızlık duyduğum yazılara, makalelere veya programlara itirazımı yazılı olarak hem medya kuruluşuna hem de ilgili gazeteciye iletiyorum.

Bunu yaparken de basın özgürlüğünü zedelememeye, yayın politikalarına müdahale etmemeye gayret ederek, ifade özgürlüğüm çerçevesinde yapıyorum.

Bildiğim kadarıyla bu ülkede ifade özgürlüğü var diyorlar, biz de buna dahil değil miyiz?

Hiç sesimizi çıkartmayalım, hep susup oturalım mı?

Öte yandan benim mesleki kariyerimi, tecrübelerimi, niteliklerimi, liyakatımı, 72 millete bir gözle bakıp bakmadığımı, elime, dilime ve belime sahip olup olmadığımı bilebilecek kadar beni tanıdığınızı düşünmüyorum. 

Şu kadarını söyleyeyim, 30 yıldır ben devletime ve ülkeme yurt içinde ve yurt dışında hizmet etmek için elimden gelen gayreti gösterdiğime inanıyorum.

Bu arada merak ediyorum, siz acaba bügüne kadar şahsen veya bir sivil toplum kuruluşu olan derneğiniz adına, ülkemize ve halkımıza hakaret eden veya yalan yanlış bilgiler içeren, ön yargılı bir haber, makale veya program için hiç bir İsveç medya kuruluşuna itirazınızı bildirdiniz mi?

Yaptıysanız tebrik ediyorum, ama yapmadıysanız lütfen eleştirilerinizi bir daha gözden geçirin.  Saygılarımla,  Arif Gülen   

Ne diyelim ?

Besbelli ki TC Stokholm Büyükelçiliği Basın Müşaviri Arif Gülen bey benim yazımı ve maksadımı tamamen yanlış anlamış ya da algılamış.

Çünkü benim eleştirimin amacı üzüm yemekti, Arif beyi kişi olarak dövmek değil !

Ben ifade özgürlüğünü kullanan vatandaş Arif Gülen’i eleştirmedim ki !

Siz mektubu normal bir vatandaş ya da izleyici Arif Gülen olarak yazmadınız ki !

Kaldı ki bunu belki de ben de desteklerdim ki !

Zaten öyle olsa böyle bir gürültü patırtı çıkmazdı ki !

Bunun benzeri programlara karşı önceki yıllarda da hem gazetecilere, hem TV lere hem politikacılara yüzlerce vatandaşımız onlarca kez yazı yazdı, şikayette bulundu hatta imza kampanyaları açtı ama bundan dolayı hiç bir zaman hiç bir sorun yaşanmadı.

Bende bir vatandaşı olarak onlarca kez bu tür mektuplar yazdım ve doğal olarak sizin aldığınız tepkilerden hiç birini almadım.

Bunlar vatandaşın ifade özgürlüğü ya da okuyucu / izleyici eleştirisi çerçevesinde değerlendirildi.

Ben TC Stokholm Büyükelçiliği Basın Müşaviri sayın Arif Gülen’in başvurduğu bir iletişim yöntemini, gerekçeleri ve ters etkili sonuçlarından örnek vererek eleştirdim.

Burada söz konusu olan ve sorun yaratan sizin vatandaş Arif Gülen olarak değil, Türk Büyükelçiliği Basın Müşaviri Arif Gülen sıfatınızla gazeteciden böyle bir rica da bulunmanızdır.

Bunun Büyükelçilik inisiyatifiyle ve bizzat basın müşaviri eliyle yapılmış olmasıdır.

Siz bu mektubu Türk Büyükelçiliği ve Türk devleti adına yazdınız.

Siz büyükelçiliği ve devleti temsil ediyorsunuz ve devlet memurusunuz.

Böyle olunca da bunun Türk Büyükelçiliğinden bir müdahale ve baskı olarak algılanması ve öyle değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

Sizin iyi niyetiniz, kelimeleri özenle seçmeniz ve nazik bir dil kullanmanız bu kaçınılmaz algıyı hiçbir şekilde değiştiremez.

Keşke tepkinizi film gösterildikten sonra alışılagelmiş ve devlet ciddiyetine uygun yollarla ve yerleşik yöntemlerle verseydiniz.

Yapılan bir işin değeri ve kazancı elde edilen sonuca göre belli olur.

Sizin yaptığınız müdahalenin sonucu orta yerde duruyor :

1. Propaganda Filminin normal şartlardaki izleyicisinden üç – beş misli fazladan seyirciye ulaşması.

2. İsveç kamuoyunda oluşan;  Türk Büyükelçiliği’nin özgür İsveç basınına müdahale etmeye ve sansürlemeye  yeltendiği algısı.

3. İsveç’in belli başlı tüm gazetelerine “Türk Büyükelçiliği özgür İsveç Basını’na baskı yaptı ” diye kalın puntolu manşetler atılması.

Lütfen eleştirimi kişisel almayınız, bu iyi niyetli eleştiri kesinlikle doğrudan sizin şahsınıza değil, eyleminize yöneliktir.

Elinizi vicdanınıza koyun ve cevabını siz verin şimdi :

Attığınız taş vurduğunuz kuşa değdi mi ?

Benden de size saygılar…

TANER YILDIZ


Konuya ilişkin tv haberini aşağıdaki linki tıklayarak izleyebilirsiniz 

http://www.tv4.se/nyheterna/klipp/turkiets-ambassad-ville-stoppa-dokument%C3%A4r-i-tv4-3350843

http://www.tv4.se/nyheterna/klipp/turkiets-ambassad-ville-stoppa-dokument%C3%A4r-i-tv4-3350843

 

img_9401

İsveç’te Türkler kendi ayağına kurşun sıkıyorlar !

Elçilik müşaviri Arif Gülen kaş yapayım derken göz çıkardı !

Ne oluyor bize ?

İsveç’teki Türkleri temsil eden ya da temsil iddiasında olan kimi kurum ve kuruluş temsilcileri kendi ayağına ya da  bacağına kurşun sıkmayı galiba pek seviyor.

Bundan dolayı Türk toplumu İsveç gazete manşetlerinde ve Tv ekranlarında üst sıralardaki yerini son birkaç haftadır koruyor. 

Bundan dolayı İnsanlarımız işyerlerinde, okullarda ve benzeri ortamlarda cevabını bilmedikleri ya da cevap veremedikleri sorularla karşılaşıyor.

Toplum her gün yeni bir yara alıyor yeni bir kepazelikle sarsılıyor..

Son darbe de Stockholm büyükelçiliği Basın müşaviri Arif Gülen’den geldi.

 
Bakın nur topu gibi bir skaldalımız daha dün nasıl doğmuş:

Stockholm Büyükelçiliği’nde basın müşavirliği görevini yürüten Arif Gülen,  basın özgürlüğü cenneti olan İsveç’te olduğunu galiba unutmuş ve TV 4’e mektup yazıp “Seyfo 1915 adlı belgesel tek taraflıdır ve soykırım olayı tartışmalıdır, bu filmi yayınlama kararınızı bir kez daha gözden geçirmenizi umarım ” demiş !

 

Arif Gülen’in TV4’ya gönderdiği mektup…
 
Bu mektup İsveç’te neredeyse kutsal sayılan basın ve ifade özgürlüğüne açık bir müdahale, sansür girişimi ve gazeteciye baskı olarak değerlendirilip adeta basında  bir bomba etkisi yapmış ve böylelikle büyük merak uyandırma fırsatı bulmuş sıradan bir belgesele, “Türklerin gösterilmesini engellemek istediği film” niteliği kazandırılarak çok daha fazla ilgi görmesi sağlanmış ve bunun sonucunda da izlenme rekoru kırmış…

 Aynı  Sergel Meydanı’ndaki “Leylani Şov” videosunu birkaç günde 1 milyon 600 bin isveçlinin izlemesinde olduğu gibi.

Çoğu kez yıldönümlerinde her zaman yayınlanan bu tür belgeseller genellikle konuyla ilgilenen belli çevrelerce izlenirdi.

Böyle bir mektupla sonuç alınmasının İsveç’te imkansız olduğu ve bunun sizin niyetiniz öyle olmasa da mutlaka basına müdahele olarak algılanacağının ve ters etki yapacağının bilinilmesi ve bu yöntemden kesinlikle kaçınılması gerekirdi. 

Halbuki bu durumlarda yapılması gereken bir kaç şey vardı. Belgesel yayınlandıktan sonra içeriğinde haksız bir suçlama ya da çarpıtma olduğu anlaşıldığında, siz de elinizdeki gerçek bilgiye dayandırdığınız haklı itirazınızı bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklamak ya da buna ilişkin görüşünüzü büyükelçinin bir demeciyle duyurmak olmalıydı. 

Bir diğer seçenekte bu belgesel programını İsveç’in bir çeşit RTÜK’ü olan “Granskningnämnden“e şikayet etmek ya da  İsveç Dışişleri bakanlığına teessüf bildirmek olabilirdi.

 

Ne diyelim ?

Arif’e tarif gerekmez derler ama bal gibi gerekirmiş !

Belli ki toplumumuzu mahçup eden, üzen ve sinirlendiren Leylani kepazeliği az gelmiş ! 

Özellikle temsil ağırlıklı kurum ve kuruluşların çalışanları: nitelikli, liyakatli, bin düşünüp bir yapan, 72 millete bir gözle bakan ve eline, beline özellikle de diline sahip olan kişilikli kimseler arasından seçilmelidir..

Arif Gülen’in asıl amacının bu belgeselin normal seyircisiyle buluşmasını engellemek mi yoksa bu ufak müdahale ile milyonlara ulaşmasını sağlamak mı olduğunu bilmiyorum. İftira atmak istemem.

Ama gerçek ortada duruyor: belgeseli milyonlarca seyirci izlemiş !

Kocaman bir aferin verelim mi kaş yapayım derken göz çıkartan ve durduk yerde  hem kendini hem de bizleri ünlendiren basın müşavirimize ?

İki bilge atasözünden örnek vererek bitirelim:

TV 4 ve belgeseli hazırlatan çevreler iki elini oğuşturup : 

Yaşasın, “körün istediği bir göz Arif verdi iki göz” diye seviniyor !

İsveçliler ve kimi Türkler de : “Kılavuzu karga olanın burnu pislikten  kurtulmaz “sözüne hak veriyor !

TANER YILDIZ

http://www.tv4.se/nyheterna/klipp/turkiets-ambassad-ville-stoppa-dokument%C3%A4r-i-tv4-3350843

img_2867

Halkın vicdanında Ensar Vakfı’da 508 yıla mahkum edildi !

Aç kapa mahkemede şipşak yargılama !

İlk duyulduğu andan beri halkın asıl suçlu olarak görüp vicdanında mahkum ettiği Ensar vakfını aklamak için “Ensarcı sapık” davasında tek duruşmalık “aç kapa mahkemesi” yapılarak Türkiye yargı tarihinde bir ilke imza atılmış.   

Ensar vakfı ‘na Erdoğan ailesi dört elle sarılıyor…
 Karaman’daki Ensar Vakfı’nda 10 çocuğa cinsel istismar davası, devlette iç içe geçmiş dinci Ensar vakfını aklamak ve davanın üstünü örtüp gündemden düşürmek için başladığı gün bitirilmiş. Ensar Vakfı öğretmeni Muharrem Büyüktürk ilk duruşmada 508 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmış. Soruşturmanın Ensar Vakfı ve KAİMDER yönünden genişletilmesi talebi ise kabul edilmemiş. 

Sapıktan başka hiçbir kimseye hiçbir ceza verilmemiş !

Ensarcı sapık öğretmen Muharrem Büyüktürk.

Ensar vakfının sapık öğretmeni Muharrem Büyüktürk (54), Ensar Vakfı ile Karaman İmam Hatip Okulları Mezunları Derneği’ne (KAİMDER) ait kayıt dışı yurtlarda barınan 10 erkek öğrenciden 7’sine tecavüz, 2’sine cinsel taciz, 1’ine de müstehcen görüntü izletip taciz etmekten suçlu bulunmuş. 

Sapık serbest bırakılmasını talep edip şöyle demiş :

-“Bana iftira attılar. 2 yıl Ensar Vakfı’nda, 3 yıl KAİMDER’de kaldığım dönemlerde benimle ilgili şikâyette bulunan olmadı. Çocukların sınav dönemlerinde, onları teselli etmek için yanlarına yatıyordum. Polis bana ‘Sen burada anlat, ceza almazsın’ dedi. Ben de anlattım. Suçsuzum ” !

img_2873
Bilal Erdoğan’ın TURGEV vakfı ile Ensar Vakfı kan kardeşidirler..

SORUŞTURMA UCU YUKARIYA DOKUNUR DİYE GENİŞLETİLMEMİŞ.

Mağdur avukatları, soruşturmanın genişletilmesini, Erdoğan ailesinin özel korumasında ve kayırmasında olan Ensar Vakfı ve KAİMDER’in kaçak yurtlarının denetlenmesiyle ilgili Karaman Valiliği ve Milli Eğitim Müdürlüğü hakkında da işlem yapılmasını istemiş ancak Mahkeme bu haklı ve hukuki talebi anında reddetmiş ve ‘dava bitmiştir‘ demiş. 

img_2868-1
Emine Erdoğan Ensar Vakfı’nı kanatları altına aldı.

Yani yıllarca bu sapkınlığa göz yumanlar, buraları denetlemeyenler, suça yataklık edenler, yapılan ihbarlara rağmen Erdoğan ve iktidar ve korkusundan harekete geçemeyen Ensarcı valiler, müdürler, vakıf yöneticilerinin hepsi de sütten çıkma AK Parti kaşığıymış ! 

 

Duruşmaya mağdur çocuklar ve aileleri katılmamış. Asıl suçlu ve cinsel tacize uğrayan onlarca çocukdan sorumlu olan Ensar Vakfı‘ ın avukat Başkanı ve Erdoğan’ın gözdesi İsmail Cenk Dilberoğlu, hem suçlu hem de güçlü gibi davranıp mağdur avukatı olarak duruşmada yer almış ! Sapığı ise güçlükle ikna edilen göstermelik bir avukat formalite gereği savunmuş..

Ne diyelim ?

Bu olay Ensar vakfında ve bir tarikata bağlı kaçak yurtta değil de başka bir yerde; örneğin rahmetli Türkan Saylan’ın kurucusu olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde olsaydı eğer neler olurdu bir düşünün !

Çağdaş yaşam derneğiyle de yetinilmez belki de suçlu sapık bile serbest bırakılıp çok becerikli oldukları sapkınlık fantazileriyle kurgulayıp uydurdukları senaryo ile muhtemelen Atatürk bile davaya dahil edilir hatta manevi azmettirici olarak davada mahkum bile ettirilirdi ! 

Gerekçeleri de hazırdı zaten; Atatürk değil miy di çağdaş yaşamı, çağdaş uygarlığı (muassır medeniyeti) hedef gösteren ? !!!

TANER YILDIZ

img_3094

“O laflarını sana yediririm Mattias Karlsson ” !

Başbakan Lövfen, Meclis’te partisine laf atan ve hükümetini karalayan Mattias Karlsson adlı SD’li faşiste ağzının payını bir güzel verdi ve şöyle dedi:

– “Bizim teröristlerle ve katillerle işbirliği yaptığımız şeklindeki o sözlerini sana yediririm Mattias Karlsson ! “

– “Temsilcisi şehrin ortasında elinde demir çubukla koşuşturan, temsilcisi genç kadınlara fahişeler diye bağıran bir partiyi temsil eden birisi, burada karşıma dikilipte bana demokrasi dersi veremez !

– “Eski bir Nazi SS subayıyla poz veren, özgür medya ulusa karşı bir tehdittir diyen birisi beni ve partimi çapraz sorguya çekemez ! Bu hiçbir şekilde kabul edilemez !

Sizin öyle bir kötü siciliniz ve öyle bir fena geçmişiniz var ki bu söz düellosundan sonra oturup  bunun içinden nasıl çıkacağız diye düşünün.”

– “Sana kendi tarihinizi hatırlatmak isterim, sadece tarihi değil zaten ondan da hiç ders çıkartmadınız.  Sizin kökünüz nazizmde ve faşizmde, bundan kaçıp kurtulamazsınız !”

Başbakan Lövfen bugün Meclis’te Irkçı parti İsveç Demokratları’nın ikinci adamı, akıl danesi ve grup başkanvekili Mattias Karlsson’a unutamayacağı ders verdi.  

M. Karlsson, son günlerde Mehmet Kaplan olayı ve koalisyon ortağı Çevre partisi içindeki çalkalanmayı bahane ederek Meclis’te Stefan Lövfen ile söz düellosuna girdi ve Başbakan’a şöyle dedi :

-“Sosyal demokratların Mehmet Kaplan skandalında açığa çıkan aşırıcı kesimlerle içli dışlı olmasına ilk kez tanık olmuyoruz.. Sosyal demokrat parti her zaman için teröristlerle, katillerle ve işkencecilerle sıcak ilişki kurmuş, işbirliği yapmıştır. Bunun en güzel örneği de Sosyalist Enternasyonel’de kucağında taşıdığı Filistin El Fetih terör örgütüdür” ! 

Ve bu iftirasına Başbakan’dan işte yukarıda ki kapak gibi cevapla ağzının payını aldı !

Ne diyelim ?

Helal olsun Başbakan Lövfen’e !

Lafını hiç kıvırmadı.

Dosdoğru sözünden sakınmadı.

Mertçe gerçeği yüzüne haykırdı.

İşte siz busunuz, siz bir Nazistsiniz dedi.

Irkçı Mattias’ın yüzüne ayna tutup faşizmi ve beyaz faşisti göstertti !

TANER YILDIZ 


Lövfen’in kapak gibi kısa cevabını (1 dk) aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz..

http://youtu.be/BcRnt_2dLwk

img_9301

Bir kez daha gözün aydın İsveç !

İsveç kralı toruna doymuyor, saray hanedan çocuklarıyla doluyor !

Ağzında gümüş kaşıkla, 3995 gram ağırlığında ve 49 santim boyunda nur topu gibi bir isveç prensi daha doğmuş bugün.  Hem anne Sofia’nın hem de minik şehzadenin sağlık durumu gayet iyiymiş.   

İsveç sarayı bu yıl şen şakrak bir çocuk yuvası gibi hareketlendi !  

Saraya arka arkaya prensler ve prensesler doluşmaya başladı.

Yakışıklı İsveç Prensi Carl Philip’te bu bereketli yılda ilk kez baba oldu. 

Hamile Prenses Sofia Prensiyle birlikte resmi bir davette el ele..
 

İsveç Kralı’nın tek oğlu Prins Carl Philip‘in eşi halk kızı Prenses Sofia bugün saat 18.25’te Danderyd Hastanesi’nde nur topu gibi bir oğlan doğurmuş.

Baba olma sevincini saklamayan yakışıklı Prens Philip minik Prensi’nin boyunu böyle göstermiş
 

Şimdi neler yapılacak

Prensin doğduğu “kullarına” ilan edilecek !

 Saray başmabeyncisi Svante Lindkvist Prens’in doğumunu duyurdu.

 

Kraliyet ailesinde yeni doğum tanıklığı yapılacak !

Meclis Başkan‘ı Urban Ahlin, Başbakan Stefan Lövfen, Baş Mabeyinci (RiksmarskalkSvante Lindkvist ve Baş Kadın Efendi (ÖverhovmästarinnaKirstine von Blixen-Finecke’den oluşan devlet heyeti hep birlikte prensi görecek sonra da doğumu doğrulayıp hanedan soylu olduğunu onayladığına dair resmi bir tanıklık belgesini imzalayıp, mühürleyecek.

Minik prensin doğumu ve Bernadotte Hanedanı soyundan olduğu onaylandı.

Divan-ı Hümayun toplanacak !

Yeni doğan bebeğin adı, ünvanı ve Kral dedesinin bağışladığı ve sembolik anlamda hükmedeceği bölge toprağı yine Kral dedesi tarafından açıklanacak.

İsveç Kral’ı 16. Carl Gustaf yeni doğan Erkek torunun adının Alexander Erik Hubertus Bertil konulduğunu, torununa Södermsnland Dükü ünvanı verdiğini ve Södermansnland bölgesini bağışladığını açıkladı. 

  21 pare top atışı yapılacak !

Başkent Stockholm ve İsveç’in 4 ayrı şehrinde 21 pare top atışı yapılarak küçük Prensin doğumu dünya aleme duyurulacak.

21 pare top atışıyla Stockholm seması inletildi ve böylece prensin doğumu herkese duyurulmuş oldu. 

Şükran ayini yapılacak !

Saray Kilisesi’nde (Slortskyrkan) sadece Kraliyet ailesinin yakınları ile meclis, hükümet ve devlet temsilcilerinin katılacağı geleneksel ‘şükran ayini‘ yapılarak  İsveç sarayına sağlıklı bir Prens yarattığı için Tanrı’ya teşekkür edilecek…

Saray kilisesinde yapılan Şükran ayiniyle Tanrı’ya dualar ile teşekkür edildi.

Minik Prens büyüdüğünde Kral olabilecek mi ?

Çok küçük te olsa kağıt üzerinde Kral olma şansı var ama belki de ömrü Kral olmayı beklemekle geçecek !

Minik Prens belki de hiçbir zaman İsveç Kral’ı olamayacak. Çünkü anayasanın saltanat bölümünde (Successionsordningen SO) 1980 yılında yapılan değişiklikle  İsveç’te taht artık  öncelikle Kral’dan sonra ister kız ister oğlan olsun en yaşlı evlat‘a geçmektedir. 

Değişiklikten önceki saltanat düzeninde Kral’ın erkek çocuğunun yaşına bakılmaksızın tahta çıkma önceliği vardı. Şimdiki Kral Carl Gustaf’ta kendinden büyük 4 Prenses ablası olmasına rağmen tek erkek çocuk olduğu için 1976 yılında İsveç Kralı olarak tahta çıkmıştı..

Yürürlükteki saltanat düzenine göre tahta çıkma önceliği Prens Philip’in ablası ve Kral’ın en yaşlı evladı olan Veliaht Prenses Viktorya‘nın ve ondan sonra ilk çocuğu Prenses Estelle‘nin, ondan sonra da ikinci çocuğu Prens Oskar‘ın. 

Daha sonra da taht sırası Prens Philip’te ve yeni doğan oğlu minik prens Alexander’de  olacak.  

En son tahta çıkma sırası da Kral’ın dünyalar güzeli kızı Prenses Madeleine’nin  ve onun biri kız biri oğlan iki çocuğunda.

Tahta çıkmaya hak tanınan ve Hanedan soyundan olan şuan 8 kişi var.

İsveç tahtına çıkma sırası şöyle:

1. Veliaht Prenses Victoria

2. Prenses  Estelle, (veliaht Prenses’in kızı)

3. Prens Oscar, (veliaht Prenses’in oğlu)

4. Prens Carl Philip

5: Prens Alexander, (Prens Carl Philip’in oğlu)

6: Prenses Madeleine

7: Prenses Leonore, (Prenses Madeleine’nin kızı)

8: Prens Nicolas, (Prenses Madeleine’nin oğlu)

 

Ne diyelim ?

İsveç Kraliyet ailesinin gözü aydın olsun !

Allah minik Şehzadeyi Prenses analı ve Prens babalı büyütsün !

TANER YILDIZ

img_3048

İsveç’in 40 yıl hapis yatan “en tehlikeli soyguncusu” öldü !

40 yıl hapislerde yattı !

Banka ve Postane soygunlarına bayılırdı !

Silahlı soygun, hırsızlık, gasp, darp, firar, filan, falan gibi her çeşitten suçun tadına baktı ve bu suçların en ünlü ve en namlı uzmanıydı !

İsveç suç ve soygun tarihinin son yarım yüzyılına adını kurşunlarla yazdırdı !

Adı: Lars Svartenbrandt’dı !

Mesleği: gangasterlikti !

İşi: suç işlemekti !

Banka soymaktı !

Hapisten kaçmaktı !

Kurşun sıkmaktı ! 

Polis yaralamaktı !

Tam 4 kez adını değiştirdi.

1945 yılında doğduğunda ilk adı Lars – Inge Andersson idi. Sonra soyadını değiştirip Lars – Inge Svartenbrandt oldu. Sonra Lars Ferm oldu. En son da Lars Patrick Carlander oldu..

İki ayrı kadından 5 çocuğu vardı. Geçen yıl bir kez daha evlendi.

İsveç’in en kıdemli tutuklusu, en tecrübeli soyguncusu ve en uyanık hapishane kaçkınıydı. Hapis damlarında yaşamış ve tek kişilik hücrelerde yaşlanmıştı. İsveç’te usta soyguncu ödülü verilseydi eğer, tartışmasız bu ödülü hiç kimseye kaptırmazdı. 

1945 yılının 5 Mayıs’ında Dalarna bölgesindeki Grytnäs kasabasında sorunlu bir aile ortamında Lars-Inge Andersson olarak dünyaya geldi. 

İlk suçunu 14’ünde işledi ve ilk hapis cezasını 17’sinde yedi.

70 yıllık hayatının üçte ikisi hapishanelerde, akıl hastanelerinde ve firarilikte geçti.

1957 yılında, 11 yaşındayken koruma amaçlı terbiye için Yetiştirme Yurdu‘na verildi.

1961 yılında 15 yaşındayken Yetiştirme Yurdu‘ndan kaçtı.

1962 yılında daha 17 yaşındayken bir askeri cephanelikte hırsızlık yapınca ilk hapis cezasıyla tanıştı.

Polis sabıka kaydından 1972 yılında çekilmiş bir fotoğrafı.
 1967 yılında gasp ve görevli memura mukavemet‘ten dolayı hapis cezasına çarptırıldı.

1969 yılında, 23 yaşındayken ilk silahlı banka soygununu yaptı. Bu suçtan 4 yıl hapis cezasına mahkum edildi.

1972 yılında Kumla hapishanesinde akıl almaz muhteşemlikle gerçekleşen toplu firarı organize etti ve 15 mahkumla birlikte hapisten kaçtı.  Kısa süre sonra yakalandı.  

Svartenbrandt 1974 yılında ünlü Kumla hapishanesinde.
 1973 yılında bu sefer cezaevinin çöp arabasını gasbedip tekrar Kumla hapishanesinden kaçtı ama çok geçmeden yine yakalandı.

1979 yılında suç ortağı bir arkadaşıyla birlikte tekrar hapisten kaçtı. John Travolta ve Elvis Presley maskeleri takarak, Stockholm merkezinde Döbelsgatan sokağındaki postaneyi soydular. Postaneye gelen bir polis minibüsüne elindeki otomatik silahla 19 kurşun sıktı ve minibüsteki üç polisin üçünüde yaraladı. Polislerden biri 7 kurşun yemesine rağmen mucize eseri sağ kaldı. Göteborg‘da yakalandı. Bu suçtan dolayı 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı.  Ayrıca bu soygundan bir gün önce iki kişinin öldürüldüğü bir “tahsilat vukuatına” karıştığını daha sonra itiraf etti.

Svartenbrandt Kumla hapishanesinde ki hücresinde İsveç’in meşhur gazetecisi Jan Guillou’la söyleşi yapıyor, yıl 1983.
 1986 yılında hapisten izinli olarak çıktığı aynı gün Uppsala‘da bir bankayı soydu, yakalandı ve 7,5 yıl daha hapis yedi.  

1990 yılında hapisten izne çıktığı gün Borlänge’deki benzin istasyonu Statoil‘i soydu. Bir kadını rehin alıp 6 gün alıkoydu. Daha sonra yakalandı. Uzun süre Säter akıl hastanesinde  tedavi gördü. O sırada daha sonra karısı olan Susanne ile tanıştı.

1992 yılında Säter Hastanesinden taburcu edildi ve adını Lars Ferm olarak değiştirdi. 

Hastaneden çıktıktan birkaç gün sonra da bir kadın peruğu ve sahte bıyık takınıp, Stockholm Sankt Eriksplan caddesindeki Handelsbanken‘de soygun yaptı ve aldığı yaklaşık 100 bin kronu bir naylon torbaya koyup bisikletle kaçtı. Yakalandı, 4 yıl hapse çarptırıldı. Hapisteyken hidayete erip kendini dine verdi.

Aynı yıl Evanjelik dini kuruluşu LP vakfına din adamlığı eğitimi almak için başvurdu ve önce bir gölde vaftiz edilerek Örebro şehrindeki vakıf okulunda İlahiyat eğitimine kabul edildi.   1995 yılında hapisten çıktığında, -“sürücü ehliyeti almayı ve vergi mükellefi olmayı düşünüyorum” dedi. “Svartenbrandt“adlı ilk otobiyografi kitabını yayınladı ve stand up şovu yapmaya başladı.   1996 yılında 6 ay sonra Linköping‘de bir postaneyi soydu. Soygun sonrası kaçtığı Almanya‘da çaldığı paraların hepsini bir kumarhanede kaybetti. Daha sonra bir yolunu bulup kaçtığı Kanarya Adaları‘nda İspanyol polisince yakalanıp İsveç’e iade edildi. 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 

Aynı yıl evlendiği Susanne Ferm’den daha sonra Jackie ve Jack adında bir kızı ve bir oğlu oldu.  1999 yılında Norrtälje hapishanesinden salıverildi. 4 ay sonra bir suç arkadaşıyla birlikte Linköping‘de bir polis aracına kurşun sıktı.  Yakalandı, hapse atıldı.

2001 yılında hapisten  şartlı salıverildiğinde eski karısını ve 10 yaşındaki kızını dövmek suçundan 1 yıl hapis yedi. 

2002 yılında hapisten çıktı ve “-artık namusumla yaşayacağım ” dedi ama 6 ay sonra Söderhamn‘da bir Tekel satış mağazasında soygun yaptı ve bir kadını rehin aldı. 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 

 2006 yılında oğlu Jack 14 yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Üç gardiyanın gözetiminde oğlunun cenazesine gitti. 

2007 yılında serbest bırakıldı. ” …. ama Sevgi’yi özlüyor” adlı ikinci kitabını yayınladı.  İlk kez 2 yıllık uzun dönemde hiç suç işlemedi ! 2009 yılında bir arkadaşıyla birlikte Säter‘deki Swedbank‘ı soydu. Soygunda yaklaşık 100 bin kron aldı. Yakalanmadan önce Blackeberg‘de bir butiğe de soygun selamı vermeyi ihmal etmedi.  5 yıl hapis cezasına mahkum edildi.   2014 yılında 13 Nisan’da serbest bırakıldı, daha bir gün bile geçmeden kızı Jackie Ferm‘i tehdit edince, kızı tarafından polise şikayet edildi.  

Gangaster kızı Jackie Ferm ‘de babası gibi ün yaptı ama başka alanlarda !
 2015 yılında cinayete teşebbüs ve ruhsatsız silah taşıma suçu zanlısı olarak Ställberg‘de karıştığı bir kavga sonrası polis operasyonuyla yakalandı.  Ve 2016 yılında, 15 Nisan’da önceki ve en tanındığı adıyla Lars- İnge Svartenbrandt şimdiki adıyla Lars Patrick Carlander Örebro ilinin Kopparberg ilçesindeki bir apartman dairesinde çıkan yangında dumandan zehirlenerek 70 yaşında hayatını kaybetti.  Şimdiki karısı ise evin penceresinde asılı kalarak yaşama asıldı…. 

Ne diyelim ?

Hapisaneler Kral’ı, suç azmanı ve uzmanı Lars Svartenbrandt en sonunda bir daha hiç bir şekilde kaçamayacağı ve hiç bir zaman serbest bırakılamayacağı, bu kez yer altındaki en sağlam hapisanenin 2 metre karelik daracık hücresinde dinlenmeye çekildi.. 

Bu dünyadayken işlediği suçların cezasını 40 yıl hapis yatarak ödediği için öbür dünyaya İsveç yasalarına göre borçsuz gitti ! 

Ama giderken de İsveç’te kırılması zor bir suç rekoru mirasını da arkasında bırakıp gitti…

TANER YILDIZ

img_3039-1

İsveç’te müslüman öğrencilerin hakkı yeniliyormuş !

İsveç okullarında müslüman öğrencilere önyargıyla düşük not verildiği bilimsel deneyle  ispatlanmış !

İsveçli öğretmenler en yüksek notu İsveçlilere en düşük notu da müslümalara veriyorlarmış ! 
Amerikalı ve Avrupalılar da orta notla idare etsinler diyorlarmış !  

  

Yer: İsveç’te bir temel okul
Öğrenciler: Sarı Anders, Kumral Mike ve Esmer Ali
Öğretmen: İsveçli Sven

Üç aynı yazı, üç ayrı ad, üç farklı not !
Bir İsveç okulunda, aynı sınıfta ve aynı yaşta üç öğrenci.
Biri İsveçli, biri Amerikan, biri Müslüman !

Birinin adı Anders, diğerinin adı Mike, ötekinin adı Ali !

Biri sarı saçlı, diğeri kumral saçlı öteki kara saçlı !

Biri soluk tenli, diğeri beyaz tenli, öteki esmer tenli !

İsveçce öğretmeni İsveçli Sven, 8. Sınıfta bir kompozisyon yazılısı yapıyor.
Yazılının konu başlığı şu : ” Çocukluğumda bir gün ” !

Üç öğrencinin üçü de kompozisyon yazısını kelimesi kelimesine ve noktası virgülüne, tıpkısının aynısını yazıp İsveçli öğretmene veriyor. Ama tek farkla ! Üç yazılı kağıdının birine Anders diğerine Mike ötekinde ise Ali yazıyorlar !

img_3039-1
İsveç liseler bakanı Boşnak güzeli Müslüman Ayda Hacıaliç. “- bu bir felaket” demiş ve yazılı sınavda not verme kurallarını gözden geçireceğiz ” diye de eklemiş… İsveç’in gelmiş geçmiş en genç bakanı olan Ayda’nın ailesi “Bosna soykırımı”ndan kurtulmayı başarmış ve İsveç’e mülteci olarak sığınmıştı…
Öğretmen Sven İKEA kanepesine rahatça kuruluyor, önce kompozisyon yazısını sallana sallana bir güzel okuyor daha sonra öğrencinin adını göz ucuyla şöyle bir kontrol ediyor, en sonunda da birkaç saniye elindeki kalemle kafasını kaşıyıp notunu veriyor.

İsveçli, sarı saçlı, soluk tenli Anders’e en yüksek notu (C) layık görüyor !

Amerikan, kumral saçlı, beyaz tenli Mike’a orta notu (D) layık görüyor !

Müslüman, kara saçlı, esmer tenli Ali’ye ise en düşük notu (E) layık görüyor !

Halbuki adları dışında Üç öğrencinin üçünün de yazılı cevabı kelimesi kelimesine ve noktası virgülüne tıpkısının aynısı.

En yüksek notu üstünde İsveçli adı olduğu kesin olan yazılı alıyor !
İkinci yüksek notu üstünde Amerikalıyı çağrıştıran ad olan yazılı alıyor !
En düşük notu ise üstünde müslüman ad olduğu açıkça belli olan Ali’ye veriyorlar. 

  
Bu ilginç deneyi yapan Emilia Aldrin, İsveçli ve Halmstad Yüksek okulunda araştırmacı. 

Öğretmenlerin not verirken öğrencilerin adlarının etkisi altında kalarak, önyargılı not verip vermediklerini araştırmak için bir deney yapmak istemiş. 

Deney malzemesi olarak 8. Sınıf İsveççe dersinde yapılmış, yazarı anonim olan geleneksel bir Kompozisyon yazılısı cevabını seçmiş. Yazılının başlığı “en dag i min barndom” ve konusu : “çok yakınını yitiren 5 yaşındaki bir çocuğun hissettikleri ” imiş. 

Metini 100 tane çoğaltmış. Sonra hikayesi anlatılan çocuk karakterin adı olarak üçte birine İsveçli adı olduğu hemen bilinen bir ad yazmış. Üçte birine Amerikan olduğunu çağrıştıran bir ad yazmış. Üçte birine de İsveçlilerin bir müslüman olduğunu kolayca tahmin edebildikleri bir ad yazmış. 

Sonra bunları hem kadın hem erkek, hem kıdemliler hem gençlerden oluşan ama hepsi de sınıflarında çok dilli öğrenci bulunan 100 İsveçli öğretmenin her birine bir adet dağıtmış ve onlardan okuyup not vermelerini istemiş. Öğretmenler okuduğu yazılının karakter adının üç ayrı versiyonlu olduğundan habersizlermiş.

Öğretmenlerin çoğunluğu sadece müslüman adlı yazılara ‘”dil bozukluğu var” ve “anlatım üslubu kötü” diye değerlendirme notları düşmüşler ama ad dışında yazılar tıpkısının aynısı olmasına karşın diğer adlı olanlara hiç böyle bir not düşmemişler !

Çoğu öğretmen İsveçli adlı olana en yüksek (C), Amerikalı adlı olana orta (D) ve Müslüman adlı olana da en düşük (E) notu vermiş !

Emilia Aldrin, deney sonuçlarında öğretmenlerin önyargılarını notlarına yansıttıklarının açıkça görüldüğünü söylemiş.

Ne diyelim ?

Öteki Ali’nin ötekeliştirilmesi bizim de bir parçası olduğumuz İsveç toplumunun İsveçlilerce pek bilinmeyen bir gerçeğidir !

İsveç’te bu tür sofistike ve çaktırılmadan, ince ince yapılan önyargılı davranışlarla ve ayrımcılıklara iş, okul ya da günlük yaşamımızda çoğu kez karşılaştığımız bir gerçek. Bu nedenle biz bu deney sonucunu daha deney yapılmadan bildiğimiz için bunun böyle çıkmasına pek şaşırmadık ! Ama İsveçliler mutlaka çok şaşırmışlardır !

Bu araştırmanın güzel tarafı ise bunun bir İsveç Yüksekokulu’nda ve bir İsveçli tarafından yapılması. İsveç işte bunun için demokratik, gelişmiş ve güçlüdür.  İsveçli kendi gerçeğini ortaya çıkarmaktan ve acı da olsa onunla yüzleşip önlem almaktan çekinmiyor. Bazıları gibi pisliğini halısının altına süpürmüyor !

TANER YILDIZ
Araştırmayla ilgili gazete haberinin linki aşağıdadır:

http://www.aftonbladet.se/nyheter/article22632775.ab

img_3028

Ek bütçeyle sığınmacılara yeni milyarlar yağdırıldı !

Sosyal demokrat hükümet sosyal demokratlığın gereğini yaptı. Dargelirlilerine  çocuklarına, hastalarına, yaşlılarına ve sığınmacılarına Svea Ana’ın hem geniş bağrını hem de altın dolu kasasını açtı !

Taze bütçeyle sığınmacılara harcanmak üzere 31 milyarı taptaze ek ödenekle tam 50 milyar kron Göçmen Dairesi‘ne verildi !

Maliye bakanı Magdelena Andersson bu bütçesiyle güllerle donatılmayı haketti. Çünkü sağcı koalisyon hükümetlerinin on yıldır hakkını yediği çocukların, hastaların, yaşlıların ve sığınmacıların hakkını iade etti !

Ayrıca bir demet kırmızı karanfili de bütçeye bu sosyal refah yatırımlarının konulması şartıyla destek veren Västern parti, Sol parti Lideri Jonas Sjöstedt haketti. Nihayet Bahar Bütçesi ile sosyal adalet geri geldi !

Bahar bütçesinin kazananları İsveç refah toplumu ve sığınmacılar oldu. Kaybedeni ise olmadı çünkü tek öre bile yeni vergi konmadı. Paralar en çok ihtiyaç duyulan ve en iyi işe yarayacak yerlere harcanacak. 

Bütçeden Aslan Payını 50 milyar kronla sığınmacılar aldı !

İsveç Maliye Bakanı Magdalena Andersson bahar bütçesini açıklıyor…
 Kırmızı Yeşil İsveç hükümetinin Sosyal demokrat Maliye bakanı Magdelena Andersson bu sabah basın toplantısında Sol parti işbirliğiyle hazırladığı bahar bütçesini, sağlamlığı ve ihracat artışına katkısı nedeniyle yeni Volvo V90 otomobili eşliğinde açıkladı. 

Tek öre vergi artışı yapmadan “sosyal refah”a yani sosyal hizmetlere ; sağlığa, okullara, yaşlı ve çocuk bakımı ile sığınmacı ve yeni gelenlere milyarlar yağdırdı.

Benim de favorim olan dürüst ve ilkeli Bakan Magdelena Andersson ” bu yoğurdun bolluğunun nereden geldiğini de pırıl pırıl ve sağlam İsveç otomobili yeni Volvo V90’ı göstererek şöyle açıkladı : 

İsveç’in ihracat gelirlerini artıran Volvo 90 modeli !
 -“Ekonomimizde büyüme yükseliyor, İhracat gelirimiz Volvo’nun da sayesinde artıyor, işsizlik oranı düşüyor, milli gelirimizde artış oluyor, devlet finansmanları güçleniyor. 

Bu yüzden hiç vergi artışı yapmadan çok önemsediğimiz İsveç modeli refah toplumuna 10 milyar kron yatırım yapacağız ve sığınmacılar ve yeni gelenler içinde 31 milyarı fazladan (dış yardımdan sığınmacılar için 4 milyar kron kesinti yapıldı) toplam 50 milyar kron harcayacağız. Bu yılın bahar bütçesinde sığınmacıların durumlarını iyileştirmek ve İsveç modelini geliştirmek konusunda sorumluluk üstlendik .” dedi. 

Böylece uzun bir aradan sonra nihayet İsveç’te hak yerini bulmuş oldu. Sağcı hükümetlerin zenginlere 140 milyar vergi gelirini bağışlamasıyla son on yıldır ihmal edilen ve büyük darbe yiyen İsveç refah toplumu modeli yatırımından en karlı çıkacak olanlar toplumun sosyal hizmetlere en çok ihtiyaç duyan dargelirliler, anaokulu ve temel okul çocukları, hastalar, yaşlılar ve sığınmacı aileleri olacak. 

Okullar, yuvalar, sağlık ocakları, hastaneler ve sığınmacılar için konutlar yapılacak.

 Gelecek yıldan itibaren yılda 10 milyar kron sosyal refah kapsamında belediyelere ve sağlığa dağıtılacak. Binlerce sosyal refah çalışanı yeni kadrolu işe alınacak. Bu belki yeterli olmayabilir ama fena bir başlangıçta sayılmaz !

10 Milyar kronun yüzde 70’i okul ve sosyal hizmet için belediyelere ve yüzde 30’u da sağlık ve hastaneler için İl meclislerine gidecek. Buna göre en büyük payı 1,2 milyar belediye’ye ve 370 milyonu sağlığa toplam 1 milyar 570 milyonu Göteborg‘a, ikinci sırada 1,1 milyar belediye’ye ve 380 milyon sağlığa toplam 1 milyar 480 milyonu Stockholm‘a ve 900 milyonu belediye’ye, 270 milyonu sağlığa toplam 1 milyar 170 milyonu da Malmö‘ye verilecek. 

Göçmen dairesi 50 milyar kronu sığınmacıları barındırma ve geçindirme giderlerine harcayacak.   

Böylelikle sığınmacı gideri, İsveç’in savunma gideriyle aynı miktara ulaşmış oldu !

Önümüzdeki yıllarda sığınmacı giderlerinin her yıl ortalama 70 – 80 milyar kron olması öngörülüyor.

İşte bütçedeki  bazı ek ödenekler :

Göçmen dairesine: 31 milyar

İşyükü artan Polise: 250 milyon

Mülteci kampı güvenliğine: 150 milyon

Özel ihtiyaçlı sığınmacılara: 110 milyon

Yabancı diploma denkliğine: 112 milyon

Okul derslikleri desteğine 100 milyon

Yeni gelenlere İsveçce eğitimi :50 milyon

Sınırdışı etme giderlerine: 53 milyon

Yetkin olmayan öğretmenlerin eğitimine: 30 milyon

Terörle mücadele için SÄPO’ya:  10 milyon

Diğer yenilikler ise küçük tamirat işlerinde yüzde 25 olan KDV oranı 12’ye indirildi. 

Böylece artık bisiklet, ayakkabı, elbise, deri eşya, halı, kilim, koltuk, tamir / düzeltme giderleri ucuzlamış olacak !

RUT vergi düşürümü kapsamına ev taşınma, bahçe ağacı budama, çalı kesme, beyaz eşya tamiratı, bilgisayar IT onarımı gibi işlerde alındı.   Ne diyelim ?

İsveç’in Kırmızı Yeşil hükümetine ve Sol partiye çok çok teşekkür edelim. 

Ben de karşılaştığım takdirde  bir düzine kırmızı goncagülü Maliye bakanı Magdelena hanıma ve bir demet kırmızı karanfili‘de yoldaş Johan’a vermek isterim !

TANER YILDIZ

img_3065

İsveç’teki vatandaşlarımızın Türkiye’den talep ve önerileri !

Emeklilik, askerlik, eğitim, kültür, demokratik haklar, konsolosluk hizmetleri, vize,  THY, dernekler….


Türkiye den gurbet ellere toplu iş gücü göçü bilindiği gibi 1961 yılında Batı Almanya ile başladı.
O yıllarda sanayileşmiş Batı Avrupa ülkelerinin amacı, fabrikalarında ihtiyaç duydukları genç ve ucuz işgücü açıklarını kapatmak ve 2. Dünya Savaşı sonrasının yıkıntılarını onarmaktı.


Bu ülkelerin işgücü talebi, iş arayan ve ailesini geçindirme sıkıntısı çeken ve çoğunluğu kırsal kesimde yaşayan Türkiye insanına uygundu. Onbinlerce genç işsiz çalışmak ve yeni bir gelecek kurmak hayali taşıyordu. 

Ayrıca bu durum, savaşa girmediği ve yeterince sanayileşemediği için işgücü fazlalığı olan, giderek büyüyen işsizlik sorununa bir çözüm üretemeyen Türkiye hükümetlerinin de çok işine de gelmişti. Bir taşla iki kuş vurulabilecekti. Hem ülkedeki işsizler ordusunun yükü azalacak hem de yurtdışından Türkiye’ye taze döviz gelecekti.


Savaşla birlikte daha da gelişen İsveç sanayisi ise o yıllarda Türkiye’nin tersine büyük işgücü açığı sorunu yaşıyordu. Bunu aşmak için birçok ülkeye yönelik mevcut vize uygulamasından vazgeçilmiş bu arada Türk’lere yönelik vize de işgücü göçünü kolaylaştırmak için 1952 yılında kaldırılmıştı.


İsveç’e kitlesel işgücü göçü 1965 yılı ağustos ayında Kulu’dan yola çıkan ve 5 kişiden oluşan ilk öncü grupla başlamıştı.
İsveçli büyük sanayi şirketleri 1960’lı yıllarda kendi imkanları ve işçi simsarları aracılığıyla Türkiye’den işgücü temin etmeye başlamışlar birkaç yıl sonra da 1967 yılında İsveç ile Türkiye arasında İşgücü Sözleşmesi imzalanmıştı.


Bunun dışında ülkemizin içinde bulunduğu kimi durumlardan kaynaklanan zorunlu ülke terk edişlerimiz de olmuştu.
12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri sonrasında ülkede yaşanan baskıcı ve antidemokratik ortamlar, çoğu insanımızı başta Avrupa ülkelerine ve bu arada İsveç’e zorunlu göçe zorlamış, siyasi göçmenler olgusu da İsveç’e göçün önemli bir parçası haline gelmişti. 


Başlangıçta yurtdışına göç, kısa süreliğine sıkı çalışarak para biriktirip Türkiye’ye dönmek ve orada yeni bir iş ve gelecek kurmak üzerine planlanmıştı. Bu planlanırken çoğu boşa çıkan hayaller, sılaya duyulan dayanılmaz özlemler, gurbette çekilecek çileler ve karşılaşılacak zorluklar pek hesaba katılmamıştı.


İlk ve ikinci kuşakta bu sılaya geri dönme anlayışından nasibini almıştı. Çocuklar da kurulan hayallerin gerçekleşmesi adına eğitim görme yerine çalışmaya, para kazanmaya, aile
bütçesine ve birikime katkı koymaya adeta zorlanmışlardı.
Birçok nedene bağlı olarak her gecen yıl ertelenen “anayurda dönüş”, ailelerin geri kalan fertlerinin de yanlarına alınıp göçmenliğe katılmaları ile yeni bir sürece evrilmişti. 


Bugün bir zamanların “anayurda dönme” hayalinin yerini, “yaşanılan ülkede daha iyi yaşama ve daha iyi konumlar kazanma” hedefi almıştır. Bir süre sonra döneriz düşünceleriyle geldiğimiz ülke, esas olarak yaşadığımız birinci ülkemiz olmuş ve tüm önceliklerimiz yaşadığımız ülkeye göre belirlenmeye başlanmıştır diyebiliriz.


Bir yandan yaşadığımız, çalıştığımız, eğitim gördüğümüz, sorumluluklar üstlendiğimiz, hak ve görevlere sahip olduğumuz “yeni anayurdumuz İsveç” diğer yandan yurttaşlık, kültürel, ailevi ve manevi bağlar ve ilişkilerimizin, kimi sorumluluklarımızın devam ettiği “eski anayurdumuz Türkiye”.

Bugün İsveç’teki nüfusumuz 100 bin kişiyi aşmıştır. Çifte ülkelilik çifte sorunlar anlamına da geliyor. İsveç’e ve Türkiye’ye yönelik sorunlarımız ve bunların çözümü konusunda öneri ve taleplerimiz vardır.


Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza oy hakkı tanınmış ancak seçilme hakları tanınmayıp, gaspedilmiştir.  Halen Avrupa da yaşayan dört milyon vatandaşımızı TBMM de temsil eden tek bir milletvekilimiz olmadığı için bizi ilgilendiren konularda Meclis’te sesimizi, talep ve önerilerimizi  duyuramıyoruz ve  tamamen edilgen durumdayız.

İsveçteki derneklerin ortak önerisi olarak kendi temsilcilerini kendilerinin seçmesini yazılı olarak hükümetten talep etmelerine rağmen Yurt Dışı Türkler Danışma Kurulu İsveç temsilcilerinin ( 2 kişi) halk tarafından demokratik bir şekilde seçilmesine izin verilmemiş ve halka danışılmadan tepeden atanmışlardır.


Vatandaşlarımızın ortak sorunlarına ilişkin güncel talep ve önerilerimiz şunlardır;

  • TÜRKİYE’DE BORÇLANARAK EMEKLİLİK


İsveç’te  çalışan gariban bir gurbetçi işçimizin bugün Türkiye’de emekli olabilmesi için SGK’ya tam tamına ve bir defa da peşin ve nakit olarak 458 bin kr, yani bir servet ödemesi gerekiyor.


2008 yılından önce gurbetçiler 3000 gün üzerinden borçlanıp, günlük 3,5 dolar primden toplam 10 bin doları, yani 85 bin kronu üstelik isterse taksitle ödeyerek Türkiye’de emekli olabiliyorlardı.


Şimdi ise borçlanma gün sayısı 3000 günden 9000 güne ve günlük prim de 3,5 dolardan 6 dolara yükseltildi. Taksitle ödeme imkanı kaldırıldı ve bir defa da, peşin ve nakit ödeme şartı konuldu.

Ya önceki uygulamaya geri dönülsün ya da borçlanma süresi gün sayısı ve günlük prim tutarı makul seviyelere indirilsin.

Türkiye’de yaşayan emekliler isterlerse emekliliklerinde de çalışabilmektedirler ancak bu hak yurtdışından borçlanarak Türkiye’de emekli olan gurbetçilerimize tanınmamaktadır. Halbuki bugünkü İsveç asgari emekli aylığıyla ek sosyal yardım almadan geçinmek mümkün değildir. 

Bu çifte standartlı eşitsizlik giderilsin ve yurtdışında emekli olanlar da Türkiye’deki emekliler gibi isterlerse bulundukları ülkelerde çalışabilmelerine izin verilsin. 

Diğer Avrupa ülkelerindeki gurbetçilerin bulundukları ülkelerdeki işe başlama tarihleri sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilirken, Türkiye ile İsveç arasında 1967 yılında imzalanmış İkili Sosyal Güvenlik anlaşması olmasına rağmen İsveç’te yaşayanlar bu haktan mahrum bırakılmıştır. Bu durumda aynı yıl İsveç’te işe başlamış bir gurbetçimiz Almanya’daki gurbetçiye göre çok daha fazla gün borçlanmak, çok daha fazla prim ödemek ancak bunun karşılığında çok daha az emekli aylığı alabilmektedir. 

 İsveç’te işe başlama tarihimiz diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilsin.

  • TÜRK HAVA YOLLARI (THY)

Bilindiği gibi Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşayan gurbetçiler “yüzde 20 aile indirimli uçak bileti” imkanından halen yararlanabilmektedir ama İsveç’te yaşayan gurbetçilerimize ayrımcılık yapılarak bizim de bilmediğimiz ve açıklanmayan bir sebeple bu hak ve imkandan mahrum bırakılmıştır. 

Diğer Avrupa ülkelerindeki gurbetçilere tanınan bu “aile indirimli uçak bileti” imkanından İsveç’te yaşayan gurbetçilerimiz de yararlansın. 

Başkent Ankara’ya yılın her döneminde Stockholm’dan tarifeli uçak seferleri konulsun.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının cenazeleri ihtiyaç duymalaruhalinde THY tarafından anayurduna bedelsiz olarak nakledilsin. 

THY uçak biletlerinin dargelirli yaşlılık emeklilerine indirimli satılsın. 

 Herkese açık olan ve denetlenilebilen ilgili İsveç kurumunda sicil kaydı bulunan derneklerimizin üyelerine küçükte olsa bir indirim yapılarak yurtdışında ki STK örgütlenmemiz teşvik edilip özendirilsin. 

  •         DÖVİZLE ASKERLİK

İsveç doğumlu Türk vatandaşları askerlikten tamamen muaf olsun.

Bu mümkün değilse aile başına sadece bir kişi dövizle askerlik yapsın ve bunun karşılığında diğer kardeşleri askerlikten muaf tutulsun.       

  •       VİZE – AİLE BİRLEŞİMİ

 Vatandaşlarımızın vize ve oturum izni başvurularında onur kırıcı, incitici ve kimi zamanda aşağılayıcı davranış ve muamelere maruz kalmasının önüne geçilsin.

 İsveç hükümetiyle ve iş çevreleriyle yapılan ikili görüşmelerde vize konusu sürekli gündeme getirilsin.

Türk vatandaşlarını vizeye tabi tutan ülkelere, mütekabiliyet kuralları çerçevesinde aynı uygulamayla cevap verilsin.

  •  MİLLETVEKİLİ SEÇİLME HAKKI

 Gurbetçilere yapılan bu antidemokratik ayrımcılığa ve dışlanmaya son verilsin ve demokrasinin temel ilkesi olan seçilme hakkı yurtdışında yaşayan vatandaşlara da tanınsın. 

Milletvekili seçmeye yeterli sayıda Türk seçmenin yaşadığı her ülkenin, nüfus temelinde bir seçim bölgesi ilan edilmesi ya da yurtdışından milletvekili kontenjan ayrılsın.  

  •        YURTDIŞI TÜRKLER DANIŞMA KURULU İSVEÇ TEMSİLCİLERİ

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Danışma kurulu üyesi olan İsveç temsilcilerinin temsil ettikleri vatandaşlara danışılmadan devlet memuru gibi tepeden atanması nedeniyle vatandaşlar nezdinde bir itibar ve temsil zafiyeti vardır. 

Bu tepeden atama yöntemine son verilsin, halkın temsilcileri halkın iradesine saygı ve katılımcı demokrasinin temel ilkesi gereğince, halk nezdinde itibarı ve güvenirliği olanlar arasından temsil yetkisi alacakları vatandaşlar tarafından seçilsin.

  •        KONSOLOSLUK HİZMETLERİ

Stockholm’ de başkonsolosluk ve Göteborg’da bir konsolosluk şubesi açılsın.

Başkonsolosluk hizmetleri Türkiye’ye yakışır ve vatandaşlara yaraşır biçimde geniş, kullanışlı ve modern  yeni bir binada verilsin. 

Konsolosluk hizmetlerinin vatandaşa daha nitelikli biçimde yansıtılmasını sağlamak için konsolosluk memurlarının çalışma koşulları iyileştirilsin, imkanları genişletilsin.      

Çok yüksek olan pasaport ücreti ve işlem harçları makul seviyelere indirilsin. 

Yurtdışına çıkanlardan alınan haksız çıkış ücreti kaldırılsın. 

Çok yaşlı, çok hasta ve engelli vatandaşlarımızın konsolosluk işlemleri evlerinde yapılsın. 

Konsolosluk çalışanları arasında iki dilli olanların sayısı artırılsın. Konsolosluk hizmetlerinde dil sıkıntısı çeken vatandaşlarımız dilekçelerini İsveççede verebilsin, özel önemdeki belgeler dışında Türkçe çeviri ve çeviri ücreti zorunluluğu kaldırılsın.      

  •        TÜRK KÜLTÜR EVİ VE ENSTİTÜSÜ

Stockholm’de bir Türk Kültür Evi ve Enstitüsü kurulsun (Avrupa ülkeleri örnek alınsın) ve şimdiki konsolosluk binası buraya tahsis edilsin. 

Bu kültürevi bünyesinde zengin içerikli ve Türkiye’de konuşulan Kürtçe ve Süryanice dillerinde yazılmış kitapları da barındıran bir kütüphane açılsın.              

  • EĞİTİM, KÜLTÜR

 Uzun yıllardır boş tutulan Eğitim müşaviri kadrosuna bir an önce atama yapılsın. Müşavirliğe işlevsellik ve etkinlik kazandırılsın. 

İsveç’le öğrenci değişim programları genişletilip yaygınlaştırılsın 

İsveç’te bir ya da bir kaç okulla işbirliğinde nitelikli Türkçe dil kursları açılsın.

İsveç’teki Türkoloji bölümü Türk üniversitelerinin desteği ve işbirliğiyle güçlendirilsin.

T.C. Kültür Bakanlığı imkanlarından ve sergilerinden İsveç’te yaşayan vatandaşlar da yararlandırılsın

Türk edebiyatının belli başlı roman, öykü ve masalları İsveççeye çevriltilsin.

Türk edebiyatının klasik kitapları ve özellikle hem çağdaş hem de çocuk kitapları gurbetçilere bir kültür hizmeti olarak çok az ücretle ya da bedava dağıtılsın.

 İsveçlilerin Türkiye’den gelenlere karşı muhtemel önyargılarını kırmak ve kültürlerarası işbirliğine katkı koymak amacıyla TC Kültür Bakanlığı’nın envanterinde olan tarihi, özgün ve çağdaş Türkiye kültür ürünleri İsveç müzeleri ve kültürel kuruluşlarıyla işbirliği yapılarak İsveç’te profesyonelce sergilensin. 

Türkiye’nin öncelikle Güney bölgesinde gurbetçi çocukları ve gençleri için ‘Yaz okulu’ açılsın.        

  •        GÖÇ ARAŞTIRMALARI

 Yurtdışı göç konusunda kapsamlı bilimsel araştırma ve çalışmalar yapılsın

       Göç konusunda güncellenmiş bilimsel veriler ve istatistikler sıkça yayınlansın.

Uygun olan Türkiye’deki üniversitelerin uygun olanlarında yurtdışı göç enstitüsü ve bölümleri açılsın

Uzun zamandır boş tutulan Çalışma müşavirliği kadrosuna bir an önce atama yapılsın. 

TC Çalışma Bakanlığı’nın himayesinde, ilgili kurum ve sendikaların katılımı ve desteğiyle, İsveç’te bir göçmen İşçi çalıştayı toplansın.     

  •        DERNEKLERLE İLİŞKİLER

 Türkiye’den gelen yetkililerin İsveçli mevkidaşlarıyla yapacakları görüşmelerde, (hiç olmazsa nezaket ziyaretlerinde) buradaki vatandaşları temsil kabiliyeti olan sivil toplum örgütü temsilcileri de hazır bulunsun ya da görüşme öncesi ve sonrasında onlarda bilgilendirilsin.

İsveçle İkili anlaşmalarda ve özellikle vatandaşları ilgilendiren konularda yapılacak olan düzenlemelerde derneklere görüşleri sorulsun, önerileri alınsın. 

Vatandaşlara ait demokratik ve denetlenebilir dernek ve vakıflar her anlamda desteklensin. 

Türkçemizin, sözlü edebiyatımızın ve renkli halk kültürümüzün temel taşıyıcısı misyonunu, tarihte gördüğü tüm ağır baskı ve zulümlere rağmen bin yıl öncesinden günümüze kadar sürdüren ve ‘’ yetmiş iki millete’’ aynı gözle ve sevgiyle bakan, tüm insanları dost gören Alevi – Bektaşi inancına sahip vatandaşlarımızın çoğu kendilerinin devlet kurumlarınca kimi durumlarda dışlandığı kanısı taşımaktadır. 

 Bunun çoğu örneğine zaman zaman bizler de tanık olduğumuz için aslında hiçte haksız olmayan bu olumsuz algının giderilmesi için onların istek ve talepleri karşılansın. Onların inancına ters düşen ya da istemedikleri kimi uygulamalar dayatılmasın.  

İsveçliler tarafından da ilgi görüp desteklenen ve bizim topraklarımıza ait olan bu hümanist Alevi – Bektaşi inanç ve kültürüne saygı duyulsun. İsveç’te de bu kültürün korunup yaşatılması için kurulmuş derneklere destek olunsun. 

Stockholm 2016-04-20

D. Taner Yıldız

Skogås Türk Kültür Derneği

Ne diyelim ?

Yukarıdaki ortak talep ve önerileri yıllar içinde hep  birlikte geliştirdik. Ben sadece derleyip güncelledim. İsveç’te yaşayan her kesimden vatandaşlarımızdan gelecek olan kimi gözden kaçmış sorunlar ile yeni görüş ve önerilere tamamen açıktır. Lütfen kişi ya da dernek olarak görüş, düşünce, öneri ve taleplerinizi bildiriniz.

TANER YILDIZ

       

 

image

Bu yazıyı okumadan ve randevu almadan konsolosluğa boşuna gitmeyin !

Eğer randevusuz giderseniz eliniz boş geri dönersiniz !

TC Stokholm Büyükelçiliği Konsolosluk şubesi tüm işlemlerde randevulu sisteme geçti.

image

Randevu zorunluluğu ne zaman başlıyor ?

18 Nisan 2016 Pazartesi gününden itibaren TC Stockholm Büyükelçiliği Konsolosluk şubesinde artık randevusuz hiç bir işlem yapılmayacak.

Niçin randevu sistemine geçiliyor?

Randevu alınıp konsolosluğa gelinmesi sayesinde işlem yaptırma süreleri ve bekleme süreleri kısalacak.  Bu uygulamayla belli saatlerde yığılmaların önüne geçilecek, çalışma saatleri daha verimli olarak kullanılacak ve işlem yaptırmak kolaylaşacak. Vatandaşlar da gereksiz yere daracık bekleme yerinde üst üste yığılarak uzun süre işlem sırası beklemeyecek !

Hangi başvuru ve işlem için randevu gerekiyor ?

Her türlü başvuru ve işlem için gerekiyor.
Doğum, Evlilik, Emeklilik, Askerlik, Vatandaşlık, Pasaport, Nüfus, Vekaletname, Vize ve diğer konularda işlem yaptırabilmek için konsolosluğa gitmeden önce randevu alınmış olması zorunlu. Randevusu olmayanların herhangi bir işlem yaptırması mümkün değil.

Sadece Cenaze nakil işlemleri için randevu alınması gerekmiyor.

Her işlem için ayrı bir randevu almam mı gerekiyor ?


Evet
ayrı ayrı randevu almak gerekiyor.

Konsolosluk şubesinde yaptırılacak her ayrı başvuru ya da işlem için ayrı bir randevu almak gerekiyor. Yani bir vatandaş hem yeni doğan çocuğunun nüfus kaydını yaptırmak istiyor hem de pasaportunu yenilemek istiyorsa bir “doğum işlemi” bir de “pasaport işlemi” için kendi adına iki ayrı randevu alması gerekiyor.

Örneğin; kardeşler babalarından kalan miras için ortak bir vekaletname düzenletmek istiyorsa, her bir kardeş için ayrı ve kendi adına randevu alınması gerekmektedir.

Konsolosluk işlemi kimin için yapılacaksa randevunun onun adına alınmış olması gereklidir. Randevu sadece adına alınmış kişi için ve randevu alırken belirtilen işlem için geçerlidir.

image

Konsolosluğa gitmeden önce ne yapmalıyım ?

Konsolosluğa gitmeden önce yaptırılacak işleminiz hakkında Büyükelçiliğin aşağıdaki web sayfasında yeralan bilgi notlarını mutlaka okuyun ve ona göre başvurunuz ya da işleminiz için gereken belgeleri yanınızda getirin.
Büyükelçilik sayfası: http://stokholm.be.mfa.gov.tr/AgencyInfoNotes.aspx

TC kimlik numaramı bilmiyorum, Nasıl öğrenebilirim ?

Randevu alabilmek için T.C. Kimlik numaranızı bilmeniz gerekiyor. Eğer TC kimlik numaranı bilmiyorsan aşağıdaki linki tıklayıp sorgulama yaparak öğrenebilirsiniz.
Kimlik numarası sorgulama:
https://tckimlik.nvi.gov.tr/…/NufusaKayitYeriSorguModul.aspx

Hangi saatlerde randevu alabilirim ?

Randevu saatleri hafta içi her gün 09.00-12.30 arasıdır. Öğleden sonra işlem yaptırmak mümkün değildir.

Randevumu nereden ve nasıl alacağım ?

Şu linki tıklayıp TC kimlik numaranızı girerek randevunuzu kolaylıkla alabilirsiniz :
https://konsolosluk.gov.tr

image.jpeg

İşlem ücretini Konsoloslukta banka kartımla ödeyebilir miyim ?



Hayır
ödeyemezsiniz !
İşlem ücretleri sadece NAKİT ve peşin olarak alınabilmektedir. Konsoloslukta kartla ödeme imkanı bulunmamaktadır.

Ne diyelim ?

Randevu almadan Stockholm Konsolosluğuna gitmeyin. Randevunuzu da yukarıda benim verdiğim kısa linkten almayı deneyin isterseniz öncelikle !


Çünkü Büyükelçilik duyurusunda verilen uzun linki ben birkaç kez denedim ama bir türlü açılmıyor ya da açıldığında da ‘arızalı’ notu çıkıyor. 

Sağlıcakla kalın ve randevunuzu mutlaka alın !

TANER YILDIZ

image

Zorunlu açıklama Notu: !

Buradaki randevu linki dışındaki bilgileri TC Stockholm Büyükelçiliği’nin Facebook sayfasındaki duyurusundan derledim. 

Çoğu kişi bu tür bilgi paylaşımlarımdan dolayı beni bir Büyükelçilik çalışanı sanıyor. Benim büyükelçilikle hiç bir ilgim ve ilintim yoktur. 

Ben de sizin gibi normal bir vatandaşım. Ben sadece öğrendiklerimden başkaları da yararlansın diye paylaşıyorum.

img_2863

İsveç’te vergi iadesi ya da vergi borcu bekleyenler mutlaka okuyun !

Bu yıl vergimden bana para mı yoksa borç mu gelecek ?

Vergi iadesi paramın yaz tatilinden önce gelmesi için ne yapmalıyım ?

Vergi iademin ya da vergi borcumun ne kadar olduğunu şimdiden öğrenebilir miyim ?

Vergi beyanname mi (deklaration) en erken ve en geç ne zaman verebilirim ?

Basılı vergi beyannamem ev adresime ne zaman gelecek ?

Vergi beyannamem evime gelmezse ne yapacağım ?

Vergi beyannamesini zamanında vermemenin cezası var mı ?

Vergi beyannamemi  nasıl vereceğim ?

 
İsveç’te  2 Mayıs’a kadar sürecek olan 2015 yılı gelir vergisi beyannamesi verme süresi dünden itibaren (22 mart) başladı.  

9,5 milyon nüfuslu İsveç’te 7 milyon 800 bin kişi, ister çok az isterse çok fazla yıllık kazancı ya da geliri olsun hepsi de tek tek yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorundadır.  

Bugün bazı pratik ve önemli bilgileri vermekle yetineceğim. İleri ki günlerde de vergi beyannamesi verilirken dikkat edilmesi gereken hususları ve kimlerin vergisinden ne gibi giderlerinin vergisinden düşülmesini talep edebileceğini ve giderleri vergiden  düşme inceliklerini irdeleyen bir yazımı paylaşacağım. 

  

Vergi iadesi paramın yaz tatilinden önce gelmesi için ne yapmalıyım ?

Olası vergi iadeni alabilmek için vergi beyannameni en erken 22 Mart en geç 2 Mayıs arasında ve eksiksiz olarak internet, telefon ya da postayla Vergi Dairesi’ne göndermiş olman gerekiyor. 

Bu durumda vergi iadeni 10 Haziran’dan itibaren ve İsveç yaz ortası bayramından (midsommar) önce alabileceksin. 

Vergi iademin ya da vergi borcumun ne kadar olduğunu şimdiden öğrenebilir miyim ?

Evet dünden itibaren (22 mart) kolaylıkla ve bir tıkla internet üzerinden öğrenebilirsin.

Bu yıl vergi iadesi olarak ne kadar para yada borç  geleceğini, Skatteverket‘in (vergi dairesi) internet sayfasına girip e -legitimation (örneğin Mobilt bankid ile) yani  e – kimliğin aracılığıyla elektronik vergi beyannamene bakarak öğrenebilirsin. 

Ayrıca yapacağın değişikliklerin ya da vergi düşürümlerinin vergi tahakkukunu ne kadar etkileyeceğini görebilir veya hesaplamasını yapabilirsin. 

Vergi beyanname mi en erken ve en geç ne zaman verebilirim ?

En erken 22 Mart ve en geç 2 Mayıs saat 24.00‘da verebilirsin. 

Vergi beyannamesini zamanında vermemenin cezası varmı ?

Evet para cezası var. Beyannameni 2 Mayıs‘tan sonra vermen durumunda gecikme süresine bağlı olarak  en az 1250 en çok da 3750 kr gecikme cezası ödemekle cezalandırılırsın !

Basılı vergi beyannamem ev adresime ne zaman gelecek ?

Basılı kağıt vergi beyannameleri (deklarationsblankett) 16 Mart‘tan itibaren vergi mükelleflerinin ev adresine gönderilmeye başlandı. En geç 15 Nisan‘a kadar herkesin beyannamesi evine gelmiş olacak.

Vergi beyannamem evime gelmezse ne yapacağım ?

En geç 15 Nisan‘da vergi beyannamesini hala almamış olanlar Vergi dairesi (Skatteverket)’in 0771-567 567 nolu santralına telefon edip, bu yılın beyannamesini almadığını bildirmek ve yeni bir beyanname sipariş etmekle yükümlüdür. 

Vergi beyannamesini nasıl vereceğim ?

Vergi beyannamenizi  internet üzerinden bilgisayarınızla, telefonunuzla ya da postayla kolaylıkla gönderebilirsiniz.

Hangisi kolayınıza geliyorsa öyle yapabilirsiniz !

İnternetten 

Bilgisayarınla Skatteverket‘in internet sayfasına e legitimation (Mobilt bankid) ile “Logga in” yaparak birkaç tıklamayla beyannameni elektronik olarak gönderebilir ve buna dair bir elektronik makbuz alabilirsin.

Kod numarasıyla

Eğer e legitimation’un (Bank id) yoksa o zaman beyannamenin sağ üst köşesinde basılı bulunan “kimlik tanıma ve imzalama kod numaraları”mı (din kod för identitifering och din kod för underskrift) ayrı ayrı girerek beyannameni önce kabul ettiğini sonra da imzaladığını belirtmiş olarak gönderebilirsin. 

Telefonla

Telefon mesajıyla (SMS)

Telefon mesajına (sms) personnummer‘ini (kimlik numaranı) ve beyannamenin sağ üst köşesindeki ‘din kod för underskrift‘ (imzalama kodu) rakamlarını yazıp 71144‘e gönderebilirsin. 

Mesajda kimlik numaranla imza kodu arasında boşluk bırakmayı unutma !

Telefon konuşmasıyla

020-567 100 numarasına telefon ederek söylenenleri yapmanız yeterlidir. 

Yurtdışında olanlar ise (+46 10 494 00 40) numarasına telefon edebilirler.

Postayla

Evine gelen gelir vergisi beyannamesi (İnkomst deklaration) formundaki imza yerini imzalayarak, beyannamede yazılı olan adrese postayla gönderebilir ya da en yakın bir vergi dairesi bürosuna elden bırakabilirsin.   

Ne diyelim ?

Kolay gelsin dememe hiç gerek yok çünkü çok kolay !

TANER YILDIZ

img_2993

İsveç vatandaşı olmak isteyenler mutlaka okuyun ! Vatandaşlığın 5 şartı !

Kimler İsveç vatandaşı olabilir ?  Vatandaşlığın 5 şartı nelerdir ?


İsveç vatandaşı olmanın 5 şartı vardır. 
Bunlar:

1. Kimliğini kanıtlamış olmak

2. 18 yaşını doldurmuş olmak

3. Daimi Oturum İzni (PUT) sahibi olmak

4. Belli bir süre İsveç’te ikamet etmiş olmak

5. İyi halli ve sabıkasız olmak

İsveçli olabilmen için kısaca; en az 18 yaşında, kimlikli, PUT izinli ve iyi halli olarak 5 yıl süresince İsveç’te oturmuş olman gerekiyor !  img_2998-1

1. Kimliğini kanıtlamış olacaksın !

İsveç vatandaşı olabilmek için kimliğini kanıtlamak zorundasın. 

Kimlikten kasıt; adın soyadın, doğum tarihin ve hangi ülkenin vatandaşı olduğunun belli olmasıdır.

Kimliğini şu şekilde kanıtlayabilirsin:

  • Pasaportunu göstermekle,
  • Orjinal bir kimlik kartı göstermekle,
  •  Ailenden birisinin yazılı tanıklığıyla.

* Pasaportla

Pasaportun, kendi ülkenin yetkili bir kurumunca verilmiş ve iyi nitelikte olmalıdır. Pasaportunda fotoğrafın bulunmalı ve hakikiliği konusunda bir şüphe uyandırmamalıdır. 

* Kimlik kartıyla

Kimlik kartın orjinal ve yetkili bir kurumca verilmiş olmalıdır. Kimlikte fotoğrafın bulunmalı, adın-soyadın,  doğum tarihin ve doğum yerin yazılı olmalıdır. Hakikiliği konusunda bir şüphe uyandırmamalıdır.

* Aileden birisinin tanıklığıyla

Pasaport ya da kimlik kartın olmadığında senin kimliğini ancak eşin, yetişkin çocukların, kardeşlerin, anne ve baban gibi çok yakın bir akraban onaylayabilir. 

Bu yakınının tanıklığının geçerli olabilmesi için onun daha önceden İsveç vatandaşlığına geçmiş olması ve başvurusunu kendi pasaportunu ya da kimlik kartını göstererek yapmış olması gerekir. 

* İstisnai durumlar:

  • Eğer İsveç’te aynı kimliği kullanarak 8 yıldır ikamet etmişsen (sahte ya da başkasının kimliğiyle olmaz)
  •  Eğer verdiğin kimlik bilgilerin inandırıcıysa.
  • Eğer kimliğini kanıtlayan bir belgeyi sağlamak olanağın hiç yoksa.

2. 18 yaşını doldurmuş olacaksın !

İsveç vatandaşlığına ancak en az 18 yaşını doldurmuş olanlar başvurabilir. Bu yaşın altındaki çocuklar ise ancak velisinin talebi ve onayıyla başvurabilir. 12 yaşını doldurmuş olan çocukların başvuru formunu ayrıca imzalaması gereklidir.

3. Daimi Oturum İznin (PUT) olacak !

İsveç vatandaşlığına başvurabilmek için başvuru esnasında İsveç’te Daimi Oturum İzni (PUT) sahibi olmak şarttır. Süre sınırlı oturum izinli olanlar vatandaşlık başvurusunda bulunamazlar. 

4. İsveç’te belli bir süre ikamet etmiş olacaksın !

İsveç vatandaşı olabilmek için oturum izinli olarak 5 yıl süreyle (İsveçliyle evli olanlar 3 yıl) İsveç’te kesintisiz olarak ikamet etmiş olmak şarttır. 

* 5 yıl şartı

İsveç vatandaşı olabilmen için İsveç’te oturma izninle en az kesintisiz 5 yıl süreyle daimi ikamet etmiş olman gerekir. Sadece oturma izinli olarak İsveç’te kalınmış dönemler hesaba katılır. 

Ziyaret ya da konuk öğrenci olarak alınmış geçici oturma izinleri bu süreden sayılmaz. Bu beş yıllık dönem kapsamında sadece yılda en fazla 6 haftalık geçici tatil süreleri hesaba katılmaz. Yılda 6 haftadan fazla süreli tatiller ise bu süreden düşülür !

Bu beş yıllık dönem içerisinde başka bir ülkeye taşınmış olduğun takdirde ikametin kesintiye uğramış olur. Bu durumda İsveç’e tekrar taşındığın vakitten itibaren ikametin başlamış sayılır.

* 3 yıl şartı

Doğumla İsveç vatandaşı olan birisiyle evli olanlar ya da birlikte  kalanlar (sambo) için bu ikamet dönemi 3 yıldır. Bu durumda İsveçli eşinizle en az son 2 yıldır aynı evde birlikte yaşamış olmanız şarttır. Yani İsveçli birisiyle kağıt üstünde evli olmanız tek başına yeterli değildir. 


Eğer eşin yazılı başvuruyla İsveç vatandaşlığına geçen 
sonradan olma İsveç vatandaşı birisi ise, bu durumda  en az son 2 yıldır İsveç vatandaşı durumunda olması gereklidir.

Bunların dışında İsveç’te kalmış olduğun süre içerisinde topluma uyum sağlamış olman da gerekmektedir. Başvurun incelenirken senin evlilik yaşamına, İsveççe dil bilgine ve kendini geçindirme gücüne de bakılır.

18 yaşından küçük çocuklar için ikamet şartı sadece 3 yıldır.

Kuzey ülkelerinden (Danimarka, Norveç ve Finlandiya) gelenler,  AB yurttaşları ile sığınmacı ve vatansızlar kimi şartlardan muaf tutulur ve bazı ayrıcalıklı kurallara tabidirler.

5. İsveç’te iyi halli ve sabıkasız bir yaşam sürmüş olacaksın !

İsveç vatandaşı olabilmek için İsveç’te yasalara ve kurallara saygı göstererek yaşam sürmüş olman ayrıca halen de suçsuz ve borçsuz durumda olman gereklidir.


Göçmen dairesi başvurunu karara bağlarken hem şimdiye kadar İsveç’te nasıl yaşadığına hem de ileride de İsveç’te nasıl yaşayacağına bakmaktadır. 

Göçmen dairesi diğer resmi kurumlardan senin hakkında tutulmuş suç sabıkanı ve borç kayıtlarını ilgili kurumlardan isteyerek İsveç’te herhangi bir suç işleyip işlemediğini ve halen borçlu olup olmadığını kontrol etmektedir


Senin hakkındaki kayıtlı bilgiler şu resmi kurumlardan alınır:

İcra Dairesi (borçlu olup olmadığın sorulur)

Polis (suç sabıka kaydın ve zanlı olup olmadığın sorulur)

Gizli polis Säpo (güvenlik sorgulaması yaptırılır)

İcra’ya düşmüş borçlar ya da diğer şerhler

Vergi borcunu (skatteskulder), para cezanı(böter) ya da diğer resmi ücret boçlarını ödemememişsen başvurun kabul edilmez.

Nafaka (underhållsbidrag) borcunu ödememişsen başvurun reddedilir.

Ayrıca özel şirketlere olan borçlarını zamanında ödemediğin için İcra’ya verilmiş isen, borcunu sonradan icraya ödemiş olsan bile İsveç vatandaşlığına kabul edilmeyebilirsin. 

Bu durumda borcunu ödemenin üzerinden yaklaşık 2 yıl geçmiş olması gerekmektedir. Bu sürenin nedeni senin borçsuz olarak yaşayabileceğini gösterip gösteremeyeceğinin anlaşılabilmesidir.

img_3002

Suç işlemiş olanlar için zorunlu bekleme süreleri:

İsveç’te bir suç işlemiş olsan bile yine de İsveç vatandaşı olabilirsin ama bunun için belli bir süre beklemek zorundasın ! Ne kadar süre bekleyeceğin işlediğin suçtan dolayı hangi cezayı aldığına bağlıdır.

Suç işlendikten sonra geçen zamana dönüşüm süresi (karenstid) denilir. Dönüşüm süresi genellikle suçun işlendiği tarihden itibaren hesaplanır fakat uzun süreli bir hapis cezası olduğunda dönüşüm süresi ancak ceza hapiste yatılıp çekildikten sonra başlatılır. 

Bir hapis cezası yatılıp çekilmiş olmadan, şartlı salıverilme durumunda denetimli serbestlik süresi geçmiş olmadan ve hükmedilmiş bir para cezası (böter) ödenmiş olmadan İsveç vatandaşı olunması mümkün değildir. 

Alınan cezaya bağlı bekleme süreleri :

  • Ceza : 30 gün ve fazlası para cezası (böter), Süre: Suç işlendikten sonra 1 yıl.

Eğer para cezası 50 gün ise bekleme süresi 1,5 yıl olarak hesaplanır.

  •  Ceza : 60 gün ve fazlası para cezası, Süresi: 2 yıl, suç işlendikten sonra.
  • Ceza : 100 gün ve fazlası para cezası, Süresi: 3 yıl, suç işlendikten sonra.
  • Ceza: Şartlı salıverilme (Villkorlig dom) Süresi: 3 yılMahkeme kararı yürürlüğe geçip geçerlilik kazandıktan sonra.

Eğer aynı zamanda hapis cezasına ve para cezasına da hükmedilmişse bekleme süresi ona bağlı olarak uzatılır.

  •  Ceza: Denetimli serbestlik (Skyddstillsyn) Süresi: 4 yıl, Denetimli serbestliğe başlandıktan sonra.

Eğer aynı zamanda 1 ay hapis cezasına ya da para cezasına hükmedilmişse bekleme süresi ona bağlı olarak uzatılır.

  • Ceza: 1 ay hapis, Süresi: 4 yıl, suç işlendikten sonra.
  • Ceza: 4 ay hapis, Süresi: 5 yıl, suç işlendikten sonra.
  • Ceza: 8 ay hapis, Süresi: 6 yıl, suç işlendikten sonra.
  • Ceza: 1 yıl hapis, Süresi: 7 yıl, suç işlendikten sonra.
  • Ceza: 2 yıl hapis, Süresi: 8 yıl ceza çekildikten sonra.
  •  Ceza: 4 yıl hapis, Süresi: 9 yıl, ceza çekildikten sonra.
  • Ceza: 6 yıl hapis, Süresi: 10 yıl, ceza çekildikten sonra.

Eğer birden fazla suç işlenmişse o zaman bekleme süresi burada verilen sürelerden çok daha uzun olur.

  •  Özel bakım ve tedavi cezası (Särskild vård)

Özel bakım ve tedavi’ye mahkum edilenler için işledikleri suçların normal şartlardaki cezalarına bakılır.

İsveç vatandaşlığına nasıl başvurulur ?

İsveç vatandaşlığına ancak yazılı ve imzalı başvuru formuyla başvurulabilir. 

 İsveç vatandaşlığı başvuru formunu bilgisayarda doldurduktan sonra çıktısını yazdırıp altını imzalayın ve bu başvuru formuyla birlikte kimliğinizi kanıtlayan pasaportunuz ya da kimlik kartınızın orjinalini iadeli taahhütlü (rekommenderad post) olarak Göçmen Dairesi’nin aşağıdaki adresine postayla gönderin. 

Başvuru ücretini internet üzerinden Göçmen Dairesi hesabına ödeyin. demeyi ne zaman ve nasıl yaptığınızı başvuru formuna yazın ve ayrıca ödediğinize dair makbuzu başvuru formunuzla birlikte şu adrese gönderin. 

Migrationsverket

Medborgarskapsenheten

601 70 Norrköping

İsveç vatandaşlığı başvuru ücreti ne kadardır ve nereye, nasıl ödenir ?

Kişi başına 1500 krondur. Aynı başvuru kapsamındaki çocuklara ise ücretsizdir.

İnternet üzerinden başvuru yaparken aynı zamanda başvuru ücretini Visa ve Mastercard ödeme kartıyla ödeyebilirsiniz.

Ya da doğrudan internet üzerinden Nordea, Swedbank, Danske bank ve SEB bankalarındaki kendi hesabından Göçmen Dairesi’nin (Migrationsverket) hesabına aktarabilirsin.

 Bu bankalarda hesabın ya da banka kartın yoksa Göçmen Dairesi’ninbir bürosundan alabileceğin ‘ödenti makbuzu’ (inbetalningskort) ile Göçmen Dairesi’nin bankgironummer 52236999 banka hesabına ödeyebilirsin.

Ödeme yaparken ‘ödenti alıcısına mesaj’ (meddelande till betalningsmottagaren) bölümüne, başvuru yapanın ya da eğer birden fazla kişi ise yapanların adını soyadını ve kimlik numarasını (person nr) sırasıyla yazın. 

İsveç vatandaşlığına geçmem için Türk vatandaşlığından çıkmam gerekiyor mu?

Hayır gerekmiyor.

 İsveç devleti Türk vatandaşlarına çifte vatandaşlık hakkını tanıyor. 

İsveç vatandaşlığına geçince Türk vatandaşlığından otomatikman çıkmış oluyor muyum ?

Hayır olmazsınız.

Türkiye, İsveç vatandaşlarına çifte vatandaşlık hakkını tanıyor. Bu durumda sadece İsveç vatandaşlığına geçtiğinizi TC Stokholm Büyükelçiliği Konsolosluk şubesine gecikmeksizin bildirmeniz gerekiyor.

 

Ne diyelim ? 

Umarım bu verdiğim ayrıntılı ve güncel vatandaşlık bilgileri işinize yarayacaktır.

Başvuracak olanlara şimdiden kolay gelsin !

TANER YILDIZ 

img_2765

İsveç’te ev almayı düşünenler mutlaka okuyun !

İsveç’te yeni yasa çıktı, şimdi banka kredisiyle konut almak biraz zorlaştı !

Şimdi 4 milyon kron değerinde konut kredili bir dairesi olan ve ortalama 5 bin kr aidat ve 5 bin kr faiz ödeyerek toplam 10 bin krona oturan birisi yine 10 bin krona evinde oturmaya devam edebilirken aynı değerde bir daireyi  1 Haziran’dan sonra satın olacak birisi ayrıca 5 bin kron daha fazladan borç ödemesi yaparak aynı evde ortalama 15 bin krona oturmak zorunda kalacak.

İsveç’te konut kredisi faizinin yıllık % 1,5 – 2 aralığında olması, bu aşırı düşük faize rağmen borcun ana parasını ödeme şartının da olmaması, ev fiyatlarının birkaç yıl içinde iki hatta üç misli artmasına, piyasada balon fiyatlar oluşmasına ve hane başına konut kredisi borcunun dağ gibi büyümesine yol açmıştı.

Aşırı borçlanmanın önüne geçmek ve balonun daha da şişmesini engellemek isteyen hükümet, muhalefet partileriyle uzlaşarak Perşembe günü Meclis’ten geçirdiği yeni yasayla kredi borcu anaparasının evin piyasa değerine göre yarısını her yıl belli bir oranda taksitle ödeme zorunluluğu getirdi.

İsveç hükümeti konut kredisinin ödeme koşullarını düzenleyen ve kredi faizi dışında ayrıca ana borcun bir bölümünün azar azar ödenmesini (amortisman şartı)  zorunlu kılacak yasal değişiklik için son bir yıldır uğraşıyordu…

Yeni yasa ne zaman yürürlüğe girecek ?

Yeni yasa 1 Mayısta yürürlük kazanacak ancak kredi borcu ödenmesi koşulu 1 Haziran‘dan itibaren uygulamaya konulacak. Yani eskiden olduğu gibi sadece faiz ödemeli konut kredisi alacaklar için son tarih 1 Haziran 2016.

Yeni yasa eskiden alınmış konut kredilerini de kapsıyor mu ?

Hayır kapsamıyor. Yeni yasa sadece 1 Haziran 2016‘dan sonra alınacak konut kredileri için geçerli olacak. 1 Haziran’dan önce alınmış konut kredilerinde yeni getirilen kredi borcunu azar azar ödeme zorunluluğu olmayacak.

Konut kredisi borcumun ne kadarını ödemek zorundayım ?

İsveç’te evin piyasa değerinin % 85‘i kadar bankadan ipotekli konut kredisi çekilebiliyor.

1 Haziran’dan sonra konut kredisi alanlar borcunu, konutun piyasa değerinin % 70‘ine düşürene kadar evin kredi borcunun yüzde 2 ‘sini her yıl geri ödemek zorunda olacak.

Evin kredi borcu piyasa değeeinin % 70’in altına indiği zamanda bu kez evin değerinin % 50’sine yani yarısına düşürene kadar kredi borcunun yüzde 1‘irini her yıl geri ödeyecek.

Eğer kredi borcu, konutun piyasa değerinin % 50 ya da daha altında bir orandaysa faizi dışında herhangi bir ödeme yapmak zorunda olmayacak.

 Yeni yapılmış bir konut satın aldığım takdirde borç ödemesi yapmak zorunda olmadığım bilgisi doğru mu ?

Evet kısmen doğru.

Yeni yapılmış konutlarda ilk 5 yıl faiz dışında herhangi bir borç ödemesi yapma zorunluluğu yok. Bu durumda borç ödemeleri eğer aynı evde bu beş yıldan sonra da oturmayı sürdürmeniz halinde başlayacak.

Konut kredimi şimdiki bankamdan bir başka bankaya aktardığım takdirde bu yeni bir konut kredisi olarak mı değerlendirilecek ?

Hayır. Daha uygun faiz almak için şimdiki konut kredini başka bir bankaya aktardığın takdirde herhangi bir borç ödeme talebi söz konusu değildir.

Sadece elindeki konutu satarak başka bir konut alırken yeni bir kredi kullandığın zaman zorunlu ödeme talebi geçerlidir.

Konutumun piyasa değerini gösteren ‘konut değer belgesi’ni (värderingsintyg) hangi sürede yenileyebilirim ?

Evinizin piyasa değerini gösteren belgeyi 5 yılda bir yenileyebilirsiniz.

Ancak konutun değerini önemli ölçüde artıracak büyük bir onarım ya da eklemeler yaptırırsanız, bu süreden önce de ‘değer belgesini’ yeniden düzenletenileceksiniz.


1 Haziran 2016’dan sonra kullanacağınız yeni konut krediniz için faiz dışında ne kadar süreyle ve aylık olarak fazladan kaç kron borç ödemesi yapacağınızın listesini çıkardım.

Buna göre borcun anapara aylık ödemesi tutarları şöyle olacak: 

Borçluluk oranınız % 85 ise

Evin değeri     İlk 9 yılda       29 yılda

4 000 000 kr     5 667 kr       2 333 kr

3 500 000 kr      4 958 kr       1 458 kr

3 000 000 kr       4 250 kr       1 250 kr

2 500 000 kr       3 542 kr       1 042 kr

2 000 000 kr       2 833 kr          833 kr

1 500 000 kr         2 125 kr          625 kr

1 000 000 kr         1 417 kr           417 kr

500 000 kr            708 kr          208 kr

 

Borçluluk oranınız % 80 ise

Evin değeri        İlk 6 yılda                   29 yılda

4 000 000 kr          5 333 kr                2 333 kr

3 500 000 kr          4 667 kr.               1 458 kr

3 000 000 kr          4 000 kr               1 250 kr

2 500 000 kr          3 333 kr                1 042 kr

2 000 000 kr          2 667 kr                   833 kr

1 500 000 kr           2 000 kr                    625 kr

1 000 000 kr           1 333 kr                     417 kr

500 000 kr              667 kr                     208 kr

Borçluluk oranınız % 75 ise

Evin değeri.           İlk 3 yılda              29 yılda

4 000 000 kr          5 000 kr.                  2 333 kr

3 500 000 kr           4 375 kr.                   1 458 kr

3 000 000 kr           3 750 kr                    1 250 kr

2 500 000 kr           3 125 kr                      1 042 kr

2 000 000 kr           2 500 kr                        833 kr

1 500 000 kr             1 875 kr                        625 kr

1 000 000 kr             1 250 kr                        417 kr

500 000 kr                 625 kr                       208 kr

Borçluluk  oranınız % 70 ise

Evin değeri.     29 yıl süresince 

4 000 000 kr            2 333 kr

3 500 000 kr             2 042 kr

3 000 000 kr             1 750 kr

2 500 000 kr              1 458 kr

2 000 000 kr               1 167 kr

1 500 000 kr                    875 kr

1 000 000 kr                   583 kr

500 000 kr                    292 kr

Borçluluk oranınız % 65 ise

Evin değeri         23 yıl süresince 

4 000 000 kr.        2 167 kr

3 500 000 kr          1 896 kr

3 000 000 kr          1 625 kr

2 500 000 kr          1 354 kr

2 000 000 kr          1 083 kr

1 500 000 kr              813 kr

1 000 000 kr              542 kr

500 000 kr              271 kr

Borçluluk  oranınız % 60 ise

Evin değeri.          17 yıl süresince 

4 000 000 kr          2 000 kr

3 500 000 kr          1  750 kr

3 000 000 kr          1 500 kr

2 500 000 kr          1 250 kr

2 000 000 kr           1 000 kr

1 500 000 kr               750 kr

1 000 000 kr               500 kr

500 000 kr               250 kr

Ne diyelim ?

Konut kredisiyle ev almayı düşünenlere kolay gelsin !

İster kiralık isterse kredili olsun herkes evinde sağlıcakla otursun !

TANER YILDIZ
 

 

 

 

 

 

img_9084

Gazetecimiz Ali Fegan İsveç’in “Altın Kürek” ödülünü aldı !

Tebrikler ve Teşekkürler Ali Fegan!

İlk defa aramızdan birisi böyle bir ödüle layık görüldü. 

İsveç Devlet Televizyonu SVT’ nin meşhur araştırmacı gazetecilik programı, Göteborg merkezli Uppdrag granskning (Görevimiz incelemek) programını hazırlayan gazetecilerden biri olan Ali Fegan, dün gece İsveç Araştırmacı Gazeteciler Derneği’nin (Föreningen Grävande Journalister) Guldspade “Altın kürek” ödülüne İsveçli arkadaşı Lars- Göran Svensson ile birlikte layık görüldü.  Cumartesi gecesi Göteborg Fuarı’nda yapılan Gala’da “Det italienska handslaget” ” İtalyan El Sıkışması” adlı tv programındaki “inatçı araştırmacılığı ve soğukkanlı söyleşi tekniğiyle milyar krona nasıl kanat takılıp uçurulduğunu ve İsveç Denizcilik İdaresi’nin buna ilişkin yalanlarını açığa çıkartması” gerekçesiyle arkadaşı Lars Göran Svensson ile birlikte ‘Ulusal TV‘ kategorisine tek aday olarak gösterilerek prestijli Guldspade gazeticilik ödülünü aldı.  

İtalyan el sıkışması” röportaj programında İsveç Denizcilik İdaresi‘nin nasıl kamu ihale yasasının arkasından dolanma girişiminde bulunarak, İtalyanlarla milyar kronluk hileli helikopter ihalesinde el sıkıştıklarını ortaya çıkarmıştı.  

İsveç’te bir araştırmacı gazetecinin alabileceği en güzel ödül olan Altın Kürek ödülünü alan araştırmacı gazetecimiz Ali Fegan..
 İsveç’teki Türkiyelilerin çoğunun yakından tanıdığı Latife Fegan hanımın oğlu olan araştırmacı gazetecimiz Ali Fegan ünlü Televizyon programcısı Belinda Olsson ile evli, üç çocuk babası ve Göteborg’da yaşıyor… 
Başarılı gazetecimiz Ali Fegan’ın sevgili annesi Latife Fegan hanım…
 
Ödül töreninde çok neşeli olan Ali Fegan şöyle demiş :

-“Böyle bir şeyi ilk kez yaşıyorum ve bunu çok fena eğlenceli buluyorum” !

Ali Fegan, belli ki gazetecilikle uzun yıllar İsveç’te dürüstçe gazetecilik yapmış ve hanımefendiliğiyle tanınmış Gönenç Ertem’in kucağında tanışmış !
 
Ne diyelim ?

Biz de aynı Ali Fegan gibi bu ödülü çok fena eğlenceli buluyor ve bu başarısından dolayı hem kendisini hem de annesini yürekten kutluyoruz !


TANER YILDIZ

image

İsveç ‘Nefret Söylemi’ yasası ve cezası !

İsveç’te belli bir grubun hepsini birden tehdit etmek ya da hor görmek yasaktır !

İsveç’te herhangi bir halk grubunu topluca hedef alarak ya da işaret ederek tehdit etmek ya da aşağılamak, kimi durumlarda hapis cezası gerektiren bir nefret suçudur.

Bu suçun adı “Hets mot folkgrupp ” tur (Bir Halk grubuna karşı nefret söylemi) İsveç ceza yasasında 16. Bölüm: Genel asayişi ihlal suçları başlığı,  8. Madde‘de düzenlenmiştir ve aynen şöyledir:  (16.Bölüm. Genel asayişi ihlal suçları)

8.Madde
Herkese açık bir konuşmayla ya da başka türlü bir açıklamayla bir halk grubunu; ırkı, deri rengi, milli veya etnik kökeni, dini inancı ya da cinsel yöneliminden dolayı açıkça ya da kinayeli olarak tehdit eden veya hor gören bir kimse, halk grubuna karşı nefret söylemi suçu kapsamında 2 yıla kadar hapis, eğer suç hafifse para cezasına mahkum edilir.

Ağırlaştırılmış suç olduğunda ise en düşük 6 ay en yüksek 4 yıla kadar hapse mahkum edilir. Suçun ağır olup olmadığı değerlendirilirken verilen mesajın özellikli bir tehditkarlık ya da aşağılayıcı içerikli olması, daha çok insana ulaşması için dikkat uyandıracak biçimde yapılıp, yayılmış olması özellikle göz önüne alınır. Lag (2002:800).

 16 kap 8 § brottsbalken

8 § Den som i uttalande eller i annat meddelande som sprids hotar eller uttrycker missaktning för folkgrupp eller annan sådan grupp av personer med anspelning på ras, hudfärg, nationellt eller etniskt ursprung, trosbekännelse eller sexuell läggning, döms för hets mot folkgrupp till fängelse i högst två år eller om brottet är ringa, till böter.

Är brottet grovt döms till fängelse i lägst sex månader och högst fyra år. Vid bedömande av om brottet är grovt skall särskilt beaktas om meddelandet haft ett särskilt hotfullt eller kränkande innehåll och spritts till ett stort antal personer på ett sätt som varit ägnat att väcka betydande uppmärksamhet. Lag (2002:800).

Halk grubuna karşı nefret söylemi, hedef gösterilen bir ya da birden fazla halk grubuna karşı kamuya açık olarak, tehdit ve aşağılama içerikli konuşma ya da açıklama yapmak veya mesaj yaymak yoluyla işlenen bir nefret suçudur.

Nefret suçu işleyen kimseler normal halde 2 yıla kadar hapis ve hafif halde para cezasına mahkum edilir. Ağırlaştırılmış halde ise en düşük 6 ay en yüksek 4 yıla kadar hapisle cezalandırılır.

İsveç’te 2012 yılında “halk grubuna karşı nefret söylemi’ yasası uyarınca Polise 601 suç duyurusunda bulunulmuş. Kayıtlara geçmiş ihbarların: 419’u ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, (66’sı Afrofobi, 21‘ i Çingene karşıtı), 79’u antisemitik Yahudi karşıtlığı, 72’si İslamofobi, 25’i homofobi motifli imiş. Suç ihbarlarının 194’ü ırkçı ve milliyetçi örgütlerle bağlantılı olmuş.

 Suç mekanı ise daha çok internet ortamındaki sosyal medya (Facebook, Twitter vb.) genellikle kamusal alanlarda dağıtılan ya da sergilenen pankart ve bildiriler, duvar afişleri, dini ibadet binalarına yazılan duvar yazıları ya da yürüyüş ve mitinglerde atılan sloganlarmış.

Suçun hukuki kuralları (enligt 16 kap 8 § brottsbalken)

Bir nefret suçunun oluşması için :
1. Kasıtlı olması
2. Konuşma ya da yazılı açıklamayla yapılıp dağıtılması/duyurulması.
3. Bir halk grubunu ya da mensubunu ırkı, deri rengi, milli veya etnik kökeni, dini inancı ya da cinsel yöneliminden dolayı tehdit etmesi veya hor görmesi. gerekmektedir. 

Suçun cezası normal hallerde 2 yılı aşmayan hapis cezası ve hafif hallerde para cezasıdır. Ağır suç halinde ise en kısa 6 ay en uzun 4 yıl hapis cezasıdır. Suçun ağır olarak sayılması için ciddi ve özellikli bir tehdit (örneğin öldürme) ya da ağır aşağılama içermesi ve bir çok insana dikkat uyandırıcı bir biçimde ulaştırılmış olması gereklidir.

Ateşli bir ağız dalaşında ve nesnel bir tartışma ortamında ya da özel arkadaşlar arasında yapılan konuşmalar bu suçun kapsamı dışındadır.

Bu nefret suçu, hakaret suçuyla karıştırılmamalıdır. Suçun oluşması için bir grubun tümünün hedef gösterilmesi ya da işaret edilmesi gerekmektedir. Münferit kişlerin sadece şahsına yapılmış olanlar değil. Yani örneğin birisi, birisine “pis melez” ” pis yahudi” ya da “pis ibne” demişse bu nefret suçu kapsamı dışında olup hakaret suçuna girer.

Nefret suçu davalarına normal savcılar bakar. Eğer suç ifade ve düşünce özgürlüğü alanına giriyorsa davaya JK tek başına savcı olarak bakar.

Ne diyelim ?

Nefret söylemiyle insanları kışkırtıp günahsız insanları topluca hedef gösterenlerden biz de nefret edelim !

TANER YILDIZ

 

img_9077

Burası İsveç ! Sığınmacısını komşusu Danimarka’ya özel jetle sınırdışı etti !

İsveç devleti, defalarca İsveç’e misafirliğe gelmesine rağmen İsveçlilerin bir türlü sevemediği ünlü sığınmacısına torpil yapıp sırf onun için kiraladığı  özel Jet uçağıyla Danimarka’ya sınırdışı etmiş !   

İsveç’in en meşhur ve en çok nefret edilen sığınmacısının sınırdışı masrafı 80.700 kron olmuş.  

Personel gideri ise bu gidere dahil değilmiş !

İsveç böylece tarihinde ilk kez bir sığınmacıyı özel jet uçağıyla burnunun dibindeki kapı komşusu Kopenhag’a sınırdışı etmiş olmuş ! 

 Danimarka’ya daha önceki sınırdışı uygulamaları her zaman tren ve otomobille yapılmış.

2 aylık hapis cezasını çeken ve hakkında daha önceden sınırdışı kararı alınan 21 yaşındaki Tunuslu Arap sığınmacı, kendisini almak için  Huddinge Tutukevi’ne gelen polislere karşı direnmiş ve kavga etmiş ama havalanına gitmek üzere bindirildiği arabada sakinleşmiş. Kendisini Bromma havalanında bekleyen özel Jet uçağının geniş deri koltuğuna kurulunca da, tamamen sakinleşmiş ve Kopenhagen’e sorunsuz uçurulmuş ! 

Üç gardiyan eşliğinde lüks seyahat eden sığınmacı, Danimarka polisine kuzu gibi teslim edilmiş ..  

21 yaşındaki Tunuslu mülteci birkaç ay önce Stockholm’un Gamla Stan metrosunda hırsızlık teşebbüsüne engel olan bir kadını çocuklarının yanında tekmelemiş ve yüzüne tükürmüştü. 

Tunuslu Arap’ın hırsızlığa teşebbüs suçu ispat edilememiş ama dayak ve sarkıntılıktan suçlu bulunarak 2 ay hapis cezasına mahkum edilmişti..

Polisin metrodaki olay görüntülerini yayınlamasından hemen sonra da Märsta’daki Siğınmacı Kampı’nda yakalanmıştı. Suçunu inkar ederek ve filmdeki kişinin kendisi olmadığını, sırtındaki gocuğu da bir başka Tunuslu Arap’tan aldığını, cezaevinde gardiyanların kendisini dövdüğünü iddia eden 21 yaşındaki mülteci mahkemece 2 ay hapis ve yurtdışı edilme cezasına çarptırılmıştı.

İsveç polisinin Tunuslu’yu yakından tanıdığı, birkaç kez gözaltına alındığı, 2 yıl önce Norveç’e sınırdışı edildiği, sonra İsveç’e geri geldiği ve tekrar sınırdışı edilmesi için hakkında karar alındığı ortaya çıkmıştı. 

Tunuslu’nun daha önce 4 ayrı kimlikle Yunanistan, Almanya, Danimarka ve Norveç’e de sığınmacı başvurusu yapmış ve hepsinden de red cevabı aldığı tespit edilmişti.

Ne diyelim ?

Burası İsveç !

TANER YILDIZ


  • Arap sığınmacının İsveçli kadına saldırdığı anın görüntüsünü izlemek için lütfen aşağıda ki linki tıklayınız..

img_2977

İsveç’teki gurbetçiler de THY aile indiriminden yararlansın !

TC Stokholm Büyükelçiliği’ne
THY Stockholm Şubesi’ne
İsveç kamuoyuna

“KULU” TC-JSL A321
 
İSVEÇ GURBETÇİLERİNİN ORTAK TALEBİ

THY ayrımcılık yapmasın, İsveç’teki gurbetçiler de THY aile indiriminden yararlansın !

Türkiye Cumhuriyeti başbakanı sayın Davutoğlu’nun yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız için Türkiye Genel Seçimi öncesinde Avrupa’da verdiği en önemli seçim vaadi olan “Gurbetçilere Aile İndirimli Uçak Bileti” uygulaması seçimden sonra Avrupa’ya yönelik olarak  başlatılmıştır.

Ancak bu hak diğer Avrupa ülkelerindeki gurbetçilere tanınırken, İsveç’te yaşayan gurbetçilerimiz bu aile indirimi uygulamasından hiçbir neden ve gerekçe gösterilmeden ve bize göre tamamen keyfi olarak “kapsam dışına” çıkarılmıştır. Haksızlık örneği bu keyfi dışlanmayı ve ayrımcılığı kınıyoruz. 

Diğer Avrupa ülkelerindeki gurbetçilere tanınan bu “aile indirimli uçak bileti” imkanından İsveç’te yaşayan bizler de yararlanmak istiyoruz.

Bilindiği gibi Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşayan gurbetçiler “yüzde 20 aile indirimli uçak bileti” imkanından halen yararlanabilmektedir ama İsveç’te yaşayan gurbetçilerimiz bizim de bilmediğimiz ve açıklanmayan bir sebeple bu hak ve imkandan mahrum bırakılmıştır. 

İsveç’teki THY bürosu yurtdışındaki en eski bürolarından birisidir. 

THY, burada yaşayan gurbetçilerimizin uzun yıllara dayanan vefakarlıkları, fedakarlıkları ve sadakatları sayesinde 40 yıldır İsveç’te tutunabilmiş ve son 5 yıldır da İsveç’ten Türkiye’ye uçuşlarda tekel konumuna yükselebilmiştir.

THY yıllardır Avrupa’da en yüksek fiyatlı biletlerini her zaman sadece İsveç’te satabilmiştir. Bilinmelidir ki THY, İsveç’teki vatandaşlarımıza uçakları Türkiye’ye bomboş gidip geldiği zamanlarda bile indirimli bilet satmamıştır.

Başkent Stockholm’dan direk tarifeli sefer düzenlenmeyen tek başkent Ankara‘dır. Afrika’nın adını ilk kez duyduğumuz kimi şehirlerine bile direk uçan ve reklamlarında “Milli havayolunuz ! ” sloganını bolca kullanan THYnin, Türkiye’nin başkentine direk uçuşu yoktur. İsveç’te yaşayan gurbetçilerin yüzde 90’ından fazlası tatilde İstanbul’a değil Anadolu’daki şehirlere gitmektedir.  

İstanbul aktarmalı uçuşlar özellikle yaşlı, hasta ve engelli vatandaşlarımız için tam bir eziyet olmaktadır. Aktarmalı, eziyetli ve havaalanında uzun süreli beklemeli olmasına rağmen bilet fiyatları Avrupa’daki aynı mesafeli şehirlere göre birkaç kat daha yüksektir. 

Son yıllarda uygulamaya konulduğu söylenen sınırlı sayıdaki promosyonlu biletlerden de hiçbir zaman gurbetçilerimiz değil, THY ve belli çevrelerle özel ilişkisi ve bağlantısı olan sınırlı sayıda torpilli kişiler yararlandırılmıştır. Bunun böyle olduğuna çoğu gurbetçimiz defalarca tanık olmuştur.

THY, SAS’ın Türkiye seferlerini durdurması sonrası bunu fırsat bilip İsveç’te elde ettiği tekel konumunu istismar etmiş ve örneğin geçen yıl yaz aylarında Türkiye’ye gitmek isteyen gurbetçilerimiz bir ekonomi sınıf biletine 8500 kron gibi inanılmaz fahiş ücret ödemek zorunda bırakılmıştır. 

Yaz tatilinde 6 kişilik ailesiyle birlikte Türkiye’deki yaşlı anne ve babasını görebilmek amacıyla tıka basa doldurulmuş ekonomi sınıfı bir uçakla yolculuk edebilmek için THY’na yaklaşık 50 bin kron sadece kuru bilet parası ödemek zorunda kalan gurbetçilerimiz olmuştur. 

Halbuki aynı tarihlerde aynı THY, Avrupa’nın diğer ülkelerinden Türkiye’ye ya da Afrika’ya belki de birkaç yüz krona yolcu taşıyordu ! Yine aynı zamanlarda bu paranın yarısına Amerika ya da Kanada gibi okyanus ötesine yolculuk yapılabiliyordu.

THY tüm bunlardan dolayı İsveç’teki vatandaşlarımıza çok şey borçludur. Şimdi bu birikmiş borcunu gurbetçilere ödeme zamanı gelip çatmıştır. 

AKP, İsveç’te önceki Türkiye seçiminde açık ara ikinci olmuşken, son seçimde Başbakanın bu “aile indirimli uçak bileti” sözüne güvenip oy veren gurbetçiler sayesinde oylarını ikiye katlayarak İsveç’te birinci parti olmuştu. 

Seçim öncesi verilen bu namus sözünden, oyları alıp ta seçim bittikten sonra cayılmasını ve diğerlerine bu hak ve imkanı tanımışken, İsveç’tekilerin dışlanmasını ve kandırılmış olmasını kesinlikle kabul etmiyoruz. 

“Başbakanı sözünün eri olmaya” çağırıyoruz.

“Güzel yüzünden, Yiğit sözünden belli olur” diyoruz !

“Ağacın eyisi özünden olur, Yiğidin eyisi sözünden olur” diyen Karacaoğlan’ı hatırlatıyoruz !

Ayrımcılığa ve dışlanmaya karşı çıkıyor, eşitlik ve hakkaniyet talep ediyoruz ! 

“Aile indirimli uçak bileti” imkanından İsveç’te yaşayan bizler de yararlanmak istiyoruz.

Stockholm’dan Başkentimiz Ankara’ya tarifeli direk seferleri konulmasını arzuluyoruz !

İSVEÇTE YAŞAYAN GURBETÇİLER

TANER YILDIZ 
Skogås Türk Kültür Derneği

  

BİLGİ

  • Aile indirimli uçak bileti nedir ?

Avrupa’da yaşayan gurbetçi ailelerine yönelik olarak Türkiye ve KKTC’ye seyahat eden yolcular için aile indirimi uygulaması 2 Kasım 2015 tarihinde başlamış ve 1 Kasım 2016 tarihine kadar devam edecektir.

Aile indiriminden yararlanılabilmesi için aynı soyada sahip olmak, birlikte seyahat etmek kaydıyla en az 2 en fazla 9 yolcusu olmak, biletleme işlemlerini THY satış ofislerine ve ilgili ülkelerdeki yetkili acentelere uçuş günü tarihinden en geç 15 gün önce yaptırmış olmak şarttır…

img_2967

Artık karaborsada çalıntı İsveç Pasaportu bulmak zor olacak !

İsveç pasaportu kuralları değiştirildi.

15 Nisan’dan itibaren artık hiç kimse önceden olduğu gibi canı istediği zaman ve canı istediği sayıda  İsveç pasaportu alamayacak !

İsveç pasaportu hırsızlığı ve karaborsada yüksek paralar karşılığında ikinci el satışıyla baş edemeyen İsveç hükümeti, çareyi pasaport kurallarını sertleştirmekte ve pasaport alma sayısına kısıtlama getirmekte buldu.   

   

Yeni pasaport kuralları kısaca şunlar:

5 yılda en fazla üç pasaport !

Süreyle ve ülkeyle sınırlı geçici pasaport !

12 yaşından küçüklere en uzun 3 yıl süreli pasaport !

İsveç pasaportu çıkartma kurallarında değişiklik yapılarak  önümüzdeki hafta 15 Nisan’dan itibaren sertleştirildi. Buna göre artık 12 yaşından büyük bir İsveç vatandaşı, 5 yıllık bir süre içerisinde en fazla 3 kez pasaport alabilecek.  Pasaport geçerlilik süresi önceki gibi yine  en uzun 5 yıl olacak. 

  
Geçici pasaportların (Provisoriskt pass) hem süresi kısıtlamalı olacak hem de geçerliliği gidilecek olan belli bir ülkeyle sınırlı olacak. Geçici pasaport almak isteyen kişinin eğer halen normal bir pasaportu varsa iptal edilecek ve artık geçersiz olduğu tüm ülkelere bildirilecek. 

Bir başka değişiklik ise 12 yaşından küçük çocuklara verilen pasaportlarda yapılan süre değişikliği. Buna göre artık 12 yaşından küçüklere verilen pasaportun süresi en fazla 3 yıl düşürüldü. Bu yeni kuralın gerekçesi ise hem çocukların yüz görünüşünün hızlı değişimi hem de pasaportun kötüye kullanılmasının önüne geçmek.   İsveç pasaportu vizesiz gidilebilen ülke bakımından Almanya’dan bir ülke eksiğiyle (176 ülke) dünyanın en güçlü ikinci pasaportu olduğu için organize suç örgütleri ve insan kaçakçıları tarafından çok aranan ve altın değerinde olan bir belge.

Çalıntı bir İsveç pasaportu karaborsada sahibinden en az 10 bin krona insan kaçakçılarından ise 80 bin krona kolaylıkla alıcı buluyor ve satılıyormuş. 

2013 yılında çalınmış ve kaybolmuş pasaport sayısı ve ülkesi:

Almanya 477 bin

Danimarka 195 bin

İsveç 177 bin

Norveç 140 bin

Finlandiya 44 bin 

   
Sadece 2013 yılında İsveç polisine 177 bin pasaport hırsızlığı ve pasaport kaybı bildirimi yapılmış. 
Polis kaynakları bu kadar çok pasaportun 1 yıl içinde çalınmasının ve kaybedilmesinin normal olmadığını, bunun büyük bir bölümünün karaborsada satıldığından ya da Avrupa’ya gelmek isteyen akrabalara ‘hediye edildiğinden’ şüpheleniyormuş.

Çalıntı ve hediye edilmiş İsveç pasaportlarıyla özellikle Ortadoğu ülkelerinden binlerce kişinin Avrupa ülkelerine sığınma ya da başka amaçla giriş yaptığı sanılıyormuş…

Ne diyelim ?

İsveç pasaportunun kötüye kullanıldığı uzun yıllardır herkesçe bilinen bir gerçekti.

Aslında dürüst bir vatandaş açısından bu yeni değişikliğin getirdiği herhangi bir kısıtlılık ya da zorluk yok. 

Satmadıktan ya da birisine hediye etmedikten sonra 5 yıl içinde 3 pasaport bir kişiye yeter de artar bile ! 

Pasaportunuzu iyi saklayın ve sağlıcakla kalın !


TANER YILDIZ

img_9035

Temizlik medeniyetten gelir !

İsveç’te bahar temizliği ilk önce cadde ve sokaklarda başlar… 

Bugün bizim sokağı silip süpürüp pırı pırıl parlatan hamarat temizlikçimiz “Sarı Kız “işbaşında !

Bugünler de Stockholm’un cadde ve sokakları temizlik araçlarıyla dolu olur.  

Bu araçlar da, aynı tomurcuklanan ağaçlar ve filizlenen çiçekler gibi baharın geldiğini müjdelerler, 6 aydır kutup karanlığında içi kararıp teni beyazlaşmış ve güneş hasretiyle yanıp kavrulmuş, doğa düşkünü  isveçlilere ! 

Ağır abiler ise Sarı Kız’ın peşinden giderler !

Kış ayları boyunca her kar temizleme sonrasında insanların ayakları kaymasın diye küçük becerikli araçlarla kaldırım ve sokaklara özenle ve ince ince serpiştirilen İsveç’e özgü mini minnacık taş kırıntıları, etrafına renkli ışık saçarak ve ritmik ezgiler yayarak birbirinin ardı sıra dizilen ve bir kaplumbağa hızıyla ilerleyen, sarı renkli bu teknoloji harikası hamarat temizlikçiler, Stockholm’un irili ufaklı tüm kaldırımlarını, sokaklarını ve caddelerini bir güzel silip süpürüp,  pırıl pırıl temizlerler…

Araçlarda da sürücüsü dışında başkaca kimse bulunmaz.     Sokak temizliğinden sonraki haftada ise  önceden belirlenip herkese bildirilen hafta sonu bir günün belli bir saatinde, evinin önünü, küçücük bahçesini ve evlerin arasında bulunan küçük çocuk parkı, çamarşırhane, toplantı ve buluşma lokali, açık araba parkı gibi ortak alanları ve çevresini hep birlikte imeceyle temizlerler. 

Temizlik sırasında hele hava da güneşliyse eğer, birkaç tanesi toplaşıp – ki özellikle kadın olanları – kimi komşular hakkkında ayaküstü dedikodu yaparlar, yanlarından bir başka komşu geçerken de dedikodu yaptıkları duyulmasın diye hemen susarlar ve ellerindeki küçük tırmık ya da fırçalı süpürgeleri temizlik yapıyormuş gibi hafiften hafiften yere sürtmeye başlarlar !  

İsveç’e ilk gelen yabancının ilgisini çekenlerden birisi sokakların ve çevrenin düzenliliği dışında aynı zamanda tertemiz olmasıdır. Bu düzenlilik ve temizlilik çoğu kimsede hayranlık uyandırır. 

Çünkü İsveçliler sokaklarını ve çevreyi pek kirletmezler, kirleteni görünce de kibarca söylemekten de çekinmezler…

Köpeğini gezdiren İsveçli mutlaka yanında bir küçük naylon torba bulundurur ve köpeğinin pisliğini sokakta bırakmaz. İsveçli elindeki ufak tefek çöpünü genellikle sokağa ya da çevreye hiç atmaz !

Yolda giderken muz yemişse kabuğunu kıvırır çantasına ya da cebine koyar ve uygun mesafeli aralıklarla her tarafta bulunan küçük çöp kutularından birini görünce de hiç üşenmeden gider çöpe atar ! Çoğumuz buna birçok kez tanık olmuşuzdur…  

Ne diyelim ?

Bir şehrin medeniliğinin en belirgin göstergesi sokaklarının ve ortak yaşam alanlarının düzenli ve temiz olmasıdır.

Sanırım dünyanın en temiz sokak ve caddeleri de İsveç’in şehirlerinde görülebilir !

Temizlik imandan gelir derler ama gel gör ki İsveçlilerin nerdeyse yüzde 80’i imansızdır ! Yüzde 90’da kiliseye gitmez !

Ne dersiniz ?

Temizlik imandan mı yoksa medeniyetten mi gelir ?

TANER YILDIZ

img_9009

İsveç’in ‘Aslan Sosyal Demokratları’ndan dev sosyal yatırım !

OKUL, SAĞLIK VE SOSYAL BAKIM HİZMETLERİNE 10 MİLYAR KRON YENİ YATIRIM YAPILACAK !

30 bin kişi kamu sektöründe yeni açılacak kadrolu işlere alınacak !

İsveç’i İsveç ve Sosyal demokratları da Sosyal demokrat yapan, İsveç toplum düzeninin ana omurgasını oluşturan ‘İsveç refah toplumu modeli’ne tekrar geri dönülecek. 

Önceki Sağcı koalisyon hükümetinin bazı hastane ve sosyal hizmet kuruluşlarını özelleştirmeleri ve sosyal haklara getirdikleri sert kısıtlamalarla büyük yara almış olan ve refah toplumu düzeninin temel kurum ve kuruluşlarına uzun bir aradan sonra tekrar yüklü tutarda yatırım yapılarak, İsveç modeli yeniden canlandırılacak…

  İsveç Sosyal demokratları esas güçlerini aldıkları geleneksel Sosyaldemokrat politikaları olan; dar gelirli halkı, çalışanı ve eşitliği gözeten, sınıflı toplum yapısını ve gelire dayalı ayrıcalığı reddeden, herkesin bir işi ya da uğraşı olması ve buna bağlı geliri olmasını öngören İsveç sosyal refah modeli ni bugün açıkladıkları sosyal yatırım paketiyle yeniden sahiplenmiş oldular.

img_9009
Solda Yeşiller sözcüsü ve başbakan yardımcısı Gustav Frolin, ortada Başbakan Stefan Lövfen, sağda Maliye bakanı Magdalena Adersson

İsveç’in Kırmızı -Yeşil hükümetinin başbakanı Stefan Lövfen yanına ortağı Çevre partlsi sözcüsü Gustav Frodlin‘i, dürüstlüğü ve ilkeliliğiyle tanınan sağ kolu Maliye bakanı Magdelena Andersson‘u alarak bahar bütçesi döneminde ‘refah toplumu’na taptaze 10 milyar kron yatırım paketi hazırladıklarını  açıkladı.  

Yeni okullar, çocuk yuvaları, çocuk sağlığı klinikleri, sağlık ocakları ve hastaneler yapılacak. 

Binlerce yeni sosyal hizmet uzmanı, öğretmen, sağlıkçı, hasta bakıcısı, çocuk bakıcısı, yaşlı bakıcısı işe alınacak. 

Bu amaçla Kamu sektöründe tam mesaili 30 bin yeni iş kadrosu açılacak. 

 Bu yüklü yatırım parasının tamamı sosyal hizmet ve okullardan sorumlu belediyelere ve hastane ve sağlık hizmetlerinden sorumlu İl Meclislerine verilecek. Belediyeler ne kadar çok mülteci ve yeni gelmiş göçmen almışsa o kadar çok bu yatırım pastasından pay alacak.

  

İsveç’in uzun yıllar içinde geliştirdiği ve diğer ülkelerin de ilham kaynağı olarak yararlandığı ve son on yılda sağcı koalisyon hükümeti tarafından parça parça rafa kaldırılan ‘eşitlikçilik, dayanışmacılık ve paylaşımcılık temel ilkelerine dayanan “İsveç refah toplumu modeli” tozlu raflardan indirilip çağdaş toplum formatında güncellenerek yeniden uygulamaya konulacak.

 Kırmızı Yeşil hükümet bu sosyal refah yatırımlarını muhalefette bulunan ancak hükümete dışarıdan destek veren  Sol parti Vänsterparti‘nin bahar bütçesinin Meclis oylamasında vereceği destekle yapacak… Sol parti Başkanı Johan Sjöstedt kendilerinin görüş ve önerilerinin de gözetilerek uzlaşmayla hazırladıkları söz konusu yatırım paketine destek vereceklerini ortak bir yazıyla açıklamıştı. 

10 milyarlık sosyal refah yatırımın finansmanının bir bölümünü geçen yıl 100 milyar kron kar açıklayan bankalardan alınacak özel bankacılık vergisinden gelecek olan gelir oluşturacak…

 Ne diyelim ?

Hükümeti bu kararından dolayı ayakta alkışlıyorum !

Ve nihayet yanlarında ‘Refah Toplumunu İhya Paketi’ hediyesiyle evlerimize bugün konuk olan  İsveç’in Aslan Sosyal Demokratlarına tekrar hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz ‘kamrater’ diyorum !

TANER YILDIZ 

img_9006

Avrupa’nın beğenmediği Suriyeliler Dikili’ye geri gönderildi !

“Al gülüm Avroyu – Ver gülüm Suriyeliyi” anlaşması uyarınca AB’nin ilk Suriyeli kafilesi bugün Türkiye’den kiralanan 2 gemiyle Midilli adasından  Türkiye’ye getirilmiş. Karşılama töreni ustası Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Avru’dan Türkiye’ye postalanan Sığınmacılarını Dikili limanında karşılamamış ! Yunanistan bu sabahtan itibaren  şişme botlarla ölümü göze alarak Ege Deniz’in de boğulmadan Yunan adalarına geçebilen mültecilerini, AB namına Türkiye’de depolamaya  başlamış.   

Yunanistan’ın Midilli (Lesvos) adasından bu sabah saat 06.00 da Yunan sahil güvenlik botları eşliğinde kalkan ve kaçamasınlar diye kapalı bölümlerine konulan  136 adet istenmeyen mülteciyle yüklü 2 gemi bu sabahın erken saatlerinde İzmir Dikili limanına yanaşarak sorunsuz olarak boşaltmış !

Çoğu verem ya da başka bulaşıcı hastalık taşıyan perişan bir Suriyeliyi, bir suçlu gibi kolundan tutarak Türkiye’ye atılması için gemiye bindiren Yunan sivil polisi boynu bükük Suriyeli’den korunmak için ağzına maske takmış…

 Karşılama törenlerine düşkünlükleriyle tanıdığımız hiç bir bakan ya da üst düzey yetkilimiz Yunanistan’ın yolladığı Suriyelilerini karşılamamış.  

Dikili’de günlerdir Suriyeliler için çadır kuruluyor.
 Suriyeliler , Dikili halkının bir süredir sürdürdüğü protestolara rağmen şirin ilçede bir kaç gün içinde acil olarak kurulan çadır kente yerleştirilmiş. Yani bir başka deyişle AB’nin üste avro ödeyerek bize bağışladığı 136 Suriyeli fidan, İzmir’in Dikili’sine bugün dikilmiş !  İçişleri bakanlığı Avrupa’nın gönderdiği Suriyeli mültecileri, AB parasıyla Ege kıyılarında Kuşadası ve Bodrum‘da oluşturacakları geri kabul merkezlerine gelenler ile Çeşme ve Dikili‘de kuracakları mülteci kamplarında depolayacaklarını ancak Afganistanlı, Iraklı,Pakistanlı ve Bangladeşli olanlarını da nasıl ve hangi imkanla edeceklerse ülkelerine sınırdışı edeceklerini açıklamış !  Ne diyelim ?Vah ki ne vah  hem anlı ve şanlı Türkiye’ye hem de zavallı ve ağlamaklı Suriyelilere…

Daha birkaç gün önce kapalı kapılar ardında imzalanmış şaibeli anlaşmayla Türkiye’de kurulacak olan dev Mülteci Fabrikası’nın temel atma işi bugün törensiz olarak yapılmış ve Avrupa’dan üste para alınarak getirtilen ilk parti  136 Suriyeli tuğlayla fabrikanın ilk duvarı da böylece örülmüş olmuş.

İki tarafında çok işine gelen bu al gülüm ver gülüm anlaşmasının bu kadar hızlı ve hevesli olarak uygulanması beni hiç şaşırtmadı !

Sizi şaşırttı mı bilmem !

TANER YILDIZ

img_2947-1

İsveçliler bu yaz Türkiye’ye gitmekten niçin vazgeçmişler ?

Türkiye’de tatil yapması beklenen İsveçli turist sayısında görülmemiş bir rekor düşüş bekleniyormuş !

Türkiye bu yaz İsveçli turistlerinin yarısını, turizmde en büyük rakipleri Yunanistan ve İspanya’ya kaptırmış !

Bu yıl yaz tatilinde Türkiye’ye gidecek olan İsveçli sayısında % 40 oranında rekor azalış olacakmış. Yani bir başka deyişle önceki dönem de Türkiye’ye giden her 10 İsveçliden 4 ‘ü bu yaz Türkiye’ye gitmekten vazgeçmiş. 

İsveç’in en büyük turistik gezi şirketi Fritidsresor‘un da sahibi olan dev turizm holdingi  TUI Group genel müdürü Fritz Joussen ‘de bu yılki rekor düşüşü doğrulamış ve şöyle demiş :

-” Terör saldırıları turizme çok kötü darbe vuruyor. Bu dünyanın her yerinde de olabiliyor ve tabii ki turistlerimizi  ürkütüyor. Üstesinden gelmemiz gereken önemli bir sorunla karşı karşıyayız” .

 
Sadece İsveç’ten Türkiye’ye gezi düzenleyen Turkietresor sözcüsü ve pazarlama müdürü  Viveka Björkman ise henüz kayda değer bir iptal görmediklerini, kapasitelerini de azaltmadıklarını ancak ara sıra endişeli müşterilerinden telefon aldıklarını belirtmiş ve  şöyle demiş: 

-” Biz Dışişleri bakanlığının tavsiyesine göre hareket ediyoruz. Biz de aynı bakanlık gibi tıpkı Avrupa’nın diğer turistik şehirlerine olduğu gibi Türkiye’dekilere de seyahat edilmesinde şu an fazla bir risk ve sakınca görmüyoruz. Ayrıca maalesef şu an dünyanın her yerinde böyle huzursuzluklar olabiliyor. Bugün burada İsveç’te de olabilir.”

Türkiye’deki huzursuz ortam gerekçesiyle İsveç’in en büyük dört turizm şirketi; Vingresor, Fritidsresor, Ticket ve Apollon Türkiye gezilerinin üçte birini şimdiden bu yılın programından çıkarmışlar.

Turizmciler bu nedenle, Türkiye’de tatil yapmaktan korkmayanların bu yaz çok lüks otellerde normal otel fiyatına, kelepir tatil yapabileceğini söylüyormuş. Turist sayısına bağlı olarak otel fiyatları da düşmüş. 

Türkiye dar gelirli çocuklu ailelerin çokca tercih ettiği bir tatil ülkesiydi. Türkiye’de tatil yapan 2 isveçli çocuk..
 
Son turizm verilerine göre 2 milyondan fazla İsveçlinin tercih ettiği İspanya’dan sonra 728 bin turistle en çok gidilen ikinci ülke olan Türkiye, bu yaz İsveçli turist pazarının neredeyse yarıya yakınını Yunanistan‘a ve İspanya‘ya şimdiden kaptırmış durumdaymış.

Türkiye, son 5 yıldır İsveçlilerin tartışmasız en favori tatil ülkesiydi. Türkiye, İsveçli turist ziyaretinde her yıl rekorunu artırarak yenilemiş ve 750 bine dayanarak , İsveçlilerin tatilde en çok gittikleri ülke sıralamasında İspanya’dan (2 milyon yüz bin) sonra ikinci sırayı birkaç yıldır garantilemişti.  Çocuklu aile dostu, yeni yapılmış ve çok ucuza herşey dahil lüks otelleri ve halkının konukseverliğiyle Türkiye, İsveçlilerin uzun yıllardır müdavimi olduğu İtalya, Fransa ve Yunanistan gibi turizm devlerini geride bırakmıştı. 

İsveçliler İstanbul dışında özellikle Side, Alanya ve Marmaris‘i tercih ediyorlardı. İstatiklere göre Türkiye’yi daha çok ortalama yıllık geliri en düşük olan dar gelirli İsveçli aileler (yıllık 598 bin kr) tercih ediyormuş ve İsveçliler yurtdışı tatillerinde en az harcamayı da yine Türkiye’de (7500 kr) yapıyorlarmış. 

Bu yaz Türkiye’ye gitmekten vazgeçen İsveçlilerin en çok tercih ettiği yerler ise alışık oldukları Yunanistan’ın Rodos ve Girit adaları ile İspanya’nın Mallorca ve Kanarya adaları olmuş. Türkiye’ye yapılan rezervasyonlar çığ gibi düşerken söz konusu Yunan ve İspanyol adalarına yapılanlar ise çığ gibi artmış!  

Türkiye tatillerinde gün batımı pozu veren İsveçli gençler..
 Peki İsveçli turistler bu yaz Türkiye’ye niçin gitmiyorlarmış ?

Çünkü korkuyorlarmış ! 

Türkiye’de yaşanan terör saldırıları ve ülkenin yönetiliş biçimi İsveçlileri ürkütüp korkutuyormuş.

Çünkü İsveçliler son bir yıldır Türkiye adlı rengarenk tabloya uzaktan baktıklarında şunları görüyorlar ve irkiliyorlar:

Türkiye’nin beyni olan Ankara’da ve kalbi olan İstanbul’da ard arda patlatılan bombalar !

Güneydoğu’daki kanlı çatışmalar ve arkasında bıraktığı iç savaş benzeri yıkıntılar !

Ülkenin her yanına serseri mayın gibi dağılmış ve kontrolden tamamen çıkmış perişan durumdaki 3, 5 milyon Suriyeli mültecinin yarattığı güvenlikle ilgili sorunlar !

Sürekli pompalanan karşılıklı Türk – Kürt nefret söylemi, tırmanan terör tehdidi ve yaratılan iç savaş çıktı çıkacak havası !

Gün geçtikçe sertleşen ve kendi halkına baskı ve şiddet uygulamaktan hiç çekinmeyen otoriter bir yönetim görüntüsü !

Gittikçe yükselen insan hakları ve ifade özgürlüğü ihlalleri ve kısıtlı demokratik ortamı !

Kısıtlanmaya çalışılan kadın hakları, kadın ve çocuğa yönelik şiddet eylemleri !

Bu arada şunu da belirtmeliyim; bu zamana kadar çok şükür ki Türkiye‘de hiçbir İsveçli terör kurbanı olmadı.  Ama Paris ve Brüksel‘deki terör saldırılarında ne yazık ki 4 masum İsveçli öldürüldü !

Ne diyelim ?


Hükümetin yaptıklarının faturası maalesef Türkiye halkına kesiliyor. Türkiye’de turizm sektöründe çalışan ve çoğu güneydoğulu olan yüzbinlerce yoksul insan ya da küçük işletmeci işinden ve ekmeğinden oluyor. 


Türkiye’de yaşanan tüm bu olumsuzluklar İsveç gazete manşetlerinde ve TV ekranlarında en öndeki yerini her zaman koruyor. Sıradan bir İsveçli gazetesini eline aldığında her gün Türkiye’ ile ilgili mutlaka olumsuz bir haber okuyor, Tv’ haberlerinde her akşam yıkıntıları izliyor, işyerindeki radyosunda tartışmaları dinliyor. Türkiye’deki terör olayları ya da insan hakları ihlali haberleri sistematik ve otomatik biçimde sürdürülüyor !


Bu haberlerin çarpıtılmış, kasıtlı, tek taraflı ya da uydurulmuş olması pek bir şeyi değiştirmiyor, Türkiye’ye ilişkin olumsuz hava yine esmeye devam ediyor. İnsanlar bunlardan çok kötü etkileniyor. 

İsveç’te Türkiye’nin adı sadece ; Canlı bombalar,  IŞİD’li teröristler, Türkiye’den İsveç’e akın eden onbinlerce Suriyeli mülteciler, öldürülen Kürtler, dövülen göstericiler, tutuklanan gazeteciler, işkenceci polisler, iktidar delisi siyasetçiler, baskıcı yöneticiler, yolsuzluk ve rüşvetler, insan ve uyuşturucu kaçakçısı çeteler, namus uğruna işlenmiş cinayetler, koca dayağı yiyen eşler, hayvanlara yapılan eziyetler, çocuk yaşta evlilikler, çocuk işçiliği ve çocuk dilenciliği gibi ne kadar gerilik ve ilkellik varsa onunla birlikte anılıyor. 

Özellikle son bir yıldır Türkiye denilince İsveçlinin aklına öncelikle işte bunlar geliyor.  

İsveçlinin yerinde siz olsaydınız ne yapardınız ?


TANER YILDIZ 

img_8940

Türkiye İsveçli 4 teröristi Antep’te tutukladı !

Üçü Göteborglu olan IŞİD teröristleri, 30’lu yaşlardaymış.. 

Dün İsveç Dışişleri bakanlığı, IŞİD saflarına katılmak için Türkiye’den Suriye’ye geçmeye çalışan 3 İsveçli teröristin Mart ayı başlarında Gaziantep‘de yakalanarak tutuklandığını ve İsveç’e sınırdışı edilecekleri haberini doğruladı. img_8942Bir aydır Türkiye’de tutuklu tutulan 3 İsveçli terörist ve İsveç oturumlu 1 teröristi, Suriye’ye geçmeye çalışırlarken sınırda jandarmalar yakalamış ve İsveç’e sınırdışı edilmeleri için mahkemece tutuklanmışlar.  

Konu hakkında İsveç’in Ankara Büyükelçiliği yazılı olarak bilgilendirilmiş.

İsveç Dışişleri bakanlığından Katarina Bydenius Türkiye’nin İsveçlileri tutukladığını doğrulamış ve şöyle demiş:

-“Üçü Göteborglu ve biri başka şehirli 30’lu yaşlardaki 4 İsveçli Türkiye’de tutuklu bulunuyorlar. Türkiye’nin resmi kurumlarıyla ilişki içindeyiz”.

SÄPO‘dan Fredrik Mildner‘in verdiği bilgiye göre 2012 ila 2015 yılları arasında 300 civarında İsveçli genç IŞİD‘e katılmak ve savaşmak için İsveç’ten Suriye’ye gitmiş ve bunların 135’i İsveç’e geri dönmüş, 44’ü ise çatışmalarda öldürülmüş.

Bu son olayla birlikte bunun bir ilk olmadığı, Türkiye’nin daha önceleri de birçok kez Suriye’de IŞİD saflarında savaşmak için Türkiye’ye giden onlarca İsveçli teröristi yakalayıp, memleketleri İsveç’e sessizce sınırdışı ettiği de ortaya çıkmış oldu.  

İsveç’te yeni terör yasası !

İsveç’te yeni çıkarılan “terör niyetli gezi” yasasıyla, terör amaçlı yolculuk yapmak yasaklandı ve 2 yıla kadar hapis cezası gerektiren bir suç oldu !  

Yasa yarın 1 Nisan‘dan itibaren yürürlüğe giriyor. 

Terör amaçlı gezi yasasının mimarı Adalet bakanı Morgan Johansson bugün yasayı savunmuş ve şöyle demiş:

-“Böyle bir yasaya ihtiyaç vardı. Şimdi yasal boşluk bir ölçüde giderilmiş oldu. Daha önceden elimizde böyle bir yasa olsaydı belki de kimi terör eylemleri önlenebilir ya da terör amaçlı yapılmış çoğu seyahat engellenebilirdi.

Daha önce yasal boşluktan dolayı polis bu kişilere karşı pek bir şey yapamıyordu. Bu yasa polise soruşturma açma, şüphelileri gizlice dinleme ve takip etme imkanı vermektedir. Bunun sayesinde terör gezisi niyetli kimseler hakkında önceden seyahat yasağı konulabilecektir. Bunun için tanık ifadeleri ya da toplanan istihbarat bilgileri yeterli olacaktır..” 

İsveç adalet bakanı Morgan Johansson.
 Her ne kadar yasanın asıl hedefi IŞİD ve siyasal İslamcı terör örgütleri olsa da, yasa kağıt üzerinde her çeşitten tüm terör örgütlerini kapsıyor. 

Bu yeni yasal değişikliğin IŞİD dışındaki  BM ve AB tarafından terör örgütü olarak tanınıp sınıflandırılan örneğin PKK’nın saflarına katılıp Türkiye’ye karşı savaşmak niyetiyle İsveç’ten Irak, Suriye ve Türkiye’ye giden gençlere şimdilik uygulanmayacağı ve sadece IŞİD teröristlerinin peşine düşüleceği sanılıyor. 

Bu yasaya göre aşağıdaki suçları işleyenler 2 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacaklar. 

 Terör niyetli eğitim almak, vermek ya da kampa katılmak, terör eylemine hazırlanmak ya da terörist eyleme katılma amacıyla yolculuğa çıkmak ya da terör amaçlı gezi yapmak yasaklanmış suçlar kapsamına alındı.

Ayrıca hangi gerekçeyle olursa olsun terör eylemi niyetiyle yapılan bir yolculuğu ya da bir terör eylemcisini finanse etmek, terör destekçisi bir gruba ya da derneğe para yardımı yapmak ya da para toplamak da yasaklı suç oldu. 

Ne diyelim ?

Çok yerinde ve gerekli bir yasa çıkarılmış ama epey de geç kalınmış !

Umarım bu yasa ister sağcı ya da solcu, isterse dinci ya da laik olsun, amacına ulaşmak için masum insanların ölümüne yolaçan şiddet eylemlerini bir yöntem olarak seçen ve terör eylemlerini benimseyip yücelten ve bu amaç doğrultusunda İsveç’te adam devşirip para toplayan tüm terör örgütlerinin hiç biri ayırd edilmeden uygulanır !

TANER YILDIZ 
 

img_8927

Türkiye Cumhurbaşkanı’nı Amerika’da Türkiye Dışişleri Bakanı karşıladı !

Mevlüt Çavuş’un yanında bir de Onbaşı varmış !

Etdoğan’ı havalanında Çavuşoğlu dışında başında genç bir onbaşının durduğu bir manga (10 er) askerden oluşan “Onur kıt’ası” sıfatıyla karşılamış !

Bakan eşleri dahil toplam 200 kişiyle 5 saatlik zirve toplantısını bahane edip yoksul halkın sırtından 5 günlüğüne Amerika’yı gezmeye gitmişler…

200 kişilik heyetin davetli olmadıkları için 5 günlük turistik Amerika tatilinin tüm yol, beslenme, konaklama ve ayrıca harcırahlarını devlet karşılayacakmış..

 ABD yönetiminin yüz vermediği ve havalanında karşılanması için temsilci göndermediği “Asrın lideri Erdoğan“ı, Amerikalıların yerine Türkiye Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Türkiye’nin Waşington büyükelçisi Serdar Kılıç coşkuyla karşılamış !   

Dünya lideri Erdoğan“ı uçağın merdiveninde karşılayan Türkiye Dışişleri bakanı Çavuşoğlu, “Amerika’ya hoşgeldiniz sayın Erdoğan” demiş!

 

Dünya lideri Erdoğan’ın Amerika’da karşılanmasında ‘genç bir onbaşı’ dışında hiçbir Amerikalı bakan ya da üst düzey bir yetkili hazır bulunmamış.

ABD’ye davet edilmek ve Obama ile görüşebilmek için aylardır çabalayan Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi’ni bahane yanında bir uçak dolusu ‘beleşci turist‘ordusuyla Amerika’ya gitmiş.

Erdoğan, ABDnin başkenti Washington’da kaldığı otel önünde bekleyen protestocular tarafından “Hırsız, katil, diktatör” sloganları ile protesto edilmiş.

 Özel emirle New Jersey’den otobüsle getirtilen ve otelin karşısındaki kaldırımda toplaşan AKP’li şakşakçılarda “Ant olsun ki milletin son sesi ustayı üzeni, üzeceğiz”, “Seni seviyoruz”, “Allah seni başımızdan eksik etmesin” yazılı pankartlarıyla yalakalık yapmışlar.

Erdoğan’a ziyaretinde “90 yıllık enkazı kaldırdık” diyen hatunu Emine Erdoğan, damadı Enerjik ve Talihli Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, ‘Birşeycikten birşey olmaz” diyen Ailesinin Bakanı Sema Ramazanoğlu, Kindar Gençlik Bakanı ve şamar oğlanı Çağatay Kılıç ve Hazinesinin Bakanı Mustafa Elitaş, Antalya Belediyesi  Başsoğanı Menderes Türel, Cumhurbaşkanı’nın en kalın borazanı İbrahim Kalın, Erdoğan’ın akıl danesi Jöleli Yiğit Bulut, Amerikalılara ‘Erdoğan’ı deliğe süpürmeyin kullanın‘ diyen Şeriatçı şeyh torunu Cüneyt Zapsu, borazancı başısı Anadolu Ajansı Müdürü Şenol Kazancı 5 romantik Amerikan gecesi yaşayabilmek için  geziye eşleriyle eşlik etmişler…   

Obama Erdoğan’la resmi görüşme yapmaya tenezzül etmeyip sadece o da belki zirve sırasında ayaküstü görüşecekmiş. 

Obama, Erdoğan’a ders vermek içinde gayrıresmi görüşmeyi Erdoğan’ın Türkiye ziyaretinde iktidar muhalifleri ve Demirtaş ile görüştüğü için çok kızgın olduğu yardımcısı Joe Biden ile yaptıracakmış !

Ne diyelim ?

90 yıllık Türkiye Cumhuriyetini ve devletini “enkaz durumuna düşürenler” utansın !

TANER YILDIZ

img_2896

Baskın Oran’ın Erdoğan’a açtığı onur davasının onurlu dava dilekçesi !

“Alçak ” !

“Vatan haini” !

 “Ahlaksız” !

“Mandacı artığı” !

“Zalim” !

 “Terör örgütü maşası” !

” Tiksinti verici” !

 “Lümpen” !

“Ruhu kirlenmiş”!  

“Kapkaranlık” !

 “Cahil” !

Bu ağır hakarerleri yapan ağzı bozuk bir sokak serserisi ya da kenar mahallenin küfürbaz kabadayısı değil, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin koskoca Cumhurbaşkanı, ağzı kuranlı, göğsü imanlı imam garip mezunu Recep Tayyip Erdoğan !

Bu ağır hakaretleri duyan ise Atatürk’ün Cumhuriyetinin laik eğitimiyle yetişmiş, hem Türkiye’de hem de yurtduşında birkaç üniversiteyi birden bitirmiş,    yüzlerce kitap devirmiş, binlerce üniversite öğrencisi okutmuş Üniversite hocası ve bilim adamı,  aklı hür düşüncesi özgür akademisyenleri, Türkiye’nin bilgi bakımından en değerli ve en üstün aydın kişileri ….

Erdoğan’ın ağza alınmayacak bu onur kırıcı aşağılamalarına maruz kalan imzacı akademisyenlerden birisi olan Baskın Oran “ben bu ağır hakaretleri kaldıramam ” dedi ve Erdoğan’ı mahkemeye verdi.
Erdoğan üstteki hakaretlerini ‘Savaş durumuna derhal son verilmesini ve çözüm sürecine dönülmesi “ni isteyen “Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildiriye imza atan akademisyenlere her fırsatta yapmıştı. 

Halen Mülkiye’de lisansüstü dersi veren emekli Proföser Baskın Oran‘da bu bildiriyi imzalamıştı.   

 Erdoğan’ın küfürlerine dayanamayan ‘Akil Adam‘ ve ‘İmzacı AkademisyenBaskın Oran, “ben bu ağır hakaretleri kaldıramam, onurumu korumak zorundayım ” diyerek Erdoğan’dan davacı oldu..

Erdoğan’ın akil adamı ve uzun yıllar destekçisi Prof. Dr. Baskın Oran, “- Onur diye bir şey var, kişilik haklarımı ihlal eden bu ağır hakaretleri ne bir şahıs olarak kaldırabilirim, ne de bir bilim insanı olarak. Bu ülkede yönetenlerin de hukuka tâbi oldukları’nın bilinmesi amacıyla Tayyip Erdoğan’ı mahkemeye verdim” dedi. 

Oran, “- Erdoğan imzacıları terörizme destek vermekle suçladı, Yargı başta olmak üzere çeşitli yerlere hedef gösterdi ve değil bir cumhurbaşkanının ağzına, hiç kimsenin ağzına yakışmayacak laflar kullandı” diyerek dava dilekçesinde Erdoğan’dan 10 bin TL tazminat istedi. 

  
Akil adam Baskın Oran davası hakkında şunları söyledi:

” – Cumhurbaşkanının kendi ağzına yakıştırabildiği bu hakaret ve aşağılamalardan herhangi birini bir TC vatandaşı bırakınız cumhurbaşkanına, herhangi bir vatandaşa söylese hemen hapis (ceza davası) ve tazminatla (hukuk davası) cezalandırılır.

Oysa TC yasaları, yönetilenler için olduğu kadar, yönetenlerin de tâbi olduğu hukuk metinleridir. Bu, hukuk devletinin bir numaralı kuralıdır.

TC Anayasası Md. 2’de ifadesini bulan hukuk devletini korumak için yemin etmiş bir cumhurbaşkanı, kendisine vatana ihanet dışında“ceza” davası açılamayacağını bahane ederek, ettiği hakaretler nedeniyle kendisine açılacak “hukuk” (tazminat) davasından kaçamaz.

Üstelik bu cumhurbaşkanı, bu mevkie geldiğinden bu yana kendisini eleştiren herkese binlerce dava açmış ve insanları hapse ve/veya tazminata mahkum ettirmiş biriyse. Bu ülkede yönetenlerin de hukuka tâbi oldukları bilinsin.”

İşte ekleri hariç 32 sayfalık ve hukuk dersi kıvamındaki  zehir zemberek dava dilekçesinin özeti :

“Davalı Erdoğan, akademisyenlere yönelik son derece ağır hakaretler ederek ve aşağılayıcı nitelemelerde bulunarak kişilik haklarına saldırıda bulunmuş, milleti göreve çağırarak destekçilerinin de saldırılarına zemin hazırlamış, idari ve yargısal yetkileri kullanan kamu görevlilerine, imzacılar hakkında soruşturma başlatılması talimatları vererek ifade özgürlüğü hakkını ihlal etmiştir. 

Erdoğan, konuşmalarında, bildiriyi imzalayan akademisyenleri hedef alarak onları terör destekçisi gibi göstermektedir.

Erdoğan’ın “millet bunlara gereken yanıtı verir” konuşması sonrasında ulusal medyada ve özellikle yerel basında imzacılar aleyhine haberler yayınlanarak bu kişiler hedef gösterilmiştir. Müvekkile elektronik posta yoluyla gönderilen tehdit ve hakaret içerikli bir kısım mektup örneklerini ekte sunuyorum.

Erdoğan’ın çağrısı sonrasında hemen harekete geçenlerden biri de organize suç örgütü liderliğinden hüküm giymiş olan Sedat Peker’dir. “… Kendi can sağlığınız için siz bu devleti batırmaya uğraşmayın. Şu an dahi hayatta olabilmenizin tek sebebi, devlet’in var olması ve ayakta durmasıdır. …Tekrardan söylüyorum; oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız!!!”

  

Davalının milleti göreve çağırması sonrasında, akademisyenler sosyal medya ve ulusal basında hedef gösterilmiş, hakarete uğramışlardır. Davalının konuşması sonrası gazete ve televizyon yayınlarında isim isim hain diye tanıtılan akademisyenler, toplum nazarında itibarsızlaştırılmaya çalışılmış, hakaretlere uğramıştır.

Bütün ömrünü insan ve azınlık haklarına vakfeden müvekkilin şiddet içermeyen, tersine barışı savunan, insan hakları ihlallerine dikkat çeken ve bu ihlallerin durdurulmasını talep eden düşünce açıklamasına Cumhurbaşkanı’nın bu biçimde müdahale etmesi, demokratik bir toplumda zorunlu bir müdahale olmadığı gibi tersine demokratik tartışma olanağını ortadan kaldıran bir etkiye sahiptir. 

Benzer açıklamaları yapan diğer kişiler her hangi bir yaptırımla karşılaşmadığı halde Cumhurbaşkanı’nın suçlayıcı, aşağılayıcı ve hedef gösterici söz ve eylemleri sonucunda müvekkilin de diğer akademisyenler gibi tehdit ve cezai soruşturmalara maruz kalması, ifade özgürlüğüne meşru olmayan bir müdahalenin varlığını göstermektedir.

Bu müdahale davalı Erdoğan’ın görevinden ve siyasal konumundan kaynaklanan özel bir ağırlığa sahiptir. Zira davalının her sözü, kamu makamlarınca emir telakki edilmektedir. Cumhurbaşkanı sıfatına sahip davalı Erdoğan’ın siyasal konumu ve görevi dikkate alınarak hukuk davasının kabulü, ifade özgürlüğünün gerekleri açısından özel bir öneme sahiptir.

Sarfedilen galiz sözlerin davacının kişisel itibarı ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu açıktır. Yukarıda sergilenen bu sözler, imzacıları terör destekçisi gibi göstermek, kendilerini alenen terör örgütü yanında saf tutmakla, terör örgütünün propagandasını yapmakla, teröre destek vermekle itham etmek ve ülkemizde yaşanan ağır katliamların sorumluluğunu onlara yüklemek açıkça haksız eylem niteliğindedir. Sadece “hain” kelimesi bile Yargıtay tarafından onur ve saygınlığa aykırı olarak değerlendirilmektedir.

Davalı, görüşlerini, hakaret ve aşağılama kelimelerine başvurmadan dile getirebilirdi. Ancak böyle yapmamış, her seferinde, bir cumhurbaşkanından beklenmeyecek biçimde aynı rahatsız edici dili kullanmayı sürdürmüştür. Davalının sözleri sonrasında yaşanan toplumsal, siyasal ve cezai yaptırımlar nedeniyle, davacı açısından düşünce ve vicdani kanaatlerini özgürce ifade edebilmek çok zorlaşmıştır.

Erdoğan’ın söz ve eylemlerinin Anayasada sayılan görevleriyle ilgili olmadığı, kişisel kanaatleri olduğu açıktır. Bu nedenle davalı kişisel eylemlerinden dolayı sorumludur. Davalının, cumhurbaşkanlığı makamının sorumsuzluğuna gönderme yaparak vatana ihanet dışında hiçbir biçimde sorumlu olmadığına yönelik sözleri yerinde değildir. Anayasa ve idare hukukçuları, Cumhurbaşkanının kişisel eylemlerinden sorumlu olduğu kanaatindedirler.

Davalının söz ve eylemlerinin hukuka aykırı olduğu ve davalının davaya konu kişisel eylemleri nedeniyle sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Aksi bir yorum, eşitlik ilkesini ihlal edebileceği gibi, Anayasa’nın demokratik hukuk devleti ilkesinin de ihlali anlamına gelir.”

Prof. Baskın Oran

Ne diyelim ?

Çok değil daha bir yıl öncesine kadar Erdoğan destekçilerinin ağır ve ünlü toplarından birisi olan çok değerli emekli profesörümüz nihayet Erdoğan’dan bu ağır küfürleri yiyince Erdoğan’ın gerçek yüzünü görebilmiş ve gerçek niyetini anlayabilmiş ! 

İş işten geçtikten sonra uyanmış ama olsun yine de geç olsun da güç olmasın !

Aramıza hoşgeldin sayın Baskın Oran !

Bekleyelim görelim; bakalım mahkeme de kim ‘baskın‘ çıkacak. 

Baskın mı yoksa küfürü basan mı ?


TANER YILDIZ

img_8910

İsveç Polisi hapishaneden kaçan boğaları arıyor !

İsveç hapishanesinden toplu firar !

Ama küçük bir fark var. Kaçkınlar azılı mahkumlar değil azgın boğalar !!!

Bugün İsveç polisi  hapishane kaçkını 24 boğanın peşine düştü ! 

24 boğanın tel örgüde delik açarak kaçtığı Sörby hapishanesi
 

Polis, firari boğaları görenlerin kanun namına 114 14 polis imdat’a haber vermesini istiyor. 

İsveç polisi dün gece Sörbyn yarı açık cezaevinin çevresindeki  1,5 metre yüksekliğinde”tel örgüde delik açmak suretiyle” arkalarında hiçbir iz bırakmadan “organize şekilde topluca“firar eden 24 yetişkin boğa için tuhaf bir arama emri çıkardı ve sağ salim bulunup tekrar hapishaneye konulmaları için halktan yardım istedi. 

İsveç’in kuzeyindeki Umeå şehrininin 45 km güneyindeki 3. derece güvenlikli yarı açık cezaevinde 40 mahkum ve 24 boğa birlikte kalıyormuş !

Ödül almış bir İsveç boğası !
 Mahkumların tarım işleriyle uğraşıp boğaların bakımını yaptıkları yarı açık cezaevinin çevresinde geniş orman ve tarım arazileri bulunuyormuş.

Tel örgüde delik açarak  diğer mahkumlara da kaçış fırsatı sunan boğaların bu kıyağından hiç bir mahkum yararlanıp ta hapisten kaçmamamış. Sadece boğalar kaçmış !

 – “Kaçanlar hırsızlar değil boğalar (tjurar inte tjuvar !), bulunmaları için halkımızın bize yardım ederse bundan müteşekkir oluruz ” diyor nöbetçi polis şefi Tommy Nilson. 

Cezaevi gardiyanları gece saat 03.00 ‘te firarı farkedip polise ‘firari alarmı‘ vermiş.  

Firari boğalardan birisi !
 

Hapishane kaçkınları toplum için tehlikeli değillermiş, çünkü hepsi de “ipdiş edilmiş genç tosunlar”mış !

Tommy Nilson :

“-her taraf karla kaplı olduğu için yiyecek bulmaları zor. Çok acıkınca hapishaneye gönüllü olarak geri döneceklerini sanıyoruz “demiş ve “insanlar korkmasınlar hapishane kaçkını boğalar insanlar için tehlikeli değiller ” diye de eklemiş ! 

Bir diğer hapishane kaçkını İsveçli boğa !

Ne diyelim ?

Çok şükür ki hapishane kaçkını boğalar “azılı boğalar “değillermiş !

Boğaları görürseniz lütfen polis imdat 114 14’e telefon edip haber verin !

TANER YILDIZ

img_2865

İşte Ensar Vakfı sapığı !

Ensar Vakfı sapığı yalnız çocukları değil, bayrağı ve Çanakkale’yi de  kirletmiş !

Sapık öğretmen Ensar Vakfı ve KAİMDER‘in Karaman Piri Reis Kültür Merkezinde ortaklaşa düzenlediği “Bensiz Olmaz Çanakkale Gösterisi“de, sahneye elinde Türk bayrağıyla tecavüz ettiği çocukların önünde çıkmış ve KAİMDER’in internet sayfasında yazdığı habere göre de seyircilerden bolca alkış almış. Ancak bu haber şimdi sitelerinden silinmiş ! 

Adı: Ensar Vakfı

Yer: Karaman’da Vakfa ait yatılı çocuk yurdu.

Tarih: 2016 yılı

Olay: Oğlan çocuklarına tecavüz, pedofili

Mağdur: Tecavüz edilen 9 yaşlarındaki 10 erkek çocukla birlikte cinsel tacize uğramış toplam 45 erkek çocuğu.

Suç süresi: 3 yıl

Fail: Ensar Vakfı öğretmeni Muharrem R.

Ceza: 600 yıl hapsi isteniyor

img_2865
Ensar Vakfı Karaman sapığı Muharrem R. sahnede bayrak sallıyor !
Ensar Vakfı Karaman şubesi yatılı yurdu ile Vakfın kardeş kuruluşu olan ve ortak etkinlikler yaptığı kısa adı KAİMDER olan Karaman İmam Hatip Mezunları Derneği’ yatılı evlerinde görev yapan; 54 yaşındaki öğretmen Muharrem R.’nin 9 yaşında 10 oğlan çocuğuna tecavüz etmesi ve çok sayıda öğrenciye yıllarca cinsel tacizde bulunmasına Vakıf yöneticilerinin ses çıkarmaması ve göz yumması Türkiye’nin gündemini sarstı.

Cinsel istismara uğrayan çocukların sayısının aslında 45 olduğu, tecavüzlerin 3 yıl süresince devam etmiş, vakfın yurt ve evlerinde yatılı kalan küçük çocukların bu süre boyunca denetimsiz şekilde bu cinsi sapığın ellerine bırakılmış, aslında yasadışı olan bu evler de valilikçe hiç denetlenmemiş.

Olay Ensar Vakfı evinde kalan ve tecavüz edilen bir erkek çocuğun yaşadıklarını okulundaki bir rehber öğretmene anlatmasıyla gün yüzüne çıkarılmış.

Küçük yaştaki oğlan çocuklarına tecavüz eden ve suçunu itiraf eden Ensar Vakfı öğretmeni Muharrem R. tutuklanmış. Sapık Öğretmen hakkında 600 yıl hapis talep eden savcı iddianamesi kabul edilmiş ve ilk duruşma 20 Nisan‘da yapılacakmış.  


AKP’nin ve Erdoğan ailesinin gözdesi olan  Ensar Vakfı
‘nın bu yargıya düşen ikinci “PedofiliSübyancılık” davasıymış. Ailelerin utancından ve kimi zamanda karşılığında, bu ve benzeri diğer dini vakıfların diğer illegal yatılı yurt ve evlerinde yaşanan çok sayıda benzer olayın çoğu zaman üstü kapatılıyormuş.

img_2873

Adı: Ensar Vakfı

Yer: Çorum’da Vakfa ait çocuk yurdu.

Tarih: 2008 yılı

Olay: 3 Kız çocuğuna tecavüz etmek.

Mağdur: Yaz kuran Kursu’na giden kız çocukları.

Fail: Ensar vakfı Çorum Şube başkanı ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni 52 yaşındaki Zekai İşler.

Ceza: 4 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.

 

Ensar Vakfı Çorum sapığı Zekai İşler Vakıftaki makam odasında poz veriyot !
 Ensar vakfı Çorum şubesi Başkan’ı Zekai İşler 15 yılla yargılandığı “Pedofili – Sübyancılık” davasında AKP torpiliyle ‘İyi halden‘ dolayı sadece 4 yıl 8 ay torpilli ceza almış. 

Sapık öğretmen hapiste 2 yıl yattıktan sonra yine “iyi halden” 2010 yılında serbest bırakılmış !

Ensar Vakfı Çorum Şube Başkanlığı yapan ve AKP Belediye Başkan adayı da olan, yerel gazete de sık sık din, ahlak ve namus üzerine makaleler yazan Din Kültürü öğretmeni 52 yaşındaki Zekai İşler o yaz Kuran kursuna gelen 2 kız çocuğuna tecavüz etmiş.

Çocuklardan birisi tecavüz edildiğini ailesine anlatmış. Muayene edilen kız çocuklarından birinin 3,5 aylık hamile olduğu tespit edilmiş. Kız çocuğunun imam babası tüm baskılara rağmen şikayetçi olunca adli süreç başlamış ve Din Kültürü öğretmeni Çorum L tipi cezaevini boylamış.

Ama ne İlginçtir ki mahkeme sonunda,  “nitelikli cinsel istismar” suçuyla yargılanan ve 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması gereken Zekai İşler, Adli Tıp’ın verdiği ‘kız çocuğunun ruh sağlığı bozulmuştur” raporuna rağmen “iyi hal”den 2010 yılında sadece 4 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmış.

img_2868Geçtiğimiz günlerde Emine Erdoğan Ensar Vakfı’nın bir toplantısına katılmış ve TürkiyeCumhuriyetini aşağılayan “90 yıllık enkazı biz  kaldırdık” özdeyişini burada söylemiş ve besleme vakıf yandaşlarınca ayakta alkışlanmıştı !


Ne diyelim ?

Karaman’daki tecavüz skandalı ile adı gündeme gelen Ensar Vakfı Erdoğan ve AKP iktidarıyla yıldızı parlatılan sözde dini vakıflardan birisiymiş. Bilal Erdoğan’ın TÜRGEV’inin de kardeş vakfıymış. 

Allah bu din tüccarı sahte müslüman namussuz deyyuslardan hem Türkiye’nin namusunu hem de küçük çocukların ırzını korusun !

TANER YILDIZ 

img_8831

Belçika bombacısını Türkiye yakalayıp Belçika’ya sınırdışı etmiş !

Türkiye benim teröristim bana yetiyor da artıyor bile demiş ve Gaziantep’te yakaladığı Belçikalı teröristi Hollanda üzerinden memleketi Belçika’ya sınırdışı etmiş ama belli ki Belçika’lıdan terörist olmaz diye düşünen Belçika, teröristini serbest bırakmış ! 

 

Türkiye, Brüksel havalanı bombacısı Belçika doğumlu İbrahim El Bakraoui’yi geçen yıl haziran ayında Gaziantep’ten Suriye’ye geçmeye çalışırken yakalamış ve IŞİD terörist savaşcısı olduğu gerekçesiyle 2015 Haziran’ında tutuklamış.

 İki hafta sonra da 14 Temmuz 2015’te istek üzerine Hollanda’ya sınırdışı etmiş.

Aynı gün Belçika büyükelçiliğine bir nota vererek sınırdışı kararını bildirmiş ve İbrahim’in IŞİD savaşcısı bir terörist olduğu konusunda Belçika’yı uyarmış. 

Ancak İbrahim Belçika’ya geldiğinde, Belçika Polisi ‘Türkiye tespit etmiş olabilir ama biz İbrahim’in terör bağlantısını tespit edemedik ‘diyerek serbest bırakmış.. 

 Belçika Adalet Bakanı Koen Geens, bugün Belçika Televizyonuna yaptığı bir açıklamayla sınırdışı olayını doğrulamış ve İbrahim el Bakraoui‘nin Türkiye’de yakalandığını ancak Belçika’ya değil, kendi isteğiyle Hollanda’ya gönderildiğini ve o dönem de İbrahim’in terör bağlantısını bilmedikleri için Belçika’da serbest bıraktıklarını söylemiş.    

IŞİD’li teröristin Türkiye’den Belçika’ya sınırdışı edildiğini bugün açıklayarak herkesi şaşırtan Erdoğan, Brüksel patlamalarından 4 gün önce de Belçika’da terör saldırısı olacağını bilmiş ve şöyle demişti :

“-Ankara’da patlayan bombanın, şehrin göbeğinde terör örgütü yandaşlarına çadır kurdurup şov yapma imkanının sağlandığı Brüksel’de veya Avrupa’nın herhangi bir şehrinde patlamaması için hiçbir sebep yok

– Bu açık gerçeğe rağmen, Avrupa ülkelerinin hala aymazlık içinde hareket ediyor olmaları, mayın tarlasında dans etmek gibidir. Ne zaman mayına basacağınızı asla bilemezsiniz. Ama bunun kaçınılmaz bir son olduğu da açıkça ortadadır.” 

Türkiye’nin 130 kişinin öldürüldüğü Paris saldırısını yapan teröristlerden biri hakkında da saldırıdan önce Fransa’ya bilgi verdiği ve terör saldırısı konusunda Fransa’yı uyardığı ortaya çıkmıştı… 

Türkiye’de yakalanıp kendi isteğiyle Hollanda’ya sınırdışı edilen 29 yaşındaki İbrahim El Barkaoui Brüksel havalanını bombaladı.
27 yaşındaki Belçikalı terörist Halit El Barkaoui Maelbeek metro istasyonunu bombaladı

29 yaşındaki canlı bomba İbrahim El Barkaoui Brüksel havalanında  kardeşi 27 yaşındaki Halit El Barkaoui de Moelbeek metro istasyonunda üzerlerindeki bomba yeleklerini patlatmışlardı. 
Patlamalarda 34 masum insan ölmüş 260 kişi de yaralanmıştı.  

 


Ne diyelim ?

Terör ve kör şiddet, isterse kutsal bir dava amacıyla yapılsın yine de iğrenç bir insanlık suçudur. 

Başkalarının terörünü besleyip çanak tutanların da terör ateşinde kavrulması kaçınılmazdır.

Emperyalist devletlerin onlarca yıldır bir terör yuvasına çevirdiği Ortadoğu yangının, onlarca yıldır Ortadoğu halklarını yakıp kavuran alevlerinin Avrupa’yı da sarması hiç kimseyi şaşırtmamalıdır…

Sağlıcakla kalın

TANER YILDIZ

img_2843

Türk halkı Türkiye’de aradığı adaleti Amerika’da bulacak mı ?

Erdoğan’ın Türkiye’de hapisten çıkarttırdığı İranlı Uşak Reza’yı Amerika bu kodese tıktı !

“HAK YERİNİ BULDU “

İranlı uşak Reza ZARRAB (namı diğer Rıza Sarraf)

Erdoğan, Reza Zarrab Türkiye’de tutuklanınca “dürüst ve hayırsever işadamıdır’ demiş ve daha sonra dava savcısını değiştirip Reza’yı serbest bıraktırınca da “hak yerini buldu” demişti !

Artık Erdoğan ailesi ile AKP’li bakanlar ihtiyaç duyduklarında ya da özlediklerinde Reza’yı bu aşağıdaki ‘seçkin’adreste bulabilecekler.   

 İşte Reza’nın yeni ev ve iş adresi : 09135-104 kayıt numaralı yüksek güvenlikli hücre, FDC Miami Cezaevi ABD.  

Reza Zarrap Boğaz manzaralı ve erguvan kokulu çifte yalısından ABD’ deki klozet manzaralı ve idrar kokulu bu kodesine taşındı !

   

İranlı uşak Emine Erdoğan’ın şatafatlı programlarını hiç kaçırmazdı. Emine hanımın narin ellerinden aldığı ödülüyle birlikte poz verip el aleme iktidar gösterisi yapmayı da eksik etmezdi
 

Erdoğan, sık sık törenlerde eşi Emine ile biraraya gelen Reza Türkiye’de tutuklanınca Pakistan dönüşü uçakta gazetecilere İranlı uşağı savunmuş ve şöyle demişti: 

“Reza Türkiye’ye katkısı olan dürüst ve hayırsever bir işadamıdır. Buna yolsuzluk demek mümkün mü? Bu hükümete, millete, milli iradeye yönelik bir operasyondur. Eğer yolsuzluktan bahsediliyorsa, bugüne kadar yazılanlardan milletin, devletin malına yönelik bir zarar okudunuz mu? Böyle bir şey varsa bana getirin, gereğini yapayım. “AB ofisine çantayla girdi, çantasız çıktı” diyorlar. Teslim edilirken bir görüntü var mı? Sadece “Çantayla girdi, çantasız çıktı” gibi bir yaklaşım olabilir mi? Böyle bir hukuk var mı? Belki o çantayla kitap falan götürülmüştür. Zafer Bey oğluna valizle hediye elbise gönderildiğini söylüyor. Böyle uyduruk şeyler. Kanıtın varsa görüntülü olarak suçüstü yap. O zaman eyvallah. Ama, ‘çantayla girdi, çantasız çıktı valizle girdi valizsiz çıktı’ anlayışını anlamak mümkün değil.” !

 

AKP hükümetince ödüle boğulan İranlı uşak hapisten çıkarıldıktan sonra Erdoğan’ın huzurunda Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş ve hırsız bakan Zafer Çağlayan yerine aynı çarkın dişlisi olarak atanan yeni dış ticaret bakanı ve Erdoğan’ın sağ kolu Nihat Zeybekçi’nin ikisinin birden elinden Yılın İhracaatcısı ödülü almıştı.
 
Daha önce Emine Erdoğan‘ın elinden ödül alan İranlı uşak Reza, hapisten çıktıktan sonra Erdoğan’ın huzurunda AKP Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş‘un elinden “Yılın İhracatçısı Ödülü” nü almıştı.  
İranlı uşak her zaman devlet protokolunun en ön sırasında ‘saz arkadaşları’başbakan ve bakanlarla birlikte oturtulurdu….
 

Türkiye’de 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu‘nun merkezinde yer alan ve yakalanıp AKP bakanlarının oğullarıyla birlikte 70 gün hapis yattıktan sonra davanın savcısı değiştirilerek serbest bıraktırılan çakma işadamı 33 yaşındaki Reza Zarrab, ABD’ye gidince; karapara aklamak, İran’a yönelik yaptırımları ihlal ederek ABD’yi dolandırmak, bankacılık sahtekârlığından Miami’de eşi Ebru Gündeş‘in yanında yakalanıp tutuklanmış.
Amerika’nın en dişli ve parlak savcısı Hint asıllı Preet Bharara, Zarrab için 75 yıl hapis istemiş. 

Emine Erdoğan aile dostu Reza’yı hiç yanından ayırmazdı !
 

BU SUÇLAMALAR GERÇEK ORTAKLARA BİR MESAJ !

Tutuklama açıklamasını New York’un büyük davaları takip eden yıldız başsavcısı hint asıllı Preet Bharara, Adalet Bakan Yardımcısı John Carlin ve FBI Bölge Direktör Yardımcısı Diego Rodriguez yapmış. Rodriguez şöyle demiş : “Bu suçlamalarla, bu kişilerin gerçek ortaklarını gizlemeye çalışanlara bir mesaj göndermiş oluyoruz” .

33 yaşındaki İranlı Reza 2008 yılında Türkiye’ye gelmiş ve çoğu bakanını düzenli rüşvete bağladığı AKP hükümeti tarafından özel himaye görmüş, İran ve Türkiye arasında altın kaçakçılığı ve kara para aklamacılığı yaparak Türkiye’nin sırtından kısa sürede milyar dolarlar kazanmıştı. 

Reza Zarrap AKP İçişleri Bakanı Muammer Güler’e 5 milyon dolar rüşvet verip kendisi ve ailesini özel işlemle Türk vatandaşlığına geçirtmişti. 

 

2008 yılında İran'dan Türkiye'ye gelen 33 yaşındaki Reza Zarrab AKP hükümetinin özel kararıyla Türk vatandaşı yapılmış ve hem Cumhurbaşkanlığı hem de Genel Seçim'de oy kullanmıştı. sizce İranlı uşak Reza kime ve hangi partiye oy vermiştir dersiniz ?!
2008 yılında İran’dan Türkiye’ye gelen 33 yaşındaki Reza Zarrab AKP hükümetinin özel kararıyla Türk vatandaşı yapılmış ve hem Cumhurbaşkanlığı hem de Genel Seçim’de oy kullanmıştı. sizce İranlı uşak Reza kime ve hangi partiye oy vermiştir dersiniz ?!
 
33 yaşındaki Reza Zarrap‘ın düzenli rüşvete bağladığı AKP bakanları Egemen Bağış, Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar istifa etmek zorunda kalmıştı.

17 Aralık Operasyonu sonrasında savcıların değiştirilmesinin ardından Reza ve şüpheliler hakkındaki suçlamalar düşmüştü. Erdoğan’ın tayin ettirdiği yeni savcı, Reza Zarrab ile eski bakan çocukları Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan’ında içinde olduğu toplam 53 kişi hakkında, “usulüne uygun delil toplanmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve herhangi bir örgüte rastlanmadığı” gerekçesiyle bu suçlardan kovuşturmaya gerek duyulmadığı açıklanmıştı.  Daha sonrada operasyonla el konulan rüşvet ve karaparalar başta Reza olmak üzere faiziyle birlikte şüphelilere iade edilmişti.

akhirsiz
AKP’nin hırsız dörtlüsü bakanları Egemen Bağış, Muammer Güler, Erdoğan Bayraktar ve Zafer Çağlayan “elele ve eller havada” İstanbul’dan Ankara’ya gelen liderleri Erdoğan’ı Esenboğa havalanında böyle karşılamışlardı !

Halbuki iddianeme çok sağlam ve suçüstü somut delillere dayanıyordu. Önceki savcının iddianamesine göre  AKP’li dört hırsız bakan şunlarla şuçlanıyordu:

Muammer Güler:
1- Zarrab’ın araçlarına trafikte emniyet şeridi kullanma imtiyazı vermek ve koruma polisi görevlendirmek.

2- Zarrab’la gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağlamak.

3- Zarrab’la ilgili adli ve istihbari çalışma olup olmadığının araştırılması için talimat vermek.

4- Zarrab’ın usulsüzlükleri hakkındaki haberlerin engellenmesi için girişimde bulunmak. 

Reza Zarrap pahalı çukulata kutusunun içnde 500 bin dolar rüşvet taksitini Egemen Bağış’a götüren adamına dinlenen konuşmasında şöyle demişti: “Fahişe’nin parasını önceden vermek adettendir !”
 

Egemen Bağış
1- İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın turizm belgeli bir otel kiralama girişimi ile yakınlarına vize alınması işleri için aracılık etmek.

2- Zarrab’la ilgili soruşturma olup olmadığı yönünde kurum ve kuruluşlardan araştırma yapılmasını sağlamak.

3- Zarrab’ın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimde bulunmak.

Zafer Çağlayan 

Zarrab’dan sağlanan, miktar ve değeri tespit edilemeyen maddi menfaatler karşılığında: 

1- Zarrab’ın İran’a altın ihracatı yapması işlerinde imtiyaz sağlamak.

 2- Gana’dan kaçak yollarla yurda sokulmak istendiği iddia edilen 1.5 ton altınla ilgili adli ve idari soruşturmaları engelleyerek altının Dubai’ye çıkışını sağlamak.

 
AKP’nin Dış Ticaret bakanı Zafer Çağlayan Reza’dan aldığı 700 bin dolarlık rüşvet saatini Meclis kürsüsünden böyle göstermiş ve “alınterimle aldığım bu saatim anamın ak sütü gibi ak ve heladir ” diye bağırmıştı !

Erdoğan Bayraktar:
1- Bir suç örgütünün yönetici ve üyelerinin kendilerine sağlanan miktar ve bazı menfaatler karşılığında; kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylatmaları, imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yummaları ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağlamaları ve bu eylemlerin bir kısmını Erdoğan Bayraktar’ın görevde olduğu sırada ve onun bilgisi doğrultusunda gerçekleştirmeleri. Bakanlıktan iş alan şirketlerin yemek işlerinin yakınlarının ortağı olduğu şirketlere verilmesi için aracılık etmesi.

Ne diyelim ?

Buna da şükredelim !

Türk halkı Türkiye’de mumla aradığı adaleti en sonunda ABD’de bulmuş oldu. 

İyi ki varsın Amerika !!!


TANER YILDIZ

img_2687-2

Türkiye AB’ye 3 milyar versin, 3 milyon Suriyelisini Avrupa’ya göndersin ! 

AB dün gece Türkiye’nin alnına kalın harflerle “Keriz” yazdı !

İki yüzlü Avrupa bağrına sığınanları satılığa çıkarıp Türkiye’ye pazarladı !  

Sırtı sıvazlanan Davutoğlu sorumsuz davranıp, Suriyeli mültecilerin ağır yükünü tek başına Türkiye’nin üzerine yıktı !

 AB kendi etrafına aşılmaz duvarlar ördüğü, güvenli ulaşım yollarını mültecilere kapattığı için sığınmak amacıyla İsveç’e ulaşmaya çabalayan 2 yaşındaki Suriyeli mülteci çocuğu Alan ege denizini şişme botla geçerken boğulmuş ve minik bedeni olabildiğince masumca, insanca ve çocukca Bodrum sahiline vurmuştu. Avrupa’nın zalimliğini, bencilliğini, merhametsizliğini dünya aleme duyurmuştu….

img_0751
AB başını eğmiş Davuutoğlu’nun sırtını sıvazlarken İsveç Başbakanı Stefan Lövfen gülümsüyor !

Geçen yıl Avrupa’ya gelen toplam 800 bin civarındaki Suriyeli sığınmacı ve buna bağlı olarak da Türkiye hem Avrupa’nın hem de İsveç’in gündeminden düşmüyor. 

Suriyeli mülteciler sanki Türkiyeli mültecilermiş gibi İsveç’in günlük gazetelerinde manşete taşınıyor. Gazetelerin başyazılarına ve yeminli Türk ve Türkiye düşmanı İsveçli gazetecilerin sık sık ve çoğu kez Türkiye’ye hakaret ve alay dolu köşe yazılarına konu oluyor. 

Gazetelerde ve TVlerde Türkiye’ye yağdırılan küfür ve hakaretlerin bini bir para !

Türklerin ve Türk devletinin ne haydutluğu, ne eşkiyalığı ne kabadayılığı ne mağdur sığınmacı tüccarlığı ne de dilenciliği kalıyor ! img_0749Neymiş efendim ?

Şu an dünyada toprağında en çok Suriyeliyi barındıran ve en az 3 milyonluk büyüklüğüyle dünya şampiyonu ilan edilen Türkiye‘ye, Suriyelilerini Avrupa’ya geçirmemesi ve ölümü göze alarak geçebilenleri de Avrupa’dan geri alması karşılığında AB Türkiye’ye taksit taksit 3 milyar avro ödeyecekmiş.

Bu 3 milyarın her kuruşunun Türkiye’deki Suriyelilere AB’nin sıkı kontrolünde ve kendi müfettişlerince harcanacağı belli olmasına rağmen sanki bu paranın dığrudan Türkiye’nin hazinesine gireceği ve oradan da Türkiyelilere Avrupa’nın sadakası olarak dağıtılacağı gibi bir hava estiriliyor.

2015’te AB nin merhametine toplam 800 bin civarında mülteci sığınmış, bunların 442 bini Almanya’ya, 162 bini de İsveç’e gelmişti. 200 bin kadarı da bazılarına birkaç yüz kişi olmak üzere diğer AB üyesi 26 ülkeye gitmişti.

Bir yıldır başta Danimarka, Polonya ve Macaristan’ın sığınmacılara yapmadığı eziyet ve  ırkçı rezillik kalmadı, koca koca ülkeler halen Avrupa’ya sığınmış durumdaki  160 bin mülteciyi kendi aralarında paylaşmak için yaka paça birbirine girdiler ama hala bir türlü paylaşamadılar.

10 milyon nüfuslu, dünyanın en zenginlerinden İsveç’te bile 162 bin Suriyelisi yüzünden aylardır yer yerinden oynuyor. İsveçliler sabahtan akşama sığınmacıların ülkeye getirdiği ekonomik yükü tartışıyor, refah ve güvenliklerinin tehlikeye düştüğünden yakınıyorlar.img_0767Bir tarafta 800 bin Suriyelisiyle dünyayı haraca bağlayan, dünyanın en zengin ülkelerinden oluşan, kişi başına milli geliri 50 bin doları bulan 500 milyon nüfuslu koskoca Avrupa kıtası, diğer tarafta 75 milyon nüfuslu, kişi başına milli geliri 7 bin doları zar zor bulan, halkının yarısı yoksulluk sınırı altında yaşayan, 3 milyon Suriyelisiyle tek başına kalan bir ülke; Türkiye.  

Dün bir kaç saat sürmesi planlanan AB-Türkiye toplantısı gece saat 01.00 de güç bela bitirilebilmiş. Toplantı da şunlarda görüş birliğine varılmış;  

1. Türkiye Suriyeli sığınmacıların Akdeniz ve Yunanistan üzerinden AB’ye geçişini tamamen engelleyecek. Yani Türkiye 3 milyon suriyelisini ve bundan sonra gelecekleri ülkesinde hapsedecek !

2. Boğulup ölmeden Yunanistan’a geçebilmeyi başarmış olanlar hemen Türkiye’ye geri gönderilecek.  Yine Türkiye, AB’nin beğenmeyip Türkiye’ye geri göndereceği Suriyelileri (terörist, tecavüzcü, hırsız, serseri, mesleksiz, iş göremez vb olanları) itirazsız kabul edecek.

3. AB beğenmeyip geri gönderdiği her işe yaramaz bir Suriyelisi karşılığında, Türkiye’deki Suriyelilerin arasından en iyi ve işe yarayan birisini seçip beğenerek Avrupa’ya alacak. Yani kötü Suriyelisiyle Türkiye’nin iyi Suriyelisini değiş – tokuş edecek !

4. Türkiye AB’nin refahı ve güvenliği için koca bir ‘mülteci toplama kampı’ olacak. Yani Türkiye Avrupa’nın bir ‘mülteci ambarına daha doğrusu çöplüğüne’ dönüşecek !

5. Bunun karşılığında AB’nin sıkı kontrolü altında ve sadece Türkiye’deki Suriyelilere harcanması şartıyla 2018 yılında Türkiye’ye taksiler halinde 3 milyar avro verecek.

6. AB Türk vatandaşlarına karşı uyguladığı sert ve sıkı vize politikasını belki Temmuz ayından itibaren birazcık yumuşatıp gevşetecek.


Ne diyelim ?

AB 50 yıldır kapısında beklettiği ve tam üyelik yalanıyla oyaladığı Türkiye’yi toplantılarına seyirci olarak bile çağırmıya tenezzül etmiyordu. img_0752Şimdi Suriyelilerden dolayı başı sıkışınca bir kaç ayda birkaç kez Türkiye ile aynı masaya ve baş başa oturmaya hatta basın önünde Türkiye’yi kucaklamaya bile başladı.


Suriyeliler ve mülteciler konusunda utanması ve eleştirilmesi gereken birisi varsa o da bencil ve Irkçı Avrupa yani AB’dir. 

Başını öne eğmesi gerekenler, Avrupa’nın etrafını duvarlarla örenler ve bununla da yetinmeyip ayrıca kendi iç sınırlarına da dikenli tellerle Demir Perdeler çeken Avrupa’lı ülkelerdir. Danimarka köprüsü başına asker ve polisini diken İsveç’tir. Merhametine sığınmış birkaç bin mültecisinin karnını ceplerindeki parayı soyarak ve parmağındaki yüzüklerine el koyarak doyuran Danimarka’dır, İsviçre’dir !

Başını dik tutması ve alkışlanması gereken de tüm eksikliklerine, yetersizliklerine ve Erdoğan gibi tehlikeli ve beceriksiz bir yöneticisine rağmen İsveç’in bir yılda aldığı kadar mülteciyi bir günde alabilen, 5 yıldır 3 milyon Suriyelisini 10 milyar dolar harcayarak barındıran Türkiye ile onlara evlerini, yüreklerini açan ve bir parça kuru ekmeğini bölüşen Türk ve Kürt halkıdır. 

İster kabul edin ister etmeyin bugün 3 milyon Suriyeli hayatlarını onlara kucak açan Türklere ve Kürtlere borçludur !
Türkiye halkının Suriyeliler konusunda dünya karşısında alnı ak yüzü açıktır.

Doğruya doğru !

Türkiye Suriyelilerin ağır yükünü tek başına sırtlamış ve Avrupa ülkeleri gibi suç bastırmak için bahanelere sığınmamıştır.

Dünyanın nimetlerinden en çok faydalanan Avrupalılar, dünyanın mültecilerinin  yükünü de üstlenebilmelidir. 

Ben olsam ; alın Ortadoğuya sattığınız silahlardan kazandığınız kirli ve kanlı 3 milyarınızı başınıza çalın ırkçı Avrupalılar der, çeker giderdim !!

TANER YILDIZ

img_0752

AB’yi korunmaya muhtaç mültecilerden Türkiye koruyacak !

AB adlı Alman kurdu, TÜRKİYE adlı kırmızı bayraklı kızı bugün bir kez daha sevinçle kucakladı !

Türkiye – Yunanistan sınırına 20 Mart’tan itibaren karadan ve denizden  DEMİR PERDE çekilecek. 

Mülteciler henüz uçmayı bilmedikleri için şimdilik bununla yetinilecek ve demir perde havadan da çekilmeyecek ! 

img_0751
Bu sabahki AB ve Türkiye arasındaki toplantıda AB’nin kendi içinde ve kendi çıkarları doğrultusunda hazırlayıp Davutoğlu’na dikte ettiği AB -Türkiye Mülteci anlaşmasına Davutoğlu hiç itiraz etmemiş ve başını eğip Türkiye adına hemen imzayı döşenmiş !

  
İşte kucaklaşma anlaşmasının şartları:

1. Türkiye sığınmacıların Ege üzerinden Yunan adalarına geçişini tamamen durduracak. 

Türkiye’den Yunan adalarına artık tek bir mülteci bile geçemeyecek. 

Sadece Suriyeliler değil, ayrıca Afrikalı, Afganistanlı ve Pakistanlı tüm mülteciler Türkiye’de depolanacak. 

2. Yarından itibaren (20 Mart’tan sonra) Türkiye’den Yunan adalarına geçebilen ve Yunanistan’a sığınma başvurusu yapmayan tüm mülteciler (sadece Suriyeliler değil, kim geçerse o) orada alıkonup aynı gün ya da birkaç gün içinde Türkiye’ye geri gönderilecek. 

AB’nin beğenmeyip Türkiye’ye geri gönderdiği her çürük mülteci için AB Türkiye’den bir sağlam mülteciyi (yılda en çok 72 bin tavanını aşmayacak şekilde) seçip beğenip alacak .

3. Şu an Yunanistan’da bulunan 46 bin mülteci Türkiye’ye gönderilmeyip diğer AB ülkeleri arasında paylaştırılacak.

4. Yunanistan’da baraka ve konteynerlerden geçici nöbetçi mahkemeler kurularak, uluslararası hukuk korumasında olan bireysel sığınmacılık  hakkını şeklen çiğnemiş olmamak ve yasaklanmış olan toplu sınırdışı ıygulamasına hukuki kılıf geçirmek için Türkiye’ye geri gönderilecek her mülteci hakkında formalite icabı tek tek mahkeme kararı çıkarılacak. 

Bunun için tüm AB ülkelerinden Yunanistan’a ödünç hakim, mübaşir, avukat, bekçi, tercüman ve konteynerler gönderilecek. 

5. AB tarafından kuruşuna kadar Suriyeliler için harcanmak şartıyla Türkiye’ye verilecek olan 3 milyar avro harcanıp tükendiği takdirde önümüzdeki 2 yıl içinde ek bir 3 milyar avro daha AB’nin keyfine göre Türkiye’ye verilecek. 

6. AB – Türkiye üyelik müzakereleri kapsamında bir başlık (bütçe) daha tamamlanıp kapatılma garantisi olmadan, göstermelik ve ucu açık olarak müzakereye açılacak.

7. Türkiye Nisan sonuna kadar AB’nin şart koştuğu 72 kriterin tamamını yerine getirdiği ve Avrupa Parlamentosu da onayladığı takdirde Türk vatandaşlarına karşı uyguladığı sıkı vize politikasını bu yıl Haziran ayından itibaren vize muafiyeti hedefiyle (İngiltere hariç) gevşetecek. 

Türkiye halen bu kriterlerden sadece 35’ini yerine getirmiş durumda. 

img_2687-1

Ne diyelim ?

Korunmaya muhtaç mültecilerden Avrupayı korumak için kapalı kapılar arkasında sürdürülen kirli pazarlıklar sonucunda Türkiye ile Avrupa arasına Demir perde çekmeye oybirliğiyle karar alan ve hemen ertesi gün uygulamaya koyan Avrupa ülkelerinin liderlerini ve bu ikiyüzlü Avrupa’nın kirli emellerine alet olan Türkiye’nin yöneticilerini şiddetle kınıyorum. 

Bu ayıbınız hepinizin alnına kapak olsun diyorum !

TANER YILDIZ 

img_8662-1

Halk otobüsünü bombalayan halk savaşcısı !

Adı Seher Çağla Demir. 24 yaşında.Kars doğumlu. Üniversite öğrencisi. 

img_8664
35 masum vatandaşın katili Halk otobüsü bombacısı ve PKK savaşcısı Seher Çağla Demir
 Yıllar önce ailesi
Türkiye’nin en doğusundaki Kars’tan Türkiye’nin en batısındaki Tekirdağ‘a gelip yerleşmiş. Belli ki orada rahat bir yaşam sürmüş ve okulunda başarılı olup,Balıkesir üniversitesini kazanmış.  
Üniversite eğitimini yarıda bırakıp bomba eğitimi almak için PKK’nın Suriye’deki kampına gitmiş. Terör saldırısından bir hafta önce Suriye’den Urfa’ya giriş yapmış. Otobüsle Ankara’ya gelmiş !
Kızılay bombacısı PKK militanı Seher Çağla Demir.
 Henüz bir çocuk doğurmamış olan Seher, daha yaşamının seher vaktinde bulunan ve sabırsızlıkla sabahın olmasını bekleyen 6,5 aylık doğmamış bebeği ana rahminde bombalayan bir “cenin katili” olarak adını tarihin en iğrenç sayfasına ‘kanlı harflerle‘ yazdırdı.  
img_2742-1
Karnındaki 6,5 aylık bebeği öldürülen 25 yaşındaki Songül Bektaş ve eşi ilk doğacak çocukları için alışveriş yapmaya çıkmışlardı.

img_2741

Kızılay’da kızıl kanı anasının rahminde akıtılan 6,5 aylık doğmamış bebeği, daha birkaç dakika önce annesi soluklanmak için Güvenpark’ta bir park bankına oturduğunda, karnının üstünden sevgiyle okşayıp sıvazlamış ve yavrusunun minik ritmik kalp atışlarını ve annesinin karnına ara sıra yumuşakca savurduğu minik tekmeciklerini hissedip gülümsemişti. 

Sözde Halk savaşcısı halk otobüsünü bombalayıp 37 masum vatandaşı öldürdü. 

img_2740
Kızılay meydanı katliamda yakınını yitiren vatandaşların yürek parçalayan feryatlarıyla inledi.
Kızılay’da kızıl kanı akıtılan Sivaslı 66 yaşındaki Ayşe Bilginoğlu adlı yaşlı teyze, eşiyle birlikte bir akrabasının Mamak‘taki nişan töreninden dönmüş, Dikmen‘deki evine gitmek için otobüs durağında halk otobüsünü bekliyordu ve bombalanıp öldürüldüğünde halk otobüsüne parasız binebilmek için hazır bulundurduğu 65 yaş kartını hala elinde tutuyordu… 
Sözde halk savaşcısı halk katilinin bombaladığı halk otobüsü.
 Kızılay’da kızıl kanı akıtılan 2 ayrı vatandaşın parmakları arasında da akşam yemeği niyetiyle birkaç lokma ısırılmış ve kızıl kana bulanmış ve sokak simitçisinden satın alınmış gevrek simit vardı… 

Kızılay’da kızıl kanı akıtılan bir diğer işçi ise ölü bedeninin parçalanmamış sağ eliyle içinde 4 ekmek olan bir torbayı sıkıca kavramıştı… 

14 yaşındaki Muharrem Kızılay’da karton toplayarak ailesini geçindiriyordu.
 

Kızılay’da kızıl kanı akıtılan ve Kızılay’ın çöplüklerinde kağıt ve plastik toplayarak belki de yoksul ailesini geçindiren 14 yaşındaki Muharrem‘in besinsizlikten arık kalmış küçük zayıf bedeni boyundan büyük çöp çuvalının yanındaki parçalanmış karton ve plastiklerin arasına saklanmıştı.

img_2730
Karaciğer hastası Emre Çakar 16 yaşında bir liseliydi.
 Kızılay’da kızıl kanı akıtılan 16 yaşındaki karaciğer hastası Emre Çakar lisede okuyordu ve gelecek hafta babasından alınacak “bir parça ciğer”in kendisine nakledileceği ameliyatına umutla hazırlanıyordu. Halk otobüsüyle Balgat’taki evlerine gidiyordu. Emre’nin zaten hasta olan karaciğeri yediği bombayla kapkara bir kan topuna dönüşmüştü. 
Halk katili için PKK Türkiye’de taziye çadırı açmış…
 

Ama 35 masum insanın katili canlı bomba Seher için aynı insanlık dışı zihniyeti taşıyan öteki sözde halk savaşcıları Türkiye’de taziye çadırı açmış ve topluca zafer işareti yapıp Kızılay katliamını kutlamış ! 

Ne halk ne de hükümet bu ucuz ve onursuz şova ses çıkarmamış !

Halk katilinin Tekirdağ’daki ailesi bu halk katili sözde halk savaşcısının cenazesini kabul etmeyeceğini söylemiş.

img_2728-1

Bu bahtsız ülkenin suçsuz günahsız ODTÜ’lü pırıl pırıl gençleri, Hacı Bektaşlı cankızı, peri güzeli öğrencisi, dersaneye giden liselisi, yaşlı teyzesi, gencecik sporcusu, çöpcüsü, işe yeni girmiş memuru, işçisi, emeklisi, taksicisi, işten evine dönen çayçısı, alevisi sünnisi yoksul ve gariban vatandaşları kurban gitti. Peki kimin halkı bu halk kıyımından ne kazandı ?

Ne diyelim ?

Kızılay katliamını yapanlar aynı iğrenç yöntemi kullanan İŞİD’in müslüman katili müslüman savaşçıları ile bu halk katili halk savaşcıları IŞİD’den farklı olmadıklarını göstererek tarihin kanlı sayfasında yan yana yerlerini aldılar! 

Çareyi terörde, şiddette, bombada ve savaşta değil, çareyi demokraside, siyasette, diyalogda, ve barışta arayıp bulmak istiyorum ben. 

Amasız ve fakatsız her türlü kör şiddete ve savaşa karşı çıkıyorum. 

Mazlum bir halkın haklı davasını haksız çıkaran bu iğrenç katliamı alkışlayanları, bu kanlı terörden beslenenleri ve bu sayede örgüt içinde ya da sahipsiz ülkemizde iktidarlarını koruyanları  kınıyor ve lanetliyorum.

Bu insanlık suçuna katılanlara ve buna göz yumanlara; Şeytanınızdan bulun diyorum !

TANER YILDIZ

img_8643-1

“Du var Charlie, du var Paris, kommer du att vara Ankara ? ”

De här människorna är inte annorlunda. De råkade bara vara turkar !”
Så skriver brittiske James Taylor, som bor i Ankara, i ett uppmärksammat Facebook inlägg om på ett dygn delats av över ett hundratusen personer.img_8641I inlägget efterfrågar han medkänsla och empati för offren efter söndagens bombdåd mitt i centrala Ankara.

 Ett avskyvärt terrordåd som utfördes av PKK och dödade minst 37 och skadade 125.

Här är den svenska översättningen av hela inlägget som han skrev på engelska ! 

“För dem som inte vet om Turkiet, eller som distanserar sig från dessa attacker, kanske detta dåd kommer att öppna deras ögon.

Bombningen i kväll inträffade i en av de mest överbefolkade delarna av centrum, intill många busshållplatser med människor som väntar på att gå sina hem, i parken som många går till för en utekväll, för att sitta avkopplande och dricka te.

Det är samma som en bomb exploderar utanför Debenhams varuhuset på Drapery i Northampton, eller på New Street i Birmingham, eller på Piccadilly Circus i London.

Det kunde ha varit där du bor !

Kan du föreställa dig att vara där? Kan du föreställa dig platsen du passerar varje dag, busshållsplatsen du kliver av på, gatorna du korsar totalt utplånade?

Kan du föreställa dig offren? Tonåringarna som försöker hinna på bussen för att åka hem, morföräldrar som promonerar i stan, de människor som väntar på en taxi efter en lång dag av fylld av skratt  och umgänge under solen.

Kan du föreställa dig att de var engelsmän och denna attack var i England.

De här människorna är inte annorlunda. De råkade bara vara turkar !

Föreställ dig om människorna som dog idag istället var några av dem som du ser varje dag på väg till jobbet, personer precis som du och jag, vanliga, glada människor. Familjer, poliser, studenter, par. Kanske dina vänner. De här människorna är inte annorlunda. De råkade bara vara turkar”.

I motsats till vad många tror, ​​är Turkiet inte Mellanöstern. Ankara är inte en krigszon, det är en normal modern pulserande stad, precis som alla andra europeiska huvudstad, och Kizilay är den absoluta hjärtat i stadskärnan. 

Det är mycket lätt att se på terrorattacker som inträffar i London, i New York, i Paris och känna smärta och sorg för de offren – varför inte känna samma för de som dog och skadades i Ankara?”

Är det för att du helt enkelt inte inser att Ankara inte skiljer sig från någon av dessa städer?

Är det för att du tror att Turkiet är ett övervägande muslimskt land, som Syrien, som Irak, liksom länder som befinner sig i ett tillstånd av inbördeskrig, så därför Turkiet måste vara densamma och eftersom du inte bryr sig om sådana länder, varför ska du bry dig om Turkiet? 

Om du inte tror att dessa attacker i Ankara påverka dig, eller så kan du inte känna samma smärta som du kände under Paris eller London attacker, då kanske bör du sluta att tänka varför, varför är det att du tycker det så. 

Turkiet är ett fantastiskt land med verkligen underbara människor. Jag har aldrig känt mig mer välkomna, mer glad, mer säker än jag gör här.

Ankara är mitt hem, det har varit under de senaste 18 månaderna, och det kommer att fortsätta att vara mitt hem.

Du var Charlie, Du var Paris. Kommer du att vara Ankara ?

James Taylor  i Ankara

Vad ska man säga?

Säger vi tillsammans att “Vi är Ankara” eller ? !

TANER YILDIZ

 
     

 
 

 

img_8631

Charlie oldunuz. Paris oldunuz. Peki Ankara da olacak mısınız ? 

Ankara’da yaşayan 25 yaşındaki İngiliz bir müzisyen gencin korkunç Kızılay terör saldırısından etkilenip Avrupalıları kurbanlara merhamete ve empatiye davet eden, Avrupa’nın terör konusunda ki ikiyüzlülüğüne ve kendi dışındaki teröre karşı vurdumduymazlığına değindiği ve Türkiye’yi samimice sahiplendiği Facebook’taki içtenlikli ve ilginç yazısı hem Türkiye’de hem de dünyada dün günün konusu olmuş ve onbinlerce kişi tarafından beğenilip paylaşılmıştı…  

İşte size James Taylor’un İngilizce yazısının Türkçe tam metni:

” Türkiye’yi bilmeyenlere ya da bu patlamaların kendilerine çok uzak olduğunu düşünenlere sesleniyorum. Belki bu yazdıklarım gözlerinizi açar.

Bu akşam yaşanan patlama, şehrin en kalabalık bölgelerinden birinde, birçok otobüs durağının bulunduğu, insanların evlerine gitmeyi beklediği, gece eğlenmek için geldiği, oturup dinlendiği ve çay içtiği bir parkın hemen yanında gerçekleşti.

Bu Northampton’ın Drapery bölgesindeki Debenhams mağazasının önünde, Birmingham’da New Street’te ya da Londra’daki Piccadilly Circus kavşağında bir bomba patlamasıyla aynı şey.

Orada olduğunuzu düşünebiliyor musunuz? Her gün önünden geçtiğiniz yerlerin, her gün beklediğiniz otobüs duraklarının, her gün aşındırdığınız yolların yok edildiğini bir düşünün.  

Kurbanları düşünebiliyor musunuz? Otobüse yetişmeye çalışan gençleri, şehirde dolaşan yaşlıları, gülüşüp söyleşerek geçen uzun ve güneşli bir günün ardından taksi bekleyen insanları…

Şimdi bu insanların İngiliz olduklarını, saldırının da İngiltere’de yaşandığını düşünün. Her gün işe giderken gördüğünüz, tıpkı senin ve benim gibi normal ve neşeli insanlar. Aileler, polisler, öğrenciler, sanatçılar, çiftler… Belki arkadaşlarınız… Bu insanlar da onlardan farklı değil. Tek farkları Türk olmaları, o kadar.

  

Pek çok insanın düşündüğünün aksine, Türkiye, Orta Doğu değil. Ankara da bir savaş bölgesi değil. Tıpkı diğer Avrupa başkentleri gibi normal, modern, hareketli bir şehir. Ve Kızılay da bu kentin merkezinde, tam kalbinde bir meydan.

Londra’da, New York’ta, Paris’te yaşanan terör saldırılarına bakıp kurbanların acı ve yasını paylaşmak, onlara  üzülmek çok kolay. Peki, neden aynısı Ankara için geçerli değil? 

Ankara’nın bu şehirlerden hiçbir farkı olmadığını anlamadığınız için mi? 

Türkiye de Suriye, Irak ya da iç savaş halindeki diğer ülkeler gibi ağırlıklı olarak Müslüman bir nüfusa sahip olduğundan burada da durumun aynı olduğunu düşündüğünüz ve “O ülkeleri umursamıyorum, Türkiye neden umurumda olsun ki ?” dediğiniz için mi? 

Ankara’daki saldırıların sizi etkilediğini düşünmüyor ya da Paris ve Londra saldırılarından etkilenip hissettiğiniz acı ve üzüntüyü burası için de hissedemiyorsanız, belki de durup neden öyle hissetmediğinizi kendi kendinize sorgulamalısınız.

Türkiye, gerçekten harika insanların yaşadığı muhteşem bir ülke. Hayatımda hiç buradaki kadar hoş karşılanmamış, kendimi mutlu ve güvende hissetmemiştim.

Ankara son 18 aydır benim evim ve öyle olmaya da devam edecek.

Charlie oldunuz !

Paris oldunuz !

Peki Ankara da olacak mısınız ? “

James Taylor

Ankara’da yaşayan genç bir İngiliz müzisyen. 

Ne diyelim ?

Dün ben de  “Ben Ankarayım” dedim ve Facebook duvar resmimi değiştirdim !

Peki hepimiz birlikte amasız ve fakatsız “Biz Ankarayız” diyebiliyor muyuz ? 

TANER YILDIZ

img_2742

Kızılay bombacısının, en genç kurbanı ana karnındaki 6,5 aylık doğmamış bebek !

Öyle ölüler vardır ki,
ben onların öldüklerini düşündükçe,
vakit olur,
yaşadığımdan utanırım.

Nazım Hikmet

Kızılaya kızıl kanları akıtılan suçsuz günahsız insanlar…..
Öldürüldüklerinde hala ellerinde yaşlılık kartını, ekmek torbasını ya da ısırılmış simidini tutulu duran garibanlar….

İşçiler, memurlar,  çaycılar, taksiciler, öğrenciler, üniversiteliler, liseliler, işsizler, emekliler.  Buram buram halk kokan suçsuz günahsız, işinden, alışverişinden, gezintisinden halk otobüsüyle evine giden ya da durakta halk otobüsü bekleyen talihsiz vatandaşlar….

Karnındaki 6,5 aylık bebeği öldürülen Songül Bektaş ve eşi
  img_2742-1 

Adı: Adsız ! Ana karnında 6,5 aylık bir bebek (cenin).

Doğmayı bekleyen bir bebek terör vahşetiyle  daha dünyaya gözünü açmadan ana rahminde tanıştı.

Yeni doğacak yavrusu için alışverişe çıkan Songül Bektaş‘ın karnındaki 6,5 aylık bebeği de terör kurbanı olmuş. Yoğun bakımdaki annesi Songül Bektaş’ın hayati tehlikesi sürüyormuş.

Eşiyle birlikte 2,5 ay sonra doğacak olan bebekleri için alışverişe çıkan 25 yaşındaki Songül Bektaş yorulmuş ve Güvenpark‘ta bulunan bir banka soluklanmak için kısa bir süreliğine oturmuştu.

Babasından karaciğer nakli bekleyen Emre Çakar

Adı: Emre Çakar, 16 yaşında.

Karaciğer hastası bir lise öğrencisiydi. Organ nakli olmak için ailesiyle birlikte Kütahya’dan Ankara’ya taşınmıştı. Kendi gibi karaciğer hastası olan diğer 2 kardeşine annesi ve amcasından karaciğer nakli yapılmış sıra babasının bir parça karaciğerini vereceği Emre‘ye gelmişti. Bir kaç hafta içinde ameliyat olacak ve hayata tutunacaktı. Halk otobüsüne binmiş Balgat’taki evlerine gidiyordu.

Yetim büyüyen ve bir peri kadar güzel Destina Peri Parlak

Adı: Peri Parlak, 16 yaşında

Hayatının baharında olan Konya Karapınar’lı periler güzeli Destina Peri yetim büyümüştü. Annesi Peri’ye hamileyken ölmüştü babası ve Peri kızı babasının yüzünü hiç görmemişti. İlköğretim 10. Sınıf öğrencisiydi. Okulu’nda çok başarılıydı ve üniversiteye hazırlanıyordu. Otobüs durağında otobüs bekliyordu.

Genç basketbolcu Doruk Özdemir

Adı: Doruk Özdemir, 17 yaşında.

17 yaşındaki Doruk Yusuf Özdemir Ankara Altınel Genç Basketbol takımı kaptanıydı. Çalışkan ve terbiyeli kişiliğiyle çevresinde çok sevilen genç sporcu maç sonrası evine gitmek için durakta otobüs bekliyordu.

Ölüme de el ele giden Nusrettin Can ve kız arkadaşı Zeynep Gülsoy

Adları: Zeynep Gülsoy ve Nusrettin Can, 20 ve 21 yaşındalar

İkisi de Hukuk fakültesi öğrencileriydi. Mezun olunca adalet dağıtacaklardı. Nusrettin Can kız arkadaşı Hacı Bektaş’lı Zeynep‘le buluşmuş, birlikte el ele dolaşmış ve akşama doğru evlerine dönmek için Güvenpark önündeki otobüs durağında otobüs beklemeye başlamışlardı.

Ozancan Akkuş ODTÜ Elektronik mühendisliğine dereceyle girmişti.

Adı: Ozancan Akkuş, 19 yaşında

Gaziantepli Ozancan derslerinde çok başarılıydı. ODTÜ Elektrik ve Elektronik mühendisliğini dereceyle kazanmıştı. En yakın arkadaşını birkaç ay önceki Ankara garı saldırısında yitirmişti. Evine gitmek için otobüs durağında otobüs bekliyordu.

Berkay Baş ODTÜ Metalurji Mühendisliği’nde okuyordu.

Adı: Berkay Baş, 20 yaşında

Ankara’da yaşıyor, Üniversiteye gidiyordu. Ankara Polatlı’lıydı. Bir Memur çocuğu olan Berkay ODTÜ Metalürji mühendisliği öğrencisiydi.

Memurluk işine yeni giren Mehmet Alan bekardı

Adı: Mehmet Alan, 26 yaşında

26 yaşında, bekar ve Aksaray’lı olan Mehmet Alan MTA’da memurluk yapıyordu. Ev kadını annesi kanser hastası olan Mehmet’in babası da işçilik yapıyordu. Evine gitmek için halk otobüsüne binmişti.

Adı: Eyüp Ulaş, 42 yaşında

Gölbaşı’nda oturan ve Sıhhiye’deki bir çay ocağında çalışan 2 çocuk babası çaycı Eyüp, işten çıkmış belediye otobüsüyle evine gidiyordu.

Solda çaycı Eyüp Ulaş, sağda taksici Turgay Bulut

Adı: Turgay Bulut

Taksici Turgay Ankara Haymana’lıydı ve taksicilik yapıyordu. İşini bitirdikten sonra Güvenpark’a uğramıştı.

 kimlikleri tespit edilen 34 kişinin isimleri şöyle:

“Muharrem Çermik, Ayşe Bilgilioğlu, Fehmi Çetinkaya, Bağdat Çermik, Turgay Bulut, Perihan Çermik, Mehmet Yurtsever, Murat Gül, Hamide Sibel Çetinkaya, Sevinç Gökay, Erdem Soydan, Berkay Baş, Taner Kılıç, Kerim Sağlam, Sümeyra Çakmak, Ferah Önder, Feyza Acısu, Yaşar Durakoğlu, Kemal Bulut, Cemal Özdiker, Elvin Buğra Aslan, Oğuzhan Dura, Eyüp Ulaş, Destina Peri Parlak, Kemal Kalıç, Elif Gizem Akkaya, Zeynep Başak Gülsoy, Nevzat Alagöz, Ozan Can Akkuş, Atakan Eray Özyol, Mehmet Alan, Nusrettin Can Çalkınsın, Dorukhan Yusuf Özdemir, Mehmet Emir Çakır.”

Ne diyelim ?

Hepsi de nur içinde yatsınlar, ışıklar içinde uyusunlar…

Allah bunu yapanları, bu vahşete göz yuman sorumluları ve politikacıları kahretsin !

TANER YILDIZ

img_2710

10 soruda Sarı Mercedes Türkiye’de nasıl bırakılır ?

 10 soruda yurtdışından Türkiye’ye araba götürmek !  (2. Bölüm)

Arabamı Türkiye’de bırakıp uçakla geri dönebilir miyim ?

Türkiye’ye getirdiğim arabayı benden başka kimler kullanabilir ?

Arabamı Türkiye’de bir akrabama ya da başkasına satabilir ya da devredebilir miyim?

2 yıl dolmadan çıkış yaptıktan sonra Türkiye’ye tekrar gittiğimde kalan süremi kullanabilir miyim ?

Aynı ya da başka bir arabamı 2 yıllık sürem dolduktan sonra tekrar Türkiye’ye ne zaman getirebilirim ?

Türkiye’deki 2 yıllık süremi aşarsam bir ceza alır mıyım ?

İki yıllık sürem bitince arabamla Türkiye sınırından şip şak giriş çıkış yapsam olur mu?

Türkiye’den çıkarken arabamı nereye ve nasıl bırakabilirim ?

Getirdiğim arabayı Türkiye’de gümrüğe terkedebilir miyim ?

Türkiye’den arabamla çıkış yaparken nelere dikkat etmeliyim ?

1. Sarı Mercedes’imi ya da Sarı VosVos’umu Türkiye’de bırakıp uçakla geri dönebilir miyim?

Evet dönebilirsiniz.

Arabanızı Türkiye’de bırakmak için en yakın gümrük idaresine başvurarak bir “taahhütname” vermeniz ve “yurtdışına taşıtsız olarak çıkış yapma izni” almanız gerekmektedir. Ya da gümrük idaresine arabanızı teslim ederek yurtdışına taşıtsız çıkış yapabilirsiniz.

2. Türkiye’ye getirdiğim arabayı benden başka kimler kullanabilir ?

Türkiye’ye getirdiğiniz otomobilinizi aynı sizin gibi yurtdışında ikamet etmesi şartıyla sadece eşiniz, çocuklarınız, anne ve babanız kullanabilir.

Otomobilinizi Türkiye’de yerleşik olarak yaşayan bir aile bireyiniz, bir akrabanız ya da bir başkası vekaletle de olsa kesinlikle kullanamaz. (Ama arabanın içinde sizin de olmanız halinde bir başkası da arabanızı sürebilir !)

Arabanızı, sizin ve sizinle birlikte yurtdışında yaşayan çekirdek aile bireyleriniz dışında başka kimselerin kullandığı tespit edildiği takdirde taşıtınız trafikten bağlanıp yurtdışı edilir ve hakkınızda cezai işlem yapılır. Ayrıca bu durumda arabanız bir trafik kazasına karışması halinde sorun yaşarsınız.

3.  Arabamı Türkiye’de bir akrabama ya da başkasına satabilir ya da devredebilir miyim?

Hayır satamazsınız ! Türkiye’ye getirdiğiniz arabanızı hiç bir şekilde akrabalarınıza ya da başkalarına hem satamaz, hem bağışlayamaz hem de devredemezsiniz !

4. İki yıl dolmadan çıkış yaptıktan sonra tekrar gittiğimde kalan süremi kullanabilir miyim ?

Evet bu 2 yıllık süre kapsamında Türkiye’ye tekrar gittiğinizde kalan sürenizi kullanabilirsiniz.

5. Arabamı 2 yıl içinde Türkiye’den çıkartmayıp süremi aşarsam ceza alır myım ?

Evet yüklü para cezası alırsınız !

Bu durumda 4458 sayılı Gümrük Kanununun 238 ve 241 inci maddeleri uyarınca hakkınızda cezai işlem yapılır. Yasal sürenizi 3 aydan az aşarsanız 6 kat usülsüzlük cezası ve 3 aydan fazla aşarsanız otomobilin normal gümrük vergisinin dörtte biri (%25) kadar para cezası ödersiniz.

6. Aynı ya da başka bir arabamı 2 yıllık sürem dolduktan sonra tekrar Türkiye’ye ne zaman getirebilirim ?

Türkiye’den arabanızla çıkış yapıp, yurtdışında en az 6 ay kaldıktan sonra !

Yurtdışında son bir yılda en az 6 ay  (185 gün) yerleşik olarak kalmış olmanız şartıyla Türkiye’ye aynı ya da bir başka arabanızı tekrar getirebilirsiniz.

7. İki yıllık sürem bittiğinde arabamla Türkiye sınırından şip şak giriş çıkış yapsam olur mu?

Hayır olmaz !

Tekrar Türkiye’ye araba getirebilmeniz için yurtdışındason bir yıl içerisinde kesintisiz en az 6 ay (185 gün) yerleşik olarak kalmış olmak zorundasınız !

8. Arabamı Türkiye’de nereye ve nasıl bırakabilirim ?

Arabanızı “geçici bırakma dilekçesinde” belirteceğiniz bir süre kapsamında bir Gümrük ambarına bırakabilirsiniz. Gümrük idaresinde kalan arabanın Türkiye’de kalış süresi işlemez. Bırakılan süre içerisinde geri alınmayan taşıtlar devlet adına satılarak elden çıkarılır !

Ya da evinizin ya da başka birisinin garajında da bırakabilirsiniz. Bu durumda siz yurtdışında olmanıza rağmen arabanızın Türkiye’de kalma süresi işlemeye devam eder.

9. Getirdiğim arabayı Türkiye’de gümrüğe terkedebilir miyim ?

Evet en yakın gümrük idaresine başvurarak arabanızı istediğiniz zaman Türkiye’de bir gümrüğe terk edebilirsiniz. Bunun için bir terk dilekçesi vermeniz yeterlidir, herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Ancak yasal olarak takip edilen bir vergi ya da trafik cezası borcunuz varsa bunu ayrıca ödemeniz gerekir !

10. Türkiye’den arabamla çıkış yaparken ya da gümrüğe bırakırken neler yapılmalıdır ?

Arabanızı yurtdışına çıkarırken ya da bir gümrük idaresine teslim ederken aracınıza ait bilgisayardaki “giriş kaydı“nın kapatılması ve pasaportunuzdaki “taşıt vardır” kaşesinin iptal edilmesi gerekmektedir.


Ne diyelim ?

Yasal kurallara uyulduğu ve ilgili yasayı arkadan dolanmak için ‘şark kurnazlığı‘ yapılmadığı sürece çoğu gurbetçimiz için önemli olan bu haktan yararlanmak hem çok kolay hem de tamamen bedava !

Bu konuda dikkat edilmesi gereken ve anahtar işlevi gören tek şey ‘yurtdışında 6 ay süreyle yerleşik olarak kalmış’ olmaktır. Bu şartı yerine getiren herkes kolaylıkla ve gümrüğe tek kuruş para ödemeden 2 yıl süreyle Türkiye’de arabasını rahatlıkla kullanabilmektedir…

Sarı ya da başka renk, Mercedes ya da başka marka arabanızla Türkiye’ye kazasız belasız yolculuk etmeniz dileğiyle !

TANER YILDIZ

img_2708

10 soruda Sarı Mercedes Türkiye’ye nasıl götürülür ?

10 soruda yurtdışından Türkiye’ye araba götürmek ? (1. Bölüm)

Kimler yurtdışından Türkiye’ye arabasını getirebilir ?

Arabamla Türkiye’de ne kadar süre kalabilirim?

Arabam kaç yaşında olmalıdır ?

Hangi ülkelerden Türkiye’ye araba getirilebilir ?

Arabamla birlikte karavanımı da getirebilir miyim ?

Kiraladığım arabayı Türkiye’ye getirebilir miyim ?

Başka birisinin arabasını Türkiye’ye getirebilir miyim ?

Türkiye gümrüğüne hangi belgeleri göstereceğim ?

Gümrükte işlem parası ödeyecek miyim ?

Arabam gümrükte pasaportuma işlenecek mi ?

  

10 soru da Türkiye’ye turistik araba götürme şartları (1. Bölüm)

1. Kimler yurtdışından Türkiye’ye geçici olarak otomobil getirebilir ?

Türkiye dışında son bir yıl içinde en az 6 ay (185 gün) yerleşik olarak kalmış birisi kendi adına kayıtlı otomobilini geçici olarak Türkiye’ye getirebilir. (6 aylık süre Türkiye’ye geliş tarihinden 1 yıl geriye doğru gidilerek hesaplanır)

2. Yurtdışından getirdiğim otomobilimle Türkiye’de ne kadar süre kalabilirim ?

En çok 2 yıl (730 gün) süresince kalınabilir. Bu süre emekliler içinde aynen geçerlidir.

3. Hangi ülkelerden otomobil getirilebilir ?

Getirilen otomobilin ikamet edilen ülkeye kayıtlı olması şartıyla her ülkeden otomobil getirilebilir. Herhangi bir ülke kısıtlaması yoktur.

4. Otomobilim kaç yaşında olmalıdır ?

Yeni ya da her yaşta bir otomobil olabilir. Otomobilin yaşı ve modeli konusunda bir sınırlama yoktur. 

5. Otomobilimin arkasında karavan da getirebilir miyim ?

Evet, otomobilinizle birlikte motorsuz bir karavan ya da römork da getirebilirsiniz ?

6. Kiralık bir otomobili Türkiye’ye getirebilir miyim ?

Evet, getirebilirsiniz. Ancak sizin adınıza özel yazılmış bir araç kiralama sözleşmenizin olması şarttır. Bu durumda kiraladığınız aracınızla sadece kiralama süreniz kadar Türkiye’de kalabilirsiniz. 

7. Başka birisinin adına kayıtlı bir otomobili Türkiye’ye kendim için getirebilir miyim?

Evet vekaletnameyle getirebilirsiniz. Ancak oto sahibinin de son bir yıl içinde en az 6 ay (185 gün) yurtdışında yaşamış olması ve size aşağıdaki vekaletnamelerden birisini vermiş olması şarttır:

  • Elçilik, konsolosluk veya noter onaylı bir vekâletname.
  • Otomobili getiren ile sahibinin gümrük girişinde birlikte hazır bulunarak kendi aralarında düzenleyip, gümrük idaresine onaylattıkları bir vekaletname.
  • Otomobili getiren ile sahibinin kendi arasında düzenleyerek ilgili ülkenin gümrük, belediye, emniyet ve mahkeme gibi resmi makamlarına onaylattığı bir belge.
  • Uluslararası Tur İttifakı (AİT) ve Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) üyesi ülkelerin otomobil kuruluşlarınca düzenlenen bir belge.
  • Otomobil firmaları ve diğer kuruluşlara ait taşıtlar için firma sahibi veya yönetim kurulunun imzasını ve onayını taşıyan bir vekâletname.
  • Kiralanarak (rent a car) getirilen otomobil için kira sözleşmesi.

8. Hangi belgeleri Türkiye gümrüğüne göstermem gerekiyor?

  • Pasaport
  • Otomobil mülkiyet belgeniz (registreringsbevis del 1 mavi kısım). Araç sizin değilse vekaletname ya da kiralama sözleşmesi. 
  • Türkiye’de de geçerliliği olan otomobile ait sigorta poliçesi (Gröna kort)
  • Emekliler için Türkçe tercümesi elçilikte onaylanmış emeklilik belgesi.

9. Otomobilim Türkiye gümrüğünde pasaportuma kayıt edilir mi ?

Evet, getirdiğiniz otomobil sizin pasaportunuza işlenir ve gümrük bilgisayarına kayıt edilir, ayrıca pasaportunuza açıklama notu düşülür.

10. Bu gümrük işlemi için ayrıca bir para ödemem gerekiyor mu ?

Hayır, herhangi bir para ödemeniz gerekmiyor !  Bu tür bir gümrük işlemi için Türkiye’de herhangi bir ücret alınmıyor. Yani Türkiye’ye otomobilizi götürmek bedava ! 

Ne diyelim ?

Bugünlük bu kadar ama “Arkası yarın” !

Türkiye’ye turistik kolaylıklar kapsamında taşıt getirme şartlarının ve inceliklerinin 10 soruluk ikinci bölümünü de bir başka yazımda ele alacağım.

  
Türkiye’de uzun yaz tatili hazırlıklarınıza yavaş yavaş başlamışsınızdır herhalde.

Türkiye’ye ister arabanızla isterseniz uçakla yolculuk edin, dileğim  güle güle gidin ve İsveç’e sağ salim geri gelin !

TANER YILDIZ 

img_8566

Bülent Metin’i bugün sonsuzluğa uğurladık….

İyi bir dost iyi bir arkadaş ve iyi bir yoldaş idi.

Değerli insan Bülent Metin yaşamı boyunca savaşsız ve sömürüsüz, dayanışmacı ve paylaşımcı, adilce ve özgürce yaşanacak bir dünya için içtenlikle mücadele etmişti. Şiddeti her zaman reddetmişti.

  
Genç sayılacak bir yaştayken, insan ve emekçi sevgisiyle çarpan hassas yüreği aniden duran, efendiliği ve yardımseverliğiyle tanınan değerli öğretmen arkadaşımız BÜLENT METİN bugün Stockholm’da sade bir cenaze töreniyle arkadaşları, yoldaşları ve dostları tarafından sonsuzluğa uğurlandı.  

Babalarını taptaze yüreklerine gömen sevgili kızları Pınar ve Deniz’e,  kızlarının annesi Aysun hanıma ve Türkiye’den gelen abisine başsağlığı diliyor, acılarını paylaşıyorum.

Işıklar içinde uyusun, yıldızlar yoldaşı olsun !

*”Buyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz. 

Biliyorum, ben uyurken hücreme pencereden girdiniz. 

Yüzünüzde yıldızların aydınlığı başucumda durup el ele verdiniz. 

Buyrun, oturun dostlar hoş gelip sefalar getirdiniz. “

*Bülent Metin’in yoldaşı Nazım Hikmet‘in Ölüme Dair şiirinden alıntı.

TANER YILDIZ

img_8451

“Deccal”ınızı başınıza siz kendiniz getirdiniz benim başörtülü bacılarım !

100 tane başı kasklı, üstü üniformalı Erdoğan fedaisi Yenibosna’da benim başı örtülü müslüman bacılarıma saldırdı, başörtülü başlarını coplarıyla yardı, tesettürleriyle yerlere kapaklandırdı üstüne de hem biberli gazıyla gazladı hem de basınçlı suyuyla bir güzel suladı !

Kabataş’taki Erdoğan’ın başörtülü bacısı koskoca bir yalandı ama Yenibosna’daki benim başörtülü bacılarım ise Erdoğan gibi acı bir gerçek !

Fethullah Gülen tarikatının müritleri Erdoğan’a kendilerine karşı yaptığı bu zulümlerden dolayı “Deccal” diyorlarmış !

ERDOĞAN benim başörtülü müslüman  bacılarımın başörtülü başını YARIYOR !

 

ERDOĞAN benim başı örtülü müslüman bacılarımı GAZLIYOR !

ERDOĞAN benim başı örtülü müslüman bacılarıma basınçlı zehirli su FIŞKIRTIYOR !

 

ERDOĞAN benim başı örtülü müslüman bacılarımın başörtüsünü COPLUYOR ! 

 

ERDOĞAN benim başörtülü müslüman bacılarımın başörtüsünü ÇİĞNİYOR !  

 

ERDOĞAN benim başörtülü müslüman bacılarımın başörtüsünü  yerlerde SÜRÜNDÜRÜYOR ! 

 

Ne diyelim ?

İşte budur etme bulma dünyasında ki bugünün AKP Türkiyesi !  Bunlar daha sizin iyi günleriniz benim başörtülü bacılarım !

ATATÜRK’ün başı açık, alnı açık, aklı açık, zihni açık, beyni açık, ufku açık, ışıl ışıl, pırıl pırıl ve apaydınlık KIZLARINI, başörtüsü sömürücüsü Deccal’ınıza siz kıydırdınız benim başörtülü bacılarım !

“Deccal”ınızın fedaileri onları Ankara’da copladılar, İstanbul Gezi’de gazladılar, İzmir’de tokatladılar !

Başı açık alevi kızları gösteride, yürüyüşde hatta evinin içinde kurşunladılar !

Güneydoğu’da başı açık müslüman bir kızı teröristtir diye üstündeki elbisesini soyup çırılçıplak sokağa attılar !

Siz başörtülü müslüman bacılarım bunlara hiç ses çıkarmadınız !

14 yıldır zalimi alkışladınız, masum insanların ahını aldınız !

BU BAŞINIZDAKİ KAPKARANLIK AKP “DECCALI”NIZI SİZ KENDİNİZ YARATTINIZ BENİM BAŞÖRTÜLÜ BACILARIM !

Daha bu ne ki !

 Daha çok karanlık ve daha çok kanlı günler göreceksiniz benim başörtülü müslüman bacılarım !

Yatın kalkın sizi kumalıktan, kulluktan ve ev hapsinizden kurtaran, sizi sokağa çıkaran, size soluk aldıran, sizin adınız yokken size ad koyan, size her türlü eşit hakkı ve hukuku tanıyan, sizi özgür kılan sizi okutan, herşeyinizi borçlu olduğunuz Atatürk’e ihanet etmenin cezasız kalacağını mı sanmıştınız yoksa a benim başörtülü saf müslüman bacılarım !

Kıssadan hisse alın ve şimdilik Atatürk’ün kızlarına oranla daha az olsa da, yediğiniz gazlardan ders çıkartın…

İster başörtülü ister başörtüsüz kalın ama bunlara rağmen siz de sağlıcakla kalın benim bacılarım !

TANER YILDIZ 

img_2518

Gözün aydın İsveç ! 

İsveç Veliaht Prensesi Viktorya bu gece nurtopu gibi bir Prens doğurdu !

 Prense OSCAR Carl Olof adı kondu.

Dün gece doğum yapan Prenses Viktorya bu sabah Saray evine gitmiş bile !

İsveç Kralı Carl Gustaf dördüncü torununa kavuştu, beşincisi de eli kulağında, gelecek ay Nisan’da yani yarı yolda !
 
İşte İsveç Sarayı’nın açıklaması: 

“Veliaht Prenses Viktoria ve Prens Daniel’in bugün 2 Mart 2016 Çarşamba günü saat 20.28’de, Solna’daki Karolinska Hastanesi’nde 3.665 gram ağırlığında ve 52 cm boyunda bir oğlu doğmuştur.

Hem annenin hem de bebeğin sağlık durumu gayet iyidir.

Prens Daniel doğum süresince hastanede hazır bulunmuştur.

Prens Daniel hastanede düzenlediği basın toplantısında 30 civarında gazeteci ve foto muhabirlerine bu büyük haberi vermiş ve onlarla sevincini paylaşmıştır”

 
Bugün sarayda yapılan ‘kraliyet doğum tanıklığı’nda Meclis Başkan’ı Urban Ahlin, Başbakan Stefan Lövfen, Baş Mabeyinci (Riksmarskalk) Svante Lindkvist ve Baş Kadın Efendi (ÖverhovmästarinnaKirstine von Blixen-Finecke hep birlikte prensi görmüşler ve sonra Prens’in doğumunu doğrulayıp resmen de onaylamışlar. Daha sonra devletin başı sıfatıyla Kral 16. Carl Gustaf başkanlığında sarayda yapılan Divan-ı Hümayun toplantısı sonrasında dedesi İsveç Kral’ı ‘ağzında gümüş kaşıkla doğan’ en küçük erkek torununun tam adının PRENS OSCAR CARL OLOF, hitap adının Oscar ve ünvanının da doğum armağanı olarak da torununa koskoca SKÅNE bölgesini bağışladığı için  Prins Oscar Hertig av Skåne (Skåne Dükü Prens Oscar) olduğunu açıklamış.

Bugün tam saat 12.00 ‘de de başkent Stockholm ve İsveç’in 4 ayrı şehrinde 21 pare top atışı yapılarak küçük Prensin doğumu dünya aleme duyurulacakmış.

Saat 12.15’te de Saray Kilisesi‘nde (Slortskyrkan) sadece Kraliyet ailesinin yakınları ile meclis, hükümet ve devlet temsilcilerinin katılacağı geleneksel ‘şükran ayini‘ yapılacakmış. Yeni doğan Prensin daha önce doğmuş olan 4 yaşında ve Prenses Estelle adında bir ablası olduğu için büyüdüğünde belki de hiçbir zaman İsveç Kral’ı olamayacak. Çünkü İsveç’te taht artık  öncelikle ister kız ister oğlan olsun en yaşlı evlat’a geçmekte.

Bu durumda anayasaya göre tahta geçiş önceliğinde 1. sırada annesi Viktorya, 2. sırada ablası Estelle ve 3. sırada da yeni doğan küçük Prensin kendisi durmaktadır.  Ne diyelim ?

İsveç Kraliyet ailesinin gözü aydın olsun !

Belli ki kraliyet ailesine dışarıdan giren ve ‘soylu olmayan‘ bebeğin babası Prens Daniel‘in babasının yani yeni doğan Prensin baba tarafından dedesi olan ‘OLLE‘ nin adı pek soylu görülmediği için ana tarafından Kral dedesi CARL‘ın adı minik prense verilirken öbür dedesinin adı verilmemiş !

Allah minik Şehzadeyi Veliaht Prenses analı ve Prens babalı büyütsün !


TANER YILDIZ

img_2482

İsveç pasaportu dünya ikincisi oldu !

 İsveç pasaportu dünyanın en güvenilir ve en güçlü ikinci pasaportu ilan edilerek ‘Gümüş Madalya‘ aldı !

İsveç, ‘Altın Madalya’ sadece 1 ülke farkıyla dev rakibi Almanya‘ya kaptırdı !  

Dünyanın en güvenilir, en güçlü ve en iyi pasaportu 177 ülkeye vizesiz giriş sağlayan Alman pasaportu oldu.

İsveç pasaportu da 176 ülkeyle Alman pasaportunun arkasından ikinci sıraya yerleşti.  

 

Türk pasaportu ise 102 ülkeyle ancak 51. sırada tutunabildi !

 

Listenin sonuncusu ise 25 ülkeyle Afganistan oldu. 

Afganistan’ı sonunculukta komşusu Pakistan ve Irak izledi.

İngiliz danışmanlık şirketi Henley & Partners ile Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği IATA nın geçtiğimiz Ocak ayında ortaklaşa güncellediği vizesiz seyahat endeksi açıklandı.

Listede 199 ülke pasaportu yarıştı ve vizesiz seyahat yapılabilecek 218 ülke temel alındı. Her ülkenin pasaportuyla  bu 218 ülkeden kaçına vizesiz seyahat edilebildiğine bakılarak 199 ülke tek tek sıralandı. 

Sıralamada Almanya 177 ülkeyle birinci, İsveç 176 ülkeyle ikinci geldi. 

İlk 10’un hepsi de hristiyan ülkeler olurken, dip 10’un hepsi de müslüman ülkeler oldu !

Listede en üstlerde yer bulabilen tek müslüman ülke, 151 ülkeye vizesiz seyahatla 23. sıraya yerleşen hem petrol zengini hem de 415 bin nüfuslu uzak doğu ada ülkesi Brunei Sultanlığı oldu. 

102 ülkeyle 51. olan Türk pasaportuyla ilk 10’a giren hiçbir ülkeye vizesiz giriş yapılamazken, listenin dibinde yer alan son 10 ülkenin hepsine de vizesiz girilebiliyor !

Dünyanın en iyi pasaportları 

İlk 10

1. Almanya 177 ülke 

2. İsveç 176 ülke

3. Finlandiya, Fransa, İtalya, İspanya, İngiltere 175 ülke

4. Danimarka, ABD, Hollanda, Belçika  174 ülke

5. Avusturya, Japonya, Singapur 173 ülke

6. Norveç, Kanada, Irlanda, Potekiz, İsviçre, Luxemburg, Güney Kore  172 ülke

7. Yunanistan, Yeni Zellanda  171 ülke

8. Avustralya 169 ülke

9. Malta 168 ülke

10. İzlanda, Macaristan, Çek  Cumhuriyeti  167 ülke

   51. Türkiye  102 ülke

  

Dünyanın en kötü pasaportları

Dip 10

98. İran, Sudan, Eritre, Etiyopya 37 ülke 

99. Libya 36 ülke

100. Suriye 32 ülke 

101. Somali 31 ülke

102. Irak 30 ülke

103. Pakistan 29 ülke

104. Afganistan 25 ülke

  

Ne diyelim ?

İsveç pasaportu olan sevinsin !

TANER YILDIZ

İşte meraklısı için ülke ülke tam liste:

   
 

img_2470

Yastık altındaki şu İsveç paralarınızı hemen harcayın !

İsveç 1000’likleri 30 Haziran’dan sonra İsveç’te alışverişte geçmeyecek !

İsveç Merkez Bankası (Riksbanken) İsveç banknotlarını ve bozuk paralarını tamamen yenileriyle değiştiriyor.

  

İsveç’in 20, 50 ve 1000 kronluk banknotları bu yıl 30 Haziran’dan sonra piyasadan kalkacak ! Yani bu paralar 3 ay sonra  İsveç piyasasında geçerliliğini yitirecek .

Halen geçerli olan ve piyasada bol miktarda bulunan 20, 50 ve 1000 kronluk banknotlar önümüzdeki 30 Haziran‘dan sonra alışverişte ve ödemelerde kullanılamayacak. Bu üç banknot bu tarihten sonra piyasadan tamamen kaldırılmış olacak.

Bu paralar önümüzdeki 31 Ağustos 2016 tarihine kadar banka hesaplarına yatırılabilecek. Fakat 31 Ağustos’tan sonra bankalar da artık bu banknotları kabul etmeyecek !  Ancak İsveç merkez bankası geçersiz kalacak olan eski paraları 31 ağustos’tan sonra da 100 kron ücret karşılığında yeni banknotlarla değiştirecek. 

100 ve 500 kronluk banknotlar ile 1 ve 5 kronluk bozuk paralar ise bir yıl daha piyasada geçerli kalacak. 30 Haziran 2017 tarihinden sonra onlar da piyasadan kalkacak. Yerine yenileri piyasaya sürülecek…